Hayat, insana her yaşta farklı bir güzellik sunar. Çocukluğun masumiyeti, gençliğin heyecanı, yetişkinliğin sorumluluğu ve ileri yaşların olgunluğu birbirinin alternatifi değil, birbirini tamamlayan değerlerdir. Bu yüzden her yaşın kendine ait bir dili, duruşu ve zarafeti vardır. İnsan yaş aldıkça sadece takvim yaprakları değişmez; yaşanmışlıkları, tecrübeleri ve hayata bakışı da derinleşir. İşte bu yüzden olgunluk, insana yakışan en güzel elbisedir.
Bazen çevremize baktığımızda, ellili ya da altmışlı yaşlarında olmasına rağmen sürekli genç görünmeye çalışan, konuşmalarını ve davranışlarını sadece dikkat çekmek üzerine kuran insanlarla karşılaşıyoruz. Elbette herkes istediği gibi giyinebilir, istediği gibi yaşayabilir. Kimsenin tercihlerini yargılamak doğru değildir. Ancak insanın yaşının getirdiği ağırlığı, nezaketi ve tecrübeyi tamamen yok sayarak yapay bir gençlik yarışına girmesi düşündürücüdür. Çünkü gerçek gençlik bedende değil, ruhta ve zihindedir. Kendisiyle barışık olan bir insanın yaşını saklamaya değil, yaşadığı hayatı güzelleştirmeye ihtiyacı vardır.

Bu durum sadece kadınlar ya da erkeklerle ilgili değildir. Cinsiyet fark etmeksizin hepimiz zamanın doğal akışını kabul etmeyi öğrenmeliyiz. Aynaya baktığımızda geçen yılları bir kayıp olarak değil, bizi olgunlaştıran bir emanet olarak görebilmeliyiz. Kırışıklıklar, beyazlayan saçlar ya da değişen yüz hatları hayatın bize yazdığı hikâyenin satırlarıdır. Onlardan utanmak yerine onları saygıyla taşıyabilmek gerçek özgüvendir.
Toplum olarak belki de en büyük sorunlarımızdan biri, dış görünüşe fazlasıyla değer verirken iç dünyamızı ihmal etmemizdir. Sürekli daha genç görünmeye, daha çok beğenilmeye ve daha fazla onay almaya çalışıyoruz. Oysa insanın gerçek değeri konuşmasında, ahlakında, merhametinde ve çevresine bıraktığı izlerde saklıdır. Güzel bir karakter, hiçbir zaman modası geçmeyen en kıymetli özelliktir.
Bütün bunları düşünürken aklım daha çok gençlere gidiyor. Kimlik karmaşası yaşayan, neye inanacağını, kimi örnek alacağını bilemeyen bir nesil büyüyor. Bilgiye ulaşmak çok kolay ama doğru bilgiye ulaşmak her zamankinden daha zor. Sosyal medya, popüler kültür ve geçici akımlar birçok gencin hayatını şekillendiriyor. Onların bu karmaşa içinde yönlerini kaybetmeleri ise sadece onların suçu değildir.
Çünkü çocuklar ve gençler en çok gördüklerini öğrenirler. Eğer aile içinde sevgi, saygı, dürüstlük ve inanç yaşanmıyorsa, bu değerlerin sadece sözle aktarılması yeterli olmaz. “Ben Müslümanım” demek elbette kıymetlidir ama asıl önemli olan bunu davranışlarımızla gösterebilmektir. Adaletli olmak, kul hakkına dikkat etmek, merhametli davranmak, emanete sahip çıkmak ve güzel ahlakı hayatın merkezine koymak, inancın günlük hayattaki yansımasıdır.
Bugün birçok genç, anne ve babasının söyledikleriyle yaptıkları arasındaki çelişkiyi görüyor. Bu da onların inançtan değil, tutarsızlıktan uzaklaşmasına neden oluyor. Oysa çocuklar nasihatten çok örneğe ihtiyaç duyarlar. Evinde sevgiyi, sabrı ve samimiyeti gören bir çocuk, bu değerleri hayatına daha kolay taşır.
Belki de önce kendimize dönüp şu soruyu sormalıyız: Yaşımızın hakkını veriyor muyuz? Gençliğe özenmek yerine gençlere rehber olabiliyor muyuz? Sadece konuşan değil, yaşadığıyla örnek olan insanlar olabiliyor muyuz?
Hayatın her mevsimi ayrı güzeldir. Baharı nasıl seviyorsak sonbaharı da aynı saygıyla karşılamalıyız. Çünkü olgunluk, kaybedilmiş bir gençlik değil; kazanılmış bir hikâyedir. Ve insanı gerçekten güzel gösteren şey, yüzündeki yıllar değil, yüreğinde taşıdığı değerlerdir.
(Fotoğraf: Enes Yasin Bay)


YORUMLAR