Bazı sanatkarlar vardır, onların vefatı yalnızca bir sanatkârın aramızdan ayrılışı değil, aynı zamanda bir kültür muhafızının nöbetini tamamlayışı olarak görülür. İşte Cinuçen Tanrıkorur da böyle isimlerden biridir. Vefatının üzerinden yıllar geçmiş olmasına rağmen onun adı anıldığında yalnızca bir bestekâr, yalnızca bir ud virtüözü yahut yalnızca bir mûsikî araştırmacısı hatırlanmaz; aynı zamanda bir medeniyet tasavvuru, bir kültür şuuru ve bir sanat ahlâkı da hatırlanır.

28 Haziran, Türk kültür ve sanat hayatı için sıradan bir tarih değildir. Bu tarih, ömrünü Türk mûsikîsinin inceliklerini anlamaya, anlatmaya ve yaşatmaya adamış büyük bir sanat adamının Hakk’a yürüdüğü gündür. Bugün onu anarken yalnız geçmişe dönüp bir hatırayı tazelemiyor, aynı zamanda geleceğe bırakılan büyük bir mirasın kıymetini yeniden idrak ediyoruz.
Cinuçen Tanrıkorur’un sanat yolculuğu, Cumhuriyet döneminin kültürel kırılmaları içinde şekillenmiş bir arayışın hikâyesidir. O, modernleşme ile gelenek arasında sıkışıp kalan sanat anlayışlarının ötesine geçebilmiş ender isimlerdendi. Türk mûsikîsinin köklü geleneğini savunurken körü körüne bir muhafazakârlığa saplanmadı; yenilik arayışında bulunurken de köklerinden kopmadı. Onun sanatındaki en dikkat çekici husus, geleneği bir yük olarak değil, bir ilham kaynağı olarak görmesiydi.

Bugün geriye dönüp baktığımızda Tanrıkorur’un yalnızca eserleriyle değil, fikirleriyle de yaşadığını görüyoruz. Zira o, mûsikîyi yalnızca kulağa hitap eden estetik bir faaliyet olarak değerlendirmiyordu. Ona göre mûsikî, bir milletin hafızasını taşıyan en güçlü kültür unsurlarından biriydi. Makamlar, usuller ve güfteler asırlar boyunca biriken tecrübelerin, duyguların ve düşüncelerin ses hâline gelmiş şekilleriydi. Bu yüzden Türk mûsikîsine yöneltilen yüzeysel eleştiriler karşısında ilmî bir dirayetle durmuş, kalemiyle ve konuşmalarıyla bu sanatın tarihî derinliğini anlatmaya çalışmıştır.
Sanat hayatı boyunca yüzlerce eser besteleyen Tanrıkorur, klasik Türk mûsikîsinin en verimli bestekârlarından biri olmuştur. Eserlerinde hem klasik üslubun zarafetini hem de kendi şahsiyetinin izlerini görmek mümkündür. Onun bestelerinde bir yandan geçmiş asırların estetik anlayışı hissedilirken diğer yandan çağdaş bir ruhun nefesi duyulur. Bu sebeple eserleri yalnız kendi döneminin değil, gelecek nesillerin de repertuvarında yaşamaya devam etmektedir.
Fakat Tanrıkorur’u farklı kılan yalnızca bestekârlığı değildir. O aynı zamanda bir fikir adamıydı. Gazete ve dergilerde yayımlanan yazıları, kültür politikalarına dair değerlendirmeleri ve mûsikî üzerine yaptığı ilmî çalışmalar, onun sanatın ötesinde bir medeniyet meselesiyle ilgilendiğini göstermektedir. Türk kültürünün öz değerlerinin korunması gerektiğini savunurken bunu hamasete yaslanarak değil, bilgiye ve birikime dayanarak yapmıştır.

Ud sazı ise onun elinde adeta yeniden konuşmaya başlamıştır. Türk mûsikîsi tarihinde pek çok büyük udî yetişmiştir; ancak Cinuçen Tanrıkorur’un icrası kendine mahsus bir zarafet ve derinlik taşır. Onun taksimlerinde yalnız teknik ustalık değil, aynı zamanda tefekkürün sesi duyulur. Her nota sanki bir düşüncenin, her ezgi bir medeniyet hatırasının tercümanı gibidir. Bu sebeple onu dinleyenler yalnız bir müzik icrasına değil, aynı zamanda ruhî bir yolculuğa da şahitlik ederler.
Bugün yaşadığımız çağ, hızın ve tüketimin hâkim olduğu bir çağdır. Kültür ürünlerinin bile kısa ömürlü olduğu, kalıcılığın giderek zorlaştığı bir zamanda Cinuçen Tanrıkorur’un mirası daha büyük bir anlam kazanmaktadır. Çünkü o, sanatın gelip geçici beğenilere teslim edilmemesi gerektiğini hatırlatır. Gerçek sanatın sabır, emek, ilim ve köklü bir kültür şuuru üzerine inşa edildiğini gösterir.
Onun hayatına bakıldığında dikkati çeken bir başka husus da şahsiyetidir. Tanrıkorur, sanatı ile kişiliği arasında uçurum bulunmayan nadir insanlardandı. Nezaketi, tevazuu, çalışkanlığı ve ilmî titizliğiyle tanınmış; öğrencileri ve dostları üzerinde derin izler bırakmıştır. Ardında bıraktığı eserlerden daha az kıymetli olmayan şey, işte bu ahlâkî mirastır.
Aradan geçen yıllar göstermiştir ki bazı sanatçılar yalnız yaşadıkları döneme ait değildir. Onlar zamanın ötesine geçerek bir milletin ortak hafızasına yerleşirler. Cinuçen Tanrıkorur da bu isimlerden biridir. Bugün onun besteleri konser salonlarında icra edilirken, yazıları araştırmacılar tarafından okunurken ve öğrencileri onun açtığı yolda yürürken aslında sanatkâr hâlâ yaşamaktadır.
Vefatının yıl dönümünde Cinuçen Tanrıkorur’u rahmet, minnet ve hürmetle anıyoruz. Onun hayatı bize bir medeniyetin ancak kendi sesine sahip çıktığı ölçüde yaşayabileceğini hatırlatmaktadır. Türk mûsikîsinin bu büyük muhafızı ve büyük sanatkârı, ardında bıraktığı eserlerle nesiller boyunca yaşamaya devam edecektir.
Ruhu şâd, mekânı cennet olsun.


YORUMLAR