<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ankara Edebiyat</title>
	<atom:link href="https://ankaraedebiyat.com.tr/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://ankaraedebiyat.com.tr</link>
	<description>Edebiyat ve kültür sanat haberleri...</description>
	<lastBuildDate>Sat, 06 Jun 2026 05:28:38 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2025/11/ankara-edebiyat-site-logo-001-150x150.jpg</url>
	<title>Ankara Edebiyat</title>
	<link>https://ankaraedebiyat.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Cavit</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/cavit/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/cavit/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yağmur Erdem]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 Jun 2026 05:28:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[ankara]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[cavit]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[öykü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=10020</guid>

					<description><![CDATA[Yağmur Erdem yazdı: Garip bir şekilde kendimi Cavit’e benzetiyordum. O da terk edilmişti, ben de sevdiklerimi kaybetmiştim. İkimizin de ailesi yoktu.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Az gittim, uz gittim, dere tepe düz gittim&#8230;</p>
<p>Masallar böyle başlar. Benim hikâyem de öyle başladı ama o yolda iki kişiyi kaybettim.</p>
<p>Annemle babam Almanya’ya çalışmaya gittiklerinde beni anneannem Kiraz Hanım ve dedem Süleyman Efendi’nin yanında bırakmışlardı. Önce annemin babamdan ayrıldığını öğrendim. Ardından da vefat ettiğini&#8230; İki ay sonra babamı da kanserden kaybettim.</p>
<p>Onları kaybettikten sonra iyice içime kapandım. Anneannem Kiraz Hanım beni hocalara götürüyor, okutuyor, okunmuş sular içiriyordu.</p>
<p>“Bu çocuğun üzerinde büyük bir nazar var,” diyorlardı. Oysa içimden bir sürü şey söylüyordum. Bazen ne söylediğimi ben bile bilmiyordum.</p>
<p>Bir gün mahalledeki elektrikçi Erol Amca, dedem Süleyman Efendi’ye bir evcil hayvan almamızı tavsiye etti. Böylece birlikte Sirkeci’ye gidip bir papağan aldık.</p>
<p>Papağanın adı Cavit oldu.</p>
<p>Cavit bazı kelimeler söylüyordu: “Babacık”, “Cici kuş”, “Aşkım”, “Çay koy”, “Kiraz”, “Fıstık”&#8230; Sabah yedide uyanıyor, bütün apartmanı ayağa kaldırıyordu.</p>
<p>Garip bir şekilde kendimi Cavit’e benzetiyordum. O da terk edilmişti, ben de sevdiklerimi kaybetmiştim. İkimizin de ailesi yoktu.</p>
<p>Radyoda sık sık Müzeyyen Senar’dan “Bursa’nın Ufak Tefek Taşları” çalardı. Dedem bu şarkıyı anneanneme söyler, Kiraz Hanım da ona gülümserdi.</p>
<p>Yıllar geçti. Önce anneannem Kiraz Hanım vefat etti. Cavit yaşlandı. Dedem Alzheimer oldu. Ben ise avukat olmuştum ve ona ben bakıyordum.</p>
<p>Bir gün dedem balkonda otururken yine o şarkı çaldı. Tam o sırada Cavit, “Kiraz Hanım&#8230;” dedi.</p>
<p>Dedemin gözünden bir damla yaş süzüldü. Benim de&#8230;</p>
<p>O gece dedemi kaybettik. Kısa bir süre sonra da Cavit’i.</p>
<p>Yine de şükrediyor, tebessüm etmeye çalışıyordum.</p>
<p>Belki de kendimi sevmeyi öğrenmeliydim.</p>
<p>Sonuçta karıncalar bile yuvalarına yiyecek taşıyordu. Bir karınca kadar olamaz mıydım? Olmalıydım.</p>
<p>Az gittim, uz gittim, dere tepe düz gittim&#8230;</p>
<p>Ve artık bu masalın içindeydim. Kaçmak olmazdı. Yaşamaya devam etmeliydim.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/cavit/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ankara’da Türk dünyası için ortak alfabe ve iletişim dili çağrısı</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/ankarada-turk-dunyasi-icin-ortak-alfabe-ve-iletisim-dili-cagrisi/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/ankarada-turk-dunyasi-icin-ortak-alfabe-ve-iletisim-dili-cagrisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Site Editörü]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Jun 2026 11:03:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[ankara]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Coşkun Başbuğ]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[ekoavrasya vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Hikmet Eren]]></category>
		<category><![CDATA[Kürşad Zorlu]]></category>
		<category><![CDATA[sempozyum]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Türk dünyası ortak alfabe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=10008</guid>

					<description><![CDATA[Başkent Ankara’da gerçekleştirilen “Türk Dünyası Entegrasyonunda Yeni Ufuklar” sempozyumunda konuşan AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Kürşad Zorlu, Türk devletleri arasında ortak alfabe ve ortak terminolojiye dayalı iletişim dilinin oluşturulmasının önemine dikkat çekti.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>EkoAvrasya Vakfı, TÜRKSİT ve POLSAM iş birliğiyle Ankara’da düzenlenen &#8216;Türk Dünyası Entegrasyonunda Yeni Ufuklar: Ortak Geleceğe Doğru Stratejik Vizyon&#8217; Uluslararası Sempozyumu, Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı (TÜRKSOY) Genel Sekreterliği ev sahipliğinde, Ankara&#8217;da büyük bir katılımla gerçekleştirildi.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-10010" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/turk-dunyasi-ekoavrasya-sempozyum-ankara-01.jpeg" alt="" width="1600" height="897" srcset="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/turk-dunyasi-ekoavrasya-sempozyum-ankara-01.jpeg 1600w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/turk-dunyasi-ekoavrasya-sempozyum-ankara-01-400x225.jpeg 400w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/turk-dunyasi-ekoavrasya-sempozyum-ankara-01-540x303.jpeg 540w" sizes="(max-width: 1600px) 100vw, 1600px" /></p>
<p>Sempozyumda; AK Parti Genel Başkan Yardımcısı, Türk Devletleri ile İlişkiler Başkanı ve Ankara Milletvekili Prof. Dr. Kürşad Zorlu, Ukrayna Ankara Büyükelçisi Nariman Celal, TÜRKSOY Genel Sekreter Yardımcısı Sayit Yusuf, EkoAvrasya Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Hikmet Eren, POLSAM Yönetim Kurulu Başkanı Av. Ahmet Doğanses ve TÜRKSİT Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Kurnaz ile birlikte milletvekilleri, akademisyenler ve Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Türkmenistan Ankara Büyükelçilik Müsteşarları bir araya gelerek Türk Dünyası’nın entegrasyonu yolunda güçlü bir vizyon ortaya koydular.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-10011" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/turk-dunyasi-ekoavrasya-sempozyum-ankara-kursad-zorlu.jpeg" alt="" width="1416" height="963" srcset="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/turk-dunyasi-ekoavrasya-sempozyum-ankara-kursad-zorlu.jpeg 1416w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/turk-dunyasi-ekoavrasya-sempozyum-ankara-kursad-zorlu-540x367.jpeg 540w" sizes="(max-width: 1416px) 100vw, 1416px" /></p>
<p><strong>ORTAK ALFABE VE ORTAK İLETİŞİM DİLİ HEDEFİMİZDİR</strong></p>
<p>Sempozyumun protokol konuşmaları kapsamında hitaplarını gerçekleştiren AK Parti Genel Başkan Yardımcısı, Türk Devletleri ile İlişkiler Başkanı ve Ankara Milletvekili Prof. Dr. Kürşad Zorlu, Türk cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarının 35. yılına yaklaştığı bu dönemde entegrasyon sürecinin ivme kazandığına dikkat çekti. Türk devletleri arasındaki iktisadi, kültürel ve stratejik iş birliğinin önemini vurgulayan Zorlu, şunları kaydetti:</p>
<p>&#8220;Bugün Türk Dünyası’nı sadece Türk Devletleri Teşkilatı olarak değil, çok daha geniş bir gönül coğrafyası olarak görüyoruz. Bizi birbirimize bağlayan en önemli unsur dilimiz ve kadim kültürümüzdür. Ortak alfabe ve ortak terminoloji temelinde bir iletişim dili konusundaki adımlarımızı hızla atmalıyız. Bunun yanı sıra ekonomik koridorlar, enerji hatları ve savunma sanayisindeki ortak adımlarımız, Türk Dünyası’nın küresel sistemdeki bağlantısallığını ve güvenlik şemsiyesini oluşturacaktır. Ayrıca sivil toplum kuruluşlarımızın etkileşimini artırmak amacıyla dijital altyapısını tamamladığımız &#8216;Türk Dünyası Sivil Toplum Destek Sistemi&#8217;ni de kısa süre içinde hayata geçireceğiz.&#8221;</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-10012" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/turk-dunyasi-ekoavrasya-sempozyum-ankara-03.jpeg" alt="" width="2560" height="1431" srcset="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/turk-dunyasi-ekoavrasya-sempozyum-ankara-03.jpeg 2560w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/turk-dunyasi-ekoavrasya-sempozyum-ankara-03-400x225.jpeg 400w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/turk-dunyasi-ekoavrasya-sempozyum-ankara-03-540x302.jpeg 540w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><strong>KÜLTÜREL ENTEGRASYON VE DUYGU BİRLİKTELİĞİ SAĞLAMALIYIZ</strong></p>
<p>TÜRKSOY Genel Sekreter Yardımcısı Sayit Yusuf ise konuşmasında teşkilatın 1993 yılından bu yana yürüttüğü kültürel diplomasi faaliyetlerine değindi. TÜRKSOY çatısının tüm Türk Dünyası’nın ortak şemsiyesi olduğunu belirten Yusuf, &#8220;Bugün geleceğe dönük stratejik ufukları konuşuyorsak, bu, &#8216;Dilde, fikirde, işte birlik&#8217; ülküsünü hayata geçirecek iş birliklerinin bir sonucudur. Ancak henüz ortak bir iletişim dilini tam manasıyla kurabilmiş değiliz. Öncelikli işimiz kültürel entegrasyonu ve duygu birlikteliğini sağlamaktır. Biz ortak değerlerimizi geliştirdiğimiz gibi ortak politikalarımızı da geliştirmek zorundayız.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-10013" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/turk-dunyasi-ekoavrasya-sempozyum-ankara-hikmet-eren.jpeg" alt="" width="1137" height="1202" srcset="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/turk-dunyasi-ekoavrasya-sempozyum-ankara-hikmet-eren.jpeg 1137w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/turk-dunyasi-ekoavrasya-sempozyum-ankara-hikmet-eren-454x480.jpeg 454w" sizes="auto, (max-width: 1137px) 100vw, 1137px" /></p>
<p><strong>KARDEŞLİK, HER GÜN YENİDEN İNŞA EDİLEN BİR EMEKTİR</strong></p>
<p>EkoAvrasya Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Hikmet Eren, vakfın kuruluşunun 20. yılını idrak ettiklerini belirterek, 35 yıl önce bağımsızlık şafağıyla başlayan sürecin bugün kurumsallaşmış bir Türk Dünyası gerçeğine dönüştüğünü ifade etti. Eren, &#8220;Türk Dünyası artık bağımsızlığını ispat etme döneminin ötesine geçmiş, entegrasyonu derinleştirme ve ortak gücü kurumsallaştırma çağına adım atmıştır. Asya&#8217;yı Avrupa&#8217;ya bağlayan ortak koridor, küresel ticaretin yeni ana damarı hâline gelmektedir. Bu fırsatı kalıcı bir kazanıma dönüştürmek hepimizin sorumluluğudur.&#8221; değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-10014" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/turk-dunyasi-ekoavrasya-sempozyum-ankara-02.jpeg" alt="" width="1600" height="987" srcset="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/turk-dunyasi-ekoavrasya-sempozyum-ankara-02.jpeg 1600w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/turk-dunyasi-ekoavrasya-sempozyum-ankara-02-540x333.jpeg 540w" sizes="auto, (max-width: 1600px) 100vw, 1600px" /></p>
<p><strong>GÖNÜL VE FİKİR SINIRLARINI AŞIYORUZ</strong></p>
<p>POLSAM Yönetim Kurulu Başkanı Av. Ahmet Doğanses, ortak bir geleceğin inşasında stratejik vizyonun kritik rol oynadığını vurguladı. Adriyatik&#8217;ten Çin Seddi&#8217;ne uzanan havzanın yalnızca ortak bir geçmişi değil, küresel dengeleri şekillendirecek bir geleceği de temsil ettiğini belirten Doğanses, &#8220;Tarihin bizlere yüklediği sorumluluk; köklerimizden aldığımız ilhamı, bugünün rasyonel ve stratejik adımlarıyla birleştirmektir. Sürdürülebilir entegrasyon modelinin anahtarı buradadır.&#8221; dedi.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-10015" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/turk-dunyasi-ekoavrasya-sempozyum-ankara-04.jpeg" alt="" width="730" height="487" srcset="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/turk-dunyasi-ekoavrasya-sempozyum-ankara-04.jpeg 730w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/turk-dunyasi-ekoavrasya-sempozyum-ankara-04-540x360.jpeg 540w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/turk-dunyasi-ekoavrasya-sempozyum-ankara-04-272x182.jpeg 272w" sizes="auto, (max-width: 730px) 100vw, 730px" /></p>
<p><strong>SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI GÖNÜL KÖPRÜLERİ KURAR</strong></p>
<p>Açılış bölümünde ilk sözü alan TÜRKSİT Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Kurnaz ise devletlerin köprülerin ayaklarını inşa ettiğini, bu köprüleri gönülden gönüle geçilir kılan yegâne unsurun ise sivil toplum kuruluşları olduğunu dile getirdi. Kurnaz, &#8220;Bizim vazifemiz günü kurtarmak değil, geleceğe ışık tutmaktır. 35 yılında kurduğumuz tanışıklığı bugün ortak üretime ve ortak vizyona dönüştürme çabasındayız.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p>Konuşmaların ardından EkoAvrasya Vakfının 20. yılı anısına TÜRKSOY adına Prof. Dr. Kürşad Zorlu&#8217;ya hediye takdimi gerçekleştirildi.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-10016" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/WhatsApp-Image-2026-06-05-at-09.59.55-3.jpeg" alt="" width="1600" height="1200" srcset="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/WhatsApp-Image-2026-06-05-at-09.59.55-3.jpeg 1600w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/WhatsApp-Image-2026-06-05-at-09.59.55-3-540x405.jpeg 540w" sizes="auto, (max-width: 1600px) 100vw, 1600px" /></p>
<p><strong>STRATEJİK VİZYON ÜÇ FARKLI OTURUMDA ELE ALINDI</strong></p>
<p>Açış konuşmalarının tamamlanmasının ardından sempozyumun akademik oturumlarına geçildi. Alanında uzman akademisyenler, araştırmacılar ve gazetecilerin katılımıyla üç farklı panel düzenlendi:</p>
<p>Prof. Dr. Zülfikar Bayraktar başkanlığında gerçekleştirilen I. Oturumda, &#8220;Küresel Rekabette Türk Dünyası Vizyonu&#8221; teması işlendi. (Konuşmacılar: Prof. Dr. Fırat Purtaş, Prof. Dr. İzzet Arı, Doç. Dr. Levent Ersin Orallı, Coşkun Başbuğ)</p>
<p>Prof. Dr. Soner Sağlam&#8217;ın yönettiği II. Oturumda, &#8220;Küresel Güç Dengesinde Türk Dünyası: Stratejik Öncelikler&#8221; başlığı altında bölgesel iş birlikleri değerlendirildi. (Konuşmacılar: Prof. Dr. Toğrul İsmayıl, Doç. Dr. Hasan Bardakçı, Dr. Fuzuli Majidli, Benan Kepsutlu)</p>
<p>Prof. Dr. Yücel Erol başkanlığında yapılan III. Oturumda ise &#8220;Türk Dünyasının Küresel Güç Potansiyeli ve Stratejik Rotası&#8221; ekseninde ortak kalkınma vizyonu masaya yatırıldı. (Konuşmacılar: Prof. Dr. Hasan Oktay, Dr. Sinan Demirtürk, Dr. Medihanur Argalı, Mehmet Fatih Şahin)</p>
<p>Sempozyum, katılımcılara yöneltilen soruların cevaplanması ve genel değerlendirme bölümünün ardından sona erdi.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-10017" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/WhatsApp-Image-2026-06-05-at-09.59.56-1.jpeg" alt="" width="2560" height="1475" srcset="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/WhatsApp-Image-2026-06-05-at-09.59.56-1.jpeg 2560w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/WhatsApp-Image-2026-06-05-at-09.59.56-1-540x311.jpeg 540w" sizes="auto, (max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/ankarada-turk-dunyasi-icin-ortak-alfabe-ve-iletisim-dili-cagrisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TDK Türk İşaret Dili Öğretimi Çalıştayı” düzenliyor</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/tdk-turk-isaret-dili-ogretimi-calistayi-duzenliyor/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/tdk-turk-isaret-dili-ogretimi-calistayi-duzenliyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Site Editörü]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Jun 2026 04:52:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat haber]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[tdk]]></category>
		<category><![CDATA[tdk 2025]]></category>
		<category><![CDATA[tdk 2026]]></category>
		<category><![CDATA[tdk ankara]]></category>
		<category><![CDATA[tdk çalıştay]]></category>
		<category><![CDATA[tdk haberleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=10003</guid>

					<description><![CDATA[Türk Dil Kurumu, Türk işaret dilinin öğretimi alanında yürütülen çalışmalara katkı sunmak amacıyla “Türk İşaret Dili Öğretimi Çalıştayı”na ev sahipliği yapacak.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türk Dil Kurumu, Türk işaret dilinin öğretimi alanında yürütülen çalışmalara katkı sunmak amacıyla “Türk İşaret Dili Öğretimi Çalıştayı”na ev sahipliği yapacak.</p>
<p>8 Haziran 2026 Pazartesi günü Ankara’da Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Yerleşkesi’nde düzenlenecek olan çalıştayda; Türk işaret dili öğretiminde ortak başvuru metni oluşturulması, işaret dili öğreticisi yetiştirme programları, erken dönem işaret dili eğitimi, yabancı dil olarak Türk işaret dili öğretimi, işitme engelli okullarında yürütülen eğitim uygulamaları ve sağır öğreticilerin eğitim süreçlerindeki rolleri gibi konular ele alınacak.</p>
<h3>UZMAN AKADEMİSYENLER YER ALACAK</h3>
<p>Türk Dil Kurumu’ndan yapılan açıklamaya göre; Alanında uzman akademisyenler, eğitimciler ve kurum temsilcilerinin katılımıyla gerçekleştirilecek çalıştayın açış konuşmalarında; Türk Dil Kurumu Başkanı Prof. Dr. Osman MERT ile Türkiye Sağırlar Millî Federasyonu Başkanı Bülent TEKİN, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Daire Başkanı Dr. Deniz ÇAĞLAYAN GÜMÜŞ yer alacak.</p>
<p>Türk Dil Kurumu, Türkçenin bütün iletişim alanlarında erişilebilirliğini güçlendirmeye yönelik çalışmalara destek vermeyi sürdürürken Türk işaret dilinin öğretimi ve yaygınlaştırılmasına katkı sağlayacak bu önemli etkinlikle alandaki bilimsel ve eğitsel çalışmalara destek sunmayı amaçlıyor.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/tdk-turk-isaret-dili-ogretimi-calistayi-duzenliyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>F. Scott Fitzgerald’in Muhteşem Gatsby romanı</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/f-scott-fitzgeraldin-muhtesem-gatsby-romani/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/f-scott-fitzgeraldin-muhtesem-gatsby-romani/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Site Editörü]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Jun 2026 14:02:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[caz çağı ne demek]]></category>
		<category><![CDATA[caz çağı nedir]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat haber]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[F. Scott Fitzgerald caz çağı]]></category>
		<category><![CDATA[F. Scott Fitzgerald eserler]]></category>
		<category><![CDATA[F. Scott Fitzgerald kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[F. Scott Fitzgerald kitapları]]></category>
		<category><![CDATA[F. Scott Fitzgerald’in Muhteşem Gatsby romanı]]></category>
		<category><![CDATA[kitap haber]]></category>
		<category><![CDATA[kitap haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[muhteşem gatsby caz çağı]]></category>
		<category><![CDATA[Muhteşem Gatsby karakterler]]></category>
		<category><![CDATA[Muhteşem Gatsby romanı konusu]]></category>
		<category><![CDATA[Muhteşem Gatsby teması]]></category>
		<category><![CDATA[roman haberleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=10000</guid>

					<description><![CDATA[F. Scott Fitzgerald’in Muhteşem Gatsby romanının konusu ve ana teması nedir? ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Muhteşem Gatsby, F. Scott Fitzgerald tarafında 1925’de yazılan ve Amerikan Rüyası&#8217;nı ele alan bir romandır. Eser, telif kapsamı dışında olduğundan Türkiye’de ve dünyada birçok yayınevi tarafından neşredilmektedir. Romandaki temel karakterler Jay Gatsby, Daisy Buchanan, Nick Carraway ve Tom Buchanan’dır.</p>
<p><strong>Jay Gatsby:</strong> Fakir bir aileden gelen, kaçakçılık ve yasa dışı işlerle zengin olan fakat ruhu tamamen Daisy&#8217;ye ait olan romantik ve takıntılı ana karakter.</p>
<p><strong>Daisy Buchanan:</strong> &#8220;Eski zengin&#8221; sınıfına ait, güzel ancak yüzeysel ve korunaklı dünyasından çıkmaya cesaret edemeyen kadın.</p>
<p><strong>Tom Buchanan:</strong> Daisy&#8217;nin zengin, zorba, karısını aleni şekilde aldatan acımasız kocası.</p>
<p><strong>Nick Carraway:</strong> Gelişmeleri tarafsız şekilde gözlemlemeye çalışan dürüst anlatıcı.</p>
<p>Eser, dünya edebiyatında &#8220;Caz Çağı&#8221;nın başyapıtı olarak kabul edilir ve sinemaya da (en bilineni Leonardo DiCaprio&#8217;nun başrolde olduğu 2013 yapımı film) birçok kere uyarlanmıştır.</p>
<h3>MUHTEŞEM GATSBY KONUSU</h3>
<p>F. Scott Fitzgerald&#8217;ın Muhteşem Gatsby&#8217;si, öğrencileri edebiyatı eleştirel bir şekilde okuma sanatına tanıtmak için en önemli metinlerden biri olarak kabul edilir (bu da okulda okumuş olabileceğiniz anlamına gelir). Roman, yakın zamanda New York&#8217;a taşınmış ve gizemli kökenlere sahip eksantrik yeni zengin komşusu Jay Gatsby ile arkadaş olan Nick Carraway adlı genç bir adamın bakış açısından ele alınır.</p>
<p>Muhteşem Gatsby, Amerika Birleşik Devletleri tarihinde 1920&#8217;lerin Caz Çağı&#8217;na içeriden bir bakış sunarken aynı zamanda &#8220;Amerikan Rüyası&#8221; fikrini de eleştirir. Romanın belki de en ünlü yönü, koyu mavi bir gece gökyüzüne ve şehir manzarasının ışıklarına yansıtılan delici bir yüzü gösteren kapak resmidir; bu görüntü, biraz farklı bir biçimde, metnin içinde de önemli bir sembol olarak bulunur.</p>
<p>Muhteşem Gatsby romanındaki &#8220;yeşil ışık&#8221; (green light), dünya edebiyatının en ünlü ve en çok katmanlı sembollerinden biridir. Daisy’nin iskelesinin ucunda yanan ve Gatsby’nin kendi evinin bahçesinden geceleri hayranlıkla izlediği bu küçük ışık, Ulaşılamayan Gelecek ve Umut, Geçmişi Geri Getirme Arzusu, Amerikan Rüyası ve Sınıf Uçurumu, Hayalin Gerçeğe Dönüşmesindeki Büyü Bozulması gibi temel anlamları taşır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/f-scott-fitzgeraldin-muhtesem-gatsby-romani/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ankara’da “Ortak Türk Mirası: Batı Azerbaycan’ın ve Kars Bölgesinin Milli Giyim Kültürü” projesi tanıtılacak</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/ankarada-ortak-turk-mirasi-bati-azerbaycanin-ve-kars-bolgesinin-milli-giyim-kulturu-projesi-tanitilacak/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/ankarada-ortak-turk-mirasi-bati-azerbaycanin-ve-kars-bolgesinin-milli-giyim-kulturu-projesi-tanitilacak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Site Editörü]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Jun 2026 06:54:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[ankara]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara kültür sanat haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[ankara kültürel etkinlikler]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[Azerbaycan]]></category>
		<category><![CDATA[başkent]]></category>
		<category><![CDATA[Batı Azerbaycan]]></category>
		<category><![CDATA[Batı Azerbaycan İcması]]></category>
		<category><![CDATA[Batı Azerbaycan İcması Kadınlar Şurası]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Haydar Aliyev Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[İlham Aliyev]]></category>
		<category><![CDATA[İrevan]]></category>
		<category><![CDATA[Kars]]></category>
		<category><![CDATA[Mihriban Aliyeva]]></category>
		<category><![CDATA[Millet Kütüphanesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=9990</guid>

					<description><![CDATA[Ankara’da 4-5 Haziran 2026 tarihlerinde Batı Azerbaycan İcması Kadınlar Şurası’nın organizatörlüğünde “Ortak Türk Mirası: Batı Azerbaycan’ın ve Kars Bölgesinin Milli Giyim Kültürü” projesi çerçevesinde etkinlikler düzenlenecek.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Başkent Ankara’daki etkinliklerde Batı Azerbaycan İcması Kadınlar Şurası’nın başkanı, Azerbaycan Milli Meclis milletvekili ve proje başkanı Melahat İbrahimkızı, Batı Azerbaycan İcması İdare Heyeti’nin üyesi, Azerbaycan Devlet Pedagoji Üniversitesi prorektörü, Profesör Mahire Hüseynova, Kadınlar Şurası’nın üyesi, uluslararası ilişkiler koordinatörü, Milli Meclis milletvekili Tenzile Rüstemhanlı, Milli Meclis’te Batı Azerbaycan’a Dönüş İnisiyatif Grubu’nun üyesi, milletvekili Sebina Salmanova, Kadınlar Şurası başkan yardımcısı, Azerbaycan Devlet Pedagoji Üniversitesi Dekanı, doçent Könül Hasanova, Batı Azerbaycan İcması Aydınlar Şurası’nın üyesi, Azerbaycan Diller Üniversitesi kürsü başkanı ve Batı Azerbaycan Araştırmaları Merkezi’nin yöneticisi, Doçent Hakikat Hacıyeva, Bakü Devlet Üniversitesi Doçenti, Kadınlar Şurası üyesi Hatira Mehdiyeva, Azerbaycan Milli Tarih Müzesi departman başkanı, milli giyim konusunda etnoğraf bilim insanı, Doçent Gülzade Abdulova ve Kadınlar Şurası üyesi Ülviyye Allahverdiyeva temsil edilecekler.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-9992" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/ankara-bati-azerbaycan-etkinlik-02.jpeg" alt="" width="2048" height="1366" srcset="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/ankara-bati-azerbaycan-etkinlik-02.jpeg 2048w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/ankara-bati-azerbaycan-etkinlik-02-540x360.jpeg 540w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/ankara-bati-azerbaycan-etkinlik-02-272x182.jpeg 272w" sizes="auto, (max-width: 2048px) 100vw, 2048px" /></p>
<p>Proje çerçevesinde Ankara Üniversitesi’nin ev sahipliğinde Batı Azerbaycan İcması Kadınlar Şurası ile Üniversitenin Güzel Sanatlar Fakültesi’nin ortak organizatörlüğü ile “Ortak Türk Mirası: Batı Azerbaycan’ın ve Kars Bölgesinin Milli Giyim Kültürü” konulu uluslararası konferans düzenlenecek. Etkinlik çerçevesinde Batı Azerbaycanlıların, özellikle de İrevan Han Sarayı’nın milli giyim kültürünü yansıtan örneklerden oluşan sergi düzenlenecek, ayrıca katılımcılar Batı Azerbaycan mutfağının zengin örneklerinin sunulacağı kokteyle davet edilecekler.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-9993" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/ankara-bati-azerbaycan-etkinlik-03.jpeg" alt="" width="1166" height="1280" srcset="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/ankara-bati-azerbaycan-etkinlik-03.jpeg 1166w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/ankara-bati-azerbaycan-etkinlik-03-437x480.jpeg 437w" sizes="auto, (max-width: 1166px) 100vw, 1166px" /></p>
<p>Söz konusu etkinlikle ilgili yapılan açıklamanın devamında şu ifadelere verildi:</p>
<p>Belirtmek gerekir ki, Batı Azerbaycan’ın milli giyim mirasına ve somut olmayan kültürel mirasına adanmış böyle bir etkinlik ilk defa Azerbaycan sınırları dışında gerçekleştiriliyor. Projenin temel amacı yüzyıllar boyunca Batı Azerbaycan’da yaşamış Azerbaycan Türklerinin yarattığı zengin kültürel mirasın tanıtılması, teşviki ve uluslararası kamuoyuna ulaştırılmasıdır. Etkinliklerle hem ortak Türk kültürel mirasının ayrılmaz bir parçası olan Batı Azerbaycan mirasının Türkiye kamuoyuna tanıtılması, hem de Azerbaycan Türklerinin dünya medeniyetine verdiği katkıların uluslararası düzeyde sunulması hedeflenmektedir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-9994" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/ankara-bati-azerbaycan-etkinlik-04.jpeg" alt="" width="1280" height="853" srcset="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/ankara-bati-azerbaycan-etkinlik-04.jpeg 1280w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/ankara-bati-azerbaycan-etkinlik-04-540x360.jpeg 540w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/ankara-bati-azerbaycan-etkinlik-04-272x182.jpeg 272w" sizes="auto, (max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></p>
<p>Bilindiği üzere, XX. yüzyıl boyunca Batı Azerbaycan’da yaşayan Azerbaycan Türkleri Ermeni daşnakları tarafından, bir dizi yabancı Ermeni yanlısı güçlerin desteğiyle dört defa deportasyona ve etnik temizliğe maruz kalmışlardır. Neticede bugünkü Ermenistan devleti o topraklarda oluşturulmuş, yüz binlerce Azerbaycanlı atalarının binlerce yıl boyunca yaşadığı tarihi topraklardan zorla çıkarılmıştır. Son deportasyon sırasında 1987-1991 yıllarında 22 il ve 300’e yakın köyde kompakt şekilde yaşayan yaklaşık 300 bin Azerbaycanlı doğup büyüdükleri yurtlarından kovulmuştur.</p>
<p>Bu süreç yalnızca nüfusun deportasyonuyla sınırlı kalmamış, aynı zamanda Batı Azerbaycan’da yüzyıllar boyunca oluşmuş Azerbaycan halkının tarihi-kültürel mirası da sistematik şekilde yok edilmektedir. Ankara’da düzenlenecek etkinlikler bu gerçeklerin uluslararası örgütlerin, özellikle de UNESCO gibi kurumların dikkatine sunulmasına da hizmet etmektedir.</p>
<p>2022 yılında Azerbaycan Cumhurbaşkanı Sayın İlham Aliyev’in teşebbüsü ve desteğiyle kurulan Batı Azerbaycan İcması barış yoluyla, onurlu ve uluslararası hukuka uygun dönüşü hedefleyen Dönüş Konsepsiyonu’nda belirlenen doğrultularda faaliyet göstermektedir. Batı Azerbaycanlıların kendi yurtlarına dönüş hakkının restorasyonu, ayrıca Batı Azerbaycan gerçeklerinin uluslararası kamuoyuna ulaştırılması yönünde İcma tarafından son yıllarda önemli çalışmalar yapılmış ve önemli sonuçlar elde edilmiştir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-9995" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/ankara-bati-azerbaycan-etkinlik-05.jpeg" alt="" width="2048" height="1366" srcset="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/ankara-bati-azerbaycan-etkinlik-05.jpeg 2048w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/ankara-bati-azerbaycan-etkinlik-05-540x360.jpeg 540w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/ankara-bati-azerbaycan-etkinlik-05-272x182.jpeg 272w" sizes="auto, (max-width: 2048px) 100vw, 2048px" /></p>
<p>Kültür diplomasisinin önemli örneklerinden biri olan Ankara etkinlikleri de bu amaçlara hizmet etmektedir. Azerbaycan Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı, Haydar Aliyev Vakfı’nın başkanı Mihriban Aliyeva’nın kültür diplomasisi aracılığıyla Karabağ gerçeklerinin ve Hocalı soykırımının uluslararası arenada tanıtılması yönünde eşsiz hizmetleri olmuş ve bu faaliyet bugün de başarıyla devam ettirilmektedir.</p>
<p>Ziyaret çerçevesinde heyet tarafından Türkiye Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi’ne Batı Azerbaycan İcması adına Batı Azerbaycan’ın tarihi, kültürel mirası ve dönüş ideolojisine dair bir dizi bilimsel ve popüler yayın hediye edilecektir. Ayrıca heyetin Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bir dizi görüşme gerçekleştirmesi de planlanmaktadır.</p>
<p><strong>Ankaraedebiyat.com.tr</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/ankarada-ortak-turk-mirasi-bati-azerbaycanin-ve-kars-bolgesinin-milli-giyim-kulturu-projesi-tanitilacak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yapılan iyiliğe karşı vefasızlık tefeciliktir</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/yapilan-iyilige-karsi-vefasizlik-tefeciliktir/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/yapilan-iyilige-karsi-vefasizlik-tefeciliktir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Süs]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Jun 2026 04:21:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[ankara]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[hadis]]></category>
		<category><![CDATA[iyilik]]></category>
		<category><![CDATA[iyilik hadis]]></category>
		<category><![CDATA[tefeci]]></category>
		<category><![CDATA[tefecilik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=9987</guid>

					<description><![CDATA[Mustafa Süs yazdı: İyilikleri karşılıksız bırakanlardan kendi adıma nefret ediyorum. Bu nefret sert oldu biraz, farkındayım.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sordum yıllar öncesi bilinmez bir zamanda ustama…</p>
<p>Ustam, kötü insan tarifine uyan yığınlarca karakter var, bunların içinde seni en çok rahatsız eden türler hangileridir?</p>
<p>Ustam derin bir iç çekti ve yekten:</p>
<p>Guzum, hani işi bitene kadar etrafınızda fır dönüp işi bittikten sonra vefasızlığın diplerinde dolaşanlar var ya? İşte onlar, dedi.</p>
<p>İyi de ustam, o her insanın tıynetinde var. Kaç insan öyle değil ki? Siz bunları benden daha iyi bilirsiniz. Neden üzer ki sizi bu insanlar?</p>
<p>Yavrum, esasında beni üzen onlar değil<strong>. Bu tür insanların vefasızlığına bakıp da diğer yardıma ihtiyacı olan iyi insanlara yardım edilmemesi.</strong></p>
<p>Bak, bununla ilgili sana güncel bir fıkra anlatayım:</p>
<p>Nasreddin Hoca&#8217;yı bir gün Konya Meram&#8217;da bir köpek ısırmış. Hoca da seksen dört sene sonra kestiği dallardan, pazardan çocuklara aldığı düdüklerden, göle çaldığı yoğurtlardan kazandığı parayla Erciyes&#8217;e kayak yapmaya gidince, kayak yaparken düşmüş, ayağı şişmiş. Tuz yakısı falan yapmışlar, ayağındaki pis kan dağılmış.</p>
<p>Aksayarak yürümeye başlamış. Yürürken dağda bir köpek görmüş; hemen başlamış köpeği kovalamaya o aksak haliyle.</p>
<p>“Hocam ne yapıyorsun? Köpeği neden kovalıyorsun Allah aşkına? Köpeğin ne suçu var, zararsız, ağzı var dili yok” demişler.</p>
<p>“Bu köpek beni Meram&#8217;da ısırmıştı” demiş Hoca.</p>
<p>“İyi de Meram&#8217;da ısıran köpekle bu köpek aynı mı? Sen bari etme hocam” demişler&#8230;</p>
<p>“Aynı köpek değil ama bu da o itin soyu” demiş Hoca&#8230;</p>
<p>Şimdi ustam, benim de bir meramım var…</p>
<p>Diyorlar ki: “Başkasının vefasızlığı ya da kadir kıymet bilmezliği diğer iyi insanları neden olumsuz etkilesin ki?</p>
<p>Biz yolumuza bakalım, belki içlerinden iyiler çıkar, verilen değeri hak etmiş olurlar. Kötüye bakarak iyileri iyiliklerden mahrum etmeyelim.”</p>
<p>Etmen guzum, edin diyen mi var? dedi ustam.</p>
<p>Ustayla çırak atışadursun&#8230;</p>
<p>Abartarak söylüyorum, bin kere yazdım, tekrar yazacağım.</p>
<p>Cemil Meriç Üstat demişti ki: “Karşılık bekleyerek yapılan iyilik, iyilik değil, tefeciliktir.” Bu söze kimsenin itiraz edeceğini düşünmüyorum.</p>
<p>Ama fakat lakin!</p>
<p>İyilikleri karşılıksız bırakanlardan kendi adıma nefret ediyorum. Bu nefret sert oldu biraz, farkındayım.</p>
<p>Kendi adıma nefret ediyorum bakın, kendim için değil.</p>
<p>İnsanları zor bela yardım yapmaya ikna ediyorsun; yardım edilen kişi sanki kendisine herkes yardımcı olmaya mecburmuş gibi davranıyor, yardım edene bir kuru teşekkürü bile çok görüyorsa nefretimin sebebi anlaşılır.</p>
<p><strong>Yardımı hak edene yapın, kadir kıymet bilmeyene değil.</strong></p>
<p>İnsanların yakın çevresine değil de neden uzaktaki, hatta hiç tanımadığı kimselere yardım ettiğini düşündünüz mü?<br />
Ben düşündüm: <strong>Beklentiye girmemek ve yardım etme içgüdüsünü kaybetmemek için.</strong></p>
<p>Bakın, her insanın nefsi var, gururu var. Kimse yunmuş arınmış değil, o insanlar eskide kaldı.</p>
<p>Komşunun başına iş geldiği zaman kendini ateşe attıysan, senin başına iş gelince komşun hiçbir şey olmamış gibi saçını tarıyorsa&#8230;</p>
<p>Bir daha kimseye yardım edemezsin.</p>
<p>Son olarak diyorum ki:</p>
<p><strong>Yapılan iyiliğe karşı vefasızlık tefeciliktir.</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/yapilan-iyilige-karsi-vefasizlik-tefeciliktir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Karayip edebiyatı nedir, önemli edebiyatçıları kimler?</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/karayip-edebiyati-nedir-onemli-edebiyatcilari-kimler/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/karayip-edebiyati-nedir-onemli-edebiyatcilari-kimler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Site Editörü]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Jun 2026 14:12:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Aimé Césaire kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[curaçao edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[curaçao edebiyatı nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Damas kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat haber]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Fransız Guyanası edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Haiti edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[haiti edebiyati nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Jacques Roumain kim]]></category>
		<category><![CDATA[karayip edebiyatçıları]]></category>
		<category><![CDATA[karayip edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[kitap haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Küba edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Luis Palés Matos kim]]></category>
		<category><![CDATA[Martinik edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[nicolás Guillén kim]]></category>
		<category><![CDATA[Porto Riko edebiyatı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=9984</guid>

					<description><![CDATA[Karayip edebiyatı , Karayip bölgesinde İspanyolca, Fransızca veya İngilizce yazılmış edebi eserlerdir. ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Karayip edebiyatı , Karayip bölgesinde İspanyolca, Fransızca veya İngilizce yazılmış edebi eserlerdir. Karayip edebiyatının yerel bir geleneği yoktur. Britanicca&#8217;dan alınan bilgiye göre; Kolomb öncesi Amerikan yerlileri çok az kaya oyması veya yazıt (petroglif) bırakmışlardır ve sözlü gelenekleri 16. yüzyıldaki İspanyol sömürgeleştirmesinden sonra yok olmuştur. Onların yerini alan Batı Afrikalılar da yazılı bir geleneğe sahip değildi, bu nedenle yaklaşık 400 yıl boyunca Karayip edebiyatı, sömürgeci güçlerin (İspanya, Fransa , Büyük Britanya ve Hollanda) modellerinin bir uzantısı ve taklidi olmuştur.</p>
<p>Bununla birlikte, Karayip yazarları çevrelerinin farkındaydılar . Haitili general ve kurtarıcı Toussaint-Louverture&#8217;un mektupları ve konuşmaları, en azından 18. yüzyılın sonlarından itibaren Karayip&#8217;in kültürel kimliğinin bilincinde olduğunu göstermektedir. Ancak, kendine özgü bir edebi biçim oluşturma zorluğu ancak 1920&#8217;lerde kabul edilmiştir. Daha sonra, İspanyol-Amerikan Modernizminin bir parçası olarak, İspanyol ve Fransız Karayip yazarları Avrupa ideallerinden uzaklaşmaya ve çoğunluğu siyah olan Batı Hint Adaları&#8217;ndaki hemşerileriyle özdeşleşmeye başladılar.</p>
<h3>KARAYİP EDEBİYATI HAREKETİNİN LİDERLERİ</h3>
<p>Bu hareketin önderleri, çoğunlukla şairlerdi. Luis Palés Matos (Porto Riko), Jacques Roumain (Haiti), Nicolás Guillén (Küba),Léon Damas (Fransız Guyanası) ve Aimé Césaire (Martinik).Haitili etnolog Jean Price-Mars , Ainsi parla l&#8217;oncle (1928; “Amca Böyle Konuştu”) adlı eserinde amacının “Haiti halkına folklorunun saygınlığını geri kazandırmak” olduğunu belirtmiştir. Bu zenci kültürünün başarısı , ince bir şekilde ifade edilmiştir.Césaire&#8217;in Cahier d&#8217;un retour au pays natal (1939; Anavatanıma Dönüş ) adlı şiiri , sembolist ve sürrealist teknikler kullanılarak adaların ritüellerinin ve konuşma biçimlerinin ritmik ve tonal unsurlarının şiirsel biçimlere dönüştürülmesidir .</p>
<p><strong>Önemli Kişiler:</strong> Derek Walcott Louise Bennett-Coverley Claude McKay René Marqués Aimé Césaire<br />
<strong>İlgili Konular:</strong> edebiyat Negritude Küba edebiyatı Karayip kültürü</p>
<p>1945&#8217;ten sonra ulusal edebiyatını geliştiren Britanya Karayipleri, halk lehçesi romanlarında kendi katkısını yaptı : Vic Reid&#8217;in Yeni Gün (1949), Samuel Selvon&#8217;un Daha Parlak Bir Güneş (1952) ve Yalnız Londralılar (1956), George Lamming&#8217;in Derimin Şatosunda (1953) ve V.S. Naipaul&#8217;un Gizemli Masör (1957) ve Bay Biswas İçin Bir Ev (1961) gibi eserler bunlardan bazılarıdır; ve şiir alanında da katkıları bulunmaktadır.Louise Bennett ( Jamaica Labrish, 1966).</p>
<h3>MUHAFAZAKAR BİR EDEBİYAT</h3>
<p>Paradoksal olarak, İngilizce konuşulan Karayip gelişimi biçimsel olarak muhafazakardı ve CLR James&#8217;in (Trinidad) çalışmalarında ve şiirlerinde görülen yerel veya otokton bir ifade yerine &#8220;açık&#8221; bir ifadeye doğru ilerliyordu. Derek Walcott (St. Lucia). Romanlarında Wilson Harris (Guyana), Modernistlerin Sembolist ve Sürrealist tekniklerihareket yeniden ortaya çıkıyor; ve şiirin Edward Brathwaite ( Rights of Passage [1967], Masks [1968], Islands [1969]), Afrika&#8217;nın Karayipler&#8217;deki yerini yeniden ortaya koymaya çalışıyor.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/karayip-edebiyati-nedir-onemli-edebiyatcilari-kimler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Server’in bu haftaki konuğu Dr. Muhammed Emin Koçak</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/serverin-bu-haftaki-konugu-dr-muhammed-emin-kocak/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/serverin-bu-haftaki-konugu-dr-muhammed-emin-kocak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Site Editörü]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Jun 2026 12:48:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara etkinikleri]]></category>
		<category><![CDATA[ankara etkinlik]]></category>
		<category><![CDATA[avukat mehmet ali bulut]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat haber]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet ali bulut]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet ali bulut kim]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet ali bulut server]]></category>
		<category><![CDATA[server]]></category>
		<category><![CDATA[server muhammed emin koçak]]></category>
		<category><![CDATA[server vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Server Vakfı Çarşamba Sohbetleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=9980</guid>

					<description><![CDATA[Gelenek haline gelen Server Vakfı Çarşamba Sohbetleri, bu hafta da yeni konusu ve konuğuyla devam ediyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gelenek haline gelen Server Vakfı Çarşamba Sohbetleri, bu hafta da yeni konusu ve konuğuyla devam ediyor.</p>
<p>Vakıf, bu çarşamba Tarihçi Dr. Muhammed Emin Koçak&#8217;ı ağırlayacak.</p>
<p>Çarşamba Sohbetleri’nin bu haftaki konusu ise “Türk-İslam Tarihinde Bir Cihangir: Emir Timur” olacak.</p>
<p>Söyleşi, 3 Haziran 2026 Çarşamba günü gerçekleştirilecek. Program, vakfın Demirtepe’deki merkezinde saat 19.00’da başlayacak.</p>
<p>Etkinliği, Server Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Avukat Mehmet Ali Bulut yönetecek. Konuşma Server’in youtube kanalından canlı olarak da verilecek.</p>
<h3>DR. MUHAMMED EMİN KOÇAK KİMDİR?</h3>
<p>1994 yılında Ankara&#8217;da doğdu. Lisans eğitimini Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi, Tarih Bölümünde 2018 yılında tamamladı. Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Tarih Anabilim Dalı’nda 2020 yılında Yüksek Lisans diplomasını Siyasi ve Sosyal Hayatta Etkin Bir Güç: Timurlu Hanedan Kadınları başlıklı teziyle aldı.</p>
<p>2024 yılında hazırlamış olduğu Timurlularda Ordu ve Askerî Organizasyon (1370-1447) başlıklı tezi ile Doktora diplomasını aldı. Timurlular ile ilgili askerî, siyasi, sosyal ve kültürel konularda akademik çalışmalarına devam etmektedir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-9981" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/server-muhammed-emin-kocak-e1780404075247.jpeg" alt="" width="800" height="1000" /></p>
<p><strong>ankaraedebiyat.com.tr</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/serverin-bu-haftaki-konugu-dr-muhammed-emin-kocak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;2026 Turgut Özakman İlk Roman Yarışması&#8221; başvuruları sürüyor</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/2026-turgut-ozakman-ilk-roman-yarismasi-basvurulari-suruyor/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/2026-turgut-ozakman-ilk-roman-yarismasi-basvurulari-suruyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Site Editörü]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Jun 2026 11:16:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[2026 Turgut Özakman İlk Roman Yarışması]]></category>
		<category><![CDATA[Abdullah Ataşçı]]></category>
		<category><![CDATA[Abdullah Ataşçı kim]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[edebi yarışmalar]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat habeleri]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat haber]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat yarışmaları]]></category>
		<category><![CDATA[Ethem Baran]]></category>
		<category><![CDATA[Ethem Baran kim]]></category>
		<category><![CDATA[Jale Özata Dirlikyapan]]></category>
		<category><![CDATA[Jale Özata Dirlikyapan kim]]></category>
		<category><![CDATA[kitap haber]]></category>
		<category><![CDATA[kitap haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Mesut Örs]]></category>
		<category><![CDATA[Mesut Örs kim]]></category>
		<category><![CDATA[Selda Uygur]]></category>
		<category><![CDATA[Selda Uygur kim]]></category>
		<category><![CDATA[Turgut Özakman İlk Roman Yarışması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=9973</guid>

					<description><![CDATA[Bilgi Yayınevi tarafından iki yılda bir düzenlenen "Turgut Özakman İlk Roman Yarışması" için başvurular devam ediyor. ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bilgi Yayınevi tarafından iki yılda bir düzenlenen &#8220;Turgut Özakman İlk Roman Yarışması&#8221; için başvurular devam ediyor. Yarışmaya katılım için son tarih 15 Haziran 2026.</p>
<h3><strong>Katılım Şartları</strong></h3>
<p>&#8211; Yarışmaya katılacak yazarların daha önce roman türünde herhangi bir eseri yayımlanmamış olmalıdır.</p>
<p>-Yarışmaya gönderilecek dosyalar daha önce basılı veya dijital ortamda hiçbir şekilde yayımlanmamış olmalıdır.</p>
<p>-Gönderilecek dosyalar Word formatında 12 punto büyüklüğünde ve Times New Roman yazı karakteriyle yazılmalıdır.</p>
<p>-Roman dosyası yarisma@bilgiyayinevi.com.tr adresine e-posta ile gönderilmelidir. Ayrıca e-postaya ekli ayrı bir dosyada yazarın açık adı, kısa özgeçmişi, açık adresi ve telefon numarası bulunmalıdır. Yazarlar yarışmaya gerçek ad ve soyadlarıyla katılmalıdır.</p>
<p>-Birinci seçilecek dosyanın yayın hakkı Bilgi Yayınevi’ne aittir.</p>
<h3><strong>Ödül</strong></h3>
<p>-Seçici Kurul, birinciliğe değer bir eser bulamadığı takdirde ödül verilmez.</p>
<p>-Ödül, 25.000,00 TL olacaktır.</p>
<p><strong>Teslim ve sonuçların açıklanması</strong></p>
<p><strong>Dosyaların gönderileceği e-posta adresi: yarisma@bilgiyayinevi.com.tr </strong></p>
<p><strong>Son gönderme tarihi:</strong> 15 Haziran 2026</p>
<p><strong>Sonuçların açıklanacağı tarih:</strong> 28 Eylül 2026</p>
<p><strong>Seçici Kurul</strong></p>
<div>Jale Özata Dirlikyapan</div>
<div>Ethem Baran</div>
<div>Abdullah Ataşçı</div>
<div>Selda Uygur</div>
<div>Mesut Örs</div>
<h3>İLKİ 2020&#8217;DE YAPILMIŞTI</h3>
<div>Edebiyatımıza yeni yazarlar kazandırmayı amaçlayan Turgut Özakman İlk Roman Yarışması’nı ilk kez 2020 yılında düzenlenmişti. Bu yarışma, Muzaffer İzgü Çocuk Romanı Yarışması’yla dönüşümlü yapıldığından iki yılda bir düzenleniyor.</div>
<div>2020’de Babalar ve Kızları adlı romanıyla Selda Uygur’un, 2022’de Devridaim adlı romanıyla Ezgi Tanergeç’in ve son olarak 2024’te Nergis Zamanı adlı romanıyla Zeynep Paftalı’nın kazandığı Turgut Özakman İlk Roman Yarışması’nın bu yıl dördüncüsü düzenleniyor.</div>
<div><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-9975" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/2026-Turgut-Ozakman-Ilk-Roman-Yarismasi-ic.png" alt="" width="600" height="496" srcset="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/2026-Turgut-Ozakman-Ilk-Roman-Yarismasi-ic.png 600w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/2026-Turgut-Ozakman-Ilk-Roman-Yarismasi-ic-540x446.png 540w" sizes="auto, (max-width: 600px) 100vw, 600px" /></div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/2026-turgut-ozakman-ilk-roman-yarismasi-basvurulari-suruyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nisan Mayıs 2026&#8217;da en çok satan kitaplar</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/nisan-mayis-2026da-en-cok-satan-kitaplar/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/nisan-mayis-2026da-en-cok-satan-kitaplar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Site Editörü]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Jun 2026 08:23:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Cinnet Mustatili]]></category>
		<category><![CDATA[Dag Solstad]]></category>
		<category><![CDATA[Dag Solstad kim]]></category>
		<category><![CDATA[Dag Solstad kitapları]]></category>
		<category><![CDATA[Dag Solstad Nihayet! Mutluluk]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat habeleri]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat haber]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[En çok okunan kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[en çok satan kitap]]></category>
		<category><![CDATA[en çok satan kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[en çok satan kitaplar hangileri]]></category>
		<category><![CDATA[en çok satan kitaplar ne]]></category>
		<category><![CDATA[En çok satan yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[en fazla satan kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[en fazla satış yapan kitap]]></category>
		<category><![CDATA[ketebe]]></category>
		<category><![CDATA[ketebe kitapları]]></category>
		<category><![CDATA[ketebe yayınevi]]></category>
		<category><![CDATA[kitap haber]]></category>
		<category><![CDATA[kitap haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[mustatil ne demek]]></category>
		<category><![CDATA[necip fazıl]]></category>
		<category><![CDATA[necip fazıl Cinnet Mustatili]]></category>
		<category><![CDATA[necip fazıl ketebe]]></category>
		<category><![CDATA[necip fazıl ketebe kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[necip fazıl kısakürek ketebe]]></category>
		<category><![CDATA[necip fazıl o ve ben]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=9963</guid>

					<description><![CDATA[2026 yılı Nisan-Mayıs aylarında satılan kitaplara Necip Fazıl Kısakürek damga vurdu. Kısakürek, ilk 20'ye 7 eseriyle girmeyi başardı. ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>2026 yılı Nisan-Mayıs aylarında satılan kitaplara Necip Fazıl Kısakürek damga vurdu. Ketebe Yayınları’nın Necip Fazıl’ın eserlerini yayımlaması sonucu Kısakürek kitapları satış oranlarını değiştirdi.</p>
<p><strong>Ankaraedebiyat.com.tr</strong> olarak Kitapyurdu sitesinden, edebiyat türündeki eserlerden derlediğimiz bilgilere göre Nisan-Mayıs aylarının en fazla satış yapan kitabı Dag Solstad’ın “Nihayet! Mutluluk.Yıl 2022. Zamanın Yarattığı Tahribatın Acısına Dayanma Çabam” oldu.</p>
<p>İkinci sırada ise İsmail Kara’nın Kitapların Araladığı Kapılar kitabı kendine yer buldu. Necip Fazıl Kısakürek’ün O ve Ben isimli biyografi türü kitabı üçüncü sırada bulundu.</p>
<p><strong>2026 yılının Nisan ve Mayıs aylarının en fazla satışı gerçekleşen on kitabının listesi şu şekilde:</strong></p>
<p>1- Nihayet! Mutluluk.Yıl 2022. Zamanın Yarattığı Tahribatın Acısına Dayanma Çabam-Dag Solstad- Yapı Kredi Yayınları<br />
2- Kitapların Araladığı Kapılar-İsmail Kara-Dergah Yayınları<br />
3- O ve Ben-Necip Fazıl Kısakürek-Ketebe Yayınevi<br />
4- Can&#8217;ımın İçi-Müge Artuk-Nar Sahne Yayınları<br />
5- İki Bıçağı Birbirine-Çilem Dilber-Budala Kitap<br />
6- Rağmen-Kolektif-Banliyö Kitap<br />
7- Yazı Hane Üstiçbükeyler-Enis Batur-Oblomov Yayınevi<br />
8- Türkiye&#8217;nin Manzarası-Necip Fazıl Kısakürek-Ketebe Yayınevi<br />
9- Invincible 8 &#8211; En Sevdiğim Marslı-Robert Kirkman-Athica Yayınları<br />
10- Yazma Arzusu Yaratıcı Yazarlık ve Metin Yazarlığı-Mustafa Kurt-Çolpan Kitap</p>
<h3>NECİP FAZIL İLK 20&#8217;YE 7 ESERİYLE GİRDİ</h3>
<p>Bu döneme edebiyat dünyamızın önemli isimlerinden üstad merhum Necip Fazıl Kısakürek damgasını vurdu. Ketebe Yayınları tarafından kitapları yeniden neşredilen Sultanu&#8217;ş-Şuara (Şairlerin Sultanı) Necip Fazıl Kısakürek, ilk 20&#8217;nin içerisine toplamda 7 tane eseriyle girdi.</p>
<p>İlk 10&#8217;daki O ve Ben ile Türkiye&#8217;nin Manzarası kitaplarına ilaveten Babıali 12., At&#8217;a Senfoni 13., Cinnet Mustatili 14.,Çile (Hatıra Basım) 19., Hikayelerim ise 20. sırada yer aldı.</p>
<h3>NİHAYET! MUTLULUK.YIL 2022. ZAMANIN YARATTIĞI TAHRİBATIN ACISINA DAYANMA ÇABAM.(TANITIM BÜLTENİNDEN)</h3>
<p>“Zor olacak, anlıyorum, hatta belki de imkânsız, ama bunu, edebi metinler üzerinde hafızama dayanarak çalıştığım son bir yıldır yaptığım gibi yapmam gerekecek.”</p>
<p>Dag Solstad 2022 yılında yazdığı ve ölümünden sonra yayımlanmasını vasiyet ettiği son kitabına bu cümleyle başlıyor ve hayat hikâyesinin ancak ömrünün son yıllarında su yüzüne çıkan dönüm noktalarına yakından bakıyor. Nihayet! Mutluluk. Yıl 2022. Zamanın Yarattığı Tahribatın Acısına Dayanma Çabam. zamana, hafızaya, çocukluğa ve aileye dair otobiyografik bir roman, Solstad’ca bir veda kitabı.</p>
<p>“Solstad’ın dili, eski görünen yeni bir zarafetle parıldar ve taklit edilemeyen, enerji dolu, kendine özgü bir ışıltı yayar.”<br />
Karl Ove Knausgaard</p>
<p>“Varoluşun absürtlüklerini betimlemenin ustası.”<br />
Sunday Times</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-9965" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/Nihayet-Mutluluk.jpg" alt="" width="332" height="517" srcset="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/Nihayet-Mutluluk.jpg 332w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/Nihayet-Mutluluk-308x480.jpg 308w" sizes="auto, (max-width: 332px) 100vw, 332px" /></p>
<h3>KİTAPLARIN ARALADIĞI KAPILAR (TANITIM BÜLTENİNDEN)</h3>
<p>Modern okuma ve anlama biçimleri hocadan ziyade kitaba ve kitapla “doğrudan” muhatap olan “bir kişi”ye dayanır. Problemleriyle bazı imkânları içiçe olan yeni bir durumdur bu. Dinî düşünce zaviyesinden bu yeni problem alanı müminlerin peygamber ve kutsal kitapla münasebetlerine, bu münasebetlerin yaslandığı inançlara ve anlayışlara, bunların zaman içinde değişmesine intikal edecektir. Bu kadar da değil; düşünce ve ahlâk olarak bireycilik, din, otorite ve gelenek karşıtlığı, nihayet bir ahlâkı-âdâbı olmaksızın her yerde ve her tarzda okunabilecek bir metinden istediğini istediği şekilde anlamak-almak, metin karşısında özgürlük/bir tür sorumsuzluk! arayışları da var.</p>
<p>Fakat değişmelerin getirdiği anlam ve statü kayıplarına rağmen bugün için kitapları da hoca edinmenin önünde bunlar mutlak birer engel değil. Büyük kitap her zaman ve her yerde bilgi, anlayış ve kavrayış vadilerinde hocalık ve yol göstericilik yapabilir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-9966" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/Kitaplarin-Araladigi-Kapilar.jpg" alt="" width="332" height="517" srcset="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/Kitaplarin-Araladigi-Kapilar.jpg 332w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/Kitaplarin-Araladigi-Kapilar-308x480.jpg 308w" sizes="auto, (max-width: 332px) 100vw, 332px" /></p>
<h3>O VE BEN (TANITIM BÜLTENİNDEN)</h3>
<p>Hayatını, Abdülhakîm Arvasî Hazretleri&#8217;ni &#8220;Tanıyıncaya Kadar&#8221; ve &#8220;Tanıdıktan Sonra&#8221; diye iki ana bölüme ayıran Necip Fazıl, Efendisine doğru kendisini cezbeden hâdiseleri de mânâlandırdığı otobiyografik eseri &#8220;O Ve Ben&#8221;i 1975&#8217;de şöyle takdim etmiştir:</p>
<p>&#8220;Bu eser, dünyaya gelişimden bugüne kadar en hususî renkleri, çizgileri ve sesleriyle hayatımın hikâyesi ve asıl O&#8217;nu tanıdıktan sonra mânasını anlamaya başladığım vücut hikmetinin bende tecelli eden yakıcı ifadesidir. Bu bakımdan, kendilerini görünceye kadar malik olabildiğim birbuçuk esere nisbetle bugün 60 cildi aşan ve hepsini birden o nura borçlu bildiğim eserler arasında, şimdikini, baş köşeye oturtulması lâzım ve en mahrem iç ve dış iklimlere doğru bir belirtiş olarak takdim ederim.&#8221;</p>
<p>Kitap, 1965 senesinde &#8220;Büyük Kapı&#8221; ismiyle yayınlanmıştır.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-9967" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/O-ve-Ben.jpg" alt="" width="332" height="517" srcset="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/O-ve-Ben.jpg 332w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/O-ve-Ben-308x480.jpg 308w" sizes="auto, (max-width: 332px) 100vw, 332px" /></p>
<h3>CANIMIN İÇİ (TANITIM BÜLTENİNDEN)</h3>
<p>Kısa bir ömür, büyük bir iz 28 yıla sığan sevgi, neşe ve umut Bu kitap, kısa bir ömrün hikâyesi değil. Birlikte geçirilen 28 yılın, içi dolu dolu yaşanmış bir hayatın hikâyesi. Bir annenin oğluna yazdığı bu satırlarda; çocukluk anıları, küçük mutluluklar, zorluklar, emek ve sevgi var. Hayatın içinden, olduğu gibi… Abartmadan, saklamadan. Can’ın hikâyesi, bir hastalığın değil; kendine özgü bir çocuğun, bir gencin ve onunla birlikte büyüyen bir ailenin hikâyesi. Okurken bazen gülümseyecek, bazen durup düşüneceksiniz. Belki de en çok, hayatın ne kadar kıymetli olduğunu hissedeceksiniz. Bu kitap, bir veda değil. Bir hatırlama ve yaşatma çabası.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-9968" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/Canimin-Ici.jpg" alt="" width="332" height="517" srcset="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/Canimin-Ici.jpg 332w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/Canimin-Ici-308x480.jpg 308w" sizes="auto, (max-width: 332px) 100vw, 332px" /></p>
<h3>ankaraedebiyat.com.tr</h3>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/nisan-mayis-2026da-en-cok-satan-kitaplar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir artist karakter: Dava adamı ve şair Necip Fazıl’da ben-3</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/bir-artist-karakter-dava-adami-ve-sair-necip-fazilda-ben-3/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/bir-artist-karakter-dava-adami-ve-sair-necip-fazilda-ben-3/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Ertaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Jun 2026 04:06:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[ankara]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[necip fazıl]]></category>
		<category><![CDATA[Necip Fazıl Kısakürek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=9950</guid>

					<description><![CDATA[Murat Ertaş yazdı: Belki hâlâ edebiyat sahasında ve fikir dünyasında, lûgatlar bu ismin arayışında… Herkesin bildiği dilden Necip Fazıl, kimdir, anlaşılmış mıdır?]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Necip Fazıl yazılarında ve cemiyette daha çok ilk ben’iyle öne çıkmıştır. Ona yapılan hücûmlar da işte bu ben’inedir. Kadir Mısıroğlu Necip Fazıl’ın bu ben’ini “<strong><em>O benim için, bir ferdden ziyâde İslâmî cemaatin müşterek ruhu, karakteri, öfkesi, sesi, liyâkat ve kifâyeti gibidir</em></strong><em>.”<a href="#_ftn1" name="_ftnref1"><strong>[1]</strong></a></em> sözleriyle tanımlamıştır. Beşir Ayvazoğlu da benzer tespitte bulunmuştur: “<strong>Başka bir deyişle, kendisini kalabalıkların kaybedilmiş şuuru gibi hissetti. Onların yerine de başkaldırdı ve ‘<em>Durun Kalabalıklar!</em>’ diye haykırdı.</strong>”<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a> Başkaldıran bir ruh, “trajik bir neslin beyni”<a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a> olması ondaki mağrur edâyı tavlamıştır. Ayvazoğlu bu duruma dikkat çekmiştir: “<em>Necip Fazıl’ın müthiş “ben” duygusunu körükleyen biraz da cemiyetin büyük bir kısmını istilâ eden aşağılık taklitçiliktir… Yine de o, başkalarına rağmen, başkaları için var olmaya çalıştı. Fakat hiçbir zaman başkalarının normlarına uymadı. Bu yüzden hangi gruptan yüz çevirdiyse, asıl şahsiyetini yapan tarafları zaaf gibi görülmüş, hangi tarafa geçtiyse, zaafları bile meziyet olarak kabul edilmiştir. Peşinden sürüklediği fertler ve gruplar onu hep kendilerinden olduğu ölçüde kabul etmişlerdir. Hâlbuki o kendini, yani hakikati arıyordu.”<a href="#_ftn4" name="_ftnref4"><strong>[4]</strong></a></em></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-9952" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/necip-fazil-kisakurek-001.jpeg" alt="" width="331" height="437" /></p>
<p>İnsanların hayatları pahasına değer verdikleri ve kazanmak için müthiş gayret gösterdikleri “statü” onun doğuştan elde ettiği bir ayrıcalık gibidir. O kimi zaman şövalyeye, bir İngiliz soylusuna benzetilen artist bir karakterdir. Necip Fazıl farklı kültürlerle oluşmuş hayat tarzlarını yaşayan, beynindekini ve yüreğindekini -söylemekten çekinmek şöyle dursun- orta yerde haykıran, birçok zıt iklimlerden bir ömürde geçmiş, renkli, çileli, yalnız, yalnız olduğu kadar etrafında muazzam kalabalıklar bulunan, her milletin tarihinde çok nadir bulunabilecek bir mütefekkir, şair, edebiyatçı ve cemiyet adamı…  Aykırı ve özgün mizaç… İşte bütün bunlar hem onu anlamayı hem de onun hakkında yazı yazmayı güç kılmakta…</p>
<p>Onun ifadelerinde ortalama insanların bile yüzleşmekten kaçtıkları, inkâr ettikleri, sakladıkları kendi vicdanı, inançları, değerleri ile nefsi arasındaki çetin çelişkiyi apaçık bulabiliriz. O tüm şiirlerinde sadece kendi ben’inin değil, esasında modern insanın ve cemiyetin içinde bulunduğu çelişkiyi ifşa eder. Kalabalıkların statü elde etmek için gösterdikleri trajikomik çabayı, samimiyetten uzak değerleri Necip Fazıl’ın kıymet vermek bir yana hafife alması, kalabalıkları ona ve onun mizacına hayranlıkla karışık kıskanç ve düşman edebilmiştir. Cümlelerindeki, tavırlarındaki kendinden emin hali ve keskin sözcükleri, hücûm oklarını <strong>ben</strong>’ine çekmiştir. <strong>O hem karşısında olduğu hem içinde bulunduğu dünyanın en ulaşılmaz şubelerine cesurca eleştirilerde bulunmuştur.</strong> Kaba görünümüyle aynı inanç ve fikir temellerini paylaştığı sanılan çevreye yönelik şiddetli hücûmları, onu iyice yalnızlığa sürüklemiştir. Böylelikle kaba planda içinde bulunduğu iki dünyayı da karşısına almıştır. Artık onun her tavrı büyüteç altındadır. Artık; Necip Fazıl, mahşerî kalabalıklar içerisinde davası ve izzeti uğruna yalnızdır. Hemen şunu belirtmek lâzım: İzzet, cemiyette genelde dik başlılıkla, bencillikle karıştırılmıştır… İzzet ki insan olma yokuşunun vazgeçilmezi, yürüdükçe uzayan mesafesi…  Necip Fazıl da izzetine oldukça düşkündür. Bu izzet, inançlara ve değerlere bir vefa, bir samimiyet mihengi&#8230;</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-9953" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/necip-fazil-kisakurek-002.jpeg" alt="" width="750" height="932" srcset="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/necip-fazil-kisakurek-002.jpeg 750w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/necip-fazil-kisakurek-002-386x480.jpeg 386w" sizes="auto, (max-width: 750px) 100vw, 750px" /></p>
<p>Acaba bir toplumdan, milletten, ülkeden kendisine azap edecek kadar böyle fikir, cemiyet ve hayat üstüne düşünen kaç şair veya fikir adamı çıkar?</p>
<p><strong>“<em>Bir fikir ki, sıcak yarada kezzap,</em></strong></p>
<p><strong><em>Bir fikir ki, beyin zarında sülük</em></strong></p>
<p><strong><em>Selâm, selâm sana haşmetli azap;</em></strong></p>
<p><strong><em>Yandıkça gelişen tılsımlı kütük.”</em></strong></p>
<p>Ruhu, vücudunu da iyice törpüleyen Necip Fazıl, içinde bulunduğu halet-i ruhiyenin kimse tarafından anlaşılmamasından mı, yoksa ruhundaki zonklamanın şiddetinden midir, bu ruh haline bir isim verememiştir:</p>
<p><em>Lûgat bir isim ver bana halimden:</em></p>
<p><em>Herkesin bildiği dilden bir isim!</em></p>
<p><em>Eski esvaplarım, tutun elimden:</em></p>
<p><strong><em>Aynalar, söyleyin bana, ben kimim?</em></strong></p>
<p>Belki hâlâ edebiyat sahasında ve fikir dünyasında, lûgatlar bu ismin arayışında… Herkesin bildiği dilden Necip Fazıl, kimdir, anlaşılmış mıdır? O, bir benlik heykeli mi, usta bir şair mi, büyük fikir adamı mı, çilekeş dava adamı mı, muhalif ruhlu bir meczup mu, abuk sabukçu mu, patavatsız mı, gösteriş meraklısı mı, ihtirasları olan çağ dışı mı, çağ içi mi, yoksa ruhunda kendi çağını kendi imar etmiş bir bahtiyar mı, bir dahi mi?..</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-9954" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/necip-fazil-kisakurek-003.jpeg" alt="" width="512" height="512" srcset="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/necip-fazil-kisakurek-003.jpeg 512w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/necip-fazil-kisakurek-003-150x150.jpeg 150w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/necip-fazil-kisakurek-003-480x480.jpeg 480w" sizes="auto, (max-width: 512px) 100vw, 512px" /></p>
<p>1939 tarihli “<strong>Ben”</strong> şiirinde benliğini “kör ve çilekeş beygir” olarak tasvir eden Necip Fazıl, nefis muhasebesi yapmakla birlikte cemiyeti de muhasip gözüyle tasvir etmiştir:</p>
<p><em>Ben, kimsesiz seyyahı, meçhuller caddesinin;</em></p>
<p><em>Ben, yankısından kaçan çocuk, kendi sesinin.</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em>Ben, sırtında taşıyan işlenmedik günâhı;</em></p>
<p><em>Allah’ın körebesi, cinlerin padişahı.</em></p>
<p><em>…</em></p>
<p><em>Ben, başı ağır gelmiş, boşlukta düşen fikir;</em></p>
<p><em>Benliğin dolabında, kör ve çilekeş beygir.</em></p>
<p><em>…</em></p>
<p><em>Ben, ben, ben; haritada deniz-görmüş, boğulmuş; </em></p>
<p><em>Dokuz köyün sahibi, dokuz köyden kovulmuş.</em></p>
<p><em>…</em></p>
<p>Necip Fazıl, cesur bir itirafçıdır; yazılarında ve şiirlerinde kaçmak istediği taraflarının olduğunu itiraf ve ifşa etmişti. 1935 öncesi kurtulmaya çalıştığı huyları kendi ifadesi ile kumar, kadın ve paradır. Bu alışkanlıkları -yine kendi ifadelerinden anlaşılacağı üzere- malûm tarihten itibaren mazinin çöplüğüne atmıştır. Ancak yıllar sonra; Necip Fazıl <strong>“Hep O”</strong> şiirinde “kendimden kaçabilsem” cümlesiyle hâlâ kendi çöplüğüne atmaya çabaladığı bir şeyleri olduğunu ima etmiştir:</p>
<p><strong><em>Hep nefs çıkar karşıma, ölüp ölüp dirilsem;</em></strong></p>
<p><strong><em>İnsandan kaçmak kolay; kendimden kaçabilsem…</em></strong></p>
<p>Necip Fazıl’ın 1973’te kaleme aldığı “Hep O” adlı şiirinde yaptığı özeleştiri, büyük düşünce adamlarına mahsus bir eda olarak algılanmalıdır. Büyük düşünce adamları, cemiyetteki yalnız kişilerdir. Düşünce adamlarının büyüklükleri ve yalnızlıkları, avamın ulaşamadığı gerçeğin en mahrem, en muamma, en çetin, en derin, en sıkıntılı ve en lezzetli noktalarını idrak etmelerinden kaynaklanmaktadır. Üstün ruh halinin gereği… Ama, asla kimse; öz eleştiri yaparken onlardan, bir tellâl edâsı beklememelidir. Bir nevi tefekkür hali… Usta şairlerin ve büyük fikir sancısı çekenlerin yüreği; suskun bir volkanın kaynayan, kanayan yüreği gibidir. Nefisle mücadele ve itiraf yine itiraf:</p>
<p><strong><em>Dünyayı yererken de yine onunla ilgim;</em></strong></p>
<p><strong><em>Nefse el süremiyor kara tahtada silgim.</em></strong></p>
<p>Peygamberler bile nefisleri ve günahları için dua ve tövbe etmişlerdir. Bir Müslüman’ın nefsinden şikayetçi olmasını, onun Allah karşısındaki utangaçlığına, acziyetini kabûlüne, tevazûuna ve kâmil sıfatlarına vermek lazımdır. Necip Fazıl’ın inandığı da aynı doğrultudadır.</p>
<p><strong><em>Öyle bir devim ki, ben hakikatte pireyim,</em></strong></p>
<p><strong><em>Bir delik gösterin de utancımdan gireyim.</em></strong></p>
<p>Necip Fazıl, 1935’te Abdülhâkim Arvasî’nin sohbetlerinde duyup çok etkilendiği Şeyh Safiyüddin Hazretlerinin: “<em>Biçâre Safî, sen tek ayağı yanmış bir köpeksin ki/Üç ayakla o şan kervanının ardından koşmaktasın”</em> mısralarından etkilenerek kaleme aldığı <strong>“Sonsuzluk Kervanı”</strong> nda tevazûyu ifade etmekte zirveye çıkmıştır. Kendisini, yüce insanlara, veliler ordusuna nazaran, onlardan bir kırıntı için, kervanın peşinde “üç ayakla seken topal köpek” olarak kabul etmiştir: Bir kırıntı… Peşlerinde olmak&#8230; Dört değil üç ayakla sekmek…Ve köpek olmak!..</p>
<p><strong><em>Sonsuzluk Kervanı, “peşinizde ben,</em></strong></p>
<p><strong><em>Üç ayakla seken topal köpeğim!”</em></strong></p>
<p><strong><em>Bastığınız yeri taş taş öpeyim;</em></strong></p>
<p><strong><em>Bir kırıntı yeter, kereminizden!</em></strong></p>
<p><strong><em>Sonsuzluk Kervanı, peşinizde ben&#8230;</em></strong></p>
<p>Necip Fazıl, bir yazısında, nefsinin, Efendi hazretlerinin yanında insan, onun yanından ayrılışında hayvan olduğunu dile getirmiştir: <em>“Ben bir alçaktım! Efendi hazretlerini her görüşümde insan, ondan her ayrılışımda hayvanım. Yalnız ağzı ve kalbiyle birtakım doğruları geveleyen, fakat teniyle çöplükte yaşayan bir hayvan&#8230;Tam da filozofun dediği gibi metafizik hayvan&#8230; Ben artık kimseye kızmak hiçbir hakaretten kırılmak hakkına malik değilim&#8230; Ben kaatilden, ırz düşmanından, yankesiciden, esrar satıcısından da âdi ve sefilim. Bunların arasında bulunmaktan eza duymak, nefs çığlığından, o zalim ve kâfir ejderhanın hâlâ üstünlük gayretinden başka bir şey değil.”<a href="#_ftn5" name="_ftnref5"><strong>[5]</strong></a></em></p>
<p>Necip Fazıl, olaylardan çok etkilendiğini, bazen çok hissî olduğunu ve işte mizacının bu yönünü beğenmediğini; kimsenin kendisini anlayamadığını ifade etmiştir: “<strong><em>Kimse beni; beğendiğim taraflarımda benim kadar beğenmez! Beğenmediğim taraflarımda da benim kadar çekiştirip paylayamaz!</em></strong><em>”<a href="#_ftn6" name="_ftnref6"><strong>[6]</strong></a></em> Birilerinin onun alışkanlıklarını ve içinde bulunduğu çelişkiyi ifşa etmesine fırsat vermeden kendisi sürekli nefsini hesaba çekmiş, yaşadığı çelişkileri, bayağılıkları bizzat kendisi ifade etmiştir. Onun hakkında söylenen olumsuzlukların onun tartışılmaz sanat istidadını, güçlü kalemini, zekâsı ve mantığıyla delilik ve dâhilik arasındaki şahsiyetini, mücadelesini itibarsızlaştırmak için mi, yoksa kendisinin de muzdarip olduğu bazı zaaf ve alışkanlıklarını dile getirmek için mi ifade edildiği daha önemlidir. Cevap birinci seçenek ise yapılan olumsuz eleştirilerin bir karalama kampanyası olduğunu kabul etmemiz gerekir. Cevap eğer ikinci seçenekse özeleştirisini yapıp kendinden nefret edercesine kendisine ağır ithamlarda bulunan bir şahsiyet için yapılan olumsuz eleştiri oldukça sığ ve amaçsız kalmaz mı?</p>
<p>Necip Fazıl, ancak davasının karşısında olanlar tarafından kötülendiği zaman çok güçlü ve faziletli olduğunu ifade etmiştir:</p>
<p><em>“Ben methedilirken faziletli değilim. Ne yaptığım ne yapmak istediğim, bu davayı ne gibi zorluklara karşı muzaffer kılmaya çalıştığım, nasıl bir fikir mimarîsi kurduğum, siyasî bir metotla hesap edilirken de faziletli değilim! Birinden nefsim hisse alabilir; öbüründen de en ince hatalara pay zuhur edebilir. Ben (Allah’ın nimetini takdis için söylüyorum) sadece üzerime iftira ve tahrik eliyle çamur, irin, tükürük ve türlü levs atılırken faziletliyim! O zaman o kadar faziletliyim ki, bu vatanda hiç kimsenin fazileti benimkine eş olamaz?&#8230; Ben, müsbet kıymetler tablosunda bir hiçim, sıfırın, en aşağı mü’minin ayak tozu olamayacak derecede bir müflisim; fakat beni menfileştirmek isteyen mel’un cereyanın iç yüzü ruhu ve gayesi karşısında ben, bir eşi bulunmaz bir iffet ve kahramanlık örneğiyim&#8230;”<a href="#_ftn7" name="_ftnref7"><strong>[7]</strong></a></em></p>
<p>Necip Fazıl’ın mağrur, hareketli ve aksiyoncu mizacının beslediği iki ben vardır:</p>
<p><strong>Birincisi</strong>, Batı’nın tesiriyle oluşmuş pozitivist-materyalist modern çağın evlâdı olarak içinde oluşan ve bir ömür başını ezmek için uğraştığı maddeci mağrur ben; <strong>ikincisi </strong>değerlerini ve inançlarını paylaştığı, yıllarca ezilmiş, cahil kalmış, mağlubiyet psikolojisiyle başını içine çekmiş, hakkını bilememiş veya olan hakkını da arama cesaretini, şuurunu kaybetmiş bir toplumun izzet ve haysiyeti adına meydana çıktığı dış dünyada izzetine düşkün mağrur ben; ruhçu, aksiyoncu, ahlâkçı ve toplumcu… Birinci ben’i kendi nefsi, vicdanı ve hesabı adına yalnız kendisini alâkadar eder ki yazı boyunca belirttiğimiz gibi bu yönünü en adi ve aşağılık kelimelerle kendisi her fırsatta dile getirmiştir, hiçbir insanın uluorta itiraf edemeyeceği kadar. Belki de Necip Fazıl şunu diyordu: <strong>Siz beni benim kadar tanıyamaz, tarif edemezsiniz!</strong></p>
<p>Netice-i kelâm; öfkeli, aceleci, aksiyoncu ve cemiyetçi Necip Fazıl Kısakürek benliğindeki ruh ve madde çatışmasıyla uğraşırken alevlenen tedirginlik haliyle -ömrü boyunca- en çok kendisini hırpalayan bir şahsiyet olarak karşımıza çıkar.</p>
<p>Son</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Kadir Mısıroğlu, Üstâd Necip Fazıl’a Dâir, Sebil Yay., İst.1993, s.62.</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Beşir Ayvazoğlu, Defterimde 40 Suret, Ötüken Yay., İst.1996., s.30.</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> a.g.e., s.31.</p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> a.g.e., s.31,32.</p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a> O ve Ben, s.184, 252, 261.</p>
<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6">[6]</a> Konuşmalar, s.44.</p>
<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7">[7]</a> Çerçeve-2, s.149.</p>

	<div class="esen-eii">
	<a href="https://ankaraedebiyat.com.tr/bir-artist-karakter-dava-adami-ve-sair-necip-fazilda-ben-1/" target="_blank" class="eii-theme1" title="9833">

<div class="eii-theme1-postImageUrl" style="overflow:hidden; z-index: 8; max-width: 100%;">
<div class="eii-theme1-imgUrl" style='background-image:url(https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/necip-fazil-kisa-kurek-tutuklama-400x225.jpeg);'></div>
</div>

<div class="eii-theme1-centered-text-area">
<div class="eii-theme1-centered-text">
<div class="eii-theme1-content">
<div class="ctaText" style="float:left;"></div>
<div class="clear:both;"></div>

<div class="eii-theme1-postTitle" style="float:left;">Bir artist karakter: Dava adamı ve şair Necip Fazıl’da ben-1</div>

</div>
	</div>
		</div>	
	
	</a>
	</div>
	

	<div class="esen-eii">
	<a href="https://ankaraedebiyat.com.tr/bir-artist-karakter-dava-adami-ve-sair-necip-fazilda-ben-2/" target="_blank" class="eii-theme1" title="9928">

<div class="eii-theme1-postImageUrl" style="overflow:hidden; z-index: 8; max-width: 100%;">
<div class="eii-theme1-imgUrl" style='background-image:url(https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/necip-fazil-kisakurek-002-400x225.jpeg);'></div>
</div>

<div class="eii-theme1-centered-text-area">
<div class="eii-theme1-centered-text">
<div class="eii-theme1-content">
<div class="ctaText" style="float:left;"></div>
<div class="clear:both;"></div>

<div class="eii-theme1-postTitle" style="float:left;">Bir artist karakter: Dava adamı ve şair Necip Fazıl’da ben-2</div>

</div>
	</div>
		</div>	
	
	</a>
	</div>
	
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/bir-artist-karakter-dava-adami-ve-sair-necip-fazilda-ben-3/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Edebiyatın yenilgisi: Ayten Öztürk</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/edebiyatin-yenilgisi-ayten-ozturk/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/edebiyatin-yenilgisi-ayten-ozturk/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Serkan Oral]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 31 May 2026 07:45:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[ankara]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[ayten öztürk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=9946</guid>

					<description><![CDATA[Serkan Oral yazdı: Gönüllerimize edebiyat ve bıçak temasıyla dokundu.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Parlak sözler ve kurallar arasında yorularak ortaya eser koyan, acaba sadece ekran bağımlılığı yapan parmakları çalıştırmaya yarayan oyun kuruculara yenilir mi?</p>
<p>Aslında sorduğunuz sorunun tam karşılığı şu; edebiyat, bilgisayar ekranına mağlup mu olur?</p>
<p>Kitap elden gidiyor mu?</p>
<p>Bir şeyler yitiriyoruz.</p>
<p>Her gün.</p>
<p>Edebiyat dünyamız nice çınarları devirdi.</p>
<p>Ama bu kez başka!</p>
<p>Konuşan-yazan edebiyat kendi varlığına sahip çıkmaktan aciz hale geliyor.</p>
<p>Bunu da bir haberle anladık.</p>
<p>Edebiyat bıçaklandı haberi.</p>
<p>…” ÇOCUK kitapları yazarı</p>
<p>Ayten Öztürk, bayram ziyareti için memleketi Kırklareli&#8217;ye gitti.</p>
<p>AİLE üyeleri miras yüzünden tartıştı. Talihsiz kadın, yeğeni B. tarafından 7 kez bıçaklanıp öldürüldü….”</p>
<p>Çocuk kitapları, çocuk katile yenildi.</p>
<p>Edebiyat yerlere serildi.</p>
<p>Yıllarca çocukların ruh halini anlayıp onlara çocuk kitapları yazan birkaç bıçak darbesiyle yaşamını yitirirken, bıçağın sahibi bir çocuktu.</p>
<p>Okumamıştı; yazarın eserlerine yaklaşmamıştı, çocuk edebiyatından uzaktı ve şiddet eğilimli bilgisayar oyunlarının bir başka kahramanıydı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-9947" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/ayten-ozturk-yazar-001.jpg" alt="" width="850" height="515" srcset="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/ayten-ozturk-yazar-001.jpg 850w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/ayten-ozturk-yazar-001-540x327.jpg 540w" sizes="auto, (max-width: 850px) 100vw, 850px" /></p>
<p>Çocuk romanlarındaki kahramanlarımızı hayata geçemiyoruz.</p>
<p>Dedem Korkut’tan öğüt almıyoruz.</p>
<p>Modern edebiyat modern teknolojiye bağımlı gençlerin saldırısı altında artık yenildi.</p>
<p>Bir çocuk kitabı yazarını öldürdüler.</p>
<p>Hem de öldüren bir çocuktu.</p>
<p>Yarın sağlık üzerine yazan yazarı bir doktorun öldürdüğünü, spor yazarına sporcunun saldırdığını, şairleri aşıkların vuracağını mı bekleyeceğiz?</p>
<p>Hiç mi düşünmezsiniz?</p>
<p>Siyaset yazarlarını siyaset düşmanlarının katlettiğini zaten biliyoruz.</p>
<p>Ama umudumuz edebiyattı.</p>
<p>Edebiyat yazan kalemler bıçakla doğranmasın diye, yazarlar doğruyu güzeli çocuklara anlatıyordu.</p>
<p>İşçi memur hakkını savunan eserler çalışanların bıçaklarını biler hale mi geldi?</p>
<p>Bir kadın yazarı bıçakladılar.</p>
<p>Edebiyat ve çocuk edebiyatı çocuk katile kurban gitti.</p>
<p>Neden durmuyor şiddet?</p>
<p>Hiç mi akıl erdirmezsiniz?</p>
<p>Edebiyat öldü. Dil çürüdü.</p>
<p>Tatlı dil bitti.</p>
<p>Acı haberler geldi.</p>
<p>Evet ajanstan akşam haberlerini dinlediniz, bilgisayardan fotoğraflarına baktınız.</p>
<p>Yerde yatanın eşgali belli oldu.</p>
<p>Edebiyat öldü öldü!</p>
<p>Çocuk edebiyatı yazan yazar bir çocuk tarafından bıçaklanarak öldürüldü… Türkiye’de…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/edebiyatin-yenilgisi-ayten-ozturk/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Behzat Ç. 20 yıl özel baskısı İletişim&#8217;den çıktı</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/behzat-c-20-yil-ozel-baskisi-iletisimden-cikti/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/behzat-c-20-yil-ozel-baskisi-iletisimden-cikti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Site Editörü]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 30 May 2026 10:31:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[ankara]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[behzat ç 20. yıl baskısı]]></category>
		<category><![CDATA[behzat ç iletişim yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[behzat ç özel baskı]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat ankara]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat ankara dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat haber]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[emrah serbes kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[emrah serbes kitap]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim yayınları kitapları]]></category>
		<category><![CDATA[kitap haber]]></category>
		<category><![CDATA[kitap haberleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=9939</guid>

					<description><![CDATA[Ankara'da geçen polisiye olayları anlatan ve televizyon dizisi olarak ekranlarda da izleyici ile buluşan Behzat Ç. 'nin 20.yıl özel baskısı çıktı. ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ankara&#8217;da geçen polisiye olayları anlatan ve televizyon dizisi olarak ekranlarda da izleyici ile buluşan Behzat Ç. &#8216;nin 20.yıl özel baskısı çıktı.</p>
<p>Kendini anlatmaya ihtiyaç duymadığı gibi artık “anlatılmaya” da ihtiyacı olmayan bir karakter Behzat Ç. yıllar önce bir telsiz cızırtısıyla başlayan macerası ise artık 20 yaşında. Ve bizi bu macerayla tanıştıran Her Temas İz Bırakır, Son Hafriyat, Çekiç ve Gül şimdi bir arada.</p>
<p>İletişim Yayınları&#8217;nca neşredilen kitap, 755 sayfadan oluşuyor.</p>
<h3 class="spot mt-3">BEHZAT Ç. HAKKINDA</h3>
<div class="spot mt-3">
<p>“Behzat Ç. çevresindeki insanlara baktı. Gördüğü sadece yorgun, umutsuz ve hüzünlü yüzlerdi. Çöp konteynırlarının kenarında yerleri koklayan, bir gözü şaşı ve kulağı kesik bir köpek vardı, onun duruşundan bile keder akıyordu. ‘Belki de burası bizim mutsuzluğumuzun başkentidir,’ diye düşünüyordu Behzat Ç.. ‘Ve belki de, hâlâ yaşamaya devam ediyorsak artık buna alıştığımız içindir, elimizden başka bir şey gelmediği içindir.’”</p>
<p>Kendini anlatmaya ihtiyaç duymadığı gibi artık “anlatılmaya” da ihtiyacı olmayan bir karakter Behzat Ç. Yıllar önce bir telsiz cızırtısıyla başlayan macerası ise artık 20 yaşında. Ve bizi bu macerayla tanıştıran Her Temas İz Bırakır, Son Hafriyat, Çekiç ve Gül şimdi bir arada.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-9944" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/Behzat-C.-20.Yil-ozel-baskusi.jpg" alt="" width="353" height="525" srcset="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/Behzat-C.-20.Yil-ozel-baskusi.jpg 353w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/Behzat-C.-20.Yil-ozel-baskusi-323x480.jpg 323w" sizes="auto, (max-width: 353px) 100vw, 353px" /></p>
</div>
<h3>EMRAH SERBES KİMDİR?</h3>
<div>1981 Yalova doğumlu. Akdeniz Üniversitesi Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Yüksekokulu’yla Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü yarım bıraktı, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü’nü bitirdi. Öğrencilik yıllarında BirGün gazetesi için söyleşiler kaleme aldı, Radikal 2 için tiyatro eleştirileri yazdı, Hayvan dergisinin Ankara muhabirliğini yaptı. Kitapları: Her Temas İz Bırakır (roman, 2006), Son Hafriyat (roman, 2008), Erken Kaybedenler (hikâye, 2009), Hikâyem Paramparça (seçki, 2012), Deliduman (roman,2014), Müptezeller (roman, 2016), Çekiç ve Gül (hikâye, 2022), Memnun Kalırsın (hikâye, 2023).</div>
<div><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-9942" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/Behzat-C-icindekiler.jpg" alt="" width="600" height="784" srcset="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/Behzat-C-icindekiler.jpg 600w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/Behzat-C-icindekiler-367x480.jpg 367w" sizes="auto, (max-width: 600px) 100vw, 600px" /></div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/behzat-c-20-yil-ozel-baskisi-iletisimden-cikti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Şule” dizisi Şule Yüksel Şenler’in mücadelesini yeni nesillere taşıyor</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/sule-dizisi-sule-yuksel-senlerin-mucadelesini-yeni-nesillere-tasiyor/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/sule-dizisi-sule-yuksel-senlerin-mucadelesini-yeni-nesillere-tasiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Site Editörü]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 30 May 2026 09:39:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şule dizisi]]></category>
		<category><![CDATA[şule trt tabii]]></category>
		<category><![CDATA[Şule Yüksel Şenler]]></category>
		<category><![CDATA[Şule: Senin Hikayen]]></category>
		<category><![CDATA[TRT]]></category>
		<category><![CDATA[trt dizi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=9936</guid>

					<description><![CDATA[TRT tabii’de yayınlanan “Şule: Senin Hikayen” dizisi, Türkiye’de başörtüsü mücadelesinin öncü isimlerinden Şule Yüksel Şenler’in hayatını ekranlara taşıyor. Yayınlanmasının ardından hem destek hem de eleştiri alan yapım, yakın tarihin önemli isimlerinden birinin mücadelesini yeniden gündeme getirdi.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Toplumsal hafızanın şekillenmesinde sinema ve televizyon yapımlarının önemli bir rolü bulunuyor. Kurmaca unsurlar içerse de gerçek kişilerin hayatını konu alan yapımlar, izleyiciye belirli bir dönemin sosyal ve kültürel atmosferini aktarma iddiası taşıyor. Bu yönüyle ekranlara taşınan her biyografik hikâye, aynı zamanda tarihe dair bir anlatı sunuyor.</p>
<h3>YARIM ASIRLIK BİR MÜCADELENİN HİKÂYESİ</h3>
<p>TRT tabii’nin dikkat çeken yapımlarından biri olan “Şule: Senin Hikayen”, Türkiye’nin yakın tarihine damga vuran isimlerden Şule Yüksel Şenler’i merkezine alıyor. Özellikle muhafazakâr kesimin kamusal alanda görünürlüğünün sınırlı olduğu dönemlerde kaleme aldığı yazılar ve yaptığı konuşmalarla dikkat çeken Şenler, başörtüsü mücadelesinin sembol isimlerinden biri olarak kabul ediliyor.</p>
<p>Yazar kimliğinin yanı sıra moda alanındaki çalışmalarıyla da tanınan Şenler’in geliştirdiği başörtüsü modeli uzun yıllar “Şulebaş” adıyla anıldı. Kimi çevreler tarafından eleştirilse de birçok kişi onu inandığı değerler uğruna mücadele eden bir öncü olarak değerlendirdi.</p>
<h3>TARTIŞMALAR DİZİNİN GÜNDEMDE KALMASINI SAĞLADI</h3>
<p>Dizinin yayınlanmasının ardından sosyal medyada farklı görüşler ortaya çıktı. Şule Yüksel Şenler’in fikirlerine ve mücadelesine karşı olan kesimler yapımı eleştirirken, destekleyenler ise böyle bir hikâyenin ekranlara taşınmasının önemli olduğunu savundu.</p>
<p>Aslında ortaya çıkan bu tartışmalar, Şenler’in neden hâlâ konuşulan bir isim olduğunu da gösteriyor. Yakın tarihin toplumsal ve kültürel dönüşümlerinde etkili olan bir figürün yaşam öyküsünün yeni nesillere aktarılması, dizinin en önemli yönlerinden biri olarak öne çıkıyor.</p>
<h3>GENÇLERE İLHAM VERECEK BİR YAŞAM ÖYKÜSÜ</h3>
<p>Dizi yalnızca bir dönemin siyasi ve toplumsal şartlarını anlatmakla kalmıyor, aynı zamanda kararlılık ve inançla verilen bir mücadelenin izlerini de ekrana taşıyor. Anadolu’nun birçok şehrini dolaşarak kadınlarla bir araya gelen Şule Yüksel Şenler’in hayatı, özellikle genç izleyicilere azim ve sorumluluk duygusu açısından önemli mesajlar veriyor.</p>
<p>Zorluklara rağmen mücadeleden vazgeçmeyen bir insanın hikâyesi, farklı kesimlerden izleyicilerin de dikkatini çekebilecek nitelikte.</p>
<h3>OYUNCU KADROSU DİKKAT ÇEKİYOR</h3>
<p>Yapımın başrollerinde Yıldız Çağrı Atiksoy, İlayda Alişan ve Alp Navruz yer alıyor. Şule Yüksel Şenler karakterine hayat veren Atiksoy’un performansı başarılı bulunurken, İlayda Alişan’ın da etkileyici bir oyunculuk sergilediği görülüyor. Alp Navruz ise canlandırdığı karakterle hikâyenin önemli parçalarından biri olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Genç kuşak tarafından yakından tanınan oyuncuların projede yer alması, dizinin daha geniş kitlelere ulaşmasına katkı sağlıyor.</p>
<h3>TRT TABİİ’NİN KÜLTÜREL MİSYONU</h3>
<p>Yönetmen koltuğunda Ece Erdek Koçoğlu’nun oturduğu yapım, Türkiye’nin yakın tarihinde iz bırakan bir kadın figürünü merkeze alması bakımından dikkat çekiyor. Şule Yüksel Şenler’in hayatının Türkiye’nin önemli dijital platformlarından birinde anlatılması, kültürel hafızanın korunması açısından değerli bir adım olarak değerlendiriliyor.</p>
<p><strong>Ankaraedebiyat.com.tr</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/sule-dizisi-sule-yuksel-senlerin-mucadelesini-yeni-nesillere-tasiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fatih ve fetih ruhunu kuşanmak</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/fatih-ve-fetih-ruhunu-kusanmak/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/fatih-ve-fetih-ruhunu-kusanmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Eyüp Beyhan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 30 May 2026 03:26:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Arif Nihat Asya]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih]]></category>
		<category><![CDATA[fetih]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul fetih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=9933</guid>

					<description><![CDATA[Eyüp Beyhan yazdı: Kan dökerek hükmetmek başka, gönüller fethederek medeniyet kurmak başkadır. Atilla’nın, Cengiz’in, Hulâgû’nun seferleri korku bırakırken, Fatih’in İstanbul’u, insanlığa umut bırakmıştır.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>“Delikanlım! işaret aldığın gün atandan!<br />
Yürüyeceksin! Millet yürüyecek arkandan!<br />
Sana selâm getirdim Ulubatlı Hasan&#8217;dan!</em></strong></p>
<p><strong><em>Sen ki burçlara bayrak olacak kumaştasın;<br />
Fâtih&#8217;in İstanbul&#8217;u fethettiği yaştasın!”</em></strong></p>
<p><strong><em>Arif Nihat Asya</em></strong></p>
<p>Fetih ruhu, milletleri ayakta tutan en büyük manevi kuvvetlerden biridir. İslam medeniyetinde bu ruh, birlik, kardeşlik ve Allah rızası için mücadele etme şuuruyla nesilden nesile taşınmıştır. Tarih boyunca milletimize güç veren de işte bu ortak inanç ve beraberlik duygusu olmuştur. Mehmet Akif’in dediği gibi:</p>
<p><strong>“Girmeden tefrika bir millete düşman giremez;</strong></p>
<p><strong>Toplu vurdukça gönüller, onu top sindiremez.”</strong></p>
<p>İnsanlık tarihine baktığımızda bazı zaferler vardır ki yalnızca şehirleri değil, çağları değiştirir. İstanbul’un fethi işte böylesine büyük bir hadisedir. Çünkü İstanbul’un fethi, kuru bir askerî başarı değil, imanla yoğrulmuş bir medeniyet tasavvurunun tarihe mühür vurmasıdır.</p>
<p>Bir sabah yalnızca Bizans surları yıkılmadı. Aynı zamanda karanlık bir çağ kapandı, yeni bir çağ açıldı. Ancak bu büyük zaferin asıl manası topların gürültüsünde değil, Fatih Sultan Mehmed Han’ın gönlünde taşıdığı fetih ruhundadır.</p>
<p>Zira fetih, sadece bir toprağı almak değildir. Fetih, insan ile hakikat arasındaki engelleri kaldırmaktır. Gönülleri adaletle buluşturmaktır. İnsanı zulmün karanlığından çıkarıp merhametin aydınlığına taşımaktır. Bu sebeple İslam medeniyetinde fetih kelimesi ile işgal kelimesi hiçbir zaman aynı anlamı taşımamıştır.</p>
<p>Nitekim tarihte nice hükümdarlar büyük ordularla şehirler ele geçirmiştir. Fakat hiçbiri “Fatih” unvanıyla anılmamıştır. Çünkü kan dökerek hükmetmek başka, gönüller fethederek medeniyet kurmak başkadır. Atilla’nın, Cengiz’in, Hulâgû’nun seferleri korku bırakırken, Fatih’in İstanbul’u, insanlığa umut bırakmıştır.</p>
<p>Fatih Sultan Mehmed’i “Fatih” yapan şey yalnızca İstanbul’u alması değil, İstanbul’a bir ruh vermesidir.</p>
<p><strong>FETİH ÖNCE İNSANIN İÇİNDE BAŞLAR</strong></p>
<p>Her büyük zaferin temelinde büyük bir inanç vardır. İstanbul’un fethi de önce gönüllerde başlamıştır. Çünkü fetih, evvela insanın kendi nefsini yenmesidir. Nefsinin esaretinden kurtulup Hakk’a yönelen insan, önce kendi iç dünyasının fatihi olur.</p>
<p>Fatih Sultan Mehmed Han’ın çocukluğu sıradan bir şehzade hayatı değildi. O, küçük yaşlardan itibaren büyük bir ülkünün terbiyesiyle yetiştirildi. Daha sekiz yaşındayken yastığının altına İstanbul haritaları koyduğu, geceleri fetih hayalleriyle uyuduğu rivayet edilir.</p>
<p>Ebu Eyyûb el-Ensarî Hazretleri de o kutlu yolculuğun en büyük şahidiydi.</p>
<p>İlerlemiş yaşına rağmen İstanbul önlerine kadar gelmiş, surların dibinde şehit olmuştu. Son nefesinde:</p>
<p>“Beni götürebildiğiniz kadar ileri götürün…” diyerek fetih aşkının nasıl bir iman meselesi olduğunu göstermişti. Aradan asırlar geçti. Ve fetih, 21 yaşındaki genç bir sultana nasip oldu.</p>
<p><strong>BİR ÇAĞI AÇAN RUH: İLİM, İMAN VE MEDENİYET</strong></p>
<p>İstanbul’un fethi yalnızca kılıç gücüyle açıklanamaz. Bu zaferin arkasında ilim vardır, hikmet vardır, disiplin vardır, sabır vardır.</p>
<p>Fatih Sultan Mehmed Han, yaşadığı çağın en iyi eğitimini almıştı. Arapça, Farsça, Latince, Yunanca, İbranice ve daha birçok dili biliyordu. Matematikten astronomiye, tarihten felsefeye kadar birçok sahada derin bir ilme sahipti. Çünkü biliyordu ki, dünyayı değiştiren milletler, önce bilgiye hâkim olan milletlerdir.</p>
<p>Fetih ruhu sadece cesaret üretmez, medeniyet de üretir.</p>
<p>Bu sebeple İstanbul fethedildiğinde şehir yakılıp yıkılmadı. Bilakis yeniden ihya edildi. Kiliseler, çarşılar, kütüphaneler, vakıflar, medreseler, camilerle İstanbul yeni bir medeniyetin merkezi hâline getirildi.</p>
<p>Fatih, Bizans’ın mirasını yok etmedi, onu kendi medeniyet potasında eriterek yeni bir dünya kurdu. İstanbul kısa zamanda ilmin, sanatın, ticaretin ve maneviyatın merkezi hâline geldi. Ali Kuşçu gibi büyük âlimler İstanbul’a davet edildi. Vakıflar kuruldu. Fakirler gözetildi. Adalet tesis edildi.</p>
<p>Çünkü fetih anlayışının merkezinde insan vardı. İman vardı, inanç vardı.</p>
<p><strong>FATİH’İ FATİH YAPAN İSİMLER</strong></p>
<p>Fatih Sultan Mehmed Han’ın yetişmesinde devrin büyük âlim ve devlet adamlarının önemli payı vardı. Akşemseddin ona manevi derinlik ve fetih ruhu kazandırırken, Molla Gürânî disiplinli bir ilim terbiyesi verdi. Molla Hüsrev fıkıh ve hukuk alanında rehberlik etti. Ali Kuşçu matematik ve astronomi sahasında ufkunu genişletti. Zağnos Paşa ise devlet idaresi ve yabancı diller konusunda genç şehzadenin gelişimine katkı sağladı.</p>
<p>Bugün bir medeniyet inşa edeceksek önce yeniden insan yetiştirmeyi öğrenmek zorundayız. Çünkü Molla Gürânî, Ali Kuşçu ve Akşemseddin’siz bir Fatih düşünülemez.</p>
<p><strong>İSTANBUL’UN FETHİ VE İNSANLIK VİCDANI</strong></p>
<p>İstanbul fethedildiğinde tarihin alışık olduğu manzara yaşanmadı. Şehir talan edilmedi. İnsanlar katledilmedi. Mabedler yıkılmadı.</p>
<p>Fatih Sultan Mehmed Han, Ayasofya’ya girdikten sonra halka:</p>
<p>“Kalkınız! Ben Sultan Mehmed, size söylüyorum ki bugünden itibaren ne hayatınız ne de hürriyetiniz hususunda benim gazabımdan korkmayınız.” diyerek tarihe insanlık dersi verdi.</p>
<p>İşte İslam medeniyetinin fetih anlayışı buydu.</p>
<p>Din, vicdan ve ibadet özgürlüğü tanındı. İnsanların can güvenliği korundu. Sosyal adalet tesis edildi. Çünkü İslam fetihleri, sömürmek için değil; yaşatmak için yapılmıştı.</p>
<p>Bugün dünyanın “medeniyet” adına insanlığı kana buladığı bir çağda, İstanbul’un fethi yeniden okunmalıdır. Çünkü fetih; zulmün değil, adaletin adıdır.</p>
<p>Birlik Ruhunu Kaybeden Milletler Ayakta Kalamaz</p>
<p>İstanbul’un fethinin temelindeki en büyük sır, birlik ruhudur.</p>
<p>“Allah’ın ipine hep birlikte sımsıkı sarılın; parçalanmayın.” (Âl-i İmrân, 103)</p>
<p>Osmanlı ordusunu büyük yapan sadece topları değildi. Aynı ideale inanmış insanların omuz omuza vermesiydi.</p>
<p>Akşemseddin’in duası, Ulubatlı Hasan’ın cesareti, Fatih’in dehası ve ordunun teslimiyeti aynı hedefte birleşmişti.</p>
<p>İşte Çanakkale’de de aynı ruh vardı.</p>
<p>İstiklal Harbi’nde de aynı ruh vardı.</p>
<p>Bu millet ne zaman birlik olmuşsa tarih yazmıştır.</p>
<p>Bugün de ihtiyacımız olan şey budur:</p>
<p>Birlik…</p>
<p>Maneviyat…</p>
<p>İlim…</p>
<p>Ahlâk…</p>
<p>Ve büyük hedefler…</p>
<p><strong>FATİH’İN YAŞINDA OLMAK</strong></p>
<p>Modern çağın en büyük problemlerinden biri, gençliğin hedefsiz bırakılmasıdır. Oysa Fatih Sultan Mehmed İstanbul’u fethettiğinde yalnızca 21 yaşındaydı.</p>
<p>Bugünün gençliği, Fatih’in yaşında fakat onun yüklediği sorumluluğun ne kadar farkında?</p>
<p>Arif Nihat Asya’nın haykırışı hâlâ kulaklarımızda yankılanıyor:</p>
<p><strong>“Yürü, hâlâ ne diye oyunda oynaştasın?</strong></p>
<p><strong>Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!..”</strong></p>
<p>Bu mısralar sadece bir şiir değil, bir milletin gençliğine yaptığı tarihî çağrıdır.</p>
<p>Çünkü fetih ruhu geçmişte kalmış nostaljik bir hatıra değildir. Fetih ruhu, bugün de cehaleti yenmek, ahlâksızlığa direnmek, ilimde yükselmek, birlik olmak ve insanlığa yeniden umut olabilmektir.</p>
<p>Bugün yeniden bir fethe ihtiyacımız var:</p>
<p>Kalplerin fethine…</p>
<p>Vicdanların fethine…</p>
<p>Ahlâkın yeniden dirilişine…</p>
<p>Unutmamalıyız ki İstanbul’u fetheden irade, imanla yoğrulmuş ilim, ahlâk ve adalet iradesiydi.</p>
<p>Bir millet ancak ruhunu koruduğu müddetçe ayakta kalabilir.</p>
<p>Ve tarih bize şunu göstermiştir:</p>
<p>Topla tüfekle kazanılan zaferler geçicidir, gönüllerde kurulan medeniyetler ise ebedîdir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/fatih-ve-fetih-ruhunu-kusanmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir artist karakter: Dava adamı ve şair Necip Fazıl’da ben-2</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/bir-artist-karakter-dava-adami-ve-sair-necip-fazilda-ben-2/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/bir-artist-karakter-dava-adami-ve-sair-necip-fazilda-ben-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Ertaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 30 May 2026 03:08:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[necip fazıl]]></category>
		<category><![CDATA[Necip Fazıl Kısakürek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=9928</guid>

					<description><![CDATA[Murat Ertaş yazdı: Necip Fazıl iki şeyle çok uğraşır: Bir cemiyetle, cemiyetin yok edilen ruhuyla ve yok eden güruhuyla bir de kendi nefsiyle… Davası, ideolojisi, imanı, inancı ne ise onun gereğini yapmaya gayret etmiştir.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türk şiir geleneğindeki “ben” tüm cemiyeti, bir milleti temsil ederken Tanzimatla beraber büyük ruhçuluğun bezediği ben’in yerini somut, müşahhas, nefsin kendisi almaya başlamıştır. Meselâ Fuzûlî’nin <strong>“Dest-bûsi ârzusiyle ger ölsem dostlar / Kûze eylen toprağım sunun anınla yâre su”</strong> mısrasındaki “ben” sadece şairin kendisi değil, tüm ümmettir, İslam milletidir. Sanayi Devrimi, Fransız İhtilâli, Aydınlanma, Pozitivizm, Avrupa’nın zenginleşmesi, Doğu’nun yoksullaşması ve art arda aldığı mağlubiyetler ve Batı düşüncesine yeni bir din gibi sarılan Doğu’nun çocukları… Toplumsal ahlâktan bireysel duyguya ve arzuya dönüşüm… Baba katiliyle babanın bir safta olduğu karanlık bir çağ…</p>
<p>Modern dönemde Mehmet Âkif, Tevfik Fikret, Nazım Hikmet gibi isimler cemiyet elbisesi giymiş şairlerdi. Onlardaki ben topyekün cemiyetti. Cenap Şehabettin, Yahya Kemal gibi isimler daha çok kendi duygu dünyalarıyla öne çıkmaktadır. Toplumsal bağlayıcılıktan, millet değerlerinden bağımsız, kendi nefsinden ibaret ben’e teslim olan ruh için kendisini bağlayan hiçbir inanç sistemi kalmamaktadır. Batı’dan aldığımız “nefsî, dünyevî, maddeci, hayvanî ben” günümüzde her platformda yüceltilen “birey” kavramıyla maalesef hegemonyasını sürdürmektedir. Tanzimatla beraber ruh dünyası Doğu-Batı arasında gelgitler yaşayan Türk aydını tam anlamıyla bir kriz içerisindedir. Türk edebiyatçıları için yeni kızıl elma bilhassa Fransa ve İngiltere’nin maddeci sanat ve estetik anlayışı olmuştur. Onlar hem kendi toplumlarına yabancılaşmış hem Batılı olamamışlardır. Bu krizden Necip Fazıl da etkilenmiş olacak ki çocukluğunda ruhuna işlenmiş inanç kodları olduğu halde Paris’te bohem hayatına düşmüş, fakat bu düşkünlükten asla mesut olmamış, kendisiyle cebelleşip durmuştur. Kaldırımlar şairinin 1924’te yazdığı “<strong>Serseri”</strong> şiiri onun içinde bulunduğu buhranı, iki ben arasındaki çatışmayı göstermesi açısından dikkate değer:</p>
<p><em>Yeryüzünde yalnız benim serseri</em></p>
<p><em>Yeryüzünde yalnız ben derbederim</em></p>
<p><em>Herkesin varsa dünyada yeri</em></p>
<p><em>Ben de bütün dünya benimdir derim.</em></p>
<p>Necip Fazıl, ilk gençlik yıllarında nefsinin esareti altında yaşadığını, nefsine en bayağı yakıştırmalar yaparak ifade etmiştir. Gençlik yıllarına ait şiirlerin birçoğunu Çile’ye almamış, 1950’den evvel kaleme aldığı birçok yazıyı “yok” hükmünde saymış, eski şiirlerini, yazılarını, ilişkilerini gündeme getirenlere “<strong>çöp karıştırıcıları</strong>” olarak kabul etmiştir. Aslında Necip Fazıl kendi çöplüğünü kendisi ifşa eden biridir, evveliyatının tahammül edilemez biri olduğunu belirtmiştir:</p>
<p>“<em>Ancak Mürşid kapısından üflenen, havanın yüzüme çarpmasıyladır ki, çözebildiğim bu sırra, o zamanlar alabildiğine başıboş, genç, pek genç sanatkâr&#8230; Sanatı sanat için bildiği gibi, toprak üstü sürüngen yaşayışım da gerçek hayat sanan ve başını göğe kaldıramayan mağrur cüce&#8230;</em></p>
<p><em>Olamamanın ve tam bulamamanın içine yerleştirdiği huzursuzluğu da hiçbir şey dağıtmıyordu. Geceleri beni topuklarımdan çekip:</em></p>
<p><em>—Hani ya, ne vakit?</em></p>
<p><em>diye yalvaran sesi duymamak için de, zaman zaman, kendimi kaba nefsaniyetime büsbütün bırakıyor, en sert nefs esareti altında yaşıyordum</em>.”<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a></p>
<p>Necip Fazıl, adına “<strong>metafizik buhran</strong>” dediği bir ruh atmosferindedir. Bu metafizik buhran sonraki yıllarında buhranlıktan çıkıp mesuliyet duygusu ve aşkla sık sık nükseden metafizik sancıya dönüşmüştür. Necip Fazıl bu tarihten itibaren nefsinde yaşadığı iniş çıkışlarla, içine düştüğü tezatlarla beraber ağır ağır cemiyet adamı, çile adamı olmaya başlayacaktır ki 1934’ten sonra yaklaşık on sene sürecek olan sert iniş çıkışlardan sonra coşkun akan ruhu yatağını ancak bulmuştur. Ruh ve beden bütünlüğü… O, bu durumunu şöyle anlatmıştır:</p>
<p>“<em>Genç şair ‘nokta nokta’yı, kabzasına kadar ciğerine girmiş bir bıçak gibi öz eliyle sökerek çöplüğe atmış, fakat şimdi o yaranın yerinde bambaşka bir iltihap peydahlanmıştır. Avrupalının ‘kriz entelektüel’ veya ‘kriz metafizik’ dediği, korkunç üstü korkunç bir buhran, madde ötesini kurcalama buhranı… Her şeyin künhünü, dibini, dayanağını, aslını, zâtını arama belâsı… Zaman nedir, mekân nedir, aydınlık nedir, karanlık nedir, var nedir, yok nedir, ‘ne’ nedir?</em></p>
<p><em>Aylarca gezindim, yıkık ve şaşkın,</em></p>
<p><em>Benliğim bir kazan ve aklım kepçe,</em></p>
<p><em>Deliller köyünden bir menzil aşkın,</em></p>
<p><em>Her fikir içimde bir çift kelepçe.</em></p>
<p><em>Ve işte Genç Şair’in ‘<strong>Senfoni’</strong> diye başlayıp ‘<strong>Çile’</strong> adında karar kıldığı şiirine kaynak:</em></p>
<p><em>Evet, her şey bende bir gizli düğüm:</em></p>
<p><em>Ne ölüm terleri döktüm, nelerden!</em></p>
<p><em>Dibi yok göklerden yeter ürktüğüm,</em></p>
<p><em>Yetişir çektiğim, mesafelerden!<a href="#_ftn2" name="_ftnref2"><strong>[2]</strong></a></em></p>
<p>Necip Fazıl iki şeyle çok uğraşır: Bir cemiyetle, cemiyetin yok edilen ruhuyla ve yok eden güruhuyla bir de kendi nefsiyle… Davası, ideolojisi, imanı, inancı ne ise onun gereğini yapmaya gayret etmiştir. İdeolocyasını örerken duruşuyla kendisinin ve davasının izzetini muhafaza etmeyi önemsemiştir. Bir yanda tek partinin dinî hayata ve Türk milletinin binlerce yıllık ruh dünyasına yaptığı uygulamaları karşısında iyice sinmiş, Batı ve ülkedeki Batılılaşma cereyanları karşısında mağlubiyet psikolojisine düşmüş, mücadele gücünü yitirmiş Hakk’a tapan milletin evlatları; diğer yanda sufilerin, dağ başındaki dervişlerin, içe dönük tasavvufî terbiyenin, menkıbelerin yontup ortaya çıkardığı pasif Müslüman tipi…  <strong>Müslüman şahsiyeti pasif ben’i mütevazılıkla karıştırmış; Hz. Ebubekir şahsiyetine sığınırken Hz. Hamza gücü ve cesaretini ve Hz. Ömer öfkesini kaybetmiştir. Oysa ki “Ebubekir-Hamza-Ömer” bir bütündür. </strong>Müslüman şahsiyeti adı altında şuuraltında pasifliği ve mağlubiyeti kanıksamış çağ ve kitleler; zalime, sahteliğe, ham ve kabalığa tahammülsüz, izzetine düşkün ve aksiyoner bir dava adamı olan Necip Fazıl’ın ortaya koyduğu şahsiyeti tabii ki yadırgayacaktır. Şükrü Karatepe’nin tarifi durumu özetler: <em>“(Necip Fazıl) Fikir ve dava mücadelesine başladığı yıllarda ise, devletin baskısıyla şehirleri terk eden İslamiyet&#8221;in cahillerin, köylülerin, hamalların, ihtiyar ninelerin ve emeklilerin dini olduğu görüşü yayılıyordu.”<a href="#_ftn3" name="_ftnref3"><strong>[3]</strong></a></em> Başını içe çekmiş bir cemiyette Necip Fazıl duruşuyla cemiyete “<em>Ayağa kalk Sakarya!”</em> diye haykıran şairdir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-9930" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/necip-fazil-kisakurek-003.jpeg" alt="" width="848" height="967" srcset="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/necip-fazil-kisakurek-003.jpeg 848w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/necip-fazil-kisakurek-003-421x480.jpeg 421w" sizes="auto, (max-width: 848px) 100vw, 848px" /></p>
<p>Konforlu bir hayatı terk edip davası uğruna mahkeme koridorlarını aşındıran, yaşadığı dönemin çetin şartlarına rağmen şehir şehir gezip verdiği konferanslarla cemiyeti bilinçlendirmeye çalışan, türlü hücumlara maruz kalan tek başına bir nesildir o. İçindeki cemiyet ben’ini inşa ederken nefsî (hayvanî) ben’iyle mütemadiyen çatışması süren Necip Fazıl hiçbir zaman “davasının izzeti” uğruna kendisini mağdur, mazlum, mağlup göstermemiş, alttan almamış; bilakis bozuk düzen karşısında mağrur duruş göstermiştir. Kan tükürse kızılcık şerbeti içtiğinin resmini vermiştir o. Şiirlerinde sıkça kendisi için kullandığı “<strong>sürüngen, alçak, pire, hiç, müflis, âdi, sıfır, uyuz, keçi, cüce, beygir, köpek, serseri, çamur, sefil, şaşkın, hayvan…</strong>” kelimeleri onun nefsîne verdiği sıfatlardır. O, Allah, Peygamber ve mürşidi karşısında kendisini en adî mertebede görür. Bu, ulvi bir muhasebenin neticesidir. “<strong>Rütbe</strong>” şiirinde şöyle der:</p>
<p><em>Düşünün, ben ne büyük rütbeye tutkuluyum!</em></p>
<p><em>Çünkü O’nun kulunun kölesinin kuluyum!</em></p>
<p>Ruhen mağlup olmuş bir cemiyetin sesi, nefesi olmuş; kalemini bir kılıç gibi kullanarak Hakk’ı tutup kaldırmanın mücadelesini vermiştir.</p>
<p>Necip Fazıl’ın ruhçu ben’i şiirlerinde kendisini oldukça güçlü gösterir: Türk milleti ve tarihi olarak <strong>Sakarya Türküsü</strong>’nde; ezilmiş, hor görülmüş, hapsedilmiş halk olarak <strong>Zindan’dan Mehmed’e Mektup</strong>’ta; yozlaşan ve bozulan cemiyet olarak <strong>Muhasebe</strong>’de ve <strong>Destan</strong>’da; maddî ben’iyle toplumsal ahlakçı ben’inin çatışmasıyla da <strong>Çile</strong> şiirinde en güçlü şekilde karşımıza çıkar. Cemiyetin Necip Fazıl’ın en çok bu şiirlerini ezberlemesi, bir manifesto gibi okuması bu şiirlerde kendisini bulmasındandır. Yani Necip Fazıl’ın toplumsal ben’i tastamam toplumun da kendi ben’ini, benliğini bulduğu ben’dir. Türk milleti Mehmet Âkif’te de, Sezai Karakoç’ta da, İsmet Özel’de de kendi ben’ini, öfkesini bulmuştur; bu ben’in zirvesi kuşkusuz Necip Fazıl’dır.</p>
<p>Necip Fazıl’ın millet adına sahiplendiği dava hor, öksüz, yetim ve büyüktür. Ondaki bu öfke, bu duruş olmasa, <em>“Bin bir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?”</em> Kendisini öz vatanında garip öz vatanında parya hisseden bir milleti uyandırmak, ona vatanın aslî unsurunun kendisi olduğunu haykırmak ve bunu hiçbir menfaat, makam beklentisi olmadan yapmak… <em>“Sonunda ne rütbe var ne mal”</em> olan bir davanın gönüllüsü, fedaisi, önderi olmak maddeci ruhla, nefisle açıklanabilir mi? Böyle olsa bu hamallıktan başka nedir ki? O <em>“Yüz üstü çok süründün, ayağa kalk Sakarya!”</em> mısrasıyla Türk milletine sesleniyor. Bu sesin, bu davanın sahibi elbette hep ayakta kalmak, hep izzetini korumak zorundadır. Mütevazılık adı altında dağ başına çekilmiş, içe kapanmış, gelene ağam gidene paşam diyen, inanç ve değerlerini kendine kurduğu küçük dünyasında yaşayan bir şahsiyetten bu ses çıkabilir mi? Onun sesinde büyük Türk milletinin sindirilmiş iç sesi, onun dik duruşunda milletinin izzeti vardır.</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> O ve Ben, s.73,74.</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Bâbıâli, s.206, 207.</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> Şükrü Karatepe, Necip Fazıl Kısakürek’in Kişiliği ve Tesiri, Yeni Şafak gazetesi, 24 Mayıs 1999</p>

	<div class="esen-eii">
	<a href="https://ankaraedebiyat.com.tr/bir-artist-karakter-dava-adami-ve-sair-necip-fazilda-ben-1/" target="_blank" class="eii-theme1" title="9833">

<div class="eii-theme1-postImageUrl" style="overflow:hidden; z-index: 8; max-width: 100%;">
<div class="eii-theme1-imgUrl" style='background-image:url(https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/necip-fazil-kisa-kurek-tutuklama-400x225.jpeg);'></div>
</div>

<div class="eii-theme1-centered-text-area">
<div class="eii-theme1-centered-text">
<div class="eii-theme1-content">
<div class="ctaText" style="float:left;"></div>
<div class="clear:both;"></div>

<div class="eii-theme1-postTitle" style="float:left;">Bir artist karakter: Dava adamı ve şair Necip Fazıl’da ben-1</div>

</div>
	</div>
		</div>	
	
	</a>
	</div>
	

	<div class="esen-eii">
	<a href="https://ankaraedebiyat.com.tr/bir-artist-karakter-dava-adami-ve-sair-necip-fazilda-ben-3/" target="_blank" class="eii-theme1" title="9950">

<div class="eii-theme1-postImageUrl" style="overflow:hidden; z-index: 8; max-width: 100%;">
<div class="eii-theme1-imgUrl" style='background-image:url(https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/necip-fazil-kisakurek-004-400x225.jpg);'></div>
</div>

<div class="eii-theme1-centered-text-area">
<div class="eii-theme1-centered-text">
<div class="eii-theme1-content">
<div class="ctaText" style="float:left;"></div>
<div class="clear:both;"></div>

<div class="eii-theme1-postTitle" style="float:left;">Bir artist karakter: Dava adamı ve şair Necip Fazıl’da ben-3</div>

</div>
	</div>
		</div>	
	
	</a>
	</div>
	
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/bir-artist-karakter-dava-adami-ve-sair-necip-fazilda-ben-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ankara’yı edebiyatın neresinde konumlandırabiliriz: Edebiyatta Ankara nerede?</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/ankarayi-edebiyatin-neresinde-konumlandirabiliriz-edebiyatta-ankara-nerede/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/ankarayi-edebiyatin-neresinde-konumlandirabiliriz-edebiyatta-ankara-nerede/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Poyraz]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 May 2026 04:49:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Abdurrahman Dilipak]]></category>
		<category><![CDATA[ankara]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat ankara]]></category>
		<category><![CDATA[ercan kesal]]></category>
		<category><![CDATA[erguvan edebiyat dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[İLESAM]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet ali bulut]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Nuri Parmaksız]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet şeker]]></category>
		<category><![CDATA[server vakfı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=9921</guid>

					<description><![CDATA[Mehmet Poyraz yazdı: Ankara Edebiyat’ın “Ankara’da Edebiyat” konulu özel dosyası için değerli isimlerden katkılar istedik. Bunların yanı sıra bir de soruşturmaya giriştik. ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ankara Edebiyat’ın “Ankara’da Edebiyat” konulu özel dosyası için değerli isimlerden katkılar istedik. Bunların yanı sıra bir de soruşturmaya giriştik.</p>
<p>Sorumuz şu oldu:</p>
<p><strong>Ankara’yı edebiyatın neresinde konumlandırabiliriz: Edebiyatta Ankara nerede?</strong></p>
<p>Bununla beraber sorumuz bir tane olmasına rağmen üstüne siz de katkı sunabilir, söylemek istediklerinizi söyleyebilirsiniz dedik.</p>
<p>Hayatının bir bölümü Ankara’da geçen, oyunculuğuyla beraber üretmiş olduğu edebî metinlerle de dikkat çeken <strong>Ercan Kesal</strong>’a,</p>
<p>1978 yılında kurulan Türkiye Yazarlar Birliği&#8217;nin (TYB) ilk üyeleri ve kurucuları arasında yer alan isimlerden, gazeteci ve araştırmacı yazar <strong>Abdurrahman Dilipak</strong>’a,</p>
<p>Server Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı ve vakıf adına çıkartılan Edebiyat Ortamı dergisinin uzun yıllardır imtiyaz sahipliğini yapan <strong>Mehmet Ali Bulut</strong>’a,</p>
<p>Ankara’da bir dönem Erguvan adlı edebiyat dergisini çıkaran Yeni Şafak yazarlarından <strong>Mehmet Şeker</strong>’e,</p>
<p>Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği (İLESAM) Yönetim Kurulu Başkanı ve birlik adına çıkartılan İLESAM ile İMBİK edebiyat dergilerinin yayıncısı <strong>Mehmet Nuri Parmaksız</strong>’a sorumuzu yönelttik.</p>
<p><a href="https://ankaraedebiyat.com.tr/yayin/ankara-edebiyat-kultur-dergisi-sayi-3/" target="_blank" rel="noopener"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-9925" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/ankara-edebiyat-dergisi-mayis-haziran-2026-sayi-3-kapak-1-scaled.jpg" alt="" width="1740" height="2560" srcset="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/ankara-edebiyat-dergisi-mayis-haziran-2026-sayi-3-kapak-1-scaled.jpg 1740w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/ankara-edebiyat-dergisi-mayis-haziran-2026-sayi-3-kapak-1-326x480.jpg 326w" sizes="auto, (max-width: 1740px) 100vw, 1740px" /></a></p>
<p>Söz konusu kıymetli isimlerden dönüş oldu. Ancak <strong>Ercan Kesal</strong> ile <strong>Mehmet Şeker</strong> konuyla ve sorumuzla ilgili bir değerlendirme fırsatı bulamadı.  Nezaket sahibi olarak bildiğimiz Ercan Kesal bunu bir kez daha ispatlamış oldu ve şu mesajı yolladı:</p>
<p><em>“Mehmet selam kardeşim,</em></p>
<p><em>İzmir’de yeni filmin setindeyim.</em></p>
<p><em>Mekân senaryo Cast falan çok telaşlıyım.</em></p>
<p><em>Beni affet.</em></p>
<p><em>Kolaylıklar diliyorum.”</em></p>
<p>Naif kişiliğiyle tanımaktan şeref duyduğum Mehmet Şeker ise şu sözleri iletti:</p>
<p><em>“Köye geldik. Bayram telaşı. Evin bahçe duvarı aşırı yağıştan yıkılmış. Yazamadım, mazur göresin. Selamlar.”</em></p>
<p>Mazeretlerini bildiren Ercan Kesal ve Mehmet Şeker’e dönüşleri için teşekkür ediyorum. Ayrıca Mehmet Şeker Abiye geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.</p>
<p><em>*</em></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-9922" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/ercan-kesal-abdurrahman-dilipak-mehmet-nuri-parmaksiz-mehmet-ali-bulut-mehmet-seker-ankara-edebiyat-dergisi.jpg" alt="" width="850" height="450" srcset="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/ercan-kesal-abdurrahman-dilipak-mehmet-nuri-parmaksiz-mehmet-ali-bulut-mehmet-seker-ankara-edebiyat-dergisi.jpg 850w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/ercan-kesal-abdurrahman-dilipak-mehmet-nuri-parmaksiz-mehmet-ali-bulut-mehmet-seker-ankara-edebiyat-dergisi-540x286.jpg 540w" sizes="auto, (max-width: 850px) 100vw, 850px" /></p>
<p>“Ankara’yı edebiyatın neresinde konumlandırabiliriz: Edebiyatta Ankara nerede?” sorumuzu yanıtlayan üç değerli isim ve yorumları:</p>
<h3>ANKARA EDEBİYATA ÖNCÜLÜK EDER DURUMA GELMİŞTİR</h3>
<p><strong>Mehmet Ali Bulut</strong></p>
<p>&#8220;İstanbul; edebiyatın, sanatın, sanayinin, ticaretin ve borsanın başkenti olarak bilinse de günümüzde Ankara, Türkiye’nin başkenti olmasının yanı sıra sanata, edebiyata ve kültüre de öncülük eder duruma gelmiştir.</p>
<p>“Yedi Güzel Adam” belgeseliyle tanınan şair ve yazarlar, Edebiyat Dergisi’ni Ankara’da yayımlamışlardır.</p>
<p>30 yıldır yayın hayatını sürdüren Hece dergisi ve yayınevi Ankara’dadır.</p>
<p>30 yıl boyunca yayımlandıktan sonra geçen yıl yayın hayatına son vermek durumunda kalan Sincan İstasyonu da Ankara’dadır.</p>
<p>1997’de aylık olarak 12 sayı yayımlanıp yayınına ara veren Edebiyat Ortamı dergisi ve yayınevi, 2008’den itibaren iki aylık olarak yayınını Ankara’da sürdürmektedir.</p>
<p>Ankara’da her hafta onlarca sanat, edebiyat ve kültür programı düzenlenmektedir. Ayrıca bu alanlarda faaliyet gösteren çok sayıda yayın da Ankara merkezlidir.</p>
<p>Ankara’da kültür, sanat ve edebiyat alanındaki çalışmalar her geçen gün artış göstermektedir.&#8221;</p>
<h3>İSTANBUL SULTANSA ANKARA VEZİRDİR</h3>
<p><strong>Mehmet Nuri Parmaksız</strong></p>
<p>&#8220;İstanbul’da doğmuş ve 18 yaşına kadar İstanbul’da yaşamış bir edebiyat sevdalısı olarak İstanbul&#8217;un kalabalığı ve keşmekeşinden kaçışımın üstünden nerdeyse 40 yıl geçti.</p>
<p>İstanbul edebiyat ve diğer konularda sultandır onu tartışmanın bir anlamı yok lakin İstanbul sultansa, Ankara&#8217;da vezirdir.</p>
<p>Ankara, Türk şiir ve edebiyatında yalnızca bir başkent olarak değil, Cumhuriyet’in kuruluş ruhunu ve Anadolu insanının iç dünyasını temsil eden önemli bir mekân olarak da düşünülmelidir.  İstanbul’un tarihî ve romantik atmosferine karşılık Ankara, daha sade, gerçekçi ve düşünsel bir şehir kimliğiyle ön plana çıkar.</p>
<p>Geçmişten bugüne şairler Ankara’nın bozkırını, sert ayazını, memur hayatını ve yalnızlık duygusunu insanın iç sıkıntılarıyla birleştirerek anlatmış olsa da ben Ankara&#8217;nın en sakin köşesini Gölbaşı&#8217;nı yerleşim yeri olarak seçerken hem umut ve yeniliğin hem de yalnızlık ve durağanlığın mekanı olarak Mogan ve Eymir göllerini kendim için bir durak edindim.</p>
<p>Bunu da bir şiirimde şöyle dile getirdim:</p>
<p><strong><em>ANKARA</em></strong></p>
<p><em>Geçmişi unutmak zor çare yok mu Ankara?</em></p>
<p><em>Hatıra denizinde neden görünmez kara?</em></p>
<p><em>Her akşamında hüzün yokluğunla çoğalır,</em></p>
<p><em>Beni Eymir gölünde yakamozlarda ara.</em></p>
<p><em>*</em></p>
<p><em>Sana koştum çaresiz beni sakla Ankara,</em></p>
<p><em>Yıllar geçti üstünden, niçin kapanmaz yara?</em></p>
<p><em>Mazi erimez bir kar pişmanlık dağlarında,</em></p>
<p><em>Beni Mogan gölüne göçen kuşlarda ara.&#8221;</em></p>
<h3>POETİKA İLE POLİTİKA ARASINDA BİR BAĞ KURABİLMEK!</h3>
<p><strong>Abdurrahman Dilipak</strong></p>
<p>&#8220;Ankara’nın önemli muhitlerinden Hacı Bayram’daki Augustus Tapınağı, en azından burasının Roma’dan beri önemli bir merkez olduğunu söylüyor bize. Hacı Bayrâm-ı Velî ise İslam sonrası Ankara’nın manevi bir merkez olduğunu gösteriyor. Esenboğa ve Mürted de aslında tarihle ilgili ilginç hatıralar nakleder. Bize düşen görev, bu tarihi canlı tutmaktır. Bunun en emin yolu ise zamana ve mekâna şahitlik ederek onu kayıt altına almaktır.</p>
<p>Film ve fotoğraf, modern zamanların teknolojisidir. Düşüncenin kayıt altına alınması, taşa kazınan yazıtlardan çok kâğıt ve kalemle yapılanıdır. Onun için yalnızca yazıdaki fikir, ahenk ve ritimle estetik bir derinlik kazandırılmaz; o güzel sözlere bir de hikmet yüklenerek estetik bir hâle dönüştürülür. Bu durum yalnızca edebiyatla sınırlı değildir; hattatlık, tezhip ve minyatürlerle daha da renklendirilir.</p>
<p>Keşke politika ile poetika arasında da bir bağ kurabilseydik. Ankara, yüz yıllık bir politik merkezdir. Anadolu ise Hz. Âdem’den beri meskûn bir coğrafyadır. Hz. Nuh da bu coğrafyada yaşadı, Hz. İbrahim de… Bu coğrafya aynı zamanda vahyin coğrafyasıdır.</p>
<p>Bunu da geçelim; neden bu derin tarihin romanını ya da destanını yazmayalım ki? Birinci Meclis’in açılışının senaryosu var mı? Ya da Kurtuluş Savaşı’nı güçlü bir edebî esere dönüştürebildik mi? Kemal Tahir yazdı da ne oldu? Rıza Nur hatıratını kaleme aldı da ne oldu? Kâzım Karabekir yazdı da ne oldu? Neden bu coğrafyada yaşananlardan bir destan, bir pendnâme ortaya çıkarmıyoruz? Neden bir emannâme, fütüvvetnâme ya da siyasetnâme yazılmıyor? Tamamen aktüel politikanın meşrulaştırma aracı olarak kaleme alınan bir Nutuk’tan başka neden güçlü eserler ortaya koyamıyoruz?</p>
<p>Edebiyatın o kadar çok çeşidi var ki… Şiirin bile kaç farklı türü bulunuyor. İnternete bakıldığında edebiyatın ne kadar zengin bir çeşitliliğe sahip olduğu görülüyor: Fantastik edebiyat, gotik edebiyat, iktisadi edebiyat, divan edebiyatı, halk edebiyatı, varoluşçu edebiyat, postmodern edebiyat, yeraltı edebiyatı… Nazım, şiir, destan, ağıt, mesnevi, nesir, roman, hikâye, masal, tiyatro, deneme, fıkra, makale, röportaj, biyografi, otobiyografi, eleştiri, anı, gezi yazısı, mizah, edebî destan, sohbet, sözlü anlatım, nutuk ve mülakat… Saymakla bitmez. Eğer korkularımızı, umutlarımızı, geçmişimizi, bugünümüzü ve geleceğimizi yazıya dökemiyorsak çözümün yalnızca sözlü aktarımlarla gerçekleşmesi uzun bir zamana ihtiyaç duyacaktır.</p>
<p>Edebiyat, hayatımıza katacağımız en güzel değerlerden biridir.</p>
<p>Konfüçyüs şöyle diyor:</p>
<p><em>“Rabbim, şudur senden dileğim yaşadıkça;</em></p>
<p><em>Kitap dolu bir evle, çiçek dolu bir bahçe…”</em></p>
<p>“Önce kelâm vardı” değil mi? Allah, insanlara yaratılış gayesini ve hayatın sırlı gerçeklerini anlatan bir kitap gönderdi. “Oku” diye başlayan bir kitap… İnsanlara kalemle yazmayı öğreten de O’dur. Bizim hayat serüvenimizi adil kâtipler olarak kaleme alan Kirâmen Kâtibînlerimiz vardır.</p>
<p>Ankaralılar, gelecek nesillere Ankara’yı anlatacaklarsa bunu tarih, hâl ve gelecek tasavvuruyla estetize ederek anlatmalıdır. Edebiyat, bu anlamda medeniyetin taşıyıcı omurgasıdır. Edebiyatın var olabilmesi için bir hürriyet ortamı gerekir. Hürriyete giden yol da yine edebiyattan geçer.</p>
<p>Ankara için yazılacak çok şey var. Ankara’nın bize anlatacağı da çok şey var. Bunun için “aklı hür, vicdanı hür” insanlara ihtiyaç vardır.</p>
<p>Selam ve dua ile.&#8221;</p>

	<div class="esen-eii">
	<a href="https://ankaraedebiyat.com.tr/ankara-edebiyatin-yeni-sayisi-ankarada-edebiyat-dosyasiyla-yayimlandi/" target="_blank" class="eii-theme1" title="9845">

<div class="eii-theme1-postImageUrl" style="overflow:hidden; z-index: 8; max-width: 100%;">
<div class="eii-theme1-imgUrl" style='background-image:url(https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/ankara-kale-400x225.jpg);'></div>
</div>

<div class="eii-theme1-centered-text-area">
<div class="eii-theme1-centered-text">
<div class="eii-theme1-content">
<div class="ctaText" style="float:left;"></div>
<div class="clear:both;"></div>

<div class="eii-theme1-postTitle" style="float:left;">Ankara Edebiyat’ın yeni sayısı “Ankara’da Edebiyat” dosyasıyla yayımlandı</div>

</div>
	</div>
		</div>	
	
	</a>
	</div>
	
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/ankarayi-edebiyatin-neresinde-konumlandirabiliriz-edebiyatta-ankara-nerede/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Edebiyatta Ankara: Bir şehrin edebî yolculuğu</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/edebiyatta-ankara-bir-sehrin-edebi-yolculugu/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/edebiyatta-ankara-bir-sehrin-edebi-yolculugu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Eyüp Beyhan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 May 2026 20:00:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[ankara]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat dergileri]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat mahfilleri]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat ankara]]></category>
		<category><![CDATA[türk edebiyat tarihi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=9917</guid>

					<description><![CDATA[Eyüp Beyhan yazdı: Türk edebiyatı tarihinde cami, medrese, tekke ve dergâhlar yalnızca dinî mekanlar değil, aynı zamanda edebî üretimin de merkezleri olmuştur. Ankara’da da Saraç Sinan Medresesi, Melike Hatun Medresesi, Ahi Şerafeddin Zaviyesi, Kızılbey Medresesi, Bayrâmî Dergâhı ve Taceddin Dergâhı gibi mahfiller, asırlar boyunca hem ilmî hem de edebî faaliyetlerin sürdüğü önemli merkezler hâline gelmiştir.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>“Bozkırın kalbinde vakur bir sükût gibi,<br />
Taşında Selçuklu, ruhunda devlet gizli;<br />
Rüzgârı maziden esen bir dua gibi,<br />
Ulu devletin başkenti, her adımda belli.” </em>*</p>
<p>E.B</p>
<h3><strong>Giriş: Bozkırın Derin Hafızası: Ankara’nın Tarihsel Serüveni</strong></h3>
<p>Şehir, insanın zamanı taşa, sokağa ve hatıraya dönüştürdüğü büyük bir medeniyettir. Bir yanda kalabalığın sesi, öte yanda insanın kendini aradığı derin bir aynadır. Ankara ise bunların ötesinde, birikmiş zamanın ağır sessizliğiyle kurulan bir şehirdir. İlk bakışta sade, hatta sıradan görünen bu bozkır başkenti, aslında binlerce yılın izlerini katman katman içinde saklayan derin bir hafıza mekânıdır. Bu nedenle Ankara’yı anlamak, yalnızca bugünün caddelerinde dolaşmakla değil, geçmişin izlerini taşıyan suskun taşları dinlemekle mümkündür.</p>
<p>Ankara’nın tarihi, insanlık tarihinin erken dönemlerine kadar uzanır. Paleolitik çağdan itibaren bölgede yerleşim izlerine rastlanması, bu coğrafyanın çok eski bir yaşam alanı olduğunu gösterir. Gâvurkale, Ergazi ve Etiyokuşu gibi alanlarda ortaya çıkarılan buluntular, Ankara’nın yalnızca bir geçiş noktası değil, aynı zamanda süreklilik arz eden bir yerleşim alanı olduğunu ortaya koymaktadır. Bu erken dönemler, Ankara’nın kaderini belirleyen en önemli özelliğin coğrafi süreklilik ve geçiş güzergâhı olma niteliğinin temellerini atmıştır.</p>
<p>Zaman ilerledikçe Ankara, farklı medeniyetlerin elinde şekillenen bir şehir hâline gelir. Hititlerden Friglere uzanan süreçte şehir, doğrudan büyük bir başkent olmaktan ziyade, çevresindeki uygarlıkların etkisiyle gelişen bir merkez olarak varlığını sürdürür. Frigler döneminde Gordion’un yakınlığı, Ankara’yı mitolojik ve tarihsel anlatıların parçası hâline getirir. Kral Midas’a atfedilen anlatılar, şehrin tarihini yalnızca arkeolojik bir veri olmaktan çıkarıp, kültürel bir hafızaya dönüştürür. Bu yönüyle Ankara, sadece yaşanan değil, aynı zamanda anlatılan bir şehir kimliği kazanır.</p>
<p>Helenistik dönemle birlikte şehir, daha geniş bir ticaret ağının parçası hâline gelir; ardından Galatlar döneminde “Ankyra” adıyla anılmaya başlanır. Bu isim, bir gemi çapası anlamına gelir ve aslında Ankara’nın tarihsel rolünü de sembolik olarak anlatır. Farklı coğrafyalar arasında bir tutunma noktası, bir geçiş ve denge alanı… Roma dönemine gelindiğinde ise Ankara, artık yalnızca bir yerleşim değil, aynı zamanda idari ve ticari bir merkezdir. Roma İmparatorluğu’nun önemli şehirlerinden biri hâline gelen Ankara, yolların kesiştiği, orduların geçtiği ve kültürlerin birbirine temas ettiği bir kavşak noktasıdır.</p>
<p>Bizans döneminde bu stratejik önemini koruyan şehir, zaman zaman istilalarla sarsılsa da varlığını sürdürür. Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde ise Ankara, büyük başkentlerin gölgesinde kalan fakat ticaret ve üretimle ayakta duran bir Anadolu şehri olarak varlığını devam ettirir. Özellikle tiftik üretimiyle anılan bu şehir, dışarıdan bakıldığında sessiz, fakat içeriden bakıldığında kendine özgü bir ritme sahip bir hayatın mekânıdır.</p>
<p>Ankara’nın tarihindeki en büyük kırılma ise hiç kuşkusuz 20. yüzyılın başında yaşanır. Bir Anadolu kasabası görünümündeki bu şehir, kısa sürede yeni kurulan bir devletin merkezi hâline gelir. Başkent oluşuyla birlikte Ankara, yalnızca fiziki olarak değil, düşünsel ve kültürel olarak da yeniden inşa edilir. Bu dönüşüm, şehrin tarihine yeni bir katman ekler: artık Ankara, sadece geçmişin değil, geleceğin de temsilidir.</p>
<p>Ankara’nın tarihsel serüveni, bir medeniyetten diğerine devredilen bir mirasın hikâyesidir. Bu şehir, hiçbir zaman en gürültülü, en gösterişli merkez olmamış, fakat her dönemde varlığını koruyan, içine kapanarak derinleşen bir karakter geliştirmiştir. Belki de bu yüzden Ankara, kendini hemen ele vermez. Onu anlamak için bakmak yetmez, hissetmek, sabretmek ve o derin sessizliği duymak gerekir.<sup>1</sup></p>
<h3><strong>CUMHURİYET’LE BİRLİKTE ANKARA’NIN EDEBÎ DÖNÜŞÜMÜ</strong></h3>
<p>Ankara’nın gerçek anlamda “yazılmaya başlanması”, onun başkent oluşuyla birlikte mümkün olmuştur. 1923’ten önce daha çok tarihsel bir durak, ticari bir geçiş hattı olarak varlığını sürdüren bu şehir, Cumhuriyet’le birlikte bir fikrin, bir idealin ve yeni bir insan tasavvurunun mekânına dönüşür. Bu dönüşüm, yalnızca mimaride ya da şehir planlamasında değil; edebiyatta da kendini güçlü biçimde hissettirir. Çünkü artık Ankara, sadece yaşanan bir şehir değil, aynı zamanda anlatılan, tartışılan ve sorgulanan bir şehir hâline gelir.</p>
<p>Cumhuriyet’in ilk yıllarında Ankara, edebiyat için bir “kuruluş sahnesi” dir. Yeni rejimin inşa ettiği değerler, şehir üzerinden görünür kılınır. Bu bağlamda Ankara romanı, şehrin edebî kimliğini anlamak açısından merkezî bir metin olarak öne çıkar. Yakup Kadri, Ankara’yı üç farklı dönem üzerinden ele alırken aslında bir şehrin değil, bir idealin geçirdiği dönüşümü anlatır. Başlangıçta umut ve dinamizmle kurulan başkent, zamanla bürokrasinin, yalnızlığın ve hayal kırıklıklarının mekânına dönüşür. Böylece Ankara, edebiyatta sadece bir “başkent” değil, aynı zamanda bir ruh hâli olarak yer bulur.</p>
<p>Bu dönemde Ankara, İstanbul’un aksine bir ihtişamın değil, bir yeniden inşanın bir arayışın şehridir. Şair ve yazarlar için Ankara, dış dünyadan çok iç dünyayı çağıran bir mekân hâline gelir. Geniş caddeleri, planlı yapısı ve devlet merkezli kimliğiyle şehir, bireyin yalnızlığına, modernleşmenin getirdiği kırılmalara ve yeni hayatın sancılarına zemin hazırlar. Bu yüzden Cumhuriyet sonrası Ankara edebiyatı, çoğu zaman yüksek sesli bir anlatıdan ziyade, daha içe dönük, sorgulayıcı ve mesafeli bir dil kurar.</p>
<p>Cumhuriyet’le birlikte Ankara, fiziksel olarak büyüyen bir şehir olmanın ötesinde, edebiyatta anlam kazanan, tartışılan ve zamanla derinleşen bir mekâna dönüşmüştür. Bu dönüşüm, Ankara’yı yalnızca siyasi bir merkez değil, aynı zamanda modern Türk edebiyatının önemli bir düşünce ve duygu alanı hâline getirmiştir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-9918" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/ankara-foto-002.jpg" alt="" width="1000" height="718" srcset="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/ankara-foto-002.jpg 1000w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/ankara-foto-002-540x388.jpg 540w" sizes="auto, (max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /></p>
<h3><strong>CUMHURİYET ÖNCESİ ANKARA’DA EDEBÎ HAYAT: MEKANLAR VE ÖNCÜLER</strong></h3>
<p>Ankara, Cumhuriyet’ten önce de güçlü bir kültürel birikime sahip bir şehir olarak dikkat çeker. Şehrin edebî muhit olma serüveni, Türkleşme ve İslâmlaşma süreciyle birlikte başlamış, özellikle Selçuklu döneminde edebiyata verilen önemle birlikte gelişme göstermiştir. 12. yüzyılda Selçuklu sultanı Muhyiddin Mesud’un şair ve yazarları Ankara’ya davet etmesi, bu şehirde edebî hayatın bilinçli şekilde desteklendiğini gösterir. Bu dönemde yetişen Bediî-i Engüriyevî, Muhyevî-i Engüriyevî ve Mahmud-i Engüriyevî gibi isimler, Ankara’nın erken dönem edebî kimliğinin önemli temsilcileri arasında yer alır.<sup>2 </sup></p>
<p>Türk edebiyatı tarihinde cami, medrese, tekke ve dergâhlar yalnızca dinî mekanlar değil, aynı zamanda edebî üretimin de merkezleri olmuştur. Ankara’da da Saraç Sinan Medresesi, Melike Hatun Medresesi, Ahi Şerafeddin Zaviyesi, Kızılbey Medresesi, Bayrâmî Dergâhı ve Taceddin Dergâhı gibi mahfiller, asırlar boyunca hem ilmî hem de edebî faaliyetlerin sürdüğü önemli merkezler hâline gelmiştir. Bu mekânlar, özellikle tasavvufî hareketliliğin etkisiyle divan ve tasavvuf edebiyatının gelişimine zemin hazırlamıştır.<sup>3</sup></p>
<p>17.yüzyılda Ankara’yı ziyaret eden Evliya Çelebi, Seyahatnâme’sinde şehrin ilim, irfan ve edebiyat çevrelerinin zenginliğini vurgulayarak Ankara’da çok sayıda âlim, şair ve sanat ehlinin bulunduğunu ifade eder. Bu gözlem, Ankara’nın sadece idarî değil, aynı zamanda kültürel bir merkez olduğunun önemli bir göstergesidir. <strong>“Ankara’nın a‘yân [u] eşrâf [u] vüzerâ ve ulemâ ve sulehâ ve meşâyih [u] sâdâtı ve erbâb-ı ma‘ârif şâ’irân-ı yârân-ı bâ-safâları bî-hadd ü bî-kıyâsdır</strong>”( Ankara’nın ayânı, eşrafı, vezirleri, âlimleri, salihleri, şeyhleri ve seyyidleri, maarif ehli, safalı yaran dost şâirleri hadsiz hesapsızdır.)<sup>4</sup></p>
<p>Prof. Dr. Mustafa İsen Ankaralı Divan Şairleri başlıklı bir yazısında, Ankara’daki edebî hayatın en belirgin halkalarından birinin ise 14. yüzyılda Hacı Bayram Veli etrafında oluşan tasavvufî çevre olduğunu belirtmektedir. Mustafa İsen, ayrıca Hacı Bayram-ı Velî ile birlikte Ankara’da Aydî, Dem’î, Ayaşlı Esat Muhlis Paşa, Feyzî, Hâtifî, Kenzî, Meylî, Meyyâl, Pertev, Rüsûhî İsmail Ankaravî, Sadullah Efendi, Sadullah Râmî Paşa, Süheylî, Tal’atî ve Vâlî gibi toplam on altı divan şairinin yetiştiğini belirtir. İsen’e göre bu sayı, Ankara’nın Osmanlı kültür coğrafyasında önemli bir yer edindiğini gösterir.<sup>5</sup></p>
<p>Prof. Dr. Fatma Ahsen Turan’ın araştırmalarıyla bu liste daha da genişletilmiştir. Fatma Ahsen Turan, Beypazarlı Mahmut Arşî, Zekeriya Efendi, Abdî, Nidaî, Şaban Şeyh Mustafa Efendi, Şifahî, Ayaşlı Mustafa Mehmet Hıfzı Efendi, Rüşdî, Nusret Bey, Ayaşlı Muallim Şakir Efendi, Şuurî mahlaslı Avşarlı Hacı Ali Efendi, Hamdullah Efendi, Hüseyin Hüsnü, Tevfik, Salih Hayri, Ayaşlı Galip ve Müştak Baba’yı bu listeye eklemiştir.<sup>6</sup></p>
<p>Prof. Dr. Filiz Kılıç, XVII. Yüzyıl Tezkirelerinde Şair ve Eser Üzerine Değerlendirmeler adlı çalışmasında Ankaralı divan şairlerine   ise Iydî ve Zamîrî isimlerini eklerken, Prof. Dr. Cemal Kurnaz ise Beypazarlı Şakir Efendi’yi zikreder. Prof. Dr. Avram Galanti’nin çalışmalarında ise Ankaralı Nidaî, Tezkireci Taceddin Efendi, Hüseyin Talatî Efendi, Şeyhülislam Zekeriyazâde Yahya Efendi, Sakip Mustafa Efendi, Yazıcı Salâhaddin ve Zemî gibi isimlere yer verilir.<sup>7</sup></p>
<p>Bütün bu veriler birlikte değerlendirildiğinde, 10. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar Ankara’nın yaklaşık kırk altı divan şairi yetiştirdiği anlaşılmaktadır. Bu durum, şehrin Cumhuriyet’ten önce de önemli bir edebî merkez olduğunu açıkça ortaya koyar. Her ne kadar bu şairlerin çoğu tezkirelerde ikinci derecede isimler olarak anılsa da Ankara’nın süreklilik arz eden bir edebî zemin oluşturduğu gerçeğini değişmemektedir.</p>
<p>Ankara, Cumhuriyet öncesinde yalnızca siyasî veya coğrafî bir merkez değil; aynı zamanda medrese, tekke ve dergâhlar etrafında şekillenen canlı bir edebî hayatın da taşıyıcısı olmuştur. Bu birikim, sonraki dönemlerde gelişecek olan edebî hareketler için de güçlü bir zemin hazırlamıştır.</p>
<h3><strong>DİVAN ŞİİRİNDE ANKARA: MISRALARDA GİZLENEN BİR ŞEHİR VE GÖNÜL MEDENİYETİ</strong></h3>
<p>Ankara’nın edebiyat içindeki yeri, çoğu zaman doğrudan anlatılan bir şehir olmaktan ziyade, mısraların arasında hissedilen bir anlam alanı olarak ortaya çıkar. Bu şehir, tarih boyunca büyük edebî merkezlerin gölgesinde kalmış gibi görünse de aslında farklı dönemlerde şairlerin dikkatini çeken, hatta onların şiirlerine sızan bir derinliğe sahiptir. Bu yönüyle Ankara, açıkça anlatılmayan fakat sezdirilen bir edebî mekân olarak karşımıza çıkar.</p>
<p>Klasik Türk edebiyatında Ankara, İstanbul kadar görünür bir merkez değildir, fakat bu durum onun şiirde yer almadığı anlamına gelmez. Aksine Ankara, Divan şiirinde doğrudan bir “başkent” olarak değil, daha çok sezilen, övülen ve kaderle ilişkilendirilen bir şehir olarak yer alır. Bu da Ankara’nın edebî varlığını, açık anlatımdan ziyade mısralar arasında gizlenen bir anlam katmanına dönüştürür.</p>
<p>Bu sezginin en erken izlerinden biri, Arap şiirinin büyük isimlerinden biri olan İmruülkays’a atfedilen dizelerde görülür. Şairin Anadolu coğrafyasıyla kurduğu temasın bir yansıması olarak kabul edilen bu mısralarda Ankara isminin geçmesi, şehrin çok erken dönemlerde bile şiirle ilişkilendirildiğini gösterir:</p>
<p><strong>Rubbe hutbetin mushanfirah ve ta’netin mus’ancirah</strong></p>
<p><strong>Ve cefnetin mutehayyırah hallet biardı Ankarah</strong></p>
<p>Bu dizeler, Ankara’nın sadece bir coğrafya değil, aynı zamanda farklı yolların ve kaderlerin kesiştiği bir yer olduğunu düşündürür. Şehir burada bir durak değil, insanların, sözlerin ve hikâyelerin buluştuğu bir merkezdir.</p>
<p>Klasik Türk edebiyatında Ankara’nın asıl derinliği ise tasavvufî şiir geleneği içinde belirginleşir. Bu bağlamda Hacı Bayram Veli’nin dizeleri, şehri maddî bir mekândan çıkararak doğrudan insanın iç dünyasına taşır:</p>
<p><strong>Çalabım bir şâr yaratmış iki cihân âresinde</strong></p>
<p><strong>Bakıcak didâr görünür ol şârın kanâresinde</strong></p>
<p><strong>Nagehan ol şâra vardım ol şârı yapılır gördüm</strong></p>
<p><strong>Ben dahi bile yapıldım taş u toprak âresinde</strong></p>
<p><strong>Ol şârdan oklar atılır gelir ciğere batılır</strong></p>
<p><strong>Ârifler sözü satılır ol şârın bâzâresinde</strong></p>
<p><strong>Şakirtleri taş yonarlar yonup üstâda sunarlar</strong></p>
<p><strong>Çalab’ın ismin anarlar ol taşın her paresinde</strong></p>
<p><strong>Şar dedikleri gönüldür ne âlimdir ne cahildir</strong></p>
<p><strong>Aşıklar kanı sebildir ol şârın kanâresinde</strong></p>
<p><strong>Bu sözü arifler anlar cahiller bilmeyip tanlar</strong></p>
<p><strong>Hacı Bayram kendi banlar ol şârın minaresinde</strong></p>
<p>Bu şiirde geçen “şar”, yani şehir, insanın gönlüdür. Böylece Ankara, fiziki sınırları olan bir yer olmaktan çıkar; kalp, vicdan ve iç derinlikle özdeşleşen bir anlam kazanır. Bu durum, Ankara’nın edebiyatta neden çoğu zaman içe dönük, sessiz ve derin bir şehir olarak hissedildiğini de açıklar.</p>
<p>Osmanlı düşünce ve şiir dünyasında Ankara’ya dair dikkat çekici bir başka örnek, Şeyhülislam Yahya Efendi’nin dizelerinde ortaya çıkar. Onun şiirlerinde Ankara doğrudan isim olarak yer almasa da insanın iç dünyasına yönelen sorgulayıcı bakış, Ankara’nın temsil ettiği ruh hâliyle örtüşür:</p>
<p><strong>Âdeme cübbe vü destarı keramet mi verir</strong></p>
<p><strong>Ve</strong></p>
<p><strong>Bülbüller öter, güler açar, şâd gönül yok</strong></p>
<p><strong>Hiç böyleliğin görmemişiz faslı baharın</strong></p>
<p>Bu mısralarda görülen hakikat arayışı ve içsel yalnızlık, Ankara’nın edebî kimliğinin temelinde yer alan içe dönüklüğü yansıtır.</p>
<p>Divan şiiri geleneğinde Ankara’nın doğrudan övgüyle anıldığı örnekler de vardır. Bunların en dikkat çekici olanlarından biri Râzî’nin dizeleridir:</p>
<p><strong>Ey mülûk-ı Âl-i Osman içre şehbâz Engüri</strong></p>
<p><strong>Eyledi Hak seni her vechile mümtâz Engüri</strong></p>
<p>Bu mısralarda Ankara, sıradan bir şehir değil, seçilmiş, ayrıcalıklı ve kaderle öne çıkarılmış bir mekân olarak tasvir edilir. Şairin diliyle Ankara, henüz büyük bir merkez değilken bile, gelecekte taşıyacağı anlamın işaretlerini barındırır.</p>
<p>Bu kader vurgusu, tasavvufî şiirin bir başka önemli isminde de karşımıza çıkar. Müştak Baba, Ankara’nın gelecekteki konumuna dair dikkat çekici bir öngörü dile getirir:</p>
<p><strong>Mevâ-yı nâzenine kim elf olursa efser</strong></p>
<p><strong>Lâ-büd olur o mevâ İslâmbol ile hemser</strong></p>
<p>Bu dizelerde Ankara’nın İstanbul ile eşdeğer bir konuma ulaşacağı düşüncesi dile getirilir. Bu, yalnızca bir temenni değil, tarih içinde gerçekleşecek bir dönüşümün şiirsel ifadesidir.<sup>8</sup></p>
<p>Divan şiirinde Ankara’nın izleri yalnızca büyük şairlerin genel tasvirlerinde değil, doğrudan şehri konu edinen yerel şairlerde de açıkça görülür. XIX. yüzyılda yaşamış olan Ahmed Nuri Baba, Ankara ile adeta özdeşleşmiş bir şair olarak dikkat çeker. Şiirlerinde Ankara’yı kimi zaman bir cennet bahçesi, kimi zaman ise insanî zaafların ve hayatın gerçeklerinin yaşandığı bir mekân olarak ele alır. Bu yönüyle onun dizeleri, Ankara’nın hem idealize edilen hem de yaşanan yüzünü birlikte yansıtır:</p>
<p><strong>Anķara şehr-i cinan-misl vatan</strong></p>
<p><strong>Haki farķ eyleyene müşg-i Hoten</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Şehrimiz Anķara’dır Pay-ı Hisar</strong></p>
<p><strong>Bağ-ı cennetde misal-i gülzar</strong></p>
<p>Bu mısralarda Ankara, cennetle kıyaslanan bir güzellik ve aidiyet duygusuyla yüceltilirken; Nûrî Baba’nın diğer dizelerinde şehir, gündelik hayatın çelişkileriyle birlikte daha gerçekçi bir zemine oturur. Böylece Ankara, Divan şiirinde yalnızca bir övgü nesnesi değil aynı zamanda yaşanan, hissedilen ve yorumlanan bir şehir hâline gelir.<sup>9</sup></p>
<h3><strong>CUMHURİYET’TEN GÜNÜMÜZE ANKARA’DA DÜŞÜNCE VE EDEBİYATA KATKI SUNANLAR</strong></h3>
<p>Ankara, yalnızca bir başkent değil; aynı zamanda Türkiye’nin fikir, edebiyat ve kültür damarlarının birleştiği bir merkezdir. Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren bu şehir, şairlerin, yazarların, akademisyenlerin ve fikir adamlarının yolu üzerinde duran bir durak değil; bizzat onların düşüncelerini şekillendiren bir mekân olmuştur. Bu yönüyle Ankara, kalemlerin sadece yazdığı değil, aynı zamanda olgunlaştığı bir şehir kimliği taşır.</p>
<p>Millî Mücadele yıllarında Ankara’nın ruhuna en derin katkıyı sunan isimlerin başında Mehmet Akif Ersoy gelir. Taceddin Dergâhı’nda kaleme aldığı dizelerle bu şehrin hafızasına kazınan Akif, Ankara’yı sadece bir mekân değil, bir diriliş alanı hâline getirmiştir. Aynı dönemde Halide Edib Adıvar, Falih Rıfkı Atay ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu gibi isimler, Cumhuriyet’in fikrî temelini bu şehirde kuran kalemler arasında yer alır. Yahya Kemal Beyatlı ise Ankara’yı, mücadeleci ve kararlı ruhuyla yeni devletin sembolü olarak yorumlamıştır.</p>
<p>Cumhuriyet ilerledikçe Ankara, yalnızca siyasetin değil; düşüncenin de merkezi hâline gelir. Necip Fazıl Kısakürek, konferansları ve fikir hareketleriyle Ankara gençliği üzerinde etkili olurken; Sezai Karakoç ve Cahit Zarifoğlu gibi isimler bu şehirde şekillenen entelektüel atmosferin önemli temsilcileri olmuştur. Nuri Pakdil, Ankara merkezli çıkardığı dergilerle edebiyatı bir dava ve bilinç meselesi hâline getirirken; Mehmet Akif İnan ve Erdem Bayazıt gibi isimler bu damarı besleyen güçlü sesler arasında yer almıştır.</p>
<p>Şiir ve düşünce dünyasında Ankara’nın etkisi yalnızca bu isimlerle sınırlı değildir. Abdurrahim Karakoç, Arif Nihat Asya, Attilâ İlhan ve Behçet Necatigil gibi isimler de bu şehirle temas kurmuş; eserlerinde Ankara’nın düşünsel ve kültürel izlerini taşımışlardır. Modern şiirin önemli temsilcilerinden Turgut Uyar, Özdemir Asaf, Haydar Ergülen ve Nurullah Genç ise Ankara’nın modern insanını, yalnızlığını ve iç dünyasını şiire dönüştüren isimler olarak öne çıkar.</p>
<p>Akademik ve düşünsel alanda ise Ankara, güçlü bir entelektüel zemin oluşturmuştur. Mehmet Kaplan, Erol Güngör, Mümtaz Turhan, Cemil Meriç, Osman Turan ve İbrahim Kafesoğlu gibi isimler, Ankara’da yürüttükleri çalışmalarla Türk düşünce hayatına yön vermişlerdir.</p>
<p>Edebiyatın farklı türlerinde de Ankara güçlü bir temsil alanı oluşturur. Peyami Safa, Tarık Buğra, Mustafa Kutlu ve Rasim Özdenören gibi isimler Ankara’daki kültürel çevrelerle ilişki içinde olmuş, Oğuz Atay ve Alev Alatlı ise modern bireyin krizini bu şehrin entelektüel atmosferiyle birlikte ele almıştır. İsmet Özel, Ankara’daki fikir çevrelerinde güçlü bir etki oluşturmuş, Osman Yüksel Serdengeçti, Nihal Atsız, Galip Erdem ve Dündar Taşer gibi isimler ise Ankara merkezli fikir hareketleriyle öne çıkmıştır.</p>
<p>Siyaset ile edebiyatın kesiştiği noktada da Ankara ayrı bir yere sahiptir. Bülent Ecevit, Yılmaz Karakoyunlu, Yavuz Bülent Bakiler, Şevket Süreyya Aydemir, Samet Ağaoğlu, Vedat Nedim Tör, Rıza Tevfik Bölükbaşı ve Behçet Kemal Çağlar gibi isimler, bu şehirde hem siyaset hem de edebiyat alanında iz bırakmıştır.</p>
<p>Bütün bu isimler arasında modern Türk şiirinde bir kırılma noktası oluşturan Garip Akımı özel bir yer tutar. Orhan Veli Kanık, Melih Cevdet Anday ve Oktay Rıfat, Ankara’da başlayan dostluklarını şiire taşıyarak Türk edebiyatında yeni bir dil kurmuşlardır.</p>
<p>Ankara, tek bir edebî damarın değil; birbirine eklemlenen çok sayıda fikrî ve sanatsal çizginin buluştuğu bir şehir olmuştur. Bu şehirde yaşayan, yazan, düşünen her isim; Ankara’nın sessiz ama derin edebiyat hafızasına bir iz bırakmış, başkentin ruhunu kelimelerle yeniden kurmuştur.<sup>10</sup></p>
<p>Ankara’nın edebî ve kültürel hayatını şekillendiren isimler arasında D. Mehmet Doğan, kurucu bir irade ve süreklilik bilinciyle öne çıkar. Türkiye Yazarlar Birliği’nin kurucu başkanı olarak, Ankara’yı yalnızca bir başkent değil; aynı zamanda bir edebiyat ve fikir merkezi hâline getirme çabasının öncülerinden biri olmuştur. Onun gayretiyle Ankara’da edebiyat, sadece bireysel üretim alanı olmaktan çıkmış; dergiler, toplantılar, paneller ve kültürel faaliyetlerle kurumsal bir zemine kavuşmuştur. Ankara’ya olan bağlılığı, eserlerine ve kültürel çalışmalarına da yansımış; şehrin tarihî, kültürel ve edebî birikimini görünür kılma yönünde önemli katkılar sunmuştur. Bu yönüyle D. Mehmet Doğan, Ankara’nın edebiyat hafızasını diri tutan, onu geçmişten geleceğe taşıyan müstesna isimlerden biri olarak değerlendirilmelidir.</p>
<h3><strong>GÜNÜMÜZDE ANKARA’DA SÜREKLİLİK GÖSTEREN BİR EDEBİYAT VE DÜŞÜNCE HALKASI</strong></h3>
<p>Ankara, yalnızca geçmişin büyük isimleriyle değil; günümüzde de edebiyat ve düşünce dünyasına katkı sunan kalemleriyle yaşayan bir şehir olma özelliğini sürdürmektedir. Bu şehirde kalem, sadece yazmak için değil; aynı zamanda bir bilinç inşa etmek, bir kültürü diri tutmak ve yeni nesillere istikamet kazandırmak için hareket eder. Bugün Ankara’nın kültür ve edebiyat iklimine bakıldığında, farklı alanlarda üretim yapan ama ortak bir noktada buluşan güçlü isimlerin varlığı dikkat çeker.</p>
<p>Bu halkada yer alan Aydın Ünal, yazıları, konferansları ve medya çalışmalarıyla düşünce dünyasına katkı sunan önemli isimlerden biridir. Ankara’da özellikle gençlerin nitelikli metinler kaleme alabilmesi, dil bilinci kazanması ve ifade gücünü geliştirmesi yönünde yürüttüğü çalışmalar, onun edebiyatı yalnızca bir yazı faaliyeti olarak değil; aynı zamanda bir terbiye, inşa ve bilinç süreci olarak gördüğünü ortaya koymaktadır.</p>
<p>Prof. Dr. Hasan Doğan, Ankara’daki kültürel ve entelektüel hayatın en canlı damarlarından birini temsil eder. Akademik kimliği ile edebî duyarlılığı bir araya getiren Hasan Doğan, yalnızca eser veren bir isim değil, aynı zamanda yetiştiren, yön veren ve etrafında bir fikir iklimi oluşturan bir şahsiyettir. Özellikle gençlik halkalarıyla kurduğu sürekli okuma ortamları, onu diğer isimlerden ayıran en önemli özelliklerden biridir. Bu halkalarda kitap, sadece okunacak bir metin değil; üzerinde düşünülmesi, tartışılması ve hayata taşınması gereken bir bilinç alanı hâline gelir. Üniversite ortamlarından sivil toplum kuruluşlarına, öğrenci kulüplerinden kültürel platformlara kadar uzanan bu faaliyetler, Ankara’da edebiyatın ve düşüncenin canlı kalmasını sağlayan önemli zeminler oluşturur. Onun bu çabası, yazının masa başında kalmaması; hayatın içine karışması gerektiğine dair güçlü bir duruşun ifadesidir.</p>
<p>Bu çizgide Prof. Dr. Mustafa İsen hem bürokrasi hem de edebiyat alanındaki birikimiyle Ankara’nın kültürel hafızasında önemli bir yer tutarken; Ercan Yıldırım’ın, çağdaş düşünce ve ideoloji üzerine yaptığı çalışmalarla, edebiyat alanında yazdığı eserler ve dergi yazılarıyla; Necmettin Evci ise dergi yazıları ve edebiyat sohbetleriyle Ankara’nın edebiyat ortamına canlılık kazandırır.</p>
<p>Bu halkada Mehmet Sait Uluçay, edebiyat projeleri ve organizasyonlarıyla şehrin kültürel hayatına yön verirken; Dr. Necdet Subaşı, akademik çalışmaları ve konferanslarıyla düşünce dünyasını besler. Şaban Abak, şiir, yayıncılık ve medya alanındaki üretimleriyle çok yönlü bir katkı sunarken; Ebubekir Kurban, yazıları ve programlarıyla edebiyatı hayatın içinden besleyen bir anlatı kurar.</p>
<p>Ankara’nın kültürel sürekliliğini sağlayan isimlerden Erbay Kücet, dil ve edebiyat çalışmalarına öncülük ederken; Ömer Faruk Ergezen, uzun soluklu dergicilik faaliyetleriyle Türk edebiyatında kalıcı izler bırakmıştır. Ergezen’in öncülüğünde Ankara merkezli Hece dergisi, Türk edebiyatı ve düşünce hayatına uzun yıllardır yön veren önemli yayınlardan biridir. Şiir, deneme ve fikir yazılarıyla edebiyat dünyasına nitelikli katkılar sunmaktadır. Mehmet Aycı, şiir, deneme ve edebiyat alanındaki eserleriyle Ankara merkezli kültürel üretimi sürdürmektedir. Millî Mücadele döneminde önemli bir fikrî rol üstlenen, Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un başyazarı olduğu Eşref Edib Fergan’ın imtiyazındaki Sebilürreşad, Ankara merkezli olarak 2016’dan bu yana yeniden yayımlanmaktadır.</p>
<p>Ankara merkezli edebî çalışmalarını sürdüren şair Atilla Maraş, edebiyat faaliyetlerini sivil toplum kuruluşlarında yürütmektedir. Maraş’ın şiirlerinde toplumsal hafıza, insanın iç yalnızlığı ve memleket duygusunu güçlü bir lirizmle buluşturmaktadır.</p>
<p>Yazar ve şair Mehmet Kurtoğlu, Ankara merkezli Edebiyat Ortamı dergisinin genel yayın yönetmenliğini yürütmekte; şiir, deneme ve hikâye alanındaki çalışmalarıyla Ankara’nın edebî hayatına katkı sunmaktadır.</p>
<p>Mehmet Ali Bulut’un başkanlığını yürüttüğü, Server Vakfı çevresinde sürdürülen edebiyat, kültür ve sanat faaliyetleri ise Ankara merkezli düşünce ve sanat çalışmalarına önemli bir zemin oluşturmaktadır.</p>
<p>Muhterem Şahin’in koordinesinde Genç Yürekler dergisi, Ankara’da bir araya gelen gençlerin kültür, sanat ve edebiyat alanındaki yolculuğu sürdürmektedir.</p>
<p>Gerçek Tarih Derneği bünyesindeki Ankara Edebiyat ile Gerçek Tarih yayımları, şehrin kültür, sanat ve edebiyat hayatına önemli katkılar sunmaktadır.</p>
<p>Ankara merkezli Yazarlar Akademisi, yazarlık okulu başta olmak üzere sinema, sanat, kültür ve edebiyata yönelik önemli çalışmalar yürütmektedir.</p>
<p>Bu halkaya Hakan Albayrak da araştırma, otobiyografi, romanları, denemeleri ve konferanslarıyla katkı sunarken, Yazar Gökhan Özcan, deneme ve düşünce yazılarıyla modern insanın yalnızlığını, hakikat arayışını ve iç dünyasını güçlü bir üslupla ele almaktadır. Edebiyat ve fikir hayatına yaptığı katkılarla geniş bir okuyucu kitlesine hitap etmektedir.</p>
<p>Araştırma, Deneme ve eleştiri yazarı Necmettin Turinay, edebiyat araştırmaları ve düşünce yazılarıyla Ankara’nın kültür, dil ve edebiyat hayatına önemli katkılar sunmaktadır.</p>
<p>Prof. Dr. Muhammet Enes Kala, akademik çalışmaları ve yayıncılığıyla düşünce dünyasına yeni açılımlar kazandırır. Türkiye Yazarlar Birliği Genel Başkanlık görevini üstlenmesiyle Ankara’da önemli çalışmalara öncülük yapmaktadır.</p>
<p>Serhat Buhari Baytekin’in öncülüğünde sürdürülen Kadim Yayınları ve Yeşil Yayınları çalışmaları, Ankara’da düşünce, edebiyat ve kültür hayatına önemli katkılar sunmaktadır.</p>
<p>Cumali Ünaldı, gelenekle bağ kuran şiirleriyle, Sıtkı Caney ise şiirin derinlikli ve musikiyle iç içe yönünü sürdüren çalışmalarıyla bu zincirin önemli halkaları arasında yer alır.</p>
<p>Sadık Yalsızuçanlar, İbrahim Demirci, Ali K. Metin, Burhanettin Saygılı, İbrahim Eryiğit, Mehmet Poyraz, Abdurrahim Zararsız, Emin Gürdamur, Serkan Oral, Hatice Bildirici, Talip Işık, Mehmet Taştan, Müslüm Işıklar, Ali Osman Özdemir, Hıdır Yıldırım, İbrahim Demirkan, Şahin Ali Şen’de Ankara’nın edebiyatına katkı sunan kıymetli isimler arasındadır. Bu arada sayamadığım kıymetli isimler beni affetsin.</p>
<p>Bütün bu isimler, farklı alanlarda üretim yapsalar da ortak bir noktada buluşurlar: Ankara’da edebiyatı ve düşünceyi diri tutmak. Bu şehirde kalem, sadece bireysel bir ifade aracı değil, bir medeniyet iddiasının, bir kültürel sürekliliğin ve bir fikrî dirilişin taşıyıcısıdır. Ankara’nın sessiz ama derin edebiyat dünyası, işte bu isimlerin gayretiyle bugün de varlığını sürdürmekte ve geleceğe doğru akmaktadır.</p>
<h3><strong>ŞAİRLERDE, ŞİİRLERDE, MARŞLARDA VE TÜRKÜLERDE ANKARA</strong></h3>
<p>Ankara, şiirde çoğu zaman bir şehir olmaktan çıkar; insanın iç dünyasına dokunan bir hâle, bir duyguya, bir kader çizgisine dönüşür. Bu şehir bazen ayazıyla insanı içine kapatır, bazen kalabalığıyla yalnızlaştırır, bazen de geçmişin ve hatıraların taşıyıcısı olur. Ankara’yı anlatan şiirlerde ortak olan şey, onun dış görünüşünden çok insanda bıraktığı izdir. Ankara’yı yazan şairler, onun sokaklarını değil; o sokaklarda yürüyen insanın iç dünyasını kaleme alırlar.</p>
<p>Cemal Süreya, Ankara’yı belki de en çarpıcı şekilde tanımlayan isimlerden biridir. Onun metinlerinde Ankara, sabrın, bekleyişin ve içsel yalnızlığın şehridir:</p>
<p><strong>&#8220;İnsanlar Ankara&#8217;da beklerler, kim bilir bekledikleri hayattır.&#8221;</strong></p>
<p>Bu bekleyiş, yalnızca bireysel bir duygu değil; şehrin karakterine sinmiş bir hâl olarak karşımıza çıkar. Süreya’nın dizelerinde Ankara ile insan arasında kurulan mesafe de dikkat çekicidir:</p>
<p><strong>&#8220;Biliyor musun başkentim nedense</strong></p>
<p><strong>Birbirimizden çekiniyoruz ikimiz de,</strong></p>
<p><strong>Sen yaslarına hiç yaslanmaz oldun</strong></p>
<p><strong>Ben acılarıma yeterince.&#8221;</strong></p>
<p>Bu dizelerde şehir, artık dışarıdaki bir mekân değil; insanla konuşan, onunla mesafe kuran bir varlığa dönüşür. Yine Süreya’nın bir başka çağrısı, Ankara’yı içe dönüşün ve düşünmenin şehri olarak işaret eder:</p>
<p><strong>”Şair arkadaş</strong></p>
<p><strong>Bir derdin mi var,</strong></p>
<p><strong>Bir şeyler çıkarmak mı istiyorsun derdinden?</strong></p>
<p><strong>Ankara’ya gelmelisin.”</strong></p>
<p>Ve o şehirde yürümek, sıradan bir eylem değil; duyularla kurulan bir temas hâline gelir:</p>
<p><strong>&#8220;Bende tarçın sende ıhlamur kokusu</strong></p>
<p><strong>Yürürüz başkentin sokaklarında&#8221;</strong></p>
<p>Ankara, sadece yazılan değil; yaşanan bir şiir hâline gelir.</p>
<p>Ahmed Arif ise Ankara’yı daha sert, daha derin ve daha içli bir dille anlatır. Onun dizelerinde Ankara, hasretin ve bekleyişin ağırlaştığı bir şehirdir:</p>
<p><strong>&#8220;Duvarları katı sabır taşından</strong></p>
<p><strong>Kar altındadır varoşlar,</strong></p>
<p><strong>Hasretim nazlıdır Ankara.&#8221;</strong></p>
<p>Bu dizelerde Ankara, sabrın, ayazın ve ertelenmiş duyguların şehri olarak belirir.</p>
<p>Metin Altıok ise Ankara’ya duyduğu bağlılığı doğrudan ifade eder ve şehri bir kader mekânı olarak görür:</p>
<p><strong>&#8220;Ankara, benim aziz kentim;</strong></p>
<p><strong> Sen kendini biraz fazla koyverdin&#8230;&#8221;</strong></p>
<p>Ve devamında bu şehre duyduğu derin aidiyeti şu sözlerle dile getirir:</p>
<p><strong>&#8220;Ölürsem senin toprağına gömülmek isterim Ankara.&#8221;</strong></p>
<p>Bu ifade, Ankara’nın sadece yaşanan değil; uğruna ait hissedilen bir şehir olduğunu gösterir.</p>
<p>Nazım Hikmet ise Ankara’yı daha çok bir atmosfer, bir duygu yoğunluğu üzerinden anlatır. Onun gözünde Ankara Garı bile sıradan bir mekân değildir:</p>
<p><strong>&#8220;o kadar ki kalkacak tirenlerini ses-büyütenlerle haykırdığı zaman boş bulunursa insan şaşırır, başka bir dünyadan sesleniyorlarmış gibi.&#8221;</strong></p>
<p>Bu anlatımda Ankara, gündelik olanın içindeki derinliği barındıran bir şehir olarak karşımıza çıkar.</p>
<p>Ankara, şiirlerde ne tam bir sevda şehridir ne de tamamen bir yalnızlık mekânı… O, bu iki hâlin arasında gidip gelen, insanı hem kendine yaklaştıran hem de kendisiyle yüzleştiren bir şehirdir. Şairler için Ankara; bağırarak değil, susarak konuşan; kalabalıkların içinde bile insanı kendi içine çağıran bir şehir olarak varlığını sürdürür.</p>
<p>Yılmaz Erdoğan, Ankara’yı bir hatıra, bir çocukluk ve bir iç sızı olarak anlatır. Onun dizelerinde şehir, karla birlikte hatırlanan bir geçmişe dönüşür:</p>
<p><strong>“Ankara&#8217;ya </strong></p>
<p><strong>Öyle yakışırdı ki kar.</strong></p>
<p><strong>Asfaltlar ışıldar,</strong></p>
<p><strong>Buz tutardı resmi yalanlar&#8230;</strong></p>
<p><strong>Kimse keman çalmaz belki ama</strong></p>
<p><strong>Çok keman çalınsın balolarında</strong></p>
<p><strong>Diye yapılmış</strong></p>
<p><strong>Gri<br />
Sisli<br />
Binalar…”</strong></p>
<p>Bu dizelerde Ankara, yalnızca bir mekân değil; çocukluğun, hatıraların ve içe çöken bir hüznün adı olur. Şairin ifadesiyle kar, şehrin üstüne değil, insanın içine yağar.</p>
<p>Bedirhan Gökçe ise Ankara’yı daha çok modern hayatın sıkışmışlığı, yalnızlığı ve içsel çatışmalarıyla birlikte ele alır. Onun şiirinde Ankara, insanı kendine benzeten bir şehirdir:</p>
<p><strong>“Hey gidi Ankara hey</strong></p>
<p><strong>Beni de benzettin ya kendine</strong></p>
<p><strong>Astın suratımı, resmileştirdin beni”</strong></p>
<p>Ve</p>
<p><strong>“Yüzümde bürokrat gülümsemesi</strong></p>
<p><strong>İçimde politik çıkmazlar&#8230;”</strong></p>
<p>Bu dizelerde Ankara, bürokratik yapının, modern hayatın ve içsel sıkışmışlığın sembolü hâline gelir. Şehir, insanı şekillendirir; ona kendi rengini verir.</p>
<p>Nurullah Genç ise Ankara’yı daha derin ve metafizik bir acı üzerinden anlatır. “Ankara Acıları” şiirinde şehir, bir kader ve hüzün mekânına dönüşür:</p>
<p><strong>“ah, bağrımda pütürlü bir bıçak kadar keskin</strong></p>
<p><strong>tabutumu bekliyor ankara acıları”</strong></p>
<p>Ve</p>
<p><strong>“hasretin o en uzun, acının en tazesi</strong></p>
<p><strong>neden hala tütüyor burnumda karanlığın”</strong></p>
<p>Bu dizelerde Ankara, artık dış dünyadan tamamen kopar; insanın içindeki acının, yalnızlığın ve varoluş sancısının bir yansıması hâline gelir.</p>
<p>Şiirin yanı sıra Ankara, marşlarda da güçlü bir şekilde yer bulur. Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında yazılan Ankara Marşı, bu şehri bir umut ve diriliş sembolü olarak yüceltir:</p>
<p><strong>“Ankara Ankara güzel Ankara</strong></p>
<p><strong>Seni görmek ister her bahtı kara”</strong></p>
<p>Aynı şekilde Millî Mücadele ruhunu taşıyan “Ankara’nın Taşına Bak” marşı da bu şehrin direniş karakterini ortaya koyar:</p>
<p><strong>“Ankara’nın taşına bak</strong></p>
<p><strong>Gözlerimin yaşına bak</strong></p>
<p><strong>Biz düşmanı esir ettik</strong></p>
<p><strong>Şu feleğin işine bak”</strong></p>
<p>Türkülerde ise Ankara daha sıcak, daha halktan bir yüzle karşımıza çıkar. Özellikle Ankara havalarının en bilinenlerinden biri olan türküde şehir, gündelik hayatın ritmiyle anlatılır:</p>
<p><strong>“Ankara’nın bağları</strong></p>
<p><strong>Büklüm büklüm yolları”</strong></p>
<p>Bu türküde Ankara ne siyasetin ne de yalnızlığın şehridir; burada Ankara, oynayan, gülen, yaşayan bir halkın şehridir.</p>
<p>Ankara, şiirlerde, marşlarda ve türkülerde tek bir kimlikle yer almaz. O hem bir hatıra hem bir yalnızlık hem bir mücadele hem de bir halk neşesidir. Şairlerin dizelerinde, marşların coşkusunda ve türkülerin içtenliğinde Ankara, her defasında yeniden kurulur. Bu yüzden Ankara’yı anlamak, onun sokaklarında yürümek kadar, onun için söylenmiş dizeleri duymaktan da geçer.</p>
<h3><strong>ROMANLARDA VE ÖYKÜLERDE ANKARA</strong></h3>
<p>Ankara, Türk edebiyatında yalnızca bir mekân değil; aynı zamanda bir ruh, bir zaman ve bir insan hâli olarak romanlara ve öykülere sinmiş bir şehirdir. Bu şehir bazen bir memur odasında sıkışıp kalan hayatların, bazen bir apartman dairesinde yalnızlaşan insanların, bazen de sokaklarında dolaşan hayallerin sahnesi olur. Ankara’yı yazan kalemler, aslında bir şehri değil; o şehrin içinde yaşayan insanın hikâyesini anlatır.</p>
<p>Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren Ankara, romanların merkezî mekânlarından biri hâline gelir. Yakup Kadri Karaosmanoğlu, “Ankara” ve “Yaban” romanlarında bu şehri bir idealler ve dönüşüm sahnesi olarak ele alırken; Memduh Şevket Esendal, “Ayaşlı ve Kiracıları” ve “Vassaf Bey” ile Ankara’nın gündelik hayatını, bürokratik yapısını ve insan ilişkilerini incelikle resmeder. Sabahattin Ali, “Ses” ve “Kürk Mantolu Madonna” da şehrin iç dünyaya dokunan yalnızlığını hissettirirken; Oktay Akbal ve İlhan Tarus gibi isimler de erken dönem Ankara’sını farklı yönleriyle edebiyata taşır.</p>
<p>1950’lerden sonra Ankara, köyden kente göçün, toplumsal değişimin ve bireysel kırılmaların anlatıldığı bir sahneye dönüşür. Kemal Tahir, Talip Apaydın, Fakir Baykurt ve Dursun Akçam gibi isimler, Anadolu’dan Ankara’ya uzanan hayatları anlatırken; Adalet Ağaoğlu, “Ölmeye Yatmak” ve “Bir Düğün Gecesi” ile şehrin aydın ve memur çevresini derin bir sorgulamayla ele alır. Sevgi Soysal, “Yenişehir’de Bir Öğle Vakti” ve “Yürümek” te Ankara’nın sosyal ve politik atmosferini çarpıcı bir gerçeklikle işler. Nazlı Eray ise Ankara’yı düş ile gerçek arasında gidip gelen özgün anlatımıyla farklı bir boyuta taşır.</p>
<p>Zaman ilerledikçe Ankara, daha bireysel, daha içsel hikâyelerin mekânı hâline gelir. Barış Bıçakçı, “Bizim Büyük Çaresizliğimiz”, “Herkes Herkesle Dostmuş Gibi” ve “Sinek Isırıklarının Müellifi” gibi eserlerinde Ankara’nın sokaklarını, yalnızlıklarını ve küçük hayatlarını incelikle anlatır. Emrah Serbes, “Her Temas İz Bırakır” ve “Son Hafriyat” ile şehrin karanlık ve sert yüzünü ortaya koyarken; Sezgin Kaymaz, kendine özgü diliyle Ankara’nın gündelik hayatını hikâyeye dönüştürür.</p>
<p>Bu çizgide Levent Cantek, “Emanet Şehir”, “Dumankara” ve “Uzak Şehir” gibi eserlerinde Ankara’yı bir karakter gibi ele alırken; Hasan Ali Toptaş, “Kuşlar Yasına Gider” ve “Beni Kör Kuyularda” ile şehrin içsel ve metafizik boyutlarını işler. Mahir Ünsal Eriş, Şükran Yiğit, Eren Aysan ve Erendiz Atasü gibi isimler de Ankara’yı farklı perspektiflerden anlatan çağdaş kalemler arasında yer alır.</p>
<p>Bunun yanı sıra Aziz Nesin, Tarık Buğra, Ayla Kutlu, Feride Çiçekoğlu, Oya Baydar ve Vedat Türkali gibi isimler de eserlerinde Ankara’yı doğrudan ya da dolaylı biçimde ele alarak bu şehrin edebî hafızasına katkı sunmuşlardır.</p>
<p>Ankara, roman ve öykülerde tek bir yüzü olan bir şehir değildir. O; memurun masasında, öğrencinin odasında, yazarın yalnızlığında, kalabalıkların ortasında ve sessiz sokaklarda farklı şekillerde var olur. Bu yüzden Ankara’yı anlamak, onu yazan yazarları okumaktan; o yazarların kurduğu dünyalarda dolaşmaktan geçer. Çünkü Ankara, en çok hikâyelerde yaşayan bir şehirdir.</p>
<h3><strong>TANPINAR’IN BEŞ ŞEHRİ’NDE ANKARA</strong></h3>
<p>Ahmet Hamdi Tanpınar, Beş Şehir’de Ankara’yı anlatırken onu yalnızca bir coğrafya olarak değil, zamanın içinden geçerek şekillenmiş bir ruh hâli olarak ele alır. Tanpınar’ın Ankara’sı, ilk bakışta sade ve sert bir bozkır görünümü taşır; fakat bu yalınlık, aslında derin bir tarih ve anlam katmanını gizler. Ona göre Ankara, dışarıdan bakıldığında kuru ve suskun görünen; fakat içine girildikçe geçmişin izlerini taşıyan bir şehir hafızasıdır.</p>
<p>Tanpınar, Ankara’yı eski ile yeni arasındaki gerilim üzerinden okur. Bir yanda Roma’dan Bizans’a, Selçuklu’dan Osmanlı’ya uzanan tarihî katmanlar; diğer yanda Cumhuriyet’le birlikte hızla kurulan yeni bir şehir… Bu iki zaman dilimi, Tanpınar’ın gözünde Ankara’yı sıradan bir başkent olmaktan çıkarır ve onu bir geçiş ve dönüşüm mekânı hâline getirir. Eski Ankara’nın dar sokakları, kalenin etrafında şekillenen geleneksel hayatı ve içe dönük yapısı; yeni Ankara’nın geniş bulvarları, planlı mimarisi ve modern yüzüyle karşı karşıya gelir.</p>
<p>Tanpınar’ın dikkat çektiği en önemli noktalardan biri, bu şehrin taşıdığı “kuruluş ruhu”dur. Ankara, onun nazarında bir hatıra şehri olmaktan çok, bir irade ve inşa şehridir. Cumhuriyet’in ilk yıllarında burada hissedilen hareketlilik, bir milletin yeniden kendini kurma çabasının somut bir ifadesidir. Bu yüzden Ankara, Tanpınar’da İstanbul gibi geçmişin ihtişamıyla değil; geleceğe dönük bir dinamizmle anlam kazanır.</p>
<p>Ancak bu dinamizmin içinde bir yalnızlık ve mesafe duygusu da vardır. Bozkırın ortasında yükselen bu şehir, kalabalıklarına rağmen bir içe kapanıklık taşır. Tanpınar, bu durumu bir eksiklikten ziyade bir karakter özelliği olarak görür. Çünkü Ankara, gösterişten uzak durarak, daha çok düşüncenin ve iç dünyanın mekânı olmayı tercih eder.</p>
<p>Beş Şehir’de Ankara, ne tamamen geçmişe ait bir hatıra ne de sadece modern bir başkenttir. O, zamanın iki ucunu bir arada taşıyan; sade görünümünün altında derin bir tarih, güçlü bir irade ve kendine özgü bir şehir ruhu barındıran çok katmanlı bir varlıktır. Tanpınar’ın kaleminde Ankara, sessizliğin içinde konuşan bir şehir hâline gelir.<sup>11</sup></p>
<h3><strong>SONUÇ</strong></h3>
<p>Ankara, edebiyatta yalnızca bir başkent olarak değil; tarih, hafıza, mücadele, yalnızlık ve düşünceyle yoğrulmuş derin bir şehir olarak karşımıza çıkar. Divan şiirinden Cumhuriyet romanına, marşlardan türkülere, modern şiirden günümüz edebiyat çevrelerine kadar Ankara; her dönemde farklı bir yüzüyle kelimelere yansımıştır. Bozkırın vakur sessizliği içinde geçmişi saklayan, Cumhuriyet’le birlikte geleceğe yönelen bu şehir, edebiyatımızda hem bir mekân hem de bir ruh hâli olarak yaşamaya devam etmektedir. Bu yönüyle Ankara, yazıldıkça çoğalan, okundukça derinleşen ve her kuşakta yeniden anlam kazanan büyük bir edebî hafızadır.</p>
<p><strong><em>Kaynakça:</em></strong></p>
<p><em>*Eyüp Beyhan: Ankara-Şiiri(https://www.antoloji.com/ankara-423-siiri/) </em></p>
<p><em> 1- Ankara Tarihi;  https://www.ankaratb.org.tr/lib_upload/Ankara%20Tarihi.pdf</em></p>
<p><em>2- Abdülkerim Özaydın, Ankara (İslami Dönem) Bölümü, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi</em></p>
<p><em>3- Necati Tonga, Cumhuriyet Ankarası’nın Devraldığı Edebî Miras: Cumhuriyet Dönemi’ne Kadar Ankara’daki Edebiyat Hayatı ve Edebiyat Mahfiller, Ankara Araştırmaları Dergisi</em></p>
<p><em>4- Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi, 1998, s. 222</em></p>
<p><em>5- Necati Tonga, Cumhuriyet Ankarası’nın Devraldığı Edebî Miras: Cumhuriyet Dönemi’ne Kadar Ankara’daki Edebiyat Hayatı ve Edebiyat Mahfiller, Ankara Araştırmaları Dergisi</em></p>
<p><em>6- Necati Tonga, Cumhuriyet Ankarası’nın Devraldığı Edebî Miras: Cumhuriyet Dönemi’ne Kadar Ankara’daki Edebiyat Hayatı ve Edebiyat Mahfiller, Ankara Araştırmaları Dergisi</em></p>
<p><em>7- Necati Tonga, Cumhuriyet Ankarası’nın Devraldığı Edebî Miras: Cumhuriyet Dönemi’ne Kadar Ankara’daki Edebiyat Hayatı ve Edebiyat Mahfiller, Ankara Araştırmaları Dergisi</em></p>
<p><em>8- D. Mehmet Doğan, Ankara’nın edebiyatı, Ankara’da edebiyat…,  Ankara Edebiyat Festivali’ni açış konuşması.( https://www.tyb.org.tr/ankaranin-edebiyati-ankarada-edebiyat-21903yy.htm)</em></p>
<p><em>9- Mustafa Erdoğan, Hacı Bayram-ı Veli’nin Torunlarından Şair Ahmed Nuri Baba, Divanı’ndan Örnekler, Ankara Şehrengizi ve Sergüzeşti, Ankara 2017</em></p>
<p><em>10- Mehmet Sait Uluçay, Ankara’yla güçlü bağı bulunan önemli isimler, (çalışma notları)</em></p>
<p><em>11- Ahmet Hamdi Tanpınar, Beş Şehir, Dergâh Yayınları</em></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/edebiyatta-ankara-bir-sehrin-edebi-yolculugu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Abdurrahim Karakoç ile Ankara hatırası: Bırakıyor mu ki geçim derdi</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/abdurrahim-karakoc-ile-ankara-hatirasi-birakiyor-mu-ki-gecim-derdi/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/abdurrahim-karakoc-ile-ankara-hatirasi-birakiyor-mu-ki-gecim-derdi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Durdu Güneş]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 May 2026 19:36:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Abdurrahim Karakoç]]></category>
		<category><![CDATA[ankara]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat dergileri]]></category>
		<category><![CDATA[Çubuk]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[erguvan edebiyat dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[gülpınar dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[Güzide Taranoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[mihriban]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=9909</guid>

					<description><![CDATA[Durdu Güneş yazdı: 1985 yılında Erguvan edebiyat dergisinin Çubuk'ta düzenlediği bahar pikniğinde Abdurrahim Abiyle en tepedeki Türk bayrağının bulunduğu yere giderek fotoğraf çektirmiştik. ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Arkadaşımla Abdurrahim Karakoç’un mezarını ziyarete gittik.</p>
<p>Abdurrahim Karakoç 7 Haziran 2012 tarihinde Ankara’da vefat etmiş, evliyalar diyarı olan Bağlum’un belde mezarlığına, Abdülhakim Arvasi’nin kabri yakınına defnedilmişti.</p>
<p>Mezar, Abdülhakim Arvasi’nin kabrinin 15-20 metre yukarısında idi. Yanı başındaki ağaca Türk bayrağı asılmıştı. Mezarın üzerinde renk renk çiçekler vardı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-9910" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/abdurrahim-karakoc-001.jpg" alt="" width="850" height="489" srcset="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/abdurrahim-karakoc-001.jpg 850w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/abdurrahim-karakoc-001-540x311.jpg 540w" sizes="auto, (max-width: 850px) 100vw, 850px" /></p>
<p>Mezarın başında dua ederken ölümle hayatın yan yana olduğu bir karenin içinde düşündüm kendimi. Asıl toprağın altı sılaydı, üstü gurbet. Vade dolunca veda başlıyordu.</p>
<p>Mihriban’ın unutulmaz şairine dua ederken yazdığım bir şiiri hatırladım.</p>
<p>*</p>
<p><em>Aşklar eskidikçe ölüme yaklaşırız</em></p>
<p><em>Sürükler bizi anlamadığımız bir hız</em></p>
<p><em>En olmayacak yerde bölünür şarkımız</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>Geride boynu bükük öyküler kalır</em></p>
<p><em>Sadece dost yüreklerde yankılanır</em></p>
<p><em>*</em></p>
<p>Zaman zaman bir araya geldiğimiz Abdurrahim Abiyle belki de aynı toprakların insanı oluşumuzdan kaynaklanan bir mizaç bir meşrep yakınlığı vardı. Hani çok bir arada olmasak bile bir araya geldiğimizde kaldığımız yerden sohbete devam edebilecek bir yakınlık duygusu hissederdim.</p>
<p>Arı, duru, gösterişten uzak bir insandı. Düşündüklerini, çekinmeden rol yapmadan doğrudan söylerdi.</p>
<p>Yaş ilerleyince “Mihriban” gibi aşk ve gençliği çağrıştıran şiirlerin yaşanan bir duygu halinden ziyade nostaljik bir hal olduğunu düşünerek “Halen Mihriban gibi şiirler yazıyor musun?” diye sormuştum. Rahmetli “Ağaçlar bile en güzel meyvelerini gençken verirler,” demişti</p>
<p>Yine bir sohbetimiz de “Siyasi yönünü ön plana çıkarmayıp “Mihriban’ın Şairi” olarak kalsan daha geniş kitlelerin şairi olurdun,” demiştim.</p>
<p>Kararlı ve yaptığının doğruluğundan şüphe götürmeyecek şekilde cevap vermişti. “Aşk, diyorsun, tabiat diyorsun, Mihriban diyorsun, tamam. Ama yeri geliyor ‘Türküm Müslümanım’ diye bağırmak zorunda kalıyorsun. İşte o zaman yok sayıyorlar.”</p>
<p>Bir dönem aynı gazetede yazardık. Mizahi yazılar yazıyordu. Güçlü şiir ve hicvinin yanında düz yazılarının daha sönük kaldığını düşünüyordum.</p>
<p>Bir gün “Abdurrahim Abi, çok güzel şiirlerde kullanacağın potansiyelini düz yazıda harcıyorsun. Bence hep şiir yazmalısın,” demiştim. Biraz hüzünlü bir ifadeyle “Bende biliyorum bunu ama bırakıyor mu ki geçim derdi,” diye söylenmişti.</p>
<p>“Sağlığında nice ehli hünerin/Bir atım tuz bile yoktur aşına/Öldürürler evvel onu açlıktan,/Sonra bir türbe dikerler başına”(Ömer Ferit Kam) dizelerini hatırladım.</p>
<p>Netice olarak eğer bir gün parantezi kapattığımızda “Allah iyi kulumdu, insanlarsa iyi insandı,” diyebiliyorsa, hayatın en anlamlı ve doğru özeti budur diye düşünüyorum. Bana göre Abdurrahim Abi parantezi doğru kapatmış bir insandı. Allah rahmet eylesin.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-9912" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/durdu-gunes-1985-ankara-cubuk-baraji-abdurrahim-karakoc-erguvan-dergisi-kopya.jpg" alt="" width="2048" height="1536" srcset="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/durdu-gunes-1985-ankara-cubuk-baraji-abdurrahim-karakoc-erguvan-dergisi-kopya.jpg 2048w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/durdu-gunes-1985-ankara-cubuk-baraji-abdurrahim-karakoc-erguvan-dergisi-kopya-540x405.jpg 540w" sizes="auto, (max-width: 2048px) 100vw, 2048px" /></p>
<p><em>Abdurrahim Karakoç en solda, Durdu Güneş ortada.</em></p>
<p>1985 yılında Erguvan edebiyat dergisinin Çubuk&#8217;ta düzenlediği bahar pikniğinde Abdurrahim Abiyle en tepedeki Türk bayrağının bulunduğu yere giderek fotoğraf çektirmiştik. Merhum Karakoç, fotoğrafta bayrağın ucunda görünen kişidir.</p>
<h3><strong>Ankara’da başka bir hatıra: Gülpınar dergisinin hatırlattıkları</strong></h3>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-9911" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/gulpinar-dergisi-ankara-kopya.jpg" alt="" width="1117" height="1600" srcset="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/gulpinar-dergisi-ankara-kopya.jpg 1117w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/gulpinar-dergisi-ankara-kopya-335x480.jpg 335w" sizes="auto, (max-width: 1117px) 100vw, 1117px" /></p>
<p>Değerli dostum Veysel Karafilik bana kütüphanesinde bulunan Gülpınar dergisinin kapak resmini gönderdi.</p>
<p>Gülpınar, Güzide Taranoğlu tarafından Ankara’da çıkarılan 1976-2005 yılları arasında aralıksız olarak yayımlanan edebiyat ve şiir dergisidir.</p>
<p>Güzide Taranoğlu’yla (1922-2013)  1980’li yıllarda tanışmıştım.  Rahmetli Hayati Vasfi Taşyürek (1931-1990) Ankara’ya taşınmıştı. Fırsat bulduğumda bürosuna giderdim. Şiir üzerine sohbet ederdik. O sıralar yazdığım şiirleri kendisine verdim. “Ben bunları Güzide Taranoğlu’na vereyim,” dedi. Sonraki görüşmemizde Taranoğlu’nun “Şiirleri çok beğendiğini, bu nedenle dergide gençler için ayrılan sayfada değil doğrudan şairler arasında bana yer verdiğini,” söyledi.</p>
<p>Bir gün Gülpınar dergisinin idare yeri olarak bildirilen Emek 4. Cadde’deki yerine gittim. Kapıyı Güzide Taranoğlu açtı. Burası aynı zamanda hem derginin idare yeri hem de O’nun evi imiş. Güzide Hanım kelimenin tam manasıyla sanat aşığı bir hanımefendi idi. İkramlarda bulundu, şiirlerime iltifat etti, adresimi aldı ve adresime sürekli Gülpınar dergisini gönderdi.</p>
<p>Sonra Güzide Taranoğlu’nun “Tadı yok sensiz geçen /Ne baharın ne yazın/Kalmadı tesellisi/Ne şarkının ne sazın” diye başlayan şiiri gibi yüzden fazla şiirinin Alaattin Yavaşça, Muzaffer İlkar, Erol Sayan, Sabri Süha Ansen, Turgut Aksoy gibi besteciler tarafından çeşitli makamlarda şarkı olarak bestelendiğini öğrendim.</p>
<p>Gülpınar deyince beni hatırladığım buruk bir anıya götürdü.</p>
<p>Gülpınar dergisi o zamanlar çalışma adresim olan Ankara İl Sağlık Müdürlüğüne gelirdi. Gülpınar Çevre Sağlığı Şubesinin anonim dergisi gibiydi. Önce kimin eline geçerse açar okurdu. İlgili olanlar sırayla bakarlardı.</p>
<p>Bir keresinde mühendis bir kız almış dergiyi okuyordu. Dikkat ettim, benim şiirimin bulunduğu sayfaya odaklanmıştı. Sonra bir kâğıt bir kalem istedi. O zamanlar fotokopi makineleri yoktu. Şiirimi kâğıda alacak diye için için memnuniyet duymuş, biraz da heyecanlanmıştım. Kâğıdı aldı, şiirimin üstüne koydu. Sonra baktım ki şiirimin kenarına çizilmiş bir desenin modelini çıkarıyor. Bir anda soğuk duş almıştım.</p>
<p>Hayati Vasfi Taş Yürek de Güzide Taranoğlu da güzel insanlardı. Her ikisinin yazdığı şiirlerin çoğu bestelendi. Onların sözleri şimdi gök kubbemizde ve kulaklarımızda hoş seda olarak çınlıyor. Allah ikisine de gani gani rahmet eylesin.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/abdurrahim-karakoc-ile-ankara-hatirasi-birakiyor-mu-ki-gecim-derdi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ankara Edebiyatı’nda cumhuriyet dönemi dergicilik faaliyetleri</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/ankara-edebiyatinda-cumhuriyet-donemi-dergicilik-faaliyetleri/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/ankara-edebiyatinda-cumhuriyet-donemi-dergicilik-faaliyetleri/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Müslüm Işıklar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 May 2026 19:06:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[ankara]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat dergileri]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat ankara]]></category>
		<category><![CDATA[genç yürekler]]></category>
		<category><![CDATA[hece]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet poyraz]]></category>
		<category><![CDATA[Sebilürreşad]]></category>
		<category><![CDATA[türk dili]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=9898</guid>

					<description><![CDATA[Müslüm Işıklar yazdı: Ankara’nın Milli Mücadele döneminin ve yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin merkezi olmasından sonra yine merkeziyetçiliğin etkisiyle Ankara’da da birçok dergi yayımlanmaya başlar.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ankara, edebiyatımıza birçok önemli ismi kazandırmıştır. Başkent olmasının da tesiriyle 1920’lerden itibaren hemen hemen her alanda olduğu gibi edebiyatta da bir hareketlilik yaşanır. Örneğin Türk edebiyatının özellikle şiirdeki ilk farklı seslerinden olan Garip akımı (1. Yeniciler), düşünsel dünyalarını Ankara üzerinden duyurmuşlardır. Orhan Veli Kanık, Ali Oktay Rifat ve Melih Cevdet Anday, Ankara çıkışlı bir akım olan Garip ile adlarını duyururlar. Bu süreçten sonra Ankara hem diğer şehirlerden duhul ettiği hem de kendi içinden çıkardığı ediplerle Türk edebiyatına yön veren bir merkez olur.</p>
<h3><strong>DERGİ NEDİR? </strong></h3>
<p>Kitap, müellifin kendini duyurabileceği en önemli iletişim unsurudur. Her yazar, kitapları aracılığıyla duygularını nakletmeyi arzular. Eğer ünlü bir isim değilseniz bir yazarın kitabı çıkmadan önce uğraması gereken bazı mecralar vardır. Umumiyetle bu mecralar üzerinden kendini ispat ederse diğer yollar açılabilir. Bunlardan biri gazetelerdir, buralarda çıkan fıkra, makale, şiir vs. gibi türlerde yazılar üretmesi ona bir duyuluş kazandırabilir. Ancak gazetelerin esas gayesi gündelik siyasi ve ekonomik olayları öncelemek olduğundan edebiyat üzerine icra edilen köşeleri, en fazla bir iki sayfadan ibaret olur.</p>
<p>Edebiyat ve onun alt birimleri üzerine araştırma, inceleme, görüş, bilgi, duygu aktarımı gibi genel konuların paylaşıldığı dergiler, bu konuda önemlidir. Dergi; sadece edebiyat değil, tarih, spor, felsefe, sosyoloji, teknoloji, vd. alanlar üzerine eğilimin olduğu bir ihtisas mecmuasıdır.</p>
<p>Derleme ve dergi aynı kökten gelir. Bu anlamda dergi, hangi alanda çıkartılıyorsa o alanla ilgili derlemelerden oluşan, belli aralıklarla cem edilen mecmuadır denilebilir. Ki dergi, Arapça kökenli mecmua, derleme de yine mecmuayla aynı kökenli cem ile aynı anlamdadır. Derleme, Türkçe’de ter-leme fiilinden türemiştir. Dergi de aynı köke dayanır. Ter/der, toplamak anlamına gelir.</p>
<p><strong>BAŞKENT OLMANIN ETKİSİYLE ARTAN EDEBİYAT FAALİYETLERİ </strong></p>
<p>Edebiyat alanındaki birçok manzum ve mensurun toplandığı dergiler de ülkemizde Tanzimat döneminden itibaren yaygınlaşır. Merkeziyetçi devlet yapısından dolayı bu dönemde çıkartılan dergilerin çok büyük kısmı İstanbul’da neşredilir. Ankara’nın Milli Mücadele döneminin ve yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin merkezi olmasından sonra yine merkeziyetçiliğin etkisiyle Ankara’da da birçok dergi yayımlanmaya başlar.</p>
<p>Bu dergilerin başındaysa Millî Mücadele döneminde iki sayı olarak çıkan Anavatan Mecmuası gelir. Anavatan’ın ilk sayısı 2 Temmuz 1922, ikincisi ise 15 Ağustos 1922 tarihinde yayımlanmıştır. Söz konusu dergilerden bir diğeri de 1924’te yayım hayatına başlayan Pınar’dır. Türkiye Muallimler Birliği’nce Ankara&#8217;da çıkarılan Pınar, Cumhuriyet&#8217;in ilk yıllarının erken yayınları arasındadır.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-9899" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/anavatan-mecmuasi-01.jpg" alt="" width="413" height="591" srcset="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/anavatan-mecmuasi-01.jpg 413w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/anavatan-mecmuasi-01-335x480.jpg 335w" sizes="auto, (max-width: 413px) 100vw, 413px" /></p>
<p><a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a></p>
<p>Bu dönemde bir veya iki sayı çıkan Mebahis<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a> de önemlidir. Hem edebiyat hem bilim üzerine yayınlar yapan derginin sahibi Nahit Sırrı Örik’ti. Süleyman Nazif, Sami Paşazâde Sezâi ve Faik Ali Ozansoy gibi isimler bu dergide yazı kaleme almıştır. Bu yıl kurulan kısa ömürlü bir diğer dergi de Nur’dur. Ayrıca 1911’de İstanbul’da yayıma başlayan Türk Yurdu, 1918’de ara verdiği serüvenine 1924’ten sonra Ankara’da devam etmiştir ve halen Türk Ocakları bünyesinde içinde edebiyatı da kapsayan genel fikir dergiciliğini sürdürmektedir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-9900" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/mebahis-mecmua.jpg" alt="" width="413" height="643" srcset="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/mebahis-mecmua.jpg 413w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/mebahis-mecmua-308x480.jpg 308w" sizes="auto, (max-width: 413px) 100vw, 413px" /></p>
<p>Keza 1926’da çıkan Hayat da bu açıdan ilklerdendir. Mehmet Emin Erişirgil tarafından yayına sunulan Hayat, sadece edebiyat değil, o alana ek olarak eğitim, kültür, siyaset ve felsefe dergisi olarak dikkat çeker. <a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a> Faruk Nafiz Çamlıbel, bu dergi ile özdeşleşen isimlerden biridir.</p>
<p>1928 yılında yayımlanan Gençlik dergisi de Ankara’da çıkartılan ilk dergiler arasındadır. O dönem henüz Ankara Lisesi&#8217;nde 9. sınıf öğrencisi olan Hıfzı Oğuz Bekata tarafından kurulan dergi, Arap harfleriyle yazılan Osmanlıca matbuatla çıkarılmıştır. Bu dergi, Bekata’nın 1933-1948 arasında 193 sayı çıkardığı Çığır dergisinin bir anlamda öncülü denebilir. Yine 1928’de yayım hayatına başlayan Çankaya da yeni başkentin ilk edebiyat dergileri arasındadır. Aynı sene çıkan kısa süreli Mehtap da listedeki yerini alır.</p>
<p>Türk edebiyatının Cumhuriyet devri önemli isimlerinden Nurullah Ataç ve Behçet Kemal Çağlar’ı da kadrosunda barındıran Hep Gençlik de 1930 yılında bu zincire eklenir. 1932 yılında Ankara’da tek sayı yayımlanan edebiyat ve sanat dergisi olan Kor da ilklerden olma açısından önemlidir.</p>
<h3><strong>KADRO HAREKETİ VE BİR ASRA YAKLAŞAN VARLIK</strong></h3>
<p>1932’de yayıma başlayan Kadro dergisi ise yeni kurulan devletin düşünce dünyasını oluşturmayı amaçlayan bir misyonu da üstlendi. Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Şevket Süreyya Aydemir, Vedat Nedim Tör, Burhan Asaf Belge (Yakup Kadri’nin kayınbiraderi), İsmail Hüsrev Tökin, Mehmet Şevki Yazman gibi isimlerin başı çektiği hareket; Kemalizm’i, inkılâbın ideolojisi olarak sistematik bir şekilde geliştirme işini gönüllü olarak üstlenmişti. Ancak Kadrocular adıyla da anılan bu harekete en büyük tepki, bizzat CHP içinden geldi. Zira partiye göre, ideoloji oluşturma işi, bizzat partinin kendisine ait olmalıydı. <a href="#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a> Kadro, bu siyasi hareketin dışında Türk edebiyatında da bazı misyonları üstlenmeye çalıştı. Devrim edebiyatı, dil inkılabı, Batı edebiyatı ve Ankara edebiyatı gibi konularda ön ayak olma hedeflerini üstlendi. Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Arnavutluk’un başkenti Tiran’a büyükelçi olarak atanması sonucu dergi, 1935’in Ocak ayında 36. sayısıyla son sayısını çıkardı. <a href="#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a></p>
<p>Türk edebiyat dünyasına giriş yapan bir dergi daha var ki edebiyatımızın mihenk taşlarından biri olmuştur. Yayın hayatını günümüzde de sürdüren Varlık, ülkemizin ilk edebiyat mecmualarındandır. 15 Temmuz 1933’te ilk sayısı çıkan Varlık’ın sahibi Yaşar Nabi Nayır olup Nahit Sırrı Örik ve Sabri Esat Siyavuşgil&#8217;in destekleri de göz ardı edilemez. Yedi sene sonra (2033) dalya diyecek olan derginin günümüzdeki sahibi de Nayır’ın kızı Filiz Nayır Deniztekin’dir. Babasının emanetini başarıyla sürdüren Filiz Hanım, bu anlamda takdiri hak ediyor. Varlık hem dergi hem de yayınevi olarak Türk edebiyatına binlerce eser kazandırmıştır. 13 yıl Ankara’da çıkartılan dergi, 1946’dan itibaren İstanbul merkezli olur.</p>
<p>1933’te yayımlanmaya başlayan dergilerden bir tanesi de Ülkü’dür. Edebiyattan çok siyaset içerikli bir yayın olsa da bünyesinde birçok edibe de köşe vermiştir. Halkevlerinin yayın organı olarak kurulan Ülkü, bu adı Atatürk’ün emriyle alır. 1941’e kadar ki süreçte daha çok Halkevleri içerikli siyasi yayın yapan dergi, 1941-1946 arasında kendisi de edebiyatçı olan Ahmet Kutsi Tecer mihmandarlığında edebiyata da yönelmiştir. Ülkü’de Bedri Rahmi Eyüboğlu, Cahit Sıtkı Tarancı, Ahmet Hamdi Tanpınar, Falih Rıfkı Atay ve Nurullah Ataç gibi isimler de yazmıştır. Çok partili hayatla birlikte derginin eğilimi farklılaşmış, 1950’de Demokrat Parti’nin iktidara gelmesiyle ve Halkevlerinin kapatılmasıyla yayın hayatı sonlanmıştır.</p>
<p>1935 yılında çıkan ve kısa süreli serüveni olan dergilerden biri de Hızlanış’tır. Döneminin modernite hareketlerinden etkilenen dergi, adına Hızlanış demiştir ama ömrü de adı gibi bir hızlanışla çabuk sona ermiştir.</p>
<p>1935-1956 arasında aralıklarla neşredilen, Kemalist düşünceyi merkeze alan fikir dergisi Yücel de yayım hayatının son bir yılında merkezini Ankara’ya taşımıştır. Son 10 sayısında Başkent’te çıkan Yücel, 1956’da yayımı sonlandırdı. Hümanizm yönüyle de dikkat çeken dergide dönem dönem Behçet Kemal Çağlar, Necati Cumalı, Haldun Taner, Sabahattin Ali, Bedri Rahmi Eyüboğlu gibi isimler de kalem oynattı.</p>
<p>Bu dönemde Necip Fazıl Kısakürek de Ağaç dergisini çıkartır. 14 Mart 1936-29 Ağustos 1936 tarihleri arasında 17 sayı yayımlanan derginin sahibi da baş yazarı da Necip Fazıl Kısakürek’tir. Ağaç’ın ilk 6 sayısı Ankara, son 11 sayısı İstanbul’da çıkar. <a href="#_ftn6" name="_ftnref6">[6]</a> Ağaç dergisinin dönemin İktisat Vekili Celal Bayar’ın desteğiyle çıkartılması, İsmet İnönü’nün gözünde Necip Fazıl Kısakürek’i “Bayar’ın adamı” hüviyetine sokmuştur.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7">[7]</a> İleride Necip Fazıl’la özdeşleşecek Büyük Doğu’dan uzak bir dünya görüşüyle çıkartılan Ağaç’a o dönemde; Cahit Sıtkı Tarancı, Ahmet Hamdi Tanpınar, Ahmet Muhip Dıranas, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Sait Faik Abasıyanık, Sabahattin Ali, Ahmet Kutsi Tecer gibi edipler de katkı sağlar.</p>
<ol start="2">
<li>Cihan Harbi döneminde Ankara merkezli edebiyat dergilerinde azalma olur. Ancak süreç içinde yine Türk edebiyatına damga vuran ve yön veren birçok Başkent menşeli dergiler çıkar.</li>
</ol>
<h3><strong>ORHAN VELİ’NİN YAPRAK DERGİSİ</strong></h3>
<p>Ankara edebiyatının önde gelen simalarından Orhan Veli Kanık öncülüğünde neşredilen Yaprak da Başkent çıkışlıdır. 15 günde bir okurla buluşan dergi, 1 Ocak 1949 ila 1 Haziran 1950 arasında, toplam 28 sayı olarak çıktı. Dergiye Cahit Sıtkı Tarancı, Orhan Kemal, Sait Faik Abasıyanık, Melih Cevdet Anday, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Cahit Külebi gibi isimler de katkı sağladı. <a href="#_ftn8" name="_ftnref8">[8]</a></p>
<p>Muhafazakâr ağırlıklı denilebilecek Hisar dergisi 1950 ila 1957 arasında ilk dönemini yaşar. 1964 ila 1980 arasındaki neşriyatı sonucu toplamda 270 sayı çıkar. Bu dergiyi çıkartanlar Türk edebiyatında “Hisarcılar” adıyla müsemma olunur. Hisar’da Mehmet Kaplan ve Cemil Meriç gibi isimler de müellif olarak yer alır.</p>
<p>1947’de yayım hayatına başlayan Seçilmiş Hikayeler, Salim Şengil’in sahipliğinde 1957’e dek devam eder. 1957’den itibaren ise bayrak yine Şengil’in mihmandarlığında Dost’a devredilir. Dost da 1973’e kadar sürer. Bugün, kitabevi dendiğinde Ankara’da akla belki de ilk gelen Dost Kitabevi ile bu dergi arasında isim babalığı anlamında bir bağlantı yoktur. Her ne kadar bağlantı olduğu sanılsa da bunun böyle olmadığı, Dost Kitabevi’nin kurucusu Erdal Akalın’ın açıklamasından anlaşılıyor. Akalın, bir röportajında <a href="#_ftn9" name="_ftnref9">[9]</a> belirlenen on isim arasında, arkadaşlarıyla yapılan bir anket ile bu adda karar kılındığını belirtir. O arkadaşların bu derginin isminden etkilenerek “Dost”u tercih edip etmedikleri ise meçhul.</p>
<p>Türk Dil Kurumu tarafından çıkartılan Türk Dili de uzun soluklu Ankara merkezli edebiyat dergileri arasında yer alıyor. İlk sayısı Ekim 1951’de yayımlanan Türk Dili, 892. sayısı olan Nisan 2026 ile okurun karşısına çıktı. Dergi, edebiyat ve Türkçe yürüyüşünü devam ettiriyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-9901" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/turk-dili-ziya-gokalp.jpg" alt="" width="413" height="605" srcset="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/turk-dili-ziya-gokalp.jpg 413w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/turk-dili-ziya-gokalp-328x480.jpg 328w" sizes="auto, (max-width: 413px) 100vw, 413px" /></p>
<h3><strong>İKİNCİ YENİ’NİN İSİM BABASI</strong></h3>
<p>1951-1959 arasında Ankara Ulus’taki Rüzgârlı Sokak’ta icrada bulunan Pazar Postası, İkinci Yenicilerin sık paylaşıldığı mecra olması açısından önemlidir. Gazete olarak yayım yapan Pazar Postası, süreç içerisinde edebi dergi yönüyle ön plana çıkar. İkinci Yeni’nin isim babası olarak gösterilen Muzaffer (İlhan) Erdost, 1955’te Açık Oturum’u kurar. 1959’da bu adla yayınevi de inşa eder. Daha sonra da bu yayınevinin adını Sol Yayınevi’ne çevirerek yolunu sürdürür.</p>
<p>Bunun dışında Ankara Atatürk Lisesi öğrencilerinden Teoman Civelek, Bekir Çiftçi, Ülkü Arman gibi gençlerin girişimiyle 1 Kasım 1952’de Mavi dergisi kurulur. Dergi, 21. sayıyla birlikte ünlü şair Attila İlhan’ın kontrolüne geçer. Bu dergi, Garip akımına karşı bir duruş sergiler. Bundan dolayı ayrı bir akım olarak Maviciler adıyla da edebiyat tarihimize geçer. 28. sayıdan itibaren ise Son Mavi adını alır.</p>
<p>1952’de kurulan dergilerden biri de ilk iki sayısı Küçük Asya, sonrasında ise Yeni Küçük Asya adıyla çıkan fikri, siyasi ve edebi içerikli dergidir. 15 günde bir çıkan dergi, 1956’da yayım hayatını sonlandırmıştır.</p>
<p>Türk şiirinin en büyük isimleri arasında gösterilen İsmet Özel’in komünist dünya görüşünde olduğu dönemde, Ataol Behramoğlu ile birlikte çıkardığı Halkın Dostları dergisi de ilk sayısından sonra Ankara’da çıkan edebiyat ağırlıklı yayımlar arasındadır. 2026 itibariyle 80’li yaşlarında olan Özel ve Behramoğlu, bugün ayrı dünya görüşlerine sahiptirler. İki büyük şairimiz de Türk şiirimizin yaşayan en önemli hazineleri arasında yer alıyor. Halkın Dostları, Mart 1970 ila Eylül 1971 arasında aylık olarak 18 sayı yayımlandı. Derginin sorumlu yönetmenliğini de İsmet Özel yapmıştır.<a href="#_ftn10" name="_ftnref10">[10]</a></p>
<h3><strong>TÜRK SAĞININ ANKARA’DA ŞAHLANIŞI</strong></h3>
<p>Türk solu ağırlıklı başlayan Ankara çıkışlı edebiyat dergilerinin seyrini, Yedi Güzel Adam olarak da bilinen ve Türk sağında kendi kitlesini oluşturan Edebiyat isimli dergi de belirler. Edebiyat, Nuri Pakdil’in öncülüğünde Erdem Bayazıt, Rasim Özdenören ve M. Akif İnan tarafından kurulur. Dergiye Cahit Zarifoğlu, Alaeddin Özdenören, Bahri Zengin, İsmail Kıllıoğlu da katkı sunar. <a href="#_ftn11" name="_ftnref11">[11]</a> Dergi, kolaya kaçan hazır okuyucu haricinde yeni bir okuyucu nesli yetiştirmeyi de hedefler. “Süreç içerisinde bu hedefe de ulaşıldı veyahut yaklaşıldı” yorumu çok da aykırı bir değerlendirme olmamalı.</p>
<p>Yine bu ekibin içerisindeki kişilerce çıkartılan Mavera<a href="#_ftn12" name="_ftnref12">[12]</a> da Ankara’da neşredilen önemli dergilerdendir. Aralık 1976’da yola çıkan Mavera’nın kurucuları arasında Rasim Özdenören, Cahit Zarifoğlu, Erdem Bayazıt, Mehmet Akif İnan, Alaeddin Özdenören ve Ersin Nazif Gürdoğan yer alır. Derginin ilk 91 sayısı Ankara’da çıkar. Haziran 1984’teki sayıdan sonra merkezi İstanbul’a taşınır. 1990 senesine kadar İstanbul’da da düzenli neşre devam eden Mavera, Ağustos 1990’da yayın hayatını sonlandırır. 164. sayı, Mavera’nın son sayısı olarak dikkat çeker. <a href="#_ftn13" name="_ftnref13">[13]</a></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-9902" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/mavera-edebiyat-dergisi.jpg" alt="" width="391" height="528" srcset="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/mavera-edebiyat-dergisi.jpg 391w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/mavera-edebiyat-dergisi-355x480.jpg 355w" sizes="auto, (max-width: 391px) 100vw, 391px" /></p>
<p>1978 yılında Edebiyat dergisinden ayrılan Yaşar Kaplan, Aylık Dergi isimli mecmuayı çıkartır. Nuri Pakdil ile özdeşleşen “Pakdil Disiplini” içerinde, tıpkı Mavera ekibi gibi, daha fazla duramayan Kaplan, 1988’e kadar bu yayını sürdürmeyi başarır. Bu anlamda Edebiyat, içinden çıkan yeni kalemlerle okul görevi de gören bir dergi olarak adını Türk edebiyatına yazdırır.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-9903" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/hece-dergisi-haziran-temmuz-agustos-2026-turk-tiyatrosu-ozel-sayisi-1.jpeg" alt="" width="1080" height="1080" srcset="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/hece-dergisi-haziran-temmuz-agustos-2026-turk-tiyatrosu-ozel-sayisi-1.jpeg 1080w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/hece-dergisi-haziran-temmuz-agustos-2026-turk-tiyatrosu-ozel-sayisi-1-150x150.jpeg 150w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/hece-dergisi-haziran-temmuz-agustos-2026-turk-tiyatrosu-ozel-sayisi-1-480x480.jpeg 480w" sizes="auto, (max-width: 1080px) 100vw, 1080px" /></p>
<h3><strong>HECE İLE HECE ÖYKÜ’NÜN YOLCULUĞU </strong></h3>
<p>Ankara merkezli dergiler, teferruatlı bir çalışmanın alanıdır. Dolayısıyla böyle bir yazıda bahsi gözden kaçanlar da olabilir. Ancak bu dergiler içerisinde ayrı konumda bulunanlardan biri olan Hece, göz ardı edilemez. Hece, kurulduğu günden beri (15 Ocak 1997) sadece Ankara’da değil tüm yurtta en yüksek satışa ulaşan edebiyat dergilerinden biri olmayı başarmıştır. Bu durum, günümüzde de devam ediyor. Ömer Faruk Ergezen’in imtiyaz sahibi olduğu dergi, çıkardığı özel sayılarıyla da edebiyat okurunun önem verdiği mecmualardan biri olmuştur. Yine aynı grubun 2004’ten beri sadece öykü türünde sürdürdüğü Hece Öykü de bu alanda önemli bir eksikliği gideriyor.</p>
<p>Günümüzde İstanbul merkezli, Turkuvaz Grubu tarafından çıkartılan Lacivert (Yaşam Kültürü Dergisi) ile yer yer karıştırılsa da ondan daha eskiye dayanan Ankara merkezli Lacivert Öykü ve Şiir Dergisi de Ankara Çankaya’da yayın hayatını sürdüren dergiler arasında bulunuyor. 2005’ten beri yayında olan Lacivert Öykü ve Şiir Dergisi, birçok özel dosyayla okurunu buluşturmayı sürdürüyor.</p>
<p>Hece’den ayrılan Hayriye Ünal, Hakan Şarkdemir ve Murat Üstübal gibi isimler, 2020’de Buzdokuz’u kurarak ayrı bir yola ilerlemektedir. Fikir ayrılıklarının güzel yönlerinden biri de budur. Bir okul gibi yeni kalemlere fırsat verecek yeni yayın ve yayımlara yol açarlar. Buzdokuz da bünyesinde farklı isimlere yer vermeyi devam ettirerek Ankara menşeli edebiyat dergileri arasındaki mücadelesini sürdürüyor.</p>
<h3><strong>PATİKA VE SİNCAN İSTASYONU </strong></h3>
<p>Ankara’nın Aydınlıkevler semtinde mukim Patika da başarılı yürüyüşünü sürdürenler arasında bulunuyor. Zeki Afacan’ın sahibi ve Yazı İşleri Müdürü olduğu dergi, üç ayda bir yayımlanıyor. 1990’lı yıllardan beri mücadele veren dergi, 2026’nın ilk neşriyle (Ocak-Şubat-Mart 2026) 132. sayısına ulaşmış durumda.</p>
<p>2007’de Abdülkadir Budak yönetiminde yayımlanmaya başlayan, Başkent’in önemli edebiyat kollarından biri olan Sincan İstasyonu, maalesef yürüyüşünü 2025’in Aralık ayında, 140. sayısıyla sonlandırdı. Sadece matbu dergiciliğin yerini web sitelerine bırakması değil aynı zamanda halkın kültürel ve edebi alanlara ilgi duymamasıyla da ilgili bir durum söz konusu. Bu da birçok kültürel mecmuanın bazen yavaş yavaş bazen de süratle kapısını kapatmasına sebep oluyor.</p>
<p>Mart 2008’den bu yana edebiyat yolculuğunda yer alan Edebiyat Ortamı da yurt genelinde bir isme sahip. Derginin imtiyaz sahibi ise Server Vakfı’nın da Başkanlığını yapan Mehmet Ali Bulut&#8217;tur. Derginin yükselmesinde öne çıkan isimlerden biri olan Mustafa Aydoğan, bir süre önce ayrıldı. Aydoğan, Sade İmge adlı dijital platformda edebi faaliyetlerini icra etmeyi sürdürüyor.</p>
<p>2019’da Muhterem Şahin tarafından kurulan Genç Yürekler dergisi de edebiyat ve kültür içerikli yazılarıyla Ankara edebiyatına renk katan dergilerden biri olarak dikkat çekiyor. Azerbaycan merkezli Ulduz Dergisi ile de ortak faaliyetler yapan dergiye, yazılarıyla Prof. Dr. Abdulvahap Kara ve Bestami Yazgan gibi isimler de katkı sunuyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-9904" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/genc-yurekler-dergisi.jpg" alt="" width="447" height="561" srcset="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/genc-yurekler-dergisi.jpg 447w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/genc-yurekler-dergisi-382x480.jpg 382w" sizes="auto, (max-width: 447px) 100vw, 447px" /></p>
<h3><strong>ANKARA MERKEZLİ DERGİFEST </strong></h3>
<p>Ankara’da geçtiğimiz yıl, 17 Kasım 2025 tarihinde bilhassa gençlerin kültürel konulara yönelimine dikkat çekmek amacı taşıyan bir dergi festivali (DergiFest 2025) düzenlenmişti. 2024’te 14 derginin katıldığı festivale bu son etkinlikte daha fazla dergi eşlik etti. Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi (ASBÜ) öğrencilerinin oluşturduğu Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Genç Yazarlar Topluluğu (AGYA) organizatörlüğünden gerçekleştirilen DergiFest’e, çoğunluğu Ankara merkezli olmak üzere birçok dergi katılmıştı. DergiFeste Ankara’dan katılan dergiler şu yayımlardan oluşuyordu: ASBÜ dergileri, Aşkar, Ayizi, Baka Baka, Patika, Papatya, Lacivert, Edebiyat Ortamı, Kibele, Türk Dili, Turnalar, Folklor Edebiyat, Geçerken, Hece, Hece Öykü, Çare, Buzdokuz, Hep Beraber, Atebe, Hisdüşüm, Olağan Öykü, Bila Sanat, Hepberaber.</p>
<h3><strong>KAMU KURUMLARINCA ÇIKARTILAN NEŞRİYAT</strong></h3>
<p>Başkent olmasından dolayı birçok kamu kurum ve kuruluşu da haliyle Ankara’da bulunuyor. Tıpkı yukarıda bahsedilen Türk Dil Kurumu’nun (TDK) çıkardığı Türk Dili gibi birçok farklı kurumsal kökenli edebiyat dergileri de bulunuyor. Milli Eğitim dergisi, hakemli bir dergi olarak 1973’ten beri yayınını sürdürüyor. Kütüphaneler ve Yayımlar da Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kültürel aktivitelerde bulunuyor. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün dergisi olan Vakıf Şehir, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın sorumluluğundaki Diyanet Çocuk ile Diyanet Genç de kendi kitle grubundaki edebi faaliyetleri icra ediyorlar.</p>
<p>Türkiye Diyanet Vakfı’nın çıkardığı Geçerken de 2020 yılı Ekim’den bu yana her ay, okurla buluşuyor. Dergi, kısa sürede yoğun bir okuyucu kitlesi edinmeyi başardı. 1942’den itibaren yayın hayatına başlayan (Ankara Üniversitesi) Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi (DTCF) Dergisi, genel anlamda sözel alanlar içeriklidir. Dolayısıyla muhteviyatında edebiyat da bulunmaktadır. Keza Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi de (HEFAD) 2019’dan beri benzer içeriklere imza atmaktadır. Bu kapsamda Ankara’daki üniversitelerin neşrettiği bazı diğer dergiler de şunlardır: Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi<strong> (</strong>1983), HÜTAD (Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi-2004), iki aylık yayınlanan Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi UDEKAD (Uluslararası Dil Edebiyat ve Kültür Araştırmaları Dergisi), muhtelif ODTÜ Edebiyat Topluluğu Yayınları.</p>
<p>Kentte ayrıca Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından kültürel etkinliklerin paylaşıldığı Başkent Kültür Sanat Dergisi de farkındalık oluşturuyor. 2017 çıkışlı Ankararınca Dergi ve 2023 çıkışlı Anka da kültür, sanat ve edebiyat alanında faaliyet gösteriyor.</p>
<p>Şehrin anlamı arttıkça ve şehir büyüdükçe uhdesindeki yayınlar da artar. Her ne kadar İstanbul kadar olmasa da Ankara da İstanbul’dan sonra en çok dergi çıkartan kentimiz olmayı başarmıştır. Bu genişlikte belki de adına ulaşılamayan birçok dergi söz konusu. Yazının sonunda Ankara’da yayım yapan birçok edebiyat içerikli dergilerin listesini vermeye çalıştım. Tüm bunlara rağmen bahsedemediğim dergiler de olacaktır.</p>
<h3><strong>SIRAT-I MÜSTAKİM’DEN SEBİLÜRREŞAD’A </strong></h3>
<p>1920’lerden sonra Türk edebiyatına yön veren birçok dergi, Ankara edebiyat mahfilinden yurda, hatta dünyaya yayılmıştır. Sadece Mehmet Akif Ersoy’un milli marşı Ankara Altındağ’daki Taceddin Dergahı’nda yazması bile Ankara edebiyatını yukarı taşımaya yeter de artar bile. Akif demişken Sebilürreşad’dan <a href="#_ftn14" name="_ftnref14">[14]</a> bahsetmemek olmaz. 1908 senesinde İstanbul&#8217;da Sırat-ı Müstakim adıyla haftalık yayına başlayan dergi, 183. sayısından itibaren Akif’in önerisiyle Sebilürreşad adını alır. Millî Mücadele döneminde üç sayılık Kastamonu neşri sonrasında, 3 Şubat 1921 günlü 467. sayısından itibaren Ankara merkezli olarak yayınını sürdürür. 1966’da 1007. sayısında yayın hayatına sonlandıran Sebilürreşad, yarım asrın ardından 14 Ağustos 2016 tarihinde kaldığı yerden, 1008. sayısı ile yine Ankara’da yayın hayatına başladı.  Günümüzde aylık olarak çıkmaktadır.</p>
<p>Şu anda e-dergi ve çevrimiçi formatta, Gerçek Tarih Kültür Sanat ve Medeniyet Araştırmaları Merkezi Derneği bünyesinde yayınını sürdürdüğümüz Ankara Edebiyat’ın  Tüzel Kişi Temsilcisi ve Sorumlu Yazıişleri Müdürü Mehmet Poyraz da Sebilürreşad’ın ikinci şahlanışının baş mimarlarındandır. Poyraz, yazarlığının dışında Sebilürreşad Dergisi Yayın Koordinatörlüğü görevini yürütmüş ve dergi bünyesinde yer alan yayınevindeki birçok projede de yer almıştır.</p>
<p>Son olarak Ankara edebiyatına yeni bir yüz olarak girdiğimiz Ankara Edebiyat dergisi ile okurun karşısına çıktık. Duamız odur ki kıt kanaat şartlarda yoluna devam eden Ankara Edebiyat’ın şehre kattığı olumlu havanın başarıyla devam etmesi ve bunun ülke geneline yayılmasıdır.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-9546" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/04/ankara-edebiyat-dergisi-sayi-2-mart-nisan-2026-kapak-scaled.jpg" alt="" width="1737" height="2560" srcset="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/04/ankara-edebiyat-dergisi-sayi-2-mart-nisan-2026-kapak-scaled.jpg 1737w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/04/ankara-edebiyat-dergisi-sayi-2-mart-nisan-2026-kapak-326x480.jpg 326w" sizes="auto, (max-width: 1737px) 100vw, 1737px" /></p>
<h3><strong>ANKARA’YA YOLU DÜŞEN EDEBİYAT DERGİLERİ</strong></h3>
<p>İlyas Dirin<a href="#_ftn15" name="_ftnref15">[15]</a>, Yeni Türk Edebiyatı Araştırmaları dergisinin, “Kültür-Sanat-Edebiyat-Tiyatro-Musiki ve Folklor Dergileri (1929-1990)” başlıklı çalışmasında, 1929-1990 arasında yayımlanan dergilerin listesini aktarır. Tüm Türkiye’deki, başlıkta belirtildiği üzere; kültür, sanat, edebiyat, tiyatro, musiki ve folklor alanlarını kapsayan listeden, Ankara’ya yolu düşen edebiyat dergilerini ayıklamaya çalıştım. <a href="#_ftn16" name="_ftnref16">[16]</a></p>
<p><strong>Adımlar [I]:</strong> Ankara, Aylık Fikir ve Kültür Dergisi, Sahibi ve Neşriyat Müdürü: Dr. Behice Sadık Boran. Mayıs 1943 – Nisan 1944, 12 sayı</p>
<p><strong>Akpınar [II]:</strong> Ankara, Aylık Kültür Dergisi, İmtiyaz Sahibi: Kilis Kültür Derneği Adına Sami Çelenk, Yazı İşlerini Fiilen İdare Eden: Yılmaz Dokuzoğlu. 7 Ağustos 1953 – Haziran 1954, 12 sayı</p>
<p><strong>Amaç:</strong> Ankara, Edebiyat – Sanat ve Kültür Dergisi, On Beş Günde Bir Çıkar, İmtiyaz Sahibi: Cihat Özhan, Neşriyat Müdürü: Feridun Üstün. 1 Ekim 1945 – 15 Eylül 1946, 24 sayı.</p>
<p><strong>Anayurt:</strong> Ankara, Haftalık İlim ve Sanat Gazetesi, Sahibi: Faruk Nafiz, Umum Neşriyat Müdürü: M. Mazhar. 26 Birinciteşrin 1933 – 14 Birincikânun 1933, 8 sayı.</p>
<p><strong>Ankara:</strong> Ankara, Aylık Fikir ve Sanat Dergisi, Sahibi: İbrahim Berkalp, Yazı İşleri Müdürü: Hicri Sezen. Temmuz 1945 – Haziran 1946, 12 sayı. AK (Olan sayılar: 5-8).</p>
<p><strong>Ankara Sanat:</strong> Ankara, Aylık Dergi, Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü: Nüzhet İşlimyeli. Mayıs 1966 – Nisan 1984, 216 sayı. AK (Olan sayılar: 1-175)</p>
<p><strong>Antoloji:</strong> Ankara, Aylık Şiir Dergisi, Sahibi: Suzan Taştaner, Genel Yayın Yönetmeni: Selim Sabit Pülten. Ocak 1981 – Nisan 1982, 16 sayı. BDK (Olmayan sayılar: 13-16)</p>
<p><strong>Arayış:</strong> Ankara, Aylık Fikir, Sanat ve Edebiyat Dergisi, Sahibi ve Yazı İşlerini Fiilen İdare Eden: Aydın Sami Güneyçal. Mayıs 1953 – Aralık 1958, 17 sayı.10 BDK, İSAM (Olan sayılar: 1-4)</p>
<p><strong>Başkent Ankara:</strong> Ankara, Aylık Fikir – Sanat – Aktüalite Dergisi, Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü: İsmet Üstek. Nisan 1956 – Haziran 1958, 23 sayı.</p>
<p><strong>Bozok Yaylası:</strong> Ankara, Fikir – Sanat ve Kültür Dergisi, Sahibi: Dursun Kartal, Mesul Müdür: Nihat Çetiner. 12 Nisan 1967 – Mart 1968, 12 sayı.</p>
<p><strong>Çaba:</strong> Ankara, Aylık Sanat Dergisi, Her Ayın Başında Yayımlanır, Sahibi: Halil Soyuer, Yazı İşleri Müdürü: Sami Ayhan. Kasım 1966 – Ağustos 1969, 34 sayı. İSAM (Olmayan sayılar: 26-28).</p>
<p><strong>Çağdaş [I]:</strong> Ankara, Aylık Sanat Dergisi, Sahibi ve Sorumlu Yayın Müdürü: Şahinkaya Dil. Ekim 1961 – Nisan 1965, 43 sayı. / Mayıs 1978, 1 sayı.</p>
<p><strong>Çağdaş Türk Dili:</strong> Ankara, Dil Derneğinin Aylık Yazın Dergisi, Sahip ve Sorumlu Yönetmen: Prof. Dr. Cevat Geray. Mart 1988 – Aralık 1998, 130 sayı. AK (Olan sayılar: 23-25, 27, 70, 73, 89, 90), BDK (Olan sayılar: 1-24).</p>
<p><strong>Çığır:</strong> Ankara, Aylık Gençlik ve Sanat Mecmuası, Sahibi ve Neşriyat Müdürü: Hıfzı Oğuz Bekata. İkincikânun 1933 – Aralık 1948, 193 sayı.</p>
<p><strong>Çınar:</strong> Ankara, Aylık İlmî – Edebî ve İçtimaî Mecmua, Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü: Tahir Olgaç. Mart 1941 – Ağustos / Eylül 1941, 7 sayı.</p>
<p><strong>Defne:</strong> Ankara, Salı Günleri Çıkar, Haftalık Sanat Dergisi, Sahibi ve Yazı İşleri Sorumlu Müdürü: Metin Nuri Samancı, Kurucular: Ârif Nihat Asya, Galip Erdem, Ayhan İnal, Metin Nuri Samancı. 5 Nisan 1966 – Kasım 1971, 95 sayı.25 BDK (Olan sayılar: 1-48, 73-84).</p>
<p><strong>Değişim:</strong> Ankara, Aylık Sanat Dergisi, Her Ayın On Beşinde Ankara’da Yayımlanır, Sahibi: Ümit Serdaroğlu, Sorumlu Yönetmen: Erdal Öz. 20 Kasım 1961 – 15 Ekim 1962, 12 sayı.</p>
<p><strong>Dernek [II]:</strong> Ankara, Türk Kültürü Dernekleri Genel Merkezi Yayın Organı, İmtiyaz Sahibi: Türk Kültür Dernekleri Genel Merkezi Adına Behçet Kemal Çağlar, Yayın Müdürü: Ceyhun Atuf Kansu. Kasım 1961 – Nisan 1963, 16 sayı.</p>
<p><strong>Devinim:</strong> Ankara, Aylık Edebiyat Dergisi, Sahibi ve Sorumlu Yönetmen: Halûk Aker, Yazı Kurulu: Eser Gürson, Güven Turan, Danışmanlar: Hüseyin Cöntürk, Turgut Uyar. Şubat 1965 – Ocak 1966, 12 sayı.</p>
<p><strong>Doğuş [III]:</strong> Ankara, Aylık Dergi, İmtiyaz Sahibi: Kemal Kutluk, Neşriyat Müdürü: Hamdi Kestelli. Mart 1944 – Mart 1946, 11 sayı.</p>
<p><strong>Doğuş Edebiyat:</strong> Ankara, Aylık Fikir ve Sanat Dergisi, Sahibi ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü: Tayyar Aksoy, Genel Yayın Müdürü: Ali Akbaş. Nisan 1982 – Temmuz 1985, 30 sayı. İSAM (Olan sayılar: 3, 12-20, 23-26, 29, 30)</p>
<p><strong>Durum:</strong> Ankara, Aylık Fikir – Sanat – Kültür ve Eğitim Dergisi, Sahibi: Turgut Onursal, Yazı İşlerini Fiilen İdare Eden Sorumlu Müdürü: Sevgi Bayman. Temmuz 1981 – Kasım 1981, 5 sayı.</p>
<p><strong>Erguvan:</strong> Ankara, Aylık Edebiyat Dergisi, Sahibi ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü: Mehmet Şeker, Genel Yayın Müdürü: Celalettin Çevik, İdari İşler Müdürü: Atilla Bircan. Mart 1985 – Temmuz 1985, 5 sayı. İSAM (Olmayan sayı: 4).</p>
<p><strong>Esin:</strong> Ankara, Fikir – Sanat Dergisi, Her Ayın On Beşinde Yayımlanır, Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü: Halim Ünsal. 15 Nisan 1956 – 15 Temmuz 1956, 4 sayı.</p>
<p><strong>Gelişme:</strong> Ankara, Üç Aylık Edebiyat Dergisi, Sahibi ve Sorumlu Müdürü: Yılmaz Güney. Bahar 1973 – 1975, 8 sayı.</p>
<p><strong>Gençlik ve Sağlık:</strong> Ankara, Meslekî – Fennî – Edebî Aylık Mecmua, Müessisi: Haşim Bingöl, Sahibi: O. Faruk Çamlı, Yazı İşlerini Fiilen İdare Eden: Avukat İsmail Dinç. Mart 1955 – Ocak/Şubat 1957, 23/24 sayı.</p>
<p><strong>Gülpınar:</strong> Ankara, Aylık Fikir – Kültür – Sanat – Edebiyat Dergisi, Kurucusu, Sahibi ve Sorumlusu: Güzide Taranoğlu, Yazı İşleri Müdürü: Serpil Gökçe, Yönetim Müdürü: Enver Tuncalp. Mayıs 1976 – Eylül 1993, 209 sayı. BDK (Olan sayılar: 1-144), İSAM (Olmayan sayılar: 43, 117-121, 179, 188, 189, 194, 195, 198).</p>
<p><strong>Hasandağı:</strong> Ankara, Aylık Fikir – Sanat – Edebiyat Mecmuasıdır, Sahibi: Ahmet Kadıoğlu. Ekim 1950 – Ağustos 1952, 12 sayı.</p>
<p><strong>Hep Bu Topraktan:</strong> Ankara, Dört Aylık Dergi, İmtiyaz Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü: Vedat Nedim Tör. 1943 – 1947, 7 sayı. AK (Olmayan sayı: 7), BDK, İSAM (Olan sayılar: 1-4).</p>
<p><strong>Ilgaz:</strong> Ankara, Aylık Fikir – Sanat ve Eğitim Dergisi, Sahibi: Murat Sinan, İsmail Karaahmedoğlu. Ekim 1961 – Aralık 1981, 243 sayı. AK (Olan sayılar: 1-188).</p>
<p><strong>İleri Yurt:</strong> Ankara, Aylık Kültür Dergisi, Sahibi: Zihni Taşkıran, Neşriyat Müdürü: Hicri Sezen, Kuranlar: Selahattin Benli, Ragıp Gerçeker, Hicri Sezen, Zihni Taşkıran. Nisan 1945 – Aralık 1945/Mayıs 1946, 11 sayı.</p>
<p><strong>İlkyaz:</strong> Ankara, Aylık Kültür – Sanat ve Edebiyat Dergisi, Sahibi: Prof. Dr. Abdurrahman Güzel, Sorumlu Yazı İşleri Müdürü: Ali Fuat Bilkan, Yazı Kurulu: Hüseyin Özbay, Abdulkadir Hayber, Mustafa Tatçı. Şubat 1988 – Mayıs/Haziran 1988, 4/5 sayı.</p>
<p><strong>İnkılâp Gençliği:</strong> Ankara, Aylık Fikir ve Sanat Dergisi, Sahibi: Ali İhsan Çelikkan, Yazı İşleri Müdürü: Mustafa Kemal Payaoğlu. Temmuz 1952 – Haziran 1953, 12 sayı.</p>
<p><strong>Kalem [I]:</strong> Ankara, Aylık Sanat ve Edebiyat Mecmuası, İmtiyaz Sahibi: İlyas Sınal, Yazı İşleri Müdürü: Mustafa Nihat Özön. 15 Mart 1938 – 1 Haziran 1939, 13 sayı. AK, BDK (Olmayan sayı: 13).</p>
<p><strong>Karşı Edebiyat:</strong> Ankara, Hazırlayan: Baki Yiğit. Ocak/Şubat 1986 – 1996, 112 sayı.</p>
<p><strong>Kaynak [II]:</strong> Ankara, Aylık Şiir Dergisi, Sahibi: Avni Dökmeci, Yazı İşleri Müdürü: Turhan Dökmeci. Ocak 1948 – Aralık 1954, 101 sayı. AK (Olan sayılar: 49, 88-90),</p>
<p><strong>Kopuz [III]:</strong> Ankara, Aylık Sanat – Fikir &#8211; Ülkü Dergisi, Sahibi ve Mesul Müdür, Lâtif Gökçek, Sekreter: Yavuz Bülent Bâkiler. Nisan 1956 – Ekim 1956, 7 sayı.</p>
<p><strong>Köken:</strong> Ankara, Düşün ve Kültür Dergisi [Aylık], Kurucu ve Sahibi: Fahir Aksoy, Yazı İşleri Müdürü: Metin Altıok. Mart 1974 – Aralık 1974, 10 sayı.</p>
<p><strong>Köy Enstitüleri Dergisi:</strong> Ankara, Hasanoğlan Köy Enstitüsü Tarafından Yılda Dört Sayı Olarak Çıkarılır. Ocak 1945 – Temmuz/Ağustos 1947, 7/8 sayı.</p>
<p><strong>Kültür [II]:</strong> Ankara, Aylık Fikir – Sanat – Sosyal – İktisadî – Eğitim Dergisi, Sahibi ve Genel Yayın Müdürü: Nurettin Menekşe, Yazı İşleri Müdürü: İstiklâl Yaradılış, Teknik Müdür: Mete Bayındır. Mayıs 1969 – Aralık 1977, 104 sayı.</p>
<p><strong>Kültür Dünyası:</strong> Ankara, Unesco Türkiye Millî Komisyonu Tarafından Her Ayın On Beşinde Çıkarılan Dergi, İmtiyaz Sahibi: Unesco Türkiye Millî Komisyonu. 15 Ocak 1954 – Eylül/Ekim 1956, 28/29 sayı. AK (Olmayan sayı: 2).</p>
<p><strong>Kültür ve Sanat [I]:</strong> 58 Ankara, Üç Ayda Bir Devlet Kitapları Tarafından Yayımlanır, Sahibi: Başbakanlık Kültür Müsteşarlığı, Yöneten: Mehmet Özel. Haziran 1973 – 1995, 9 sayı. AK, BDK (Olmayan sayılar: 8, 9)</p>
<p><strong>Meltem [II]:</strong> Ankara, Aylık Sanat Dergisi, Sahibi: Mutlu Şenel, Sorumlu Yönetmeni: Oğuz Tümbaş. Kasım 1967 – Ekim 1968, 12 sayı. BDK, İSAM (Olmayan sayılar: 9, 11, 12).</p>
<p><strong>Millet:</strong> Ankara, Ayda Bir Çıkarılır, İlim – Fikir ve Sanat Mecmuası, Sahibi: Prof. Dr. Hüseyin Avni Göktürk, Umum Neşriyat Müdürü: Remzi Oğuz Arık. Mayıs 1942 – Nisan 1944, 24 sayı.</p>
<p><strong>Millî Kültür:</strong> Ankara, Aylık Dergi, İmtiyaz Sahibi: Kültür Bakanlığı Adına Prof. Emin Bilgiç, Yazı İşlerini Fiilen İdare Eden Mesul Müdür: Ahmet Yüzendağ. Ocak 1977 – Temmuz 1992, 94 sayı. BDK (Olan sayılar: 1-24, 38-43, 68-73).</p>
<p><strong>Muştu:</strong> Ankara, Aylık Fikir ve Sanat Dergisi, Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü: Ali Osman Gençoğlu. 1976 – Aralık 1977, 20 sayı.</p>
<p><strong>Mülkiye:</strong> Ankara, Ayda Bir Çıkar İlim – Fikir – Sanat Dergisi, Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü: Nejat Tunçsiper. 1 Şubat 1952 – 1 Nisan 1954, 24 sayı.</p>
<p><strong>Nilüfer:</strong> Ankara, Üç Aylık Edebiyat Dergisi, Sahibi ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü: İbrahim Öküzcü. 15 Mart 1985 – 1 Ekim 1985, 3 sayı.</p>
<p><strong>Oluş:</strong> Ankara, Haftalık Edebiyat ve Fikir Mecmuası, İmtiyaz Sahibi: Halil Vedat Fıratlı, Umum Neşriyat Müdürü: Mustafa Nihat Özön. İkincikânun 1939 – 3 Eylül 1939, 36 sayı.</p>
<p><strong>Oluşum:</strong> Ankara, Aylık Sanat ve Düşün Dergisi, Sahibi ve Sorumlu Müdürü: Fahrünnisa Kadıbeşegil, Yayın Yönetmeni: Hüseyin Atabaş. EkimKasım 1977 – Nisan 1986, 102 sayı. / 1987 – 1989, 5 sayı (Yılda iki kez çıkar). BDK (Olan sayılar: 18-86)</p>
<p><strong>Sanat ve Edebiyat:</strong> Ankara, Cumartesi Günleri Çıkar, İmtiyaz Sahibi: Suut Kemal Yetkin, Yazı İşleri Müdürü: Selâhattin Batu. 4 Ocak 1947 – 16 Aralık 1947, 50 sayı.</p>
<p><strong>Seçilmiş Hikâyeler:</strong> Ankara, Ayda Bir Çıkar, Çıkaran: Salim Şengil, Sahibi ve Yazı İşlerini Fiilen İdare Eden: S. Şengil. 1947 – 1951, 47 sayı. / 1952 – Temmuz 1957, 66 sayı.</p>
<p><strong>Sed:</strong> Ankara, Sanat – Edebiyat, Üç Aylık Araştırma Dergisi, Sanat Eleştirmenleri Adına Sahibi ve Sorumlu Yönetmeni: Adnan Turabi, Sekreter: Bedrettin Cömert. Haziran 1974 – 1975, 3 sayı.</p>
<p><strong>Söz:</strong> Ankara, Fikir, Sanat ve Tenkit Dergisi, Sahibi: Asaf Ertekin, Yazı İşleri Müdürü: Yaşar Çöl. 15 Mayıs 1946 – 1 Aralık 1946, 7 sayı. AK (Olan sayı: 6).</p>
<p><strong>Şiir Sanatı [I]:</strong> Ankara, Her Ayın On Beşinde Çıkar, Sanat – Fikir – Bilim Dergisi, Sahibi ve Fikrî Temsil: Sezai Karakoç. 15 Ocak 1955 – 15 Şubat/15 Mayıs 1955, 2 sayı.</p>
<p><strong>Tan:</strong> Ankara, Aylık Düşün &#8211; Yazın Seçkisi, Yayına Hazırlayan: Enis Batur. Mayıs 1982 – Aralık 1983, 13 sayı.</p>
<p><strong>Tercüme:</strong> Ankara, Maarif Vekilliği Tarafından İki Ayda Bir Çıkarılır, Fikir – Edebiyat ve Sanat Dergisi. 19 Mayıs 1940 – Temmuz/Ağustos 1966, 87 sayı.</p>
<p><strong>Töre:</strong> Ankara, Aylık Fikir ve Sanat Dergisi, Kurucusu: Halide Nusret Zorlutuna, Sahip ve Neşriyat Müdürü: Emine Işınsu. Mayıs/Haziran 1971 – Haziran/Temmuz 1985, 169/170 sayı. BDK (Olan sayılar: 13-43, 61-79, 97-167), İSAM (Olan sayılar: 8, 9, 20-31, 43, 50, 52-56, 58, 59, 62-70, 81, 83-85, 87, 89-96, 98-106, 108, 110, 111, 119-122, 124, 126-129, 132, 139-151, 154, 157-159, 162, 169/170).</p>
<p><strong>Türkiye Yazıları</strong>: Ankara, Aylık Dergi, Sahibi ve Sorumlusu: A. Ahmet Say, Yönetmen: Cemal Süreya, Yazı Kurulu: Vecihi Timuroğlu, Ragıp Gelencik, Cemal Süreya, Ahmet Say, Ali Püsküllüoğlu. Nisan 1977 – Mayıs 1983, 73/74 sayı. AK (Olan sayılar: 2, 6, 11, 38-39, 49-50), BDK (Olan sayılar: 10-45), İSAM (Olan sayılar: 1-6, 8-11, 16-18, 20-25, 27-30, 32, 37, 40- 41, 43-74).</p>
<p><strong>Uyanış [I]:</strong> Ankara, Aylık Fikir – Sanat ve Aktüalite Dergisi, İmtiyaz Sahibi ve Mesul Müdür: A. Faruk Kakınç. Nisan 1955 – Ocak 1956, 10 sayı.</p>
<p><strong>Yarın:</strong> Ankara, Aylık Sanat – Edebiyat Dergisi, Sahibi: Sami Alptekin, Sorumlu Yazı İşleri Yönetmeni: Semih Gümüş (Acar). Eylül 1981 – Ağustos 1987, 72 sayı.</p>
<p><strong>Yazı [II]:</strong> Ankara, Aylık Sanat Gazetesi, Sahibi ve Neşriyat Müdürü: M. Faik Yargıcı. Ekim 1955 – Aralık 1955, 3 sayı.</p>
<p><strong>Yeni Işık:</strong> Ankara, Her Hafta Cumartesi Çıkar, İmtiyaz Sahibi ve Umumî Neşriyat Müdürü: Kerami Erdem. 9 İkinciteşrin 1940 – 12 Nisan 1941, 23 sayı.</p>
<p><strong>Yeni Olgu:</strong> Ankara, Aylık Dergi, Sahibi ve Sorumlusu: Kutluay Şakar. Nisan 1981 – Mart 1982, 12 sayı.</p>
<p><strong>Yordam:</strong> Ankara, Aylık Edebiyat Dergisi,100 Sahip ve Sorumlusu: Hüseyin Cöntürk. Ocak 1966 – Güz 1968, 20 sayı. / Ocak/Şubat1969 – Kasım Yusufçuk: Ankara, Aylık Dergi, Sahibi: Ali Püsküllüoğlu, Sorumlu Yönetmeni: Özcan Yalım. Ocak 1979 – Aralık 1980, 24 sayı. /Aralık 1969, 6 sayı.</p>
<p><strong>Ziya Gökalp:</strong> Ankara, Ziya Gökalp Derneğince Yılda İki Defa Yayımlanır103 Bilim ve Kültür Dergisi, Sahibi: Ziya Gökalp Derneği, Yazı İşleri Müdürü: Şevket Beyzanoğlu. Kasım 1974 – Aralık 1998, 84 sayı. BDK (Olan sayılar: 1-74), İSAM (Olan sayılar: 5, 6, 11-14, 16, 17, 19, 21-25, 30, 35-37, 39, 41, 47, 53-55, 58-60, 62, 63, 65, 71, 74-78, 83, 84).</p>
<p><a href="mailto:muslumisiklar@gmail.com"><strong>muslumisiklar@gmail.com</strong></a></p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Anavatan Mecmuası ve Mebahis’in Kapağı Fotoları İçin Kaynak: Dinçer Apaydın, İbrahim Özakman, Erken Cumhuriyet Döneminde Kısa Ömürlü Edebiyat Dergileri, Akademik Dil ve Edebiyat Dergisi, Cilt: 3, Sayı: 1, Nisan 2019.</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Mebahis: Üzerinde konuşulan konu, bahsi geçen husus.</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> Türk Maarif Ansiklopedisi, Hayat Maddesi.</p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> Temuçin Faik Ertan, Atatürk Ansiklopedisi, Kadro Hareketi ve Dergisi Md., Yayınlanma Tarihi: 25 Kasım 2020: <a href="https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/detay/517/Kadro-Hareketi-ve-Dergisi" target="_blank" rel="noopener">https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/detay/517/Kadro-Hareketi-ve-Dergisi</a></p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a> İsmail Parlatır, TDV İslam Ansiklopedisi, Kadro Md., C. 24, S. 141, İstanbul, 2001.</p>
<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6">[6]</a> Zeynep Berre Özçelik Damlapınar, Cumhuriyetin Kuruluş Yıllarında Yayımlanan Dergiler Envanteri: 1923-1938, İletişim Kuram ve Araştırma Dergisi, S. 101.</p>
<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7">[7]</a> Hatice Mumyakmaz, Necip Fazıl’ın Fikir Dünyasında Yakın Dönem Türk Tarihi: Kavram, Olay ve Kişilikler, Mustafa Kemal Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2017, C. 14, Sayı 38, S. 175.</p>
<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8">[8]</a> <a href="https://www.tustav.org/yayinlar/sureli_yayinlar/yaprak/yaprak-01.pdf" target="_blank" rel="noopener">https://www.tustav.org/yayinlar/sureli_yayinlar/yaprak/yaprak-01.pdf</a></p>
<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9">[9]</a> <a href="https://www.hurriyet.com.tr/yerel-haberler/ankara/baskent-in-dost-u-akalin-kitabin-30-yillik-patronu-6853614" target="_blank" rel="noopener">https://www.hurriyet.com.tr/yerel-haberler/ankara/baskent-in-dost-u-akalin-kitabin-30-yillik-patronu-6853614</a></p>
<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10">[10]</a> <a href="https://www.tustav.org/sureli-yayinlar-arsivi/halkin-dostlari/" target="_blank" rel="noopener">https://www.tustav.org/sureli-yayinlar-arsivi/halkin-dostlari/</a></p>
<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11">[11]</a> Alim Kahraman, TDV İslam Ansiklopedisi, Edebiyat Md., C. 10, S. 397-398, İstanbul, 1994.</p>
<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12">[12]</a> Mavera: Görünen öte tarafı anlamına gelir. Bu ötelik, yeri de zamanı da kapsayabilir.</p>
<p><a href="#_ftnref13" name="_ftn13">[13]</a> Alim Kahraman, TDV İslam Ansiklopedisi, Mavera Md., C. 28, S. 176-177, Ankara, 2003.</p>
<p><a href="#_ftnref14" name="_ftn14">[14]</a> Sebilürreşad: Kurtuluş yolu, hak yolu.</p>
<p><a href="#_ftnref15" name="_ftn15">[15]</a> İlyas Dirin: Araştırmacı, yazar, Türk Dili ve Edebiyat öğretmeni</p>
<p><a href="#_ftnref16" name="_ftn16">[16]</a> İlyas Dirin, Kültür- Sanat- Edebiyat- Tiyatro Musiki ve Folklor Dergileri (1929-1990), Yeni Türk Edebiyatı Araştırmaları, 1, Ocak-Haziran 2009, Dergi Listesi (S.226 ila 265).</p>

	<div class="esen-eii">
	<a href="https://ankaraedebiyat.com.tr/ankara-edebiyatin-yeni-sayisi-ankarada-edebiyat-dosyasiyla-yayimlandi/" target="_blank" class="eii-theme1" title="9845">

<div class="eii-theme1-postImageUrl" style="overflow:hidden; z-index: 8; max-width: 100%;">
<div class="eii-theme1-imgUrl" style='background-image:url(https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/ankara-kale-400x225.jpg);'></div>
</div>

<div class="eii-theme1-centered-text-area">
<div class="eii-theme1-centered-text">
<div class="eii-theme1-content">
<div class="ctaText" style="float:left;"></div>
<div class="clear:both;"></div>

<div class="eii-theme1-postTitle" style="float:left;">Ankara Edebiyat’ın yeni sayısı “Ankara’da Edebiyat” dosyasıyla yayımlandı</div>

</div>
	</div>
		</div>	
	
	</a>
	</div>
	
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/ankara-edebiyatinda-cumhuriyet-donemi-dergicilik-faaliyetleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Üç başı mamur bir Ankara romanı: Ankara, mon amour!</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/uc-basi-mamur-bir-ankara-romani-ankara-mon-amour/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/uc-basi-mamur-bir-ankara-romani-ankara-mon-amour/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdurrahim Zararsız]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 May 2026 18:39:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[ankara]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat ankara]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[kitap haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[kitap tahlil]]></category>
		<category><![CDATA[mon amour!]]></category>
		<category><![CDATA[Şükran Yiğit]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=9892</guid>

					<description><![CDATA[Abdurrahim Zararsız yazdı: Ankara’mız, edebiyat dünyamızda hatırı sayılır bir alan işgal ediyor ancak roman söz konusu olduğunda bu alan bir hayli daralıyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yazıya kadar, hakkında yazdığım kitaplar, özellikle de romanlar, hep gelip beni bulmuşlardı. Karşıma çıkmakla kalmayıp bir şekilde beni etkileyen bu kitaplar henüz bitmeden, zihnimde tahlil cümleleri dolaşıma giriverir, haliyle de dayanamayıp o eserler hakkındaki analizlerimi satırlara dökmek zorunda kalırdım. Dergimizin bu sayıdaki ana temasının ‘Ankara’da Edebiyat’ olacağı kararlaştırıldığında bir kere daha bana kitap analizi düştü. Böylece ilk defa bir roman hakkında yazmak için bizzat arayış içine girmiş oldum.</p>
<p>Elbette Ankara’mız, edebiyat dünyamızda hatırı sayılır bir alan işgal ediyor ancak roman söz konusu olduğunda bu alan bir hayli daralıyor. Konusu bütünüyle ya da büyük oranda Ankara olan roman sayısı ne yazık ki bir elin parmaklarını geçmiyor.</p>
<p>Ankara ile alakalı roman söz konusu olduğunda, edebiyata ilgisi biraz yoğun olan birçok kimsenin olduğu gibi benim de aklıma ilk gelen Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun ‘Ankara’sı oldu. Lakin bu roman, hakkında ziyadesiyle yazılan, birçok analize konu olan eserlerden biriydi. Ayrıca, İbrahim Eryiğit Hocamız, bu sayı için hazırladığı ve önceden vâkıf olduğum hayli zengin içerikli yazısında, söz konusu kitapla ilgili de kısa ama tatmin edici bilgilere yer veriyordu. Ve ilk seçenek böylece elendi.</p>
<p>Bir de ‘Yaşanmayanların Romanı’ vardı tabii. Muhammed Ali Koçak ile tanışmama ve dergimizin yazarlarından biri olmasına vesile olan bu roman hem neredeyse bütünüyle Ankara’da geçiyor hem de Ankara’nın kadim tarihine dair birçok bilgi içeriyordu. Lakin onun hakkında da yakın zamanda web sayfamız ve e-dergimizde bir analiz yayınlamıştım.</p>
<p>Araştırmamı sürdürürken nihayet istediğim özelliklere sahip romanı yakaladım. Hem adı hem de hikâyesi Ankaralıydı. Başta da ifade etmeye çalıştığım gibi bu sefer kitabı ben arayıp bulmuştum; <strong>‘Ankara, Mon Amour’</strong>. Üstelik yazarı her ne kadar İstanbul’da doğmuş olsa da Ankara’da büyümüştü. Yani O’da en azından yarı <em>Angara’lıydı</em>.</p>
<p>Yeri gelmişken yazarın kısa öz geçmişini, kitaptan aynen aktarayım: <strong>Şükran Yiğit</strong> 1961’de İstanbul’da doğdu. Ankara’da büyüdü. ODTÜ Endüstri Mühendisliği Bölümü mezunu. 2003’de <em>Ankara Mon Amour</em>, 2004’te <em>Bir Akdeniz Kedisinin Hatıraları</em>, 2008’de <em>Çatıkatı Âşıkları</em>, 2020’de <em>Burası Radyo Şarampol</em> (2021 Attila İlhan Roman Ödülü) ve 2022’de <em>Bir Kış Yolculuğu</em> adlı kitapları yayımlandı. Şükran Yiğit, halen Frankfurt’ta yaşıyor.</p>
<p>İletişim Yayınlarından çıkan 168 sayfalık bu dönem romanının hikâyesi, Ankara’da, ‘60’lı yılların sonlarında başlayıp ‘90’lı yılların sonlarına kadar uzanıyor. Yazarın yaşı ile ilk anlatıcı Suna’nın yaşları aşağı yukarı aynı. Künyesinden, 2003’ten 2025’e kadar kitabın 15 baskı yaptığı anlaşılıyor.</p>
<p><strong>Şimdi biraz da spoiler yani sürprizbozan vermeden içerik hakkında birkaç noktaya değineyim.</strong> (Türkçe karşılığının da <em>sürpriz</em>’i Türkçe değil. Ne yapsak ki? <em>Tatkaçıran</em> daha iyi sanki.)</p>
<p><strong>Önce olumlu bir eleştiri ile başlayayım:</strong></p>
<p>*Özellikle küçük bir çocuğu gözünden anlatılan ilk bölümde, yazarın gözlem yeteneği ve anlatıcı ağıza uyumlu yazma becerisi açıkça hissediliyor.</p>
<p>*Romanda 12 Eylül darbesinin yıkıcı etkileri solcu yazarların ekseriyetinin yaptığı gibi tek yönlü ajite edilmemiş. Yani kışkırtmaya gidilmeden, tek cepheli duygu sömürüsü yapılmadan aktarılmış.</p>
<p><strong>Olumsuz eleştirim ise şöyle:</strong></p>
<p>*Ömer Dayı’nın tam olarak neden yurt dışına gittiğini ya da kaçtığını anlayamıyoruz.</p>
<p>*Ömer Dayı Fransız aktris Catherine Deneuve’e benzettiği Gülay Hanım’a ne ara abayı yakıyor ve karşılık alıyor bilemiyoruz.</p>
<p>*Elden yollanan zarfların içindeki mektuplarda neler yazdığını da açıkçası merak ediyoruz.</p>
<p>Taşıyıcı sistemi, fiziksel örtüsü ve mekânsal kurgusu fena olmayan bir yapının kullanım amacı ile doğrudan alakalı tefrişatının da eksiksiz olmasını beklemek hakkımızdır diye düşünüyorum. Yazar, kitapta kullandığı “aşkın dili sessizliktir” tabirinin kapsamına sadece Ömer ve Gülay’ı değil kendini de dahil etmiş görünüyor. Ezcümle, romanın adındaki <strong>aşk</strong> vurgusunun hikâyede yeterince desteklenmediğini söyleyebilirim.</p>
<h3><strong>Hikâyenin diğer anlatıcıları: Emel, Ömer</strong> <strong>ve</strong> <strong>Madam Litvak </strong></h3>
<p>Hikâyenin ilk anlatıcı <strong>Suna</strong>’nın çocukluk yıllarına denk düşen kısımlar, iki kişinin daha kendi penceresinden ve kısmen yansıtılıyor. <strong>Emel </strong>ve<strong> Ömer</strong>’in ağzından aktarılanlar, birinci kısımda karanlık kalan birkaç noktaya ışık tutuyor ancak az önce değindiğim gibi bu durum ana hattın aydınlanması için yeterli olmuyor.</p>
<p><strong>Romanda adı geçen belli başlı Ankara mekânları:</strong></p>
<p>Gençlik Parkı, Ulus, Kızılay, Yenimahalle, Küçükesat, ODTÜ, Kuğulu Park, Zafer Pasajı, Milli Kütüphane’nin arkasındaki tepe, Ankara Garı, Akman Pastanesi, Akın Caddesi, Zümrüt Pastanesi, Seyran Sineması, Alemdar Sineması, Papazın Bağı, Zafer Çarşısı, Soysal Çarşısı, Tuzluçayır Gecekonduları, Mamak</p>
<p><strong>Ankara dışındaki diğer mekânlar:</strong></p>
<p>İstanbul ve Paris</p>
<p><strong>Yazılmaya başlanışı ile farklılık arz eden bu yazımın bitişini de farklı bir yöntemle yapmaya karar verdim ve sizleri kitaptan alıntılar ile baş başa bırakıyorum;</strong></p>
<p><em>Toplumsal konularda kafam karışıktı. İnekleri, koyunları, kuzularıyla yaşayan Ali Baba’nın Atatürk Orman Çiftliği ile ilişkisi, Makaryos’un öyle kapkara elbiseler giyerek açık açık ne kadar kötü bir insan olduğunu belli etmesine rağmen bu konuda bir önlem alınmaması, Moşe Dayan’ın tek gözlü olduğu için mi devamlı dayanması gerektiği gibi konular ısrarlı sorularıma rağmen halen cevapsızdı. (Sayfa 12)</em></p>
<p><em>***</em></p>
<p><em>Daha o zamanlar Adorno gibi, Allah’ın göklerde değil “heryerlerde” olduğunu, “okşizen kibin” bizi çevrelediğini anlatan Din ve Ahlak hocam Hasan Ali de hayatıma girmediği için bakışlarım göklere doğru yola çıkmıştı… (Sayfa 23)</em></p>
<p><em>***</em></p>
<p><em>Onlar kahvelerini içtikten sonra, hep birlikte Gençlik Parkı’na gitmiştik, Ulus’tan geçerken Atatürk heykelinin önünde bir adam bağıra bağıra Akşam gazetesi satıyordu: Rus tankları Çekoslavakya’ya girmişlerdi. (Sayfa 34)</em></p>
<p><em>***</em></p>
<p><em>Ne kadar zaman geçmişti acaba? Saatlerle de işlemiyordu ki kafam. En uzak zaman dilimi yarındı, en güzel şeyler beş dakika sonra olacaklardı, öğleden sonra belki beklenebilir bir şeydi, akşama doğru ise hâlâ belirsizliğini koruyordu. (Sayfa 48)</em></p>
<p><em>***</em></p>
<p><em>Annemle babam akşam gezmeye gittiklerinde babamın terliklerinin, annemin terlikleriyle yan yana durmasının onların geri dönmeleri için şart olduğunu, evde olmadığım zamanlarda benim terliklerimin, bütün gün yalnız duran babamın terliklerinin yanına konmasının yerinde bir davranış olduğunu, eğer kışın ablamın paltosuyla benim paltomu üst üste asarsak paltolarımızın geceleri daha az üşüyeceklerini ve ertesi sabah bizi daha iyi ısıtacaklarını, mutfak rafında su bardakları ile çay bardakları arasındaki savaşı önlemenin tek yolunun onları belirgin bir mesafe bırakarak dizilmesi olduğu konularında yaptığım açıklamalar Emel’i tam olarak tatmin etmemişti nedense: … (Sayfa 70)</em></p>
<p><em>***</em></p>
<p><em>Önce alttaki gazeteyi çıkardık. Beyaz, gelinlik gibi bir şey giyinmiş bir adamın arkadan çekilmiş bir fotoğrafı vardı ilk sayfada, iki askerin arasında gidiyordu adam: </em></p>
<p><em>“Kim bu adam?”</em></p>
<p><em>“Menderes.”</em></p>
<p><em>“Nereye gidiyor?”</em></p>
<p><em>“İdama.”</em></p>
<p><em>“Sen nerden biliyorsun?”</em></p>
<p><em>“Yazıyor burda.”</em></p>
<p><em>“İdam ne demek?”</em></p>
<p><em>Arkamızdan bir ses “cinayet demek” diye cevapladı soruyu…</em></p>
<p><em>(…)</em></p>
<p><em>Tekrar beyazlı adamın olduğu gazeteye döndük. Ablam “yazık” dedi. Dayım başını resimden ayırmadan: Yazık tabii, insan canı bu” dedi kısaca. (Sayfa 82-83)</em></p>
<p><em>***</em></p>
<p><em>…bazı analar babalar bu kez “anarşiye karışanın” kendi çocukları olduğunu eşten dosttan saklamaya çalışarak Mamak’ın yolunu tutmuşlar, “dağ başını duman almış” romantizmiyle büyüyen çocuklarının “dağlarına bahar gelmiş memleketimin” diyerek içlenmeleri karşısında ne yapacaklarını şaşırmışlardı. (…) “esrara başlasa bundan daha iyiydi, hiç olmazsa tedavi ettirirdik” diyerek karabasanlı uykulara dalıyorlardı. (Sayfa 107-108)</em></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/uc-basi-mamur-bir-ankara-romani-ankara-mon-amour/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ankara&#8217;da edebiyatın izleri</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/ankarada-edebiyatin-izleri/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/ankarada-edebiyatin-izleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fuat Oskay]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 May 2026 14:40:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[ankara]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat ankara]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat haberleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=9886</guid>

					<description><![CDATA[Fuat Oskay yazdı: Ankara edebiyat çevresini İstanbul’dan ayıran en temel özellik bana göre, daha az gösterişli ama daha derinlikli, ,daha az popüler ama daha kalıcı bir üretim anlayışıdır.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir büyük beklentiyle değil, merakla bakılır ona. Çünkü kendini hemen ele vermez Ankara. İstanbul gibi gösterişli değildir, İzmir gibi denizle konuşmaz. Ankara, daha çok susarak anlatır.</p>
<p>Bu şehirde edebiyat, sokakların arasına gizlenmiştir. Bir köşede eski bir kahvehanenin önünden geçerken, belki bir zamanlar Ahmet Hamdi Tanpınar’ın zihninden geçen cümlelerin izine rastlanır. Çünkü Ankara, yazarları yalnız bırakmaz; onları düşünmeye zorlar.</p>
<p>Ankara’nın edebiyatla ilişkisi biraz da bu “iç ses” üzerinde kuruludur. Şehir, bağırmaz; fısıldar. Ve bu fısıltıyı duymak için sadece okumak yetmez, yürümek gerekir.</p>
<p>Ankara Kalesi çevresinde dolaşırken, taş sokaklar insanı modern hayatın gürültüsünden uzaklaştırır. Dar yollar, ahşap evler ve eski duvarlar, geçmişin sessiz tanıkları gibidir. Burada her adım sanki bir hatıranın üzerinden geçer.</p>
<p>Hamamönü, şehrin eski dokusunu en iyi hissettiren mekânlardan biridir. Restore edilmiş evler, avlular ve sokak aralarındaki küçük detayla, geçmişin günlük yaşamını bugüne taşır. Kavaklıdere, Ayrancılar, Gaziosmanpaşa… Buralarda gezerken insan, bir anda kendini bir başka zaman diliminde bulabilir.</p>
<p>Ulus Meydanı bu şehrin en eski hafızalarından biridir. Buraya yürürken yalnızca insanların değil, zamanın da kalabalığı hissedilir. Cumhuriyetin ilk yıllarındaki heyecan, bu meydanın taşlarına sinmiş gibidir.</p>
<p>Kızılay Meydanı’na doğru ilerledikçe şehir değişir. Kalabalık artar, tempo hızlanır. Ama bu hızın içinde bile bir duraklama hissi vardır. İnsan, fark etmeden kendi iç dünyasına yönelir. Belki de bu yüzden Ankara, birçok yazar için “düşünme şehri” olmuştur.</p>
<p>Ankara’ya bakmak, bu yönüyle biraz da kendine bakmaktır. Gri tonların arasında saklı olan anlamı fark etmek bu şehrin en önemli öğretisidir. İlk bakışta sade görünen şehir, zamanla derinleşir. Belki de Ankara’nın edebiyatla kurduğu en güçlü bağ tam olarak burada başlar: Şehir, kendisini anlamaya çalışanlara hikâyelerini yavaş yavaş açar.</p>
<p>Ankara, Cumhuriyet’in ilanını takip eden yıllarda Türk edebiyatına yön veren önemli edebî muhitlerden biri olmuştur. Ankara’nın bu dönemde edebî muhit olmasında başkent seçilmesinin ve devletin bu şehirden yönetilmesinin önemli bir etkisi vardır. Bununla birlikte Cumhuriyet öncesinde de Ankara’da belirli bir edebî birikiminin varlığı dikkat çekmektedir. Şehirde, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde kuvvetli bir tasavvuf ve divan edebiyatı geleneği var olmuştur. Ankara’nın, tarih boyunca pek çok divan ve halk edebiyatı şairi yetiştirdiği görülür. Bu dönemlerde medrese, tekke, cami gibi edebiyat mahfillerine ilave olarak bazı meyhaneler, hanlar, kahvehaneler, konaklar, bağ ve bahçeler de edebiyat mahfili özelliği gösterir.<br />
Özellikle 1919-1922 yılları arasında şehrin, Millî Mücadele merkezi yapılmasına bağlı olarak Ankara’daki edebiyat hayatı canlılık kazanmıştır. Millî Mücadele Dönemi’nden Cumhuriyet’in ilanına kadar olan sürede Tâceddin Dergâhı, Kuyulu Kahve, Merkez Kıraathanesi, Hakimiyet-i Milliye ve Yenigün gazetelerinin idarehaneleri, Anadolu Lokantası, Teceddüt Lokantası, Abdullah Efendi Lokantası, Muallimler Birliği, Şehir Bahçesi, Dayko’nun Tütüncü Dükkânı ve Efe Haydar’ın Meyhanesi Ankara’daki edebiyat hayatını zenginleştiren önemli edebiyat mahfilleri olmuştur.</p>
<p>Ankara’nın başkente dönüşümü sadece siyasi değil, kültürel ve edebi bir kırılmayı da beraberinde getirmiştir. Yeni kurulan devletin modernleşme, batılılaşma ve yeni bir ulus inşa etme idealleri, yazar ve şairler için yeni bir anlatı alanı oluşturmuştur. Özellikle Cumhuriyetin ilk yıllarında Ankara, yalnızca bürokratların değil; aynı zamanda yazarların, şairlerin ve düşünürlerin de buluşma noktası haline gelmiştir. Devletin merkezinde yer almak, edebiyatçıların hem gözlem alanını genişletmiş hem de onları ideolojik tartışmaların merkezine taşımıştır.</p>
<p>Ankara’da edebiyatın nabzı, çoğu zaman kahvehanelerde ve küçük buluşma mekânlarında atmıştır. Özellikle Kızılay çevresi, uzun yıllar boyunca yazar ve şairlerin bir araya geldiği önemli merkez olmuştur. Bu mekânlarda yapılan sohbetler, yalnızca gündelik konuşmalar değil; aynı zamanda edebi tartışmaların, fikir alışverişlerinin ve yeni eserlerin ilk kez dillendirildiği ortamlardır. Bir şiirin ilk mısraı ya da bir romanın ilk fikri çoğu zaman bu masalarda doğmuştur.</p>
<p>Ulus, özellikle Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde edebi ve entelektüel hayatın kalbinin attığı yerdir. Buradaki tarihi dokunun yazarların metnine ilham verdiği söylenebilir.</p>
<p>Ankara’da edebiyat çevrelerinin oluşumunda üniversitelerin rolü yadsınamaz. Ankara Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi, Bilkent Üniversitesi, Gazi Üniversitesi. Yıldırım Bayezid Üniversitesi, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi, Hacı Bayram Veli Üniversitesi gibi kurumlar yalnızca akademik bilgi üretiminin değil; aynı zamanda edebi düşüncenin de merkezleri olmuştur. Kampüsler edebi tartışmaların yapıldığı, şiirlerin paylaşıldığı ve fikirlerin şekillendiği sosyal alanlar olarak öne çıkmıştır.</p>
<p>Ankara’daki edebiyat çevrelerinin en dikkat çekici özelliklerinden biri, yazarlar arasındaki etkileşim ve dayanışmadır. Aynı mekânlarda buluşan, aynı dergilerde yazan ve benzer konular üzerinde düşünen yazarlar, birbirlerinin üretim süreçlerini doğrudan etkilemiştir. Bu etkileşim zaman zaman ortak edebi akımların doğmasına, zaman zaman da farklı görüşlerin çatışmasına yol açmıştır. Ancak her iki durumda da ortaya çıkan tartışma ortamı edebiyatın gelişimine katkı sağlamıştır.</p>
<p>Örneğin Cemal Süreya, Turgut Uyar ve Orhan Veli Kanık gibi isimlerin içinde bulunduğu çevreler, modern Türk şiirinin yönünü belirleyen önemli oluşumlar arasında yer alır.</p>
<p>Türk şiirinde önemli bir kırılma noktası olan Garip akımı, gündelik dili şiire taşıyarak büyük bir dönüşüm yaratmıştır. Bu akımın öncülerinden Orhan Veli Kanık, her ne kadar İstanbul ile özdeşleşmiş olsa da, Cumhuriyet dönemi atmosferi ve Ankara’nın sadeleşen dili bu şiir anlayışıyla örtüşür. Garip şiirinde görülen: Sadelik, gündelik hayat, sıradan insan Ankara’nın “memur şehri” kimliğiyle paralellik gösterir. Ankara’nın bürokratik yapısı, süsten uzak, doğrudan ve yalın bir anlatımı beslemiştir. Bu da Garip şiirinin ruhuyla örtüşen bir zemin oluşturur.</p>
<p>Ankara’nın şiirdeki asıl güçlü etkisi, İkinci Yeni şairlerinde belirginleşir. Bu bağlamda Cemal Süreya ve Turgut Uyar, Ankara ile anılan önemli isimlerdir.</p>
<p>Ankara’da doğan ve uzun yıllar burada çalışan Turgut Uyar’ın şiirlerinde Ankara’nın etkisi daha belirgin hissedilir. Özellikle modern şehir hayatına yönelik eleştirileri, başkent yaşamının bir yansıması olarak okunabilir. Ankara, şiirde çoğu zaman açıkça adı geçen bir şehir değildir. Ancak: bir devlet dairesi, soğuk bir cadde, kalabalık ama yalnız bir meydan gibi imgeler, doğrudan Ankara’yı çağrıştırır.</p>
<p>Ankara, Türk romanında yalnızca bir şehir olarak değil; aynı zamanda bir dönüşümün, bir ideolojinin ve bir modernleşme projesinin mekânı olarak karşımıza çıkar. Özellikle Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren Ankara, Romancılar için adeta bir “laboratuvar” işlevi görmüştür.</p>
<p>Adalet Ağaoğlu, Yusuf Atılgan ve Erendiz Atasü bu laboratuvarda yetişen önemli isimlerdir.</p>
<p>Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Ankara’yı en kapsamlı şekilde ele alan yazarlardan biridir. Onun eserlerinde Ankara, sadece bir mekân olmaktan çıkıp bizzat Cumhuriyet fikrinin ve modernleşme serüveninin bir sembolü haline gelir.</p>
<p>Ankara romanında Karaosmanoğlu, Türkiye&#8217;nin geçirdiği toplumsal ve siyasi dönüşümü, başkentin üç farklı dönemini (Milli Mücadele, Cumhuriyet&#8217;in ilk yılları ve inkılap dönemi) kadın kahraman Selma Hanım&#8217;ın hayatı üzerinden üç ayrı bölümde kurgulayarak sosyokültürel açıdan inceler.</p>
<p>Eserde ele alınan üç temel dönem ve kentin dönüşümü şu şekildedir:</p>
<p>Birinci Bölüm (Milli Mücadele Dönemi): Sakarya Savaşı öncesindeki zorlu yılları anlatır. Şehir; heyecanlı, idealist, yokluk içinde ama vatansever bir ruhla kenetlenmiş durumdadır. İnsanlar arasında büyük bir dayanışma vardır.</p>
<p>İkinci Bölüm (Cumhuriyet&#8217;in İlanı ve İlk Yıllar): İnkılapların yapıldığı, yeni bir devletin inşa edildiği dönemdir. Başkent yavaş yavaş modernleşmekte, ancak aydınlar ile halk arasında kopukluklar baş göstermeye başlamaktadır.</p>
<p>Üçüncü Bölüm (İnkılap Sonrası / İdeal Cumhuriyet Dönemi): Yazarın geleceğe dair ütopik veya idealize ettiği bir Ankara tasviridir. Şehirleşmenin arttığı, bürokrasinin oturduğu, tiyatro ve stadyum gibi modern yaşam alanlarının çoğaldığı bir vizyon sunulur.</p>
<p>Ahmet Hamdi Tanpınar Ankara’yı doğrudan anlatan bir romancı olmaktan çok, şehri zaman-mekân sorgusu içinde ele alır.</p>
<p>Tanpınar’ın Beş Şehir’de ele aldığı ilk şehir Ankara’dır. Onun gözünde Ankara, yalnızca coğrafi bir mekân değil, aynı zamanda modernleşme sürecinin ve toplumsal dönüşümün bir simgesidir. Cumhuriyet’in başkenti olması nedeniyle Ankara, gelenek ile modernleşmenin kesişim noktasıdır ve bu yüzden metinde önemli bir yer tutar. “O, bütün Orta Anadolu’ya bir iç kale vazifesini görmüş, eteklerinde daima tarihin büyük düğümleri çözülüp bağlanmıştır. Etilerin, Frigyalıların, Lidyalıların, Roma ve Bizans’ın, Selçuk ve Osmanlı Türklerinin zamanlarında bu, hep böyle olmuştu.” Beş Şehir’de geçen bu satırlarda Tanpınar, Ankara’nın tarih boyunca pek çok medeniyetin merkezi olmasını vurgulayarak, onun zamansal katmanlarını gözler önüne serer. Ancak, Ankara’yı yalnızca geçmişin bir yansıması olarak değil, aynı zamanda modern Türkiye’nin yeni yüzü olarak ele alır.</p>
<p>Yirminci yüzyılda mekân kavramı, sadece mimari açıdan değil, özellikle toplumsal bağlamda da önem kazanmaya başlamıştır. Her toplum, kendi yaşam tarzına göre yeni mekânlar üretir. Dolayısıyla mekân, bireyin ve toplumun yaşantısı, deneyimleri yoluyla genişleyen bir yapı arz eder. Tanpınar’ın Ankara’ya bakışı da bu çerçevede şekillenir. Osmanlı’nın tarihî dokusuyla örülmüş İstanbul ve Bursa gibi şehirlerin aksine, Ankara’da modernleşmenin izleri daha belirgindir. Ancak Tanpınar, bu modernleşme sürecini bir kopuş olarak değil, geçmişin yeniden inşa edilmesi ve yeni bir kimlik yaratılması olarak değerlendirir. Bu noktada, onun Ankara tasviri, sadece bir şehir anlatısı değil, aynı zamanda Türkiye’nin dönüşümünü anlamlandırmaya yönelik bir bakış açısıdır.</p>
<p>Ankara edebiyat çevresini İstanbul’dan ayıran en temel özellik bana göre, daha az gösterişli ama daha derinlikli, ,daha az popüler ama daha kalıcı bir üretim anlayışıdır.</p>
<p>Edebiyat çevrelerinin en önemli yapı taşlarından biri de dergilerdir. Ankara’da yayımlanan dergiler yalnızca eserlerin yayımlandığı mecralar değil; aynı zamanda edebi hareketlerin şekillendiği platformlar olmuştur. Bu dergiler etrafında oluşan çevreler, edebiyatın yönünü belirleyen, tartışmaların yapıldığı, yeni akımların doğduğu ve eleştiri kültürünün geliştiği ortamlar haline gelmiştir.</p>
<p>1950-1980 yılları arasında Ankara&#8217;da <em>Hisar</em> dergisi etrafında toplanan şair ve yazarlar, gelenekten kopmayan fakat yeniliğe açık, Batı taklitçiliğine karşı milli bir sanat anlayışı savunmuşlardır.</p>
<p>Mehmet Çınarlı, İlhan Geçer, Munis Faik Ozansoy, Gültekin Sâmanoğlu, Mustafa Necati Karaer ve Turgut Özakman bu gurubun önemli simalarıdır.</p>
<p>Nuri Pakdil öncülüğünde Ankara&#8217;da çıkan <em>Edebiyat </em>dergisi, özellikle İslami duyarlılığı merkeze alan estetik bir dil ve anti-emperyalist düşünce yapısıyla Türk fikir ve sanat hayatında derin bir iz bırakmıştır.</p>
<p>Nuri Pakdil, Rasim Özdenören, Cahit Zarifoğlu, Erdem Bayazıt ve Akif İnan, Edebiyat dergisi etrafında birleşen önemli isimlerdir.</p>
<p>Hece Dergisi, Edebiyat Ortamı, Türk Dili, Dil ve Edebiyat Dergisi, Olağan Şiir Dergisi, Olağan Hikâye Dergisi, Buzdokuz, Kayıp Kayıt, Geçerken, Kardelen Çocuk Dergisi Ankara’da yayımı süren dergilerdendir.</p>
<p>Şair Abdulkadir Budak’ın yönetiminde çıkan Sincan İstasyonu Dergisi, Kasım –Aralık 2025’te 140. sayısına ulaşarak veda etti. Sincan İstasyonu ilk çıktığı 2007 yılından son sayısına kadar Ankara edebiyatında önemli bir boşluğu doldurdu.</p>
<p>Milli Kütüphane, Türk Dil Kurumu, Türkiye Tiyatroları Genel Müdürlüğü, TRT, Türkiye Yazarlar Birliği, Avrasya Yazarlar Birliği, Edebiyat Müze Kütüphaneleri, Cemal Süreya Kültür Merkezi, Dil ve Edebiyat Araştırmaları Merkezi,  Server Vakfı, Dil ve Edebiyat Derneği, Hamamönü, Cinnah Caddesi, Kocatepe ve Tunalı Hilmi çevresi gibi yerler Ankara&#8217;nın edebi belleğini besleyen ve yaşatan alanlardır.</p>
<p>Kahvehanelerden üniversitelere, sivil toplum kuruluşlarından okullara, yayınevlerinden öğrenci evlerine, edebiyatın konuşulduğu kafelerden fuarlara, dergilerden bireysel dostluklara edebiyat dünyasını ilmek ilmek dokuyan Ankara edebiyat çevresi sayesinde bugün Ankara, sessiz ama güçlü bir edebiyat merkezi haline gelmiş, birçok önemli şair ve yazarın yetişmesine zemin hazırlamıştır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/ankarada-edebiyatin-izleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ankara’da şair öldüren edebi sokaklar</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/ankarada-sair-olduren-edebi-sokaklar/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/ankarada-sair-olduren-edebi-sokaklar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Serkan Oral]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 May 2026 14:28:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[ankara]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat ankara]]></category>
		<category><![CDATA[Orhan Veli]]></category>
		<category><![CDATA[orhan veli ankara]]></category>
		<category><![CDATA[yenişehir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=9882</guid>

					<description><![CDATA[Serkan Oral yazdı: Ankara isimli romanında edebiyat çınarlarımızdan Yakup Kadri, büyük fedakârlıklar ve çaba ile kurulan Türkiye Cumhuriyeti'ni ve yeni devletin ilk yirmi yılda kalkınma gayretlerini ve ulaşması beklenen nihai hedefi anlatmıştı.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Orhan Veli Kanık, 10 Kasım 1950&#8217;de Ankara Sıhhiye’de belediyenin açtığı bir çukura düşüp başını yaralayarak 4 gün sonra ölmeseydi herkes O’nun edebi hayatının Ankara sokaklarında geçtiğini hatırlamayacaktı.</p>
<p>Ah, edebiyatın belediye çukurlarında yittiği güzel başkent.</p>
<p>Orhan Veli, Melih Cevdet, Oktay Rifat, Ankara parklarındaki banklarda, sokaklarında anılan şairlerdi.</p>
<p>Ne demiş zaten şair; Ankara Ankara güzel Ankara,</p>
<p>Seni ister her bahtı kara!</p>
<p>Ankara isimli romanında edebiyat çınarlarımızdan Yakup Kadri, büyük fedakârlıklar ve çaba ile kurulan Türkiye Cumhuriyeti&#8217;ni ve yeni devletin ilk yirmi yılda kalkınma gayretlerini ve ulaşması beklenen nihai hedefi anlatmıştı.</p>
<p>Ama ne oldu? Orhan Veli, Yakup Kadri’nin övdüğü değişimin çukuruna düştü.</p>
<p>Vah ki vah! Hızlı değişimler yaşanan yıllarda sokaklar adapte olamayanları yutar.</p>
<p>Sokak şarkıcıları sokaklarda çalar söyler ve sokaklarda ölür, şu “yıldız yatağından kalkar bu aşkı duysa” diyerek sokaktan toprağa uzanan günümüz şarkıcısı gibi.</p>
<p>Amacım çok dertli yönünü öne çıkarmak değil, sadece “ bozkır ortasında denizi olmayan güvenli bir Anadolu kentinin Şanlı İstanbul yerine başkent ilan edilmesinin edebiyat hayatına da başka türlü katkı yapması beklenemezdi” demek istiyorum.</p>
<p>Bürokrasi ve devlet kuruluşunda aşk bulamayanların kendilerini Ankara sokaklarına vurarak bulmayı umduklarına ulaşmanın adıdır Ankara sanatı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-9883" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/ankara-yenisehir-sihhiye.jpg" alt="" width="901" height="571" srcset="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/ankara-yenisehir-sihhiye.jpg 901w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/ankara-yenisehir-sihhiye-540x342.jpg 540w" sizes="auto, (max-width: 901px) 100vw, 901px" /></p>
<p>Ne kadar ütopik olsa da milli şuur ulusal bilinç ile idealist vatansever insanlar bir tarafta değişim sancısı ve fakirliğin çemberinde dil ve kalem oynatıp modern Ankara üretmeye çalışan belediye kazısında yaşama veda edenler diğer yanda.</p>
<p>İşte tam da gerçek bu; edebiyat zıtlıkları kullanır.</p>
<p>Espri katarsa komedi; aşk katarsa şiir; kahramanları yazarsa epik destan yani koçaklama veya cenkname ortaya çıkar.</p>
<p>(Sallarsan deneme; tutarsa makale; sponsorun varsa bestseller (çok satan) olur! yazarın notu.)</p>
<p>Edebiyat o nedenle yaşayan cümleler topluluğudur, hayata günlük yaşam damarları ile bağlı sözler bütünüdür bana göre.</p>
<p>Ptt’deki bir memur cumhuriyet tarihinin en başarılı milli eğitim bakanına kızarak bıraktığı tercüme memurluğunun ardından kaderin cilvesi milli eğitimimizin yıllar sonra garip’lerin şairi olarak milli eğitim kitaplarına girecekti.</p>
<p>Ankara da edebiyat da böyledir.</p>
<p>Oktay Rıfat Ankara şiirleri yazan Orhan Veli için “Birkaç neslin belki arka arkaya başarabileceği bir değişmeyi o birkaç yılın içinde tamamladı.” sözleriyle açıklar.</p>
<p>Bu nedenle alelacele açılan çukura düşer, siyasetin birkaç nesli harcamadan hızla yaptığı değişimlerdeki gibi.</p>
<p>Neyse ki, görkemli Ankara Kalesi’nden şehre bakınca içim açılıyor, sahi Hacı Bayram’ı Veli hazretlerinin sözleri de ilahi edebiyat sınıfına mı girer?</p>
<p>Bilemedim olmazsa “mevzuat hazretleri”ne soralım o bilir!</p>
<p>Garibim;</p>
<p>Ne bir güzel var avutacak gönlümü,</p>
<p>Bu şehirde,</p>
<p>Ne de bir tanıdık cehre;</p>
<p>Bir tren sesi duymaya göreyim,</p>
<p>İki gözüm</p>
<p>İki çeşme.</p>
<p>(Tren Sesi şiiri Ankara, Orhan Veli)</p>
<p>Oysaki Anadolu’nun icra köylerinden Ankara’ya gelenler için görkemli Mısır piramitleri gibiydi o binalar.</p>
<p>Ancak Ankara’nın yanında İstanbul’u Paris‘i Londra’yı Münih’i görenler; Viyana’ya bakanlar; Ankara’yı çok hafif tuzu biberi eksik olarak tanımlardı.</p>
<p>Bedri Rahmi Eyüboğlu, Abidin Dino, Necati Cumalı, Sabahattin Eyüboğlu, Oktay Rıfat ve Melih Cevdet Anday gibi arkadaşlar da iyi ki vardı.</p>
<p>Tarih zaferleri, gazeteci edebi eserci ve bilinen yönü ile “Anafartalar Kahramanı” da Nutuk isimli eserinde bizlere şaheser bir Ankara resmi hediye ediyordu yeni bir Cumhuriyet ve millet hediyesi gibi.</p>
<p>Yükselen yeni nesil Ankara’da mutluluğun resmini yapmayı başardı mı bilemem?</p>
<p>Yükselen neslimizin ne ürettiğine bağlı.</p>
<p>Abidin Dino, Cahit Sıtkı Tarancı, Sait Faik Abasıyanık, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Cahit Külebi veya Orhan Veli Kanık, Oktay Rıfat, Melih Cevdet Anday ve Nâzım Hikmet’i Ankara 7.1 şiddetinde etkiledi ve değiştirdi!</p>
<p>O nedenle; Ankara’nın gücü edebiyatın üzerindedir…</p>
<p>Şair bile devlete saygısından “Aşk Resmi Geçidi” isimleri uygun görmüştür.</p>
<p>Aşk ve edebiyat; şiir ve şair mevzuata uygunsa; basalım Ankara.</p>
<p>“Ankara’da yaşadı, Ankara’yı yaşadı. Ankara’da okudu, Ankara’da âşık oldu, Ankara’da çalıştı, Ankara’da yazdı en güzel şiirlerini, Ankara’da Evkaf’taki memuriyetten istifa etti güzel havalarda, Ankara’da düştü çukura. Ve bir sabah Konur Sokak ile Meşrutiyet Caddesi’nin köşesinde son kez el salladı Ankara’ya… Sonra da temelli çekti gitti buralardan…” (Tolga Aydoğan notu)</p>
<p>Her ne mevzuat olursa olsun, edebiyat Ankara’yı bırakıp gitmesin, yeter ki belediye çukurlarına düşmeyelim…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/ankarada-sair-olduren-edebi-sokaklar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Taceddin Dergâhı: Ankara’nın kalbinde sessizliğin hafızası</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/taceddin-dergahi-ankaranin-kalbinde-sessizligin-hafizasi/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/taceddin-dergahi-ankaranin-kalbinde-sessizligin-hafizasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Nerimanoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 May 2026 14:20:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[altındağ]]></category>
		<category><![CDATA[ankara]]></category>
		<category><![CDATA[ankara altındağ]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[dergah]]></category>
		<category><![CDATA[dergah nedir]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat ankara]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[taceddin dergahı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=9877</guid>

					<description><![CDATA[İsmaill Nerimanoğlu yazdı: Altındağ Ankara’nın en eski katmanlarını saklayan semtlerden biridir. Burada yürürken insan modern başkentin sert çizgilerinden sıyrılır; daha eski, daha derin bir Ankara’yla karşılaşır. Sokakların bakışı bile değişir.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>“Sükût ve tefekkür, kalbin kandillerindendir;</em><em><br />
kalp onların ışığıyla hakikati görür.”</em><br />
— İmam Gazâlî</p>
<h3><strong>Ankara’nın görünen yüzü, saklı yüzü</strong></h3>
<p>Ankara denince çoğu insanın zihninde önce resmî binalar belirir. Geniş caddeler, devlet daireleri, yüksek bürokrasi koridorları, ağır kapılar… Türkiye Cumhuriyeti’nin yönetim merkezi olmanın getirdiği ciddiyet, şehrin sesine de görüntüsüne de sinmiştir.</p>
<p>Fakat Ankara yalnız bundan ibaret değildir.</p>
<p>Bu şehrin bir de sessiz yüzü vardır. Kalabalığın biraz gerisinde duran, konuşmaktan çok hatırlayan, kendini ilk bakışta değil zamanla açan bir yüz…</p>
<p>Taceddin Dergâhı işte Ankara’nın bu saklı tarafını en derinden hissettiren yerlerden biridir.</p>
<p>Dışarıdan bakıldığında büyük bir ihtişamla karşılamaz insanı. Göğe yükselen kubbeleriyle dikkat çekmez. Bir saray gibi kendini göstermez. Fakat insan kapısından içeri adım attığında şehrin sesi birkaç adım geride kalır.</p>
<p>Ankara’nın rüzgârı bile burada yavaşlamayı öğrenir.</p>
<p>Ve insan fark eder:</p>
<p>Bazı mekânların büyüklüğü görünüşlerinde değil, taşıdıkları hatıradadır.</p>
<p>Taceddin Dergâhı yalnızca tarihî bir yapı değildir.</p>
<p>O, Ankara’nın hafızasının sessizce saklandığı yerlerden biridir.</p>
<p>Belki de bu şehri anlamak isteyen herkesin mutlaka uğraması gereken birkaç yerden biri.</p>
<p>Çünkü şehirleri yolları değil; içlerinde sakladıkları ruh anlatır.</p>
<h3><strong>Altındağ’a doğru: geçmişe yürümek</strong></h3>
<p>Altındağ Ankara’nın en eski katmanlarını saklayan semtlerden biridir.</p>
<p>Burada yürürken insan modern başkentin sert çizgilerinden sıyrılır; daha eski, daha derin bir Ankara’yla karşılaşır. Sokakların bakışı bile değişir. Taşların üzerinde başka bir zamanın ayak izleri durur.</p>
<p>Bir yanda Cumhuriyet’in doğuşuna tanıklık etmiş yollar…</p>
<p>Bir yanda Osmanlı’dan taşınmış bir kültürün izleri…</p>
<p>Bir yanda da insanın iç dünyasına doğru açılan sessizlik.</p>
<p>Taceddin Dergâhı’na yürümek biraz da geçmişe doğru yürümektir.</p>
<p>Kapıya yaklaştıkça Ankara’nın uğultusu hafifler.</p>
<p>Araba sesleri geride kalır.</p>
<p>İnsan kendi ayak sesini duymaya başlar.</p>
<p>Ve bazen insanın kendi adımını duyması bile bir şehir hakkında çok şey söyler.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-9879" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/taceddin-dergahi-020.jpg" alt="" width="720" height="480" srcset="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/taceddin-dergahi-020.jpg 720w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/taceddin-dergahi-020-540x360.jpg 540w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/taceddin-dergahi-020-272x182.jpg 272w" sizes="auto, (max-width: 720px) 100vw, 720px" /></p>
<h3><strong>Dergâhın mânâsı</strong></h3>
<p>Bizim kültürümüzde dergâh yalnız bir bina değildir.</p>
<p>Dergâh aynı zamanda bir terbiyedir.</p>
<p>Bir eşiktir.</p>
<p>Nefsi eğitmenin, sözü arıtmanın, gönlü toparlamanın kapısıdır.</p>
<p>Orada yalnız zikir yapılmaz.</p>
<p>İnsan kendini tanımayı öğrenir.</p>
<p>Derviş oraya yalnız dua etmek için değil; insan olmayı öğrenmek için gider.</p>
<p>Taceddin Dergâhı da yüzyıllar boyunca bu anlamı taşımış.</p>
<p>İçinde insanlar oturmuş.</p>
<p>Sessizlik paylaşılmış.</p>
<p>Sorular sorulmuş.</p>
<p>Dualar edilmiş.</p>
<p>Kimi cevap bulunmuş, kimi zaman yalnız beklenmiş.</p>
<p>Ama mekân bütün bunları toplamış.</p>
<p>Ve hafızasına işlemiş.</p>
<p>Eski ahşabın kendine özgü bir dili vardır.</p>
<p>Taş kadar mesafeli değildir.</p>
<p>Duvar kadar sert değildir.</p>
<p>Yaşar.</p>
<p>Koku taşır.</p>
<p>Işığa göre renk değiştirir.</p>
<p>Yılları üzerinde saklar.</p>
<p>Taceddin Dergâhı’nda bu hissedilir.</p>
<p>Ahşapla taşın yan yana kurduğu o eski zaman dili insanın içine ağır ama huzurlu bir dinginlik bırakır.</p>
<p>Sanki mekân size şunu söyler:</p>
<p><em>Acele etmeyin.</em></p>
<p>Burada hızlı düşünemezsiniz.</p>
<p>Hızlı geçemezsiniz.</p>
<p>Bir an durmanız gerekir.</p>
<p>Çünkü bazı yerler insana zamanın başka türlü aktığını hatırlatır.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-9878" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/taceddin-dergahi.jpg" alt="" width="1039" height="659" srcset="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/taceddin-dergahi.jpg 1039w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/taceddin-dergahi-540x343.jpg 540w" sizes="auto, (max-width: 1039px) 100vw, 1039px" /></p>
<h3><strong>Mehmet Âkif’in nefesi</strong></h3>
<p>Taceddin Dergâhı’nın Türkiye’nin ortak hafızasında taşıdığı en derin anlamlardan biri de Mehmet Âkif Ersoy ile kurduğu bağdır.</p>
<p>Millî Mücadele yıllarında Ankara belirsizliğin ortasındaydı.</p>
<p>Ülkenin geleceği sisliydi.</p>
<p>Kalplerde hem korku hem umut vardı.</p>
<p>Tam o dönemde Mehmet Âkif’in burada kalması ve burada düşünmesi, bu mekânı sıradan bir tarihî yapı olmaktan çıkarır.</p>
<p>Çünkü bazı şiirler masa başında yazılmaz.</p>
<p>Zamanın içinden doğar.</p>
<p>Bir milletin acısından süzülür.</p>
<p>Bir kalemin ucundan değil; ortak vicdandan çıkar.</p>
<p>Taceddin Dergâhı’nın derinliği de burada başlar.</p>
<p>Burada yalnız şahsî tefekkür yoktur.</p>
<p>Toplumsal kader vardır.</p>
<p>Bir milletin bekleyişi vardır.</p>
<p>Bir ülkenin yeniden ayağa kalkma iradesi vardır.</p>
<p>Bugün avluda durup gözlerinizi kapatsanız başka bir Ankara’yı hayal edebilirsiniz:</p>
<p>Ayazlı bir sabah.</p>
<p>Sisli bir gökyüzü.</p>
<p>Taş duvarlara çarpan sert rüzgâr.</p>
<p>Ve içeride düşünmekte olan bir şair.</p>
<p>Bu görüntü tek başına bile çok şey anlatır.</p>
<p>Çünkü milletler yalnız ordularla değil;</p>
<p>kelimeyle de kurulur.</p>
<p>Dua ile de kurulur.</p>
<p>Ve bazen sessizlikle…</p>
<p><strong>Ankara’nın karakteriyle aynı sessizlik</strong></p>
<p>Taceddin Dergâhı’nı düşünürken Ankara’nın iklimini de düşünmek gerekir.</p>
<p>Ayazlı sabahlarını.</p>
<p>Kuru rüzgârını.</p>
<p>Taşa çarpan sert havayı.</p>
<p>Belki Ankara’yı Ankara yapan şey biraz da budur:</p>
<p>Dışarıda sertlik.</p>
<p>İçeride direnç.</p>
<p>Dışarıda mücadele.</p>
<p>İçeride sabır.</p>
<p>Dışarıda rüzgâr.</p>
<p>İçeride dua.</p>
<p>Bu şehir tarih boyunca biraz böyle yaşadı.</p>
<p>Taceddin Dergâhı da bunun sessiz şahidi oldu.</p>
<p>Bugün insanlar tarihî mekânları çoğu zaman hızlıca ziyaret ediyor.</p>
<p>Bir fotoğraf.</p>
<p>Kısa bir bakış.</p>
<p>Ve dönüş.</p>
<p>Ama burada insan daha uzun kalmak istiyor.</p>
<p>Çünkü orada bakmaktan çok düşünme ihtiyacı doğuyor.</p>
<p>Kendi hayatını…</p>
<p>Kendi hızını…</p>
<p>Kendi unutkanlığını…</p>
<p>Sonra bir dergâhın yüzyıllardır hafızasını koruduğunu görünce biraz mahcup oluyor.</p>
<p>Biz çabuk unutuyoruz.</p>
<p>Mekânlar ise sabırla saklıyor.</p>
<p>Belki de tarihî yapılar bize geçmişten önce kendimizi gösteriyor.</p>
<p><strong>Toprağın Hafızasında Saklı İsimler</strong></p>
<p>Taceddin Dergâhı’nın hafızası yalnız duvarlarında değil, toprağında da saklıdır.</p>
<p>Hazireye doğru yürürken Ankara’nın sesi biraz daha uzaklaşır.</p>
<p>Ayak sesleri hafifler.</p>
<p>İnsan daha dikkatli bakmaya başlar.</p>
<p>Burada yalnız mezar taşları değil; bir devrin duası, başka bir devrin mücadelesi ve yakın tarihin izleri yan yana durur.</p>
<p>Önce dergâha adını veren Taceddin Sultan hissedilir.</p>
<p>Sonra tarih biraz daha yaklaşır.</p>
<p>Muhsin Yazıcıoğlu ismi bu sessizlik içinde hem siyasetin hem halk hafızasının canlılığını hatırlatır.</p>
<p>Ve hemen ardından Nuri Pakdil gelir akla.</p>
<p>Onun Ankara’yla, düşünceyle ve kelimeyle kurduğu ilişki burada başka bir anlam kazanır.</p>
<p>Bütün bu isimlerin üzerinde görünmez ama hissedilir bir hatıra daha vardır:</p>
<p>Mehmet Âkif.</p>
<p>Bir mezar taşı.</p>
<p>Bir servi gölgesi.</p>
<p>Bir rüzgâr.</p>
<p>Uzakta kalan şehir uğultusu…</p>
<p>Hepsi aynı cümleyi kurar:</p>
<p>Bazı mekânlar yalnız ziyaret edilmez.</p>
<p>Onlar dinlenir.</p>
<p><strong>Ankara bazen sessizlikte konuşur</strong></p>
<p>Taceddin Dergâhı’ndan ayrılırken insan kapıya son kez dönüp bakmak ister.</p>
<p>Belki avluya.</p>
<p>Belki eski pencereye.</p>
<p>Belki duvarın gölgesine.</p>
<p>Ve o anda şunu hisseder:</p>
<p>Bazı yerlerden çıkılır ama tamamen ayrılınmaz.</p>
<p>Bir parça içinizde kalır.</p>
<p>Taceddin Dergâhı da böyledir.</p>
<p>Ankara’nın ortasında bir sessizlik durağı.</p>
<p>Zamana karşı sabrın evi.</p>
<p>Kelimeyle duanın yan yana durduğu bir hatıra.</p>
<p>Altındağ’ın içinde duran ama yalnız Altındağ’a ait olmayan bir yer.</p>
<p>Bütün Ankara’ya ait.</p>
<p>Bir bakıma bütün memlekete…</p>
<p>Çünkü bazı mekânlar coğrafyanın ötesine geçer.</p>
<p>Taceddin Dergâhı onlardan biridir.</p>
<p>Ve bugün hâlâ aynı şeyi fısıldar:</p>
<p>Yavaşla.<br />
Hatırla.<br />
Dinle.</p>
<p>Çünkü Ankara yalnız meydanlarda konuşmaz.</p>
<p>Bazen en derin sözünü bir dergâhın sessizliğinde söyler.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/taceddin-dergahi-ankaranin-kalbinde-sessizligin-hafizasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ankara ve edebiyat</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/ankara-ve-edebiyat/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/ankara-ve-edebiyat/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sadık Yalsızuçanlar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 May 2026 12:13:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[ankara]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[edebiya ankara]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=9871</guid>

					<description><![CDATA[Sadık Yalsızuçanlar yazdı: Birikim dergisi ve çevresi, büyük oranda Ankaralıdır. Türkiye Yazar Birliği’ni 1978 yılında teşkil eden ve dernek çatısı altında yüzlerce şairi, yazarı toplayan merhum D. Mehmed Doğan, keza Ankaralıydı.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ankara’nın manevî çekim kutbu, Hacı Bayram-ı Velî’dir. O’nun bir ârif olmanın yanı sıra bir şair de olduğunu göz ardı etmemek gerekir. Az ama son derece zengin ve derinlikli şiirleri vardır. Ankara’da, -başta Abdulkerim Erdoğan olmak üzere pek çok araştırmacının kıymetli çalışmalarından biliyoruz- yüzlerce bilge, bilgin ve şair yaşamıştır. Yunus Emre’nin azizi Tabduk Emre’nin âsıtânesi Nallıhan’dadır.</p>
<p>Türk şiirinin kurucu bilgesi Yunus Emre, Ankara’da benlik eğitiminden geçmiştir. Bünyamin Ayaşî ve daha pek çok bilge, Ankara’nın kalbindedir.</p>
<p>Cumhuriyet rejiminin teşkilinden sonra da Ankara bir kültürel ve toplumsal merkez olarak hayatiyetini sürdürmüştür. Modern Türk romanının kıymetli ismi Yakub Kadri’nin aynı adla bir de romanı bulunmaktadır. Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu bünyesinde yıllarca hizmet veren pek çok değerli şair, yazar, ilim insanı ve düşünür yaşamıştır Ankara’da. Keza modern Türk romanının bir başka kıymetli adı, Adalet Ağaoğlu, Ankaralıdır. Attila İlhan bir müddet Ankara’da yaşadı. Kemal Tahir’in de, Bilgi Yayınevi dolayısıyla Ankarayla ilişkisi oldu.</p>
<p>Modern şiirimizin en görkemli ismi Sezai Karakoç da bir süre Ankara’da bulundu. Modern Türk romancılığında kendine özgü bir yeri olan Emine Işınsu, Ankaralı yazarlardandır. Nuri Pakdil, Rasim Özdenören, Alaeddin Özdenören, Mehmet Âkif İnan, Erdem Bayazıt, Cahit Zarifoğlu, Yaşar Kaplan, Hüseyin Su… Edebiyat dergisi, Mâverâ dergisi, Aylık Dergi, Ankara’lı dergilerdir ve bu üç çevreye mensup şair ve yazarlar Ankaralı sayılmalıdır. Hisar dergisinin kurucusu Mehmet Çınarlı, dostları Mustafa Necati Karaer, İlhan Geçer, Yahya Akengin ve diğer şair ve yazarlar, Ankara muhitindendir. Adını burada anamadığımız daha nice şair, yazar, düşünür ve akademisyen, Ankara’nın nasıl bir kültürel merkez olduğunu yeterince ifade edebilir.</p>
<p>Birikim dergisi ve çevresi, büyük oranda Ankaralıdır. Türkiye Yazar Birliği’ni 1978 yılında teşkil eden ve dernek çatısı altında yüzlerce şairi, yazarı toplayan merhum D. Mehmed Doğan, keza Ankaralıydı. Hece Dergisi, Heceöykü dergisi ve Hece (Harf ve Cümle Yayınlarıyla) Yayınları, Ankara mahreçlidir. Edebiyat Ortamı dergisi ve yayınları, Ankaralıdır. Hâsılı, Ankara, nasıl ki Selçuklu ve Osmanlı asırlarında zengin, capcanlı, üretken bir Ahî merkezi olarak etkisini sürdürdüyse, modern zamanlarda da bu tarihî birikimine yakışır biçimde etkinliğini devam ettirdi. Yaygın bir ezbere ilişkin de birkaç cümle etmek isterim.</p>
<p>Malum, Yahya Kemâl’e izafe edilen, “Ankara’nın neyini seversiniz?” sorusuna verdiği cevap, “İstanbul’a dönüşünü…” şeklindedir. Burada sanıyorum temel yanlış, yüzyıllar boyu Devlet-i Âliyye’nin payitahtı olmuş, içinden deniz geçen, dünyanın en güzel, kendi coğrafyasının hâlâ bir toplumsal ve kültürel merkezi olma hususiyetini sürdüren İstanbul ile Ankara’yı kıyaslamakla ilgilidir.</p>
<p>İstanbul, bugün dahi, tarihdaş coğrafyamızın kolektif bilinç dışında kültürel ve toplumsal bir merkezdir. Ankara ise başkentimizdir ve kendi tarihsel zenginliğini, kültürel genlerini korumakta, güncellemekte ve gürbüzleştirebilmektedir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/ankara-ve-edebiyat/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ankara’nın edebiyattaki karşılığı yalnızca coğrafi değildir</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/ankaranin-edebiyattaki-karsiligi-yalnizca-cografi-degildir/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/ankaranin-edebiyattaki-karsiligi-yalnizca-cografi-degildir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erbay Kücet]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 May 2026 11:59:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[ankara]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat ankara]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat haberleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=9866</guid>

					<description><![CDATA[Erbay Kücet yazdı: Uzun yıllar boyunca Ankara’da yayımlanan dergiler, yalnızca metinlerin dolaşıma girdiği mecralar olmamış; aynı zamanda fikirlerin tartışıldığı, estetik yönelimlerin şekillendiği ve edebî hafızanın kurulduğu alanlar hâline gelmiştir.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify; line-height: 115%;">Ankara’yı Türk edebiyatının “sessiz ama kurucu sesi” olarak tanımlamak, yalnızca bir şehrin kültürel kimliğine dair yapılmış yerinde bir tespit değil; aynı zamanda Cumhuriyet’in düşünsel coğrafyasına yöneltilmiş incelikli bir bakıştır.</p>
<p style="text-align: justify; line-height: 115%;">Ankara, edebiyatımızda çoğu zaman İstanbul’un tarihsel ihtişamının ve estetik ağırlığının gölgesinde anılsa da, aslında Türk modernleşmesinin zihinsel haritasını çizen başlıca merkezlerden biridir. Bu şehir, görünürlüğünü yüksek sesle değil; düşüncenin, yalnızlığın ve kuruculuğun diliyle inşa etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify; line-height: 115%;">İstanbul’un yüzyılların biriktirdiği hafızası, katmanlı tarihi ve kendiliğinden çoğalan estetiği karşısında Ankara, daha bilinçli bir kuruluşun, iradi bir başlangıcın mekânıdır. Bu nedenle Ankara’nın edebiyattaki karşılığı yalnızca coğrafi değildir; o aynı zamanda bir ruh hâlidir. Cumhuriyet’in idealleriyle şekillenmiş geniş bulvarlar, devlet dairelerinin tekdüzeliği, memuriyetin ağır ritmi, bozkırın suskunluğu ve modernleşmenin yarım kalmış cümleleri… Bütün bunlar Ankara’yı edebiyatımızda yalnızca fon olmaktan çıkarır; onu başlı başına bir karaktere dönüştürür.</p>
<p style="text-align: justify; line-height: 115%;">Nitekim Ankara edebiyatı denildiğinde karşımıza çoğu zaman gösterişli anlatılar değil; içe dönük sesler çıkar. Bu şehir, insanı kalabalığın içine değil, kendi içine doğru yürütür. Burada masa, oda, dosya ve pencere; kimi zaman melankolisi, taşralılıkla modernlik arasındaki gerilim, büyük ideallerin zaman içinde gündelik hayata karışarak solması; Ankara’nın edebî iklimini belirleyen temel izleklerdir. Belki de bu yüzden Ankara, düşünceye bakan bir şehirdir. Öte yandan Ankara yalnızca edebiyatın konu edindiği bir mekân değildir; aynı zamanda onu üreten, besleyen ve çoğaltan bir havzadır.</p>
<p style="text-align: justify; line-height: 115%;">Başkentin dergicilik geleneği bunun en somut göstergelerinden biridir. Uzun yıllar boyunca Ankara’da yayımlanan dergiler, yalnızca metinlerin dolaşıma girdiği mecralar olmamış; aynı zamanda fikirlerin tartışıldığı, estetik yönelimlerin şekillendiği ve edebî hafızanın kurulduğu alanlar hâline gelmiştir. Bu yönüyle Ankara, bir vitrin değil; bir çalışma masasıdır. Gürültüden uzak ama üretken; gösterişsiz ama kurucu… Belki de Ankara’nın Türk edebiyatındaki asıl kıymeti burada saklıdır. Ankara insanı kendi içine çağırır.</p>
<p style="text-align: justify; line-height: 115%;">Bu sebeple Ankara’yı “sessiz ama kurucu ses” olarak görmek, yalnızca estetik bir benzetme değil; edebiyat tarihimize dair derinlikli bir okuma biçimidir.</p>
<p style="text-align: justify; line-height: 115%;">Ankara’nın edebî kimliği günümüzde önemli ölçüde değişti. Artık Ankara’nın sesi eskisi kadar kurumsal yapılardan değil; bağımsız yayınlardan, küçük çevrelerden ve bireysel üretim alanlarından yükseliyor. Yalnızlık, kentleşme, bürokratik hayatın insan üzerindeki etkisi, modern bireyin iç sıkışmaları, aidiyet meselesi ve taşra-merkez gerilimi bugün de genç yazarların metinlerinde yaşamaya devam ediyor. Sadece ifade biçimleri değişti. Bir dönem “memuriyet melankolisi” olarak karşımıza çıkan duygu, bugün güvencesizlik, kent yabancılaşması ve bireysel yalnızlık biçiminde yeniden ortaya çıkıyor. Ankara’nın eski devlet koridorlarıyla simgelenen sessizliği, artık modern hayatın görünmez yorgunluğuna dönüşmüş durumda.</p>
<p style="text-align: justify; line-height: 115%;">Öte yandan, Ankara’nın “sahicilik” meselesi bugün belki de daha kıymetli hâle geldi. Çünkü çağımızın edebiyatı giderek hızın, görünürlüğün ve dolaşımın baskısı altında şekilleniyor.</p>
<p style="text-align: justify; line-height: 115%;">Bugünün Ankara’sı, Cumhuriyet kuşağının ya da 1960–80 arası düşünce merkezli Ankara’sı değildir. O dönemin güçlü dergi çevreleri, yoğun entelektüel kamusallığı ve ortak tartışma alanları bugün aynı ölçekte görünmüyor. Dolayısıyla gelenek aynı güçle sürüyor demek güç; fakat aynı damarın yeni biçimler altında yaşamaya devam ettiğini söylemek mümkün.</p>
<p style="text-align: justify; line-height: 115%;">Belki de Ankara’nın edebî kaderi gürültülü dönemler yaşamaktan çok, alttan alta akmak. Görünür olmaktan ziyade kalıcı olmak. Yüksek sesle değil, derinlikle iz bırakmak… Bu yüzden Ankara’nın “sessiz ve sahici” geleneği sona ermiş değildir; yalnızca çağın ruhuna uyum sağlayarak başka bir tona bürünmüştür diyorum.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/ankaranin-edebiyattaki-karsiligi-yalnizca-cografi-degildir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Ankara hikâyesi: gülünesi aşklar-1</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/bir-ankara-hikayesi-gulunesi-asklar-1/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/bir-ankara-hikayesi-gulunesi-asklar-1/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Muhammed Ali Koçak]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 May 2026 07:53:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[ankara]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara hikâyesi]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[muhammed ali koçak]]></category>
		<category><![CDATA[öykü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=9863</guid>

					<description><![CDATA[Muhammed Ali Koçak yazdı: Merve, çalkantılı aşk hayatı ile okulun magazin gündeminden düşmeyen bir kızdı. Düzensiz aralıklarla değiştirdiği sevgililer ve mütemadiyen devam eden flört ilişkileri ile konuşulurdu.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>(Bölüm 1)</strong></p>
<p>Recep’le olan düşmanlığımız, kaleci eldivenleri üzerinde iddia ettiğimiz hak sebebiyle başladı. İlköğretim yedinci sınıfta, haftalık beden eğitimi dersinin ilk saatinde minderde takla atma yeteneğimiz üzerinden tabii olduğumuz sınavdan sonra, ikinci ders saatinde bizi serbest bırakmıştı Suat Hoca. Pek tabii biz de sınıfın erkekleri olarak her hafta yaptığımız geleneksel futbol maçına başlayacaktık.</p>
<p>Recep ve ben, sınıfın erkeklerinden oluşan iki rakip takımın kalecileriydik. Birinci dersin bitimi ile başlayan teneffüs saatinde, yapacağımız müsabaka için gereken malzemeleri almak üzere spor salonuna koştuk. Takım oyuncuları, Suat Hocanın odasındaki ahşap sandıktan yeşil ve turuncu renkteki atletleri alırken Recep ve ben, bir çift kaleci eldivenini almanın yarışına girdik. Elimizi daldırdığımız sandıktan ben, eldivenin bir tekini alabilirken diğerini Recep kaptı. Esasında Recep, iddia ettiği haktan feragat ederek çıplak elle kalecilik yapmaya razı olsaydı, sorun çıkmazdı. Fakat Recep de benim gibi düşündüğünden bir tartışma olarak başlayan anlaşmazlık; Recep’in eldiveni benim suratıma fırlattığı, benimse yumruğumu Recep’in suratına indirdiğim bir düzleme taşındı.</p>
<p>Birbirini parçalamak için saldıran vahşi hayvanlara dönüştüğümüz kavga, düşmanın karnını ve yüzünü hedefleyen yumruklar, suratlara inen tokatlar, kasıklara çarpan diz darbeleri ve uzanabildiği muhtelif yerleri inleten tekmelerle devam etti. Etraftakilerin tempo tutarak “Hadi, hadi, vur, vur!” diye bağırdığı kıyasıya mücadele, Suat Hocanın salonda gürleyen sesiyle son buldu. Yaklaşık on dakika süren müsabakanın sonunda benim kaşım patlamış, Recep’in ise alt dudağı boydan boya yarılmıştı. Birbirimize attığımız dayağın üzerine bir de Suat Hocadan dayak yemiştik ve maçın sonunda ne bir kimse galip gelmiş ne de öteki mağlup sayılmıştı.</p>
<p>O günden sonra birbirimizi ebedi düşman bellediysek de birbirimize ilişmeye yeltenemedik. Gizli ve sözsüz ateşkes süreci, barış anlaşmasına dönüşmemişti. Suat Hoca, kaleci eldivenlerinin kullanımını yasaklayınca farklı anlaşmazlıklara zemin hazırlayacak sebep de ortadan kalkmış oldu. Recep’le başlattığımız iletişimsizlik, mezun oluncaya dek sürdü. Hüzünlü ve dostane duygularla sınıf arkadaşlarımıza imzalattığımız gömleklerde dahi birer imza eksik kalmıştı.</p>
<p>Liselere Geçiş Sınavı’nda Altındağ’da bulunan bir Anadolu Lisesi’ni kazanmıştım. Annem ve babam, her gün dolmuş veya otobüs ile Keçiören’den Ulus’a gidip gelmemdense evimize yürüme mesafesinde bulunan düz liseye gitmemi uygun gördüler. Emeklerimin ziyan olduğu düşüncesi ile tetiklenen isyankâr duygularla liseye başladım.</p>
<p>Okula gittiğim ilk gün, sınıftan içeri girdiğim anda Recep’le göz göze geldik. Pencere kenarındaki en arka sırada oturuyordu. Bir anlık duraksamadan sonra boş bulduğum sıralardan birine oturdum. Gizli ateşkesi barış anlaşmasına dönüştürmeme prensibini sürdürdük.</p>
<p>Liseye yeni başlamış olmanın acemiliğini attıktan sonra okuluma alışmaya başladım. Daha evvel görmediğim fizik, kimya, biyoloji, edebiyat, coğrafya dersleri karşısında duyduğum tedirginlik azaldı. Anadolu Lisesi kazandığı halde bu okulu tercih eden bir öğrenci olarak öğretmenlerimin dikkatini çekmiştim. Kısa süre içinde sınıfın çalışkan öğrencilerinden biri de olunca isyan sebeplerim ortadan kalktı. Notlarımı yüksek tutmak için düzenli ders çalışıyor ve mühendislik fakültesini kazanmak istiyordum.</p>
<p>Okul kantininde simit almak için sıra beklediğim bir sabahtı. Üst sınıftan bir çocuk, sıraya girme gereği duymadan önüme geçti. Omzuna dokunarak sıraya geçmesini söyledim. Fakat benden bir yaş büyük ve üst sınıfta olmanın verdiği özgüvenle yüzünü yüzüme yaklaştıran arkadaş, hakkımı alenen gasp ettiği anlamına gelen cümle ile cevap verdi.</p>
<p>“Bu işler sırayla değil, kıdemle olur çömez!”</p>
<p>Uğradığım akran zorbalığına boyun eğmeye niyetim yoktu. Refleksif bir hareketle dirseğinden kavradığım çocuğu, hızla iterek sıranın dışına savurdum. Beklemediği tepki karşısında şoka uğrayan kıdemli, nöbetçi öğretmenin koridorda görünmesi ile saldırıya geçmekten vazgeçti. Az öncekine benzer bir özgüvenle kulağıma yaklaştı ve fısıltı halindeki o iğrenç tehdidini savurdu.</p>
<p>“Çıkışta görüşürüz!”</p>
<p>Son ders bittiğinde uğrayabileceğim saldırı olasılıklarını hesaba katarak okuldan çıktım. Okul çıkışında beni bekleyen bir tehlike yoktu. Temkinli ve tedbirli hareketlerle evimin yolunu tuttum. Arada bir etrafımı kontrol ederek yürürken sabahki arbedeyi yaşadığım çocuğun beni takip ettiğini fark ettim, yanında üç arkadaşı ile birlikte… Bir aralık gözden kaybolmaları ile takibi bıraktıklarını düşünerek rahatladım. Ancak evime giden sokağa girdiğimde beni takip edenlerden ikisi ile göz göze geldim. Basit bir aritmetik hesaplama ile diğer ikisinin nerede olduğu anlaşılıyordu. Ardıma baktığımda ismini dahi bilmediğim düşmanım bana bakarak sırıtıyordu. Yanında diğer arkadaşı ile birlikte…</p>
<p>Teke tek mücadelede kavgadan çekinmeyecek olsam da böylesi adaletsiz bir mücadeleyi göze alamadım. Erkekliğin yüzde doksan dokuzunun gerektirdiği şekilde yan sokağa saparak topukladım. Arka arkaya koştuğum sokaklardan ve atladığım engellerden sonra belediye parkını sokaktan ayıran yüksek bir istinat duvarı ile karşı karşıya kaldım. Ardıma baktım. Kırılan gururunu acı bir intikamla onarmaya memur olan düşmanım, yanındaki üç arkadaşı ile bana yaklaşırken keyifle gülümsüyordu.</p>
<p>“Ne oldu çömez, sıkıştın mı köşeye?”</p>
<p>Zaten nefes nefese ve kan ter içinde kaldığım bir yorgunluktan sonra dört kişiye karşı koymamın imkânsız olduğunu biliyordum. Bu sebeple kavgada bana avantaj sağlayacak psikolojik bir yöntem kullanmaya çalıştım.</p>
<p>“Teke tek çıksana lan, götün yiiiyosa!”</p>
<p>Kullandığım manipülasyon tekniği, düşmanımda hiçbir tesir uyandırmamıştı. Birazdan feci bir dayak yiyeceğimi tahmin etsem de kaderime razı olmaya niyetim yoktu. Bana saldıranlardan en azından bir ikisini haklamaya niyetliydim. Ola ki direnemez ve yere düşersem de cenin pozisyonu alarak başımı korumanın tasarısını yapıyordum.</p>
<p>Recep’le olan dostluğumuz, istinat duvarının üzerinden yanı başıma düşen bir insan kütlesinin ayaklarının üzerinde doğrulduktan sonra “Dörde iki de olur.” cevabını vermesiyle başladı. Zira film sahnelerini aratmayan bir karizma ile sahneye giriş yapan yardımsever kahraman, kadim düşmanım Recep’ti. Recep’in takviye bir kuvvet olarak çarpışmaya müdahil olması bana cesaret verirken düşman birliklerinde panik ve korkuya neden olmuştu. Çok uzun sürmeyen arbedenin sonunda, düşman neferlerinden birinin kaçmaya başlaması ile diğerleri de erkekliğin yüzde doksan dokuzunda karar kıldılar.</p>
<p>“Ne cesaretle atladın?” demiştim daha sonra. “Ya benle beraber dayak yeseydin!”</p>
<p>“Oğlum!” demişti, “Ben senin nasıl dövüştüğünü bilmesem, gözüm kapalı atlar mıydım oraya?”</p>
<p>“Peki niye yardıma geldin? Biz, düşman değil miydik seninle?”</p>
<p>“Teke tek dövüşsen ben karışmazdım. Ama bir adama dört kişi saldırmak namertliktir.”</p>
<p>Esasında kaleci eldivenleri sebebi ile başlayan o husumet hiç yaşanmasaydı da Recep’le bir gönül bağı kuracağımı düşünemezdim. Çünkü onunla kavgadan sakınmamak dışında herhangi bir ortak bir paydamız yoktu. Recep, ilkokul yıllarında dahi dersleri iyi olmayan bir öğrenciydi. Lisede de değişmemişti bu durum. Aldığı kırık notlar, zerre umurunda değildi. Akademik anlamda hiçbir hedefi bulunmadığı gibi en büyük hayali de mülkiyetine sahip olduğu bir dolmuşun şoförü olmaktı. Ona göre ilk çocukluk yıllarından yetişkinlik dönemine dek devam eden eğitim hayatı, vaat ettiği gelecek ve yaşam standardı itibari ile sarfedilen zaman ve enerjiyi karşılamayacak kadar gereksiz bir süreçti. Oysa onun hayalini kurduğu dolmuş, hem sahip olduğu maddi değerle yaşamına bir güvence olacak hem de vaat ettiği maddi getiri ile kendisine müreffeh bir yaşam sağlayacaktı. Tabii Recep, dolmuşçu olmaya gerekçe gösterdiği bu düşünceleri, uzun uzadıya izah etmez, “Okuyunca bi bok olduğu yok!” şeklinde kısa ve öz bir anlatımı tercih ederdi.</p>
<p>“Babam müsaade etse bugün okulu bırakırım.” diyordu. “Hele bir ehliyet alacak yaşa geleyim, lise de biter o zamana kadar. Doğrudan şoförlüğe başlarım.”</p>
<p>Ancak sahip olduğumuz tezat özellikler ve gelecek beklentilerine rağmen uyumlu bir arkadaşlık elde etmiştik. En başta sınavlar ve ödevler konusunda benim varlığım, Recep’in işini kolaylaştırıyordu. Ödevlerin kontrol edileceği gün; defter ve kitabını çıkararak alelacele benden kopya ediyor, sınavlarda mümkün mertebe bana yakın oturmaya çalışıyordu.</p>
<p>Okuldan kaçacağımız gün ve ders saatleri; Recep’in teşviki, benim irademle belirleniyordu. Onun için tüm dersler birbirinin aynı ve haftanın her günü okuldan kaçmaya müsaitti. Ben ise ders notlarını elde ederek telafi edebileceğim dersleri asmakta sakınca görmüyordum.</p>
<p>Okulu astığımız günler, taze Ankara simidi ve çayla kahvaltı yaparak başlar ve internet kafede süresiz masa açtırarak oynadığımız bilgisayar oyunlarıyla devam ederdi. Okulun dağılış saati geldiğinde ise tüm günü okulda geçirmiş gibi evlerimizin yolunu tutardık.</p>
<p>Kimi günlerde ise okul çıkışı aldığımız 2,5 litrelik kola, pet bardaklar ve bir külah çekirdek ile doğrudan parka giderdik. Kimi zaman ahşap masalara fakat çoğunlukla parkı sokaktan ayıran istinat duvarına sırtımızı vererek otururduk.</p>
<p>Telefondan açtığımız müzikler eşliğinde başladığımız muhabbet, çoğunlukla ortak bir paydada buluşamazdı. Söz gelimi ben, Mesut Hocanın matematik dersini çok iyi anlattığını söylediğimde, “Ben bir bok anlamıyorum!” diye karşılık verirdi Recep. Üniversite ve meslek hayatına dair gelecek planlarımdan bahsettiğimde “Bu kafayla senden adam olmaz!” cevabını verirdi. Okuduğum kitaplardan bahsetsem ilgisini çekmezdi. Bir gün Milan Kundera’nın ‘Gülünesi Aşklar’ kitabını elimden almış, kitabın kapağındaki kadın fotoğrafını uzun uzun inceledikten sonra “Boş işlerle uğraşıyorsun!” demişti. Buna rağmen onun söylediklerine alınmaz, kızmaz, hatta onun tepkilerini sempatik bulurdum.</p>
<p>Sırtımızı duvara vererek oturduğumuz ve anlaşamadığımız taze bir konuyu suskunlukla bitirdiğimiz bir gündü. “Ahmet lan.” dedi, içlenerek. Ben, seri bir yöntemle daha lezzetli hale getirdiğim çekirdek çitleme eylemini gerçekleştirmekle meşguldüm. Bu keyfin bölünmesini istemediğim için sözsüz, yalnızca jest ve mimikler vasıtası ile onu dinlediğimi belli eden bir bakışla karşılık verdim.</p>
<p>“Oğlum!” dedi, aynı içtenlikle. “Ben âşık oldum. Çok seviyorum lan!”</p>
<p>Arkadaşımın bulunduğu bu duygu yüklü itiraf karşısında çekirdek çitlemeye devam etmenin nezaketsizlik olacağını hissetmiştim. Dostuma olan vefa borcumu ödemenin zamanı gelmişti. Benim için çok zor olsa da ağzıma götürdüğüm çekirdekle bir süre bakıştıktan sonra çekirdeği külahın içine atma inceliğini göstererek “Kimi lan?” diye sordum.</p>
<p>“Merve’yi!”</p>
<p>Bizimle aynı sınıfta okuyan, güzel bir kızdı Merve. Kızların paçalarında “tozluk” olarak isimlendirdikleri aksesuarla Kartal Tibet’in canlandırdığı “Tarkan” karakteri gibi dolaştığı, eteklerine taktıkları bir düzine çatal iğne ve çantalarındaki bin bir türlü rozetle bütünleştikleri bir dönemdi. Zaten güzel ve albenili bir kız olan Merve de dönemin bu saçma aksesuarlarına rağmen talip olduğu ilgiyi elde etmeyi başarırdı.  Dizinin üzerinde kalan kısa etiğinin altına ten rengi çoraplar giyinir, gömleğinin içine kolları ellerini kapatan rengârenk ve daracık badiler giyer; taze ütülenmiş saçları, daima dağınık olurdu.</p>
<p>Merve, çalkantılı aşk hayatı ile okulun magazin gündeminden düşmeyen bir kızdı. Düzensiz aralıklarla değiştirdiği sevgililer ve mütemadiyen devam eden flört ilişkileri ile konuşulurdu. Okulun açılmasını takip eden birkaç hafta içinde üst sınıflardan yaptığı bir sevgili ile tüm okulun dikkatini üzerine çekmeyi başarmış ve okulun “avcı” erkeklerinin hedefi haline gelmişti. Ancak ilk sevgilisi ile öğrenciler arasındaki hiyerarşide olağanüstü bir sıçrama gerçekleştiren Merve, daima yaşça kendinden büyük çocuklarla takılır ve “çömez” kategorisindeki erkeklere sorgusuz sualsiz ret cevabı verirdi. Bu yönüyle Recep, en baştan kaybediyordu ama Merve’nin “takıldığı” diğer çocukların profilini düşündüğüm zaman, kaybetmek için çok daha fazla nedene sahip olduğunu görüyordum.</p>
<p>Dostumu Merve’nin bir peynir türüne verilen isme uygun özellikler gösterdiğini söyleyerek kapıldığı ümitsiz aşktan vazgeçirmeyi düşündüm. Ancak sevdaya saygısızlık yapmanın dostluğumuza yaraşmayacağı inceliği ile “O kız sana göre değil Recep.” demekle yetindim.</p>
<p>“Niyeymiş o?” diye sordu alınganlıkla. “Neyim eksik benim?”</p>
<p>“Kardeşim yanlış anlama beni. Ama ne bileyim, takıldığı çocuklar genelde uçuk kaçık tipler. Sen efendi adamsın.”</p>
<p>“İşte!” dedi, problemin kaynağını bulmuşçasına. “İt kopuk çıkıyor karşısına hep. O da o serserilerin sözüne kanıyor be Ahmet! Benim onu ne kadar sevdiğimi bilse gerçek sevginin ne olduğunu anlar. Anlıyor musun?”</p>
<p>“Anlıyorum.” dedim ağzımda kalan çekirdek kalıntılarını yutkunurken. Sahiden de durumun vahameti anlaşılmayacak gibi değildi. Benim dört adamın ortasına atlayan civanmert kardeşim, bir Merve’nin işvesine yenik düşmüştü!</p>
<p><em><strong>Devam edecek.</strong></em></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/bir-ankara-hikayesi-gulunesi-asklar-1/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ankara’da siyasetin edebiyata etkisi</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/ankarada-siyasetin-edebiyata-etkisi/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/ankarada-siyasetin-edebiyata-etkisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Taştan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 May 2026 14:05:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[ankara]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[ankara siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=9860</guid>

					<description><![CDATA[Mehmet Taştan yazdı: Yeni kurulan cumhuriyetle birlikte doğup büyüyen Modern Ankara Edebiyatını da siyasetten bağımsız olarak okumak mümkün değildir.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Devlet hayatında, köklü değişimler yaşanan zamanlarda siyasetin, toplumsal etkisi diğer dönemlere göre çok daha derin ve kapsamlı olur. Bu yalnız bizde değil, başka yerlerde de böyledir.</p>
<p>Örneğin, yaşını başını almış bir botanik profesörü, Bolşevik devriminden sonraki yıllarda Moskova Üniversitesi’ndeki derslerinde, tohumun bitkiye dönüşmesini anlatırken, bilimi ideolojinin emrine vererek şöyle der: “Tohumun bitki olabilmesi için toprağa düşmesi yetmez; toprak altındaki sınıf çatışmasına katılması gerekir.”</p>
<p>O yıllarda komünist olan Şevket Süreyya Aydemir’i bile şaşkına çeviren bu taassuba rahmet okutacak çılgınlıkları da görmüştür bu dünya… Mesela, İslâm dünyasında, saltanat sistemini başlatan Emevîler, halka yaşattıkları zulüm ve haksızlıkları meşrulaştırmak için, “Bizim elimizde bir şey yok, her şey Allah’ın elindedir. Siz, Allah’ın takdir ettiği kaderi yaşıyorsunuz. Bizim yaptığımız iş, Allah’ın sizin için tayin ettiği kaderi yerine getirmekten ibarettir” şeklinde bir dil kullanmışlardır.</p>
<p>Yeni kurulan cumhuriyetle birlikte doğup büyüyen Modern Ankara Edebiyatını da siyasetten bağımsız olarak okumak mümkün değildir. İzmir’in düşman işgalinden kurtarılmasına kadar İstanbul’da yaşayan ve zafer haberini duyar duymaz, bir vapura atlayıp Mustafa Kemal Paşa’yı kutlamak için İzmir’e giden Falih Rıfkı Atay ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun hayat hikayeleri bu gerçeği ortaya koymaktadır. Her iki yazar, hayatlarının sonuna kadar bir daha Atatürk’ten ayrılmamış; Atay liderin tarihçisi, Karaosmanoğlu ise edebiyatçısı olmuştur.</p>
<p>Her siyasal yapı gibi yeni kurulan cumhuriyet de kendi ideallerine hizmet eden edebiyatçıları el üstünde tutmuştur. Ancak, bu çemberin dışında kalan herkese karşı daima hoşgörüsüz davranıldığını söylemek zordur. Bu anlamda, Yahya Kemal dikkat çekici bir isimdir. Zira O, “Ankara’nın nesini seversiniz” sualine “İstanbul’a dönüşünü” diyecek kadar kadim başkente sevdalıdır. Genç Cumhuriyet, Osmanlıyı kötüler; Selçuklu ve öncekileri öne çıkarır. Ama şair, “Burnumuzda Mohaç’ın barut kokuları dururken, Osmanlı’yı bırakıp nereye bakacağız” diye düşünür. Öyle de yapar. Tutar, Mohaç Türküsü’nü yazar, Akıncılar’ı yazar, Süleymaniye’de Bayram Sabahı’nı yazar. Atatürk için övgü şiirleri yazmanın revaçta olduğu o yıllarda, Yavuz Sultan Selim için mersiye yazar. Atatürk için tek mısra bile söylemez. Atatürk tarafından, Dil Devrim Komisyonunda çalışmaya davet edilir. Bu daveti, “efendim benim dil bahsinde ilmim yoktur, vehmim vardır” diyerek nazikçe reddeder. Ama bütün bunlar, onu iktidarın gözünde değersiz kılmaz. Dahası, dilde devrim çalışmalarının devam ettiği günlerde, Atatürk’e, Yahya Kemal’in “Geçmiş Yaz” adlı şiiri okunur. Şiir, “Velhasıl, o rüya duruyor yerli yerinde” mısraıyla bitmektedir. Atatürk, “Öztürkçe, Öztürkçe diyoruz ama mademki Yahya Kemal, ‘velhasıl’ kelimesini şiire sokmuştur. O kelime artık Türkçedir ve kullanıldığı yer itibariyle fevkalade güzeldir” şeklindeki sözlerle takdirini dile getirir.</p>
<p>Akıncı gibi yazıp rind gibi yaşayan Yahya Kemal’e gösterilen bu hoşgörü, yazdıklarıyla yaşadıkları arasında su sızmayan Mehmet Akif’ten maalesef esirgenmiştir. Millî mücadeleye başından sonuna kadar bütün varlığıyla destek olan milli şairimiz elim bir şekilde dışlanmıştır. Ama buna rağmen, Cumhuriyetin dönüştürücü etkisi Akif’i de kapsamına almış, şairin son yıllarındaki en büyük arzusu Safahat’ın yeni harflerle basılması olmuştur. Ne yazık ki bu emelinin gerçekleştiğini göremeden vefat etmiş, Safahat, yeni harflerle ilk kez 1943’te yayınlanmıştır.</p>
<p>Akif’i niyet aşamasında kalmış bir alfabe olarak etkileyen siyaset, başkalarında içerik, dil veya üslup olarak tesirini göstermiştir. Ancak bunlar içinde en çok ses getirenler, sahibinin duruşuyla örtüşmeyen metinler olmuştur.</p>
<p>Arvasi’ye bağlandığı 1934 yılını, “Tam otuz yıl saatim işlemiş, ben durmuşum / Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum” mısralarıyla manevi doğum yılı sayan Necip Fazıl’ın, 1943’te şu satırları kaleme alması dikkat çekici bulunmuştur: “Atatürk dirilecektir. Madde ve hakikat dünyasında Atatürk hayata dönecektir. Bir gün Atatürk, Etnografya Müzesindeki taş sandukasının kapağını omuzlarıyla kaldırıp, ufkî vaziyetten şakulî hale geçecek ve sırtında mareşal üniformasıyla Atatürk Bulvarında görünecektir.”</p>
<p>1921 bizim için talihsiz bir yıldır. 10 Temmuz’da saldırıya geçen Yunanlılar, Kütahya ve Eskişehir’i işgal ederek 24 Temmuz’da Polatlı’ya dayanır. Top sesleri Ankara’dan duyulmaktadır. O sırada Bolu’da öğretmenlik yapan Nazım Hikmet, bu yenilgiden kısa bir süre sonra Ağustos 1921’de görev yerini terk edip gizlice Moskova’ya gider. Cumhuriyet kurulduktan iki yıl sonra geri gelen şairin, 1941 yılında Bursa Cezaevinde yazdığı “Kuva-i Milli Destanı” bu yüzden hep şüpheyle karşılanır. Zor zamanda ülkemizi terk eden şairin, bu eseri, dayısı Ali Fuat Cebesoy’un telkiniyle, cezaevinden çıkabilmek için rüşvet olarak yazdığı söylenir.</p>
<p>Cumhuriyetin getirdiği dil devrimine, toplum genel anlamda mesafeli durmuştur.  Kültürde devamlılıktan yana olanların “uydurukça” adını verdiği o dile sahip çıkmak ise Türk soluna kalmıştır. Onlardan biri olan Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, bu konuda o kadar aşırıya gitmiştir ki, yazdıklarını, ortalama bir okurun bugün bile anlaması mümkün değildir. Hıfzı Veldet’in, hukuk fakültesinden öğrencisi olan ve kendisini “İslam Devrimcisi” olarak tanımlayan Nuri Pakdil’in, halkımızın yüzyıllardır kullandığı kelimelerden uzak durup, hocasının izinden gitmesi Ankara’da siyasetin edebiyata etkisine ilginç bir örnek olmuştur.</p>
<p>Çok partili hayata geçişle yeni bir mevsime giren Ankara Edebiyatı, Hisarcıları ve İkinci Yenicileri birlikte sahneye çıkarmıştır. Bu değişim, siyasetin edebiyat üzerindeki etki gücünü azaltsa da tamamen sonlandıramamıştır. O yüzden, edebi metinlerin mahiyetini kavramada, eser sahibini tanımak ve eserin yazıldığı dönemi bilmek, anahtar rolünü sürdürmektedir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/ankarada-siyasetin-edebiyata-etkisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Edebiyatta Ankara: Hiçbir zaman tamamlanmayan büyük bir metindir</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/edebiyatta-ankara-hicbir-zaman-tamamlanmayan-buyuk-bir-metindir/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/edebiyatta-ankara-hicbir-zaman-tamamlanmayan-buyuk-bir-metindir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İbrahim Eryiğit]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 May 2026 14:00:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[ankara]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=9857</guid>

					<description><![CDATA[İbrahim Eryiğit yazdı: Ankara’nın edebiyattaki temsili, çoğu zaman fiziksel özelliklerinden çok, zihinsel ve duygusal atmosfer üzerinden kurulur. Şehir, karakterlerin iç dünyasını yansıtan bir arka plan olmaktan çıkar; doğrudan bu iç dünyanın bir parçasına evrilir.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ankara, modern Türk edebiyatında bir başkent olma niteliğinin ötesinde, anlamı sürekli yeni baştan üretilen merkezi bir edebî imge ve düşünsel bir problem alanı olarak konumlanır. Tarihsel bağlamda bir yönetim merkezi olarak şekillenen şehir, edebî metinlerde farklı dönemlerin ideolojik, estetik ve toplumsal yönelimleri doğrultusunda inşa edilmiş; modernleşme idealinin somutlaştığı bir merkez, tarihsel kırılmaların yoğunlaştığı bir eşik ve gündelik yaşamın sıradanlığı içinde bireysel deneyimlerin sıkıştığı bir anlatı zemini olarak temsil edilmiştir. Bu temsil biçimleri, Ankara’yı durağan bir coğrafi varlık olmaktan çıkararak, modern Türk edebiyatının değişen anlam rejimlerini görünür kılan dinamik ve çok katmanlı bir yapı haline getirmiştir.</p>
<p>Bu çerçevede Ankara, edebî üretimde yalnızca mekânsal bir karşılık olmanın yanında, modernleşme sürecinin yarattığı gerilimlerin, toplumsal dönüşüm dinamiklerinin ve bireysel yabancılaşma deneyimlerinin kesişiminde oluşan yoğun bir anlam alanı olarak belirir. Şehir, edebiyatın farklı dönemlerinde hem kolektif ideallerin taşıyıcısı hem de bu ideallerin çözülüşünü görünür kılan bir anlatı düzlemi işlevi görür. Böylece Ankara, Türk edebiyatında sabit bir temsil nesnesi olmasının yanı sıra, sürekli biçimlendirilen, yorumlanan ve dönüştürülen bir estetik ve düşünsel yapı hâline gelir.</p>
<p>Ankara’yı edebiyatta anlamak, aslında tek bir şehir imgesini çözümlemek yerine, farklı tarihsel dönemlerde üretilmiş anlam katmanlarını birlikte okuyabilmeyi gerektirir. Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında Ankara, büyük bir inşa sürecinin merkezi olarak umut ve gelecek fikrini temsil ederken; zamanla bu ideal anlatı yerini bürokratikleşmeye, bireysel yabancılaşmaya ve toplumsal dönüşümlerin yarattığı kırılmalara bırakmıştır. Böylece, Ankara, edebiyat içinde sabit bir coğrafya olmaktan çıkar; sürekli yeniden yazılan ve anlamlandırılan bir metne bürünür.  Bu şehir, değişen tarihsel bilinçlerin taşıyıcısı olan dinamik bir yapıdır artık. Bu bağlamda, “<em>Ankara’da Edebiyat</em>” ifadesi, şehirde üretilen metinleri; “<em>Edebiyatta Ankara</em>” ise bu metinlerin kurduğu ve dönüştürdüğü, zihinsel ve tarihsel şehri işaret eder.</p>
<p>Cumhuriyet’in erken dönemlerinden itibaren Ankara, edebiyatın merkezî temalarından biri hâline gelmiştir. Yeni devletin ideallerini taşıyan bu şehir, aynı zamanda bireysel deneyimlerin yalnızlık, yabancılık ve arayış duygularıyla kesiştiği bir zemin oluşturur. Geniş bulvarlar, yeni inşa edilen yapılar ve bozkırın yalınlığı, edebî metinlerde çoğu zaman tamamlanmamışlık hissini besleyen unsurlar olarak karşımıza çıkar. Bu yönüyle, Ankara, yalnızca fiziksel bir mekân olmakla birlikte, modernleşmenin duygusal ve düşünsel coşkularını taşıyan bir temsil alanıdır. Edebiyat, bu şehri betimlemekle kalmaz; onu düşünsel bir yapı olarak yeni baştan kurar.</p>
<p>Ankara’nın edebî temsili, Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun <em>Ankara</em> adlı romanında daha belirgin bir tarihsel ve ideolojik derinlik kazanır. Roman, şehri üç temel tarihsel katman üzerinden ele alır: Millî Mücadele yıllarının umut dolu atmosferi, erken Cumhuriyet döneminin inşa süreci ve daha sonraki yıllarda bu ideallerin çözülmeye başlaması. Eserin ilk bölümlerinde Ankara, yoksulluk içinde fakat büyük bir ideal taşıyan bir merkez olarak sunulur. Bu dönem, şehrin edebiyatta bir gelecek vaadi olarak kurulduğu evredir. Ancak roman ilerledikçe bu ideal yapı giderek çözülür; bürokratikleşme, toplumsal farklılıklar ve bireysel çıkarlar bu ortak inanç zeminini aşındırır. Böylece Ankara, bir ütopya olmaktan çıkarak hayal kırıklığının mekânına dönüşür. Bu dönüşüm, bir şehrin değil, bir tarihsel projenin de edebî düzlemde sorgulanmasıdır. Ankara, Yakup Kadri’nin romanında fiziksel bir mekândan çok, ideallerin kurulup çözüldüğü bir bilinç alanı olarak işlev görür. Bu yönüyle roman, Ankara’yı yalnızca anlatmaz; aynı zamanda Cumhuriyet fikrinin kırılganlığını ortaya koyar.</p>
<p>Ankara’nın edebiyattaki temsili, çoğu zaman fiziksel özelliklerinden çok, zihinsel ve duygusal atmosfer üzerinden kurulur. Şehir, karakterlerin iç dünyasını yansıtan bir arka plan olmaktan çıkar; doğrudan bu iç dünyanın bir parçasına evrilir. Bu nedenle, Ankara, modern Türk edebiyatında sık sık mesafe, yalnızlık ve düşünsel yoğunluk kavramlarıyla birlikte anılır. Edebiyat, Ankara’yı yalnızca temsil etmekle kalmaz; onu inşa eder.</p>
<p>Günümüz Ankara’sı, edebiyat açısından artık tekil bir ideolojik merkez olma niteliğini büyük ölçüde kaybetmiş; bunun yerine parçalı, çok sesli ve gündelik deneyimlerin belirlediği bir şehir görünümüne bürünmüştür. Bu dönemde, Ankara, büyük anlatıların taşıyıcısı olmaktan çok, bireysel deneyimlerin, içsel sorgulamaların ve gündelik yaşamın sıradan tekrarlarının mekânı hâline gelir. Kızılay’ın kalabalığı, üniversite çevrelerinin geçici ilişkileri ve memuriyet hayatının rutin döngüsü; edebî metinlerde sıkışmışlık ve yabancılaşma duygusuyla birlikte ele alınır. Şehir, artık kolektif bir idealin yerine, bireysel yalnızlıkların sahnesidir. Bu nedenle günümüz Ankara edebiyatı, büyük ölçüde içe dönük anlatılara yaslanır ve şehri bir psikolojik mekân olarak yeniden kurar. Bu durum, kent mekânının edebî temsillerinin bireysel deneyim ekseninde yoğunlaştığını ve edebiyatın üretim merkezlerinden çok dolaşım ve tüketim ağlarına yöneldiğini göstermektedir.</p>
<p>Günümüzde, Ankara’da edebiyat, yalnızca metinlerde temsil edilen bir olgu olmakla birlikte; güçlü bir kültürel üretim ağı içinde varlığını sürdüren canlı bir pratiktir. Şehir, kitapların ve dergilerin dolaşımıyla sürekli yeniden kurulan bir edebiyat ekosistemine sahiptir. Dost, Fatih, Birleşik Kitabevleri ile Liman ve İmge Kitap-Kafeleri gibi mekânlar, yalnızca kitap satış noktaları olmayan; aynı zamanda yazarların, okurların ve düşünce çevrelerinin buluştuğu entelektüel alanlardır. Bu mekânlar, edebî üretimin yanı sıra, onun gündelik dolaşımını da örgütleyerek, Ankara’nın edebî kamusallığını gözler önüne serer. Galeri Kültür, Ülke, Akçağ, Vadi, İhtiyar ve Turhan Kitabevlerinin kapanması, Ankara’nın kültürel hafızasında önemli bir kayıp olarak değerlendirilebilir. Ayrıca, Abdulkadir Budak’ın çıkardığı Sincan İstasyonu dergisinin kapanması da bu kaybı derinleştiren bir diğer unsur olarak öne çıkar.</p>
<p>Bunun yanında, Hece ve Hece Öykü, Edebiyat Ortamı, Kayıp/Kayıt ve Buzdokuz gibi dergiler, Ankara’daki köklü edebî geleneği sürdürürken, aynı zamanda deneysel ve alternatif anlatı imkânlarına da alan açarlar. Bu çeşitlilik, Ankara’yı tekil bir edebiyat merkezinden ziyade, çok katmanlı bir üretim alanı olarak konumlandırır.</p>
<p>Yakup Kadri Karaosmanoğlu’ndan günümüz edebiyat dergilerine, erken Cumhuriyet döneminin kurucu ideallerinden günümüz kent yaşamının parçalı ve çoğul deneyimlerine kadar uzanan bu tarihsel ve estetik çizgi, Ankara’nın edebiyat içindeki varlığını sürekli evrilen bir anlam alanı olarak somutlaştırır. Şehir, bir yandan kuruluş sürecinin taşıdığı umut ve inşa fikrini bünyesinde barındırırken, diğer yandan bu kurucu anlatının zaman içinde uğradığı çözülmeleri, kırılmaları ve belirsizlikleri de eş zamanlı olarak taşır. Bu çift yönlü yapı, Ankara’yı edebî metinlerde yalnızca bir arka plan unsuru olmaktan çıkararak, tarihsel bilincin ve estetik tahayyülün kesiştiği yoğun bir düşünce mekânına dönüştürür.</p>
<p>Bu bağlamda Ankara, edebiyatın içinde yalnızca anlatılan sabit bir şehir olmanın ötesinde; sürekli sorgulanan, farklı tarihsel bağlamlarda yeniden yorumlanan ve hiçbir zaman nihai bir biçime ulaşmayan dinamik bir düşünce formu olarak varlığını sürdürür. Şehrin edebî gücü, tamamlanmış ve sınırları belirlenmiş bir bütünlük sunmasından doğmaz; aksine sürekli eksik kalan, farklı okumalara açılan ve her dönemde yeni anlamlarla genişleyen yapısından doğar. Bu nedenle Ankara, yalnızca coğrafi bir mekân ya da tarihsel bir başkent yerine; modern Türk edebiyatının değişen estetik yönelimlerini, toplumsal kırılmalarını ve bireysel deneyimlerini taşıyan canlı bir metinsel alan hâline gelir. Her yeni kuşak, Ankara’yı kendi tarihsel duyarlılığı, yalnızlık biçimi, ideolojik gerilimi ve estetik arayışı doğrultusunda yeniden okur; böylece şehir, tek bir anlatıya sığmayan çoğul bir anlam evreni üretir.</p>
<p>Ankara, kapanmış ve tamamlanmış bir anlatıdan çok; her tarihsel ve edebî okumada biçim değiştiren, her metinde farklı anlam katmanlarıyla yeniden derinleşen açık bir metin olarak düşünülebilir. Yakup Kadri’nin idealler ve hayal kırıklıkları arasında kurduğu Ankara ile günümüz dergilerinin, kitabevlerinin ve bireysel anlatılarının kurduğu Ankara aynı şehir değildir; ancak bütün bu farklı temsiller, birbirinin üzerine eklenerek Ankara’nın edebî hafızasını oluşturur. Şehir, bu yönüyle yalnızca anlatılan bir yer olmayıp, edebiyatın düşünme biçimlerinden biri hâline gelir. <strong>Çünkü Ankara’nın edebiyattaki varlığı, çoğu zaman fiziksel mekânın sınırlarını aşarak bir ruh hâline, bir düşünsel arayışa ve tarihsel bilinç biçimine dönüşür.</strong></p>
<p>Bugün Ankara’nın sokaklarında dolaşan biri, yalnızca bir başkentte değil; farklı dönemlerin üst üste biriktiği çok katmanlı bir edebî hafızanın içinde yürür. Şehrin kalabalığında, eski kitabevlerinin sessizliğinde, kapanmış dergilerin hatırasında ya da yeni edebiyat çevrelerinin arayışlarında, şehrin geçmişten bugüne taşıdığı kültürel süreklilik hissedilir. <strong>Bu nedenle Ankara’nın edebiyattaki gücü, temsil edilmesinden çok, her defasında yeniden düşünülmesinden doğar. </strong>Onu edebiyat içinde ayrıcalıklı kılan da tam olarak bu bitmemişlik hâlidir. Ankara, her okumada kendini sürekli biçimlendiren, hiçbir zaman tamamlanmayan büyük bir metin olarak varlığını sürdürür.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/edebiyatta-ankara-hicbir-zaman-tamamlanmayan-buyuk-bir-metindir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ankara’da edebiyat: Edebiyatta Ankara</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/ankarada-edebiyat-edebiyatta-ankara/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/ankarada-edebiyat-edebiyatta-ankara/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Burhanettin Saygılı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 May 2026 13:54:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[ankara]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat ankara]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat haberleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=9854</guid>

					<description><![CDATA[Burhanettin Saygılı yazdı: Ankara’daki edebiyat ortamı günümüzde de canlılığını sürdürmektedir. Kitap fuarları, şiir dinletileri, yazar söyleşileri ve üniversitelerde düzenlenen etkinlikler sayesinde şehir, edebiyatla iç içe yaşamaya devam etmektedir.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&#8221;Ankara&#8217;da âşık olmak zor iki gözüm.&#8221; Şarkı sözü bize aşkı anlatmak isterken, edebiyata dair ipuçları veriyor. Aşk insanı dünyanın Gayya Kuyusuna atar. Âşık yandıkça şiir neşet eder. Dert inletir aşk söyletir. Aşığın nefesi edebiyatın sesi olur.</p>
<p>Ankara, Türkiye’nin başkenti olması hasebiyle her alanda önemli fırsatlar yakalamış ve ilerlemiştir. Devlet idaresinde olduğu gibi düşüncenin, sanatın ve edebiyatın önemli merkezlerinden biridir. Çağlar boyunca birçok şair, yazar ve düşünür bu şehirde yaşamış, eserlerini burada üretmiştir.  Eserlerine Ankara’yı ya konu etmiştir ya da konuk etmişlerdir. Bu sebeple Ankara ile edebiyat arasında güçlü bir bağ oluşmuştur.</p>
<p>Ankara’nın başkent olması, şehrin kültürel hayatını da hareketlendirmiştir. 13 Ekim 1923&#8217;te başkent olduktan sonra basım, yayın ve kültür hayatı hızlı bir ivme yakalamıştır. 1940 ve 1950&#8217;li yıllarda Ankara’da yayınevleri, dergiler, tiyatrolar ve sanat çevreleri gelişmiş; birçok edebiyatçı burada bir araya gelmiştir. Üniversiteler, kütüphaneler ve kültür merkezleri sayesinde şehir, edebiyatın canlı olduğu bir ortam hâline gelmiştir.</p>
<p>Türk edebiyatında Ankara’yı anlatan pek çok eser bulunmaktadır. Ahmet Hamdi Tanpınar, Ankara’nın tarihî dokusunu ve insanlarını eserlerinde işlemiştir. Beş Şehir adlı kitabındaki şehrin biri Ankara&#8217;dır. Yakup Kadri Karaosmanoğlu ise Ankara adlı romanında Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki toplumsal değişimi anlatmıştır. Bu eser, Ankara’nın gelişimini ve modernleşme sürecini göstermesi bakımından oldukça önemlidir.</p>
<p>Orhan Veli Kanık, Ankara’nın gündelik yaşamı, rüzgârı ve sokaktaki adamı; Cahit Külebi Kamyonlar &#8221;Hikâye&#8221; şiiriyle bozkırın ve Anadolu’nun Ankara’ya uzanan sesi ve Attilâ İlhan Ankara’nın puslu havası, siyasi gerilimleri ve casus romanlarını andıran sokakları satırlarında resmetmişlerdir. Birçok şair de Ankara’yı şiirlerinde işlemiştir. Özellikle memur hayatı, yalnızlık, bozkır ve şehir yaşamı gibi temalar Ankara üzerinden anlatılmıştır. Ankara’nın sade görünümü, disiplinli yaşamı ve bozkır havası edebiyatçılara farklı duygular hissettirmiştir.</p>
<p>Ankara’daki edebiyat ortamı günümüzde de canlılığını sürdürmektedir. Kitap fuarları, şiir dinletileri, yazar söyleşileri ve üniversitelerde düzenlenen etkinlikler sayesinde şehir, edebiyatla iç içe yaşamaya devam etmektedir. Ayrıca Ankara’da bulunan kütüphaneler ve kültür merkezleri gençlerin edebiyata yönelmesine katkı sağlamaktadır.</p>
<p>Ankara, başkent olması hasebiyle devlet mekanizmasının işlediği siyasi merkezdir. Üniversitelerin ve Kültür Bakanlığının da bulunduğu şehir, Türk edebiyatının önemli şehirlerinden biridir. Şehir, hem yetiştirdiği sanatçılar hem de edebî eserlere konu olması bakımından kültürel değer taşımaktadır. &#8221;Ankara&#8217;nın tren yolu gahi eğri, gahi doğru&#8221; türkü sözünden mülhem; edebiyat bir yol olup Ankara’da sanatı, şiiri ve sözü gelecek nesillere aktaracaktadır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/ankarada-edebiyat-edebiyatta-ankara/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ankara’nın edebî hafızası: Yalnızca bir şehir edebiyatı değil</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/ankaranin-edebi-hafizasi-yalnizca-bir-sehir-edebiyati-degil/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/ankaranin-edebi-hafizasi-yalnizca-bir-sehir-edebiyati-degil/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Sait Uluçay]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 May 2026 13:47:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet sait uluçay]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=9850</guid>

					<description><![CDATA[Mehmet Sait Uluçay yazdı: Ankara’nın edebî karakteri biraz bozkıra benzer. Gösterişsizdir ama derindir. İstanbul gibi dışa dönük, magazin ve hareketli değil; daha çok düşünmeye, üretmeye ve içe dönmeye çağıran bir yanı vardır. ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ankara’yı yalnızca Siyasetin ve bürokrasinin merkezi olarak görmek, onun kültürel ve edebî hafızasına haksızlık olur. Çünkü Ankara, uzun yıllardır yalnızca devlet adamlarını değil, şairleri, romancıları, fikir insanlarını ve edebiyat çevrelerini de ağırlayan bir şehir olmuştur. Kimi burada doğmuş, kimi burada okumuş, kimi memuriyetle gelmiş, kimi öğretmenlik yapmış, kimi milletvekilliği görevinde bulunmuş. Fakat hemen hepsi Ankara’nın havasından, yalnızlığından, ayazından ve düşünce ikliminden bir iz taşımıştır. Bu yüzden “Ankara’da edebiyat” dediğimiz mesele, yalnızca bir şehir edebiyatı değil, aynı zamanda bir geçişin, bir birikimin ve bir kültür ikliminin hikâyesidir.</p>
<p>Ankara’nın edebî karakteri biraz bozkıra benzer. Gösterişsizdir ama derindir. İstanbul gibi dışa dönük, magazin ve hareketli değil; daha çok düşünmeye, üretmeye ve içe dönmeye çağıran bir yanı vardır. Belki de bu yüzden Ankara, özellikle Cumhuriyet sonrası dönemde fikir ve edebiyat insanlarının toplandığı önemli merkezlerden biri hâline gelmiştir.</p>
<p>Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren öğretmenlik, bürokrasi, milletvekilliği ya da çeşitli devlet görevleri vesilesiyle Ankara’ya gelen pek çok şair ve yazar, bu şehrin kültürel dokusuna katkı sunmuştur. Ahmet Hamdi Tanpınar, Turgut Uyar, Cahit Kulebi, Orhan veli, Oktay Rıfat, Melih Cevdet Anday, Adalet Ağaoğlu, Ahmet arif Abidin Dino, Mehmet Akif Ersoy, Necip Fazıl Kısakürek, Sezai Karakoç, Nuri Pakdil D. Mehmet Doğan gibi daha da çoğaltabileceğimiz isimlerin yolu bir şekilde Ankara’dan geçmiştir. Kimisi Ankara’da okumuş Meclis koridorlarında bulunmuş, kimisi öğretmenlik yapmış, kimisi dergi çevrelerinde genç kalemlerle buluşmuştur. Ankara, bu isimler için yalnızca bir görev yeri değil, aynı zamanda düşüncenin olgunlaştığı bir durak olmuştur.</p>
<p>Özellikle Ankara’daki dergicilik geleneği, Türk edebiyatının en önemli damarlarından birini oluşturur. Çünkü Ankara’da edebiyat çoğu zaman büyük salonlardan değil; mütevazı dergi bürolarından, çay kokan toplantılardan ve uzun fikir sohbetlerinden doğmuştur.  Büyük fikir adamı D. Mehmet Doğan yönetiminde, Türkiye Yazarlar Birliği gibi köklü kuruluşlar, yıllardır Ankara’nın kültür ve edebiyat hayatına yön veren önemli merkezlerden biri olmuştur.</p>
<p>Bunun yanında Ankara’da yeni edebiyat çevrelerinin oluştuğunu görmek gerekir. Gelenekle bağı koparmadan yeni bir kültür ve sanat dili kurmaya çalışan oluşumlar, genç kalemler için önemli bir nefes alanı oluşturmaktadır. Bu noktada “Yazarlar Akademisi” gibi yapılar da dikkat çekmektedir.</p>
<p>Aslında bu gelişmeler, Ankara’nın hâlâ yaşayan bir edebiyat şehri olduğunu göstermektedir. Çünkü bir şehirde yalnızca büyük yazarların hatırası değil, yeni kalemlerin heyecanı da varsa, orada edebiyat yaşamaya devam ediyor demektir.</p>
<p>Ankara’nın edebiyatı biraz da yürüyen insanların edebiyatıdır. Kızılay’dan Ulus’a, Sıhhiye’den Hamamönü’ne uzanan sokaklarda nice şiirler düşünülmüş, nice hikâyeler zihinde kurulmuştur. Bu şehirde edebiyat çoğu zaman kalabalığın ortasında yalnız kalabilen insanların diline dönüşmüştür. Belki denizi yoktur Ankara’nın; ama düşünceyi derinleştiren kalemi vardır.</p>
<p>Bugün Ankara, geçmişte olduğu gibi büyük edebiyat tartışmalarının merkezi görünmeyebilir. Ancak hâlâ üniversiteleriyle, dernekleriyle, edebiyat mahfilleriyle yayınevleriyle, kültür merkezleriyle ve genç edebiyat çevreleriyle yaşayan bir kültür başkentidir. Çünkü Ankara’nın asıl gücü, gösterişten uzak ama köklü bir birikim taşımasındadır.</p>
<p>Ankara’yı edebiyatın kenarında değil, tam merkezinde görmek gerekir. Çünkü bu şehir yalnızca kitapların yazıldığı bir yer değil, aynı zamanda yazarın yetiştiği, fikrin olgunlaştığı ve kültürün kuşaktan kuşağa aktarıldığı bir hafıza mekânıdır. Ankara’nın ayazı nasıl insanın yüzüne işlerse, edebiyatı da insanın ruhunda öyle derin bir iz bırakır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/ankaranin-edebi-hafizasi-yalnizca-bir-sehir-edebiyati-degil/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ankara Edebiyat’ın yeni sayısı “Ankara’da Edebiyat” dosyasıyla yayımlandı</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/ankara-edebiyatin-yeni-sayisi-ankarada-edebiyat-dosyasiyla-yayimlandi/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/ankara-edebiyatin-yeni-sayisi-ankarada-edebiyat-dosyasiyla-yayimlandi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Site Editörü]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 May 2026 22:44:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[ankara dergileri]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat dergileri]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat e-dergi]]></category>
		<category><![CDATA[ankara'da edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[e-dergi]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat dergileri]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyatta ankara]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=9845</guid>

					<description><![CDATA[Ankara Edebiyat Kültür Dergisi’nin Mayıs-Haziran 2026 tarihli üçüncü sayısı, “Ankara’da Edebiyat” özel dosyasıyla yayımlandı. Dergide, başkentin edebî hafızası, kültür sanat iklimi ve şehirle edebiyat arasındaki güçlü bağ; şair, yazar ve düşünce insanlarının kaleminden kapsamlı dosya yazılarıyla ele alındı.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ankara Edebiyat Kültür Dergisi’nin Mayıs-Haziran 2026 tarihli üçüncü sayısı, “Ankara’da Edebiyat” özel dosyasıyla okurla buluştu. Dergi, başkentin yalnızca siyasetin ve bürokrasinin merkezi olmadığını; aynı zamanda güçlü bir kültür ve edebiyat hafızasına sahip olduğunu vurgulayan kapsamlı bir içerikle yayımlandı.</p>
<p>Derginin sunuş yazısında, Ankara’nın bozkırın ortasında yükselen bir şehir olmanın ötesinde, şiirin, düşüncenin, hikâyenin ve insan sesinin de merkezi olduğu ifade edildi. Ankara Edebiyat’ın, şehrin kültürel birikimini ve edebî hafızasını canlı tutma amacıyla yayın hayatını sürdürdüğü belirtildi.</p>
<p>Sunuş metninde, Ankara’nın yalnızca coğrafi bir mekân olarak değil; bir düşünce iklimi, bir ruh hâli ve edebî bir duruş olarak ele alındığı kaydedildi. Cumhuriyet’in kuruluşundan günümüze kadar birçok şairin, yazarın ve fikir insanının yollarının Ankara’da kesiştiğine dikkat çekilirken, şehrin tarih boyunca önemli bir kültür havzası oluşturduğu vurgulandı. 12’nci yüzyıldan itibaren Ankara’da kurulan her cümlede tarihin, mücadelenin, yalnızlığın ve umudun izlerinin bulunduğu ifade edildi.</p>
<p>Yeni sayıda yer alan yazıların, Ankara’nın kültürel dokusunu farklı yönlerden ele aldığı belirtilirken; şehir hafızası, edebiyatın kentle kurduğu ilişki, kültür sanat hayatındaki dönüşüm ve insanın iç dünyasına yönelen metinlerin dosyanın temel çerçevesini oluşturduğu aktarıldı. Her yazının, okuru yalnızca bir metinle değil aynı zamanda düşünsel bir yolculukla buluşturmayı amaçladığına dikkat çekildi.</p>
<p>Dergi yönetimi, Ankara Edebiyat’ın yalnızca bir yayın organı değil, edebiyat çevresinde oluşan ortak bir vicdanın ve kültürel dayanışmanın sesi olmayı hedeflediğini belirtti. Hızla tüketilen çağda kelimenin derinliğine yeniden dönmenin önemine işaret edilen sunuşta, şiirden öyküye, eleştiriden düşünce yazılarına kadar her metnin insanın kendisini ve yaşadığı zamanı yeniden anlamlandırmasına katkı sunduğu dile getirildi.</p>
<p>“Ankara’da Edebiyat” dosyası, başkentin edebî hafızasını, kültürel dönüşümünü ve edebiyatla kurduğu güçlü bağı farklı bakış açılarıyla ele alan yazılarıyla dikkat çekiyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-9844" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/ankara-edebiyat-dergisi-mayis-haziran-2026-sayi-3-kapak-scaled.jpg" alt="" width="1740" height="2560" srcset="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/ankara-edebiyat-dergisi-mayis-haziran-2026-sayi-3-kapak-scaled.jpg 1740w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/ankara-edebiyat-dergisi-mayis-haziran-2026-sayi-3-kapak-326x480.jpg 326w" sizes="auto, (max-width: 1740px) 100vw, 1740px" /></p>
<h3>BU SAYIDA YER ALAN YAZARLAR İLE METİNLERİ ŞÖYLE:</h3>
<p>Cumhuriyet öncesi Ankara edebiyatı: Başkentin edebî mirası ve gizli mahfilleri</p>
<p><strong>MEHMET POYRAZ</strong></p>
<p>Edebiyatta Ankara: Hiçbir zaman tamamlanmayan büyük bir metindir</p>
<p><strong>İBRAHİM ERYİĞİT</strong></p>
<p>Edebiyatta Ankara:  Bir şehrin edebî yolcuğu</p>
<p><strong>EYÜP BEYHAN</strong></p>
<p>Ankara’da edebiyat: Edebiyatta Ankara</p>
<p><strong>BURHANETTİN SAYGILI</strong></p>
<p>Ankara’da edebiyatın izleri</p>
<h3>FUAT OSKAY</h3>
<p>Ankara’da şair öldüren sokaklar</p>
<h3>SERKAN ORAL</h3>
<p>Ankara Edebiyatı’nda cumhuriyet dönemi dergicilik faaliyetleri</p>
<h3>MÜSLÜM IŞIKLAR</h3>
<p>Ankara’nın edebiyattaki karşılığı yalnızca coğrafi değildir</p>
<h3>ERBAY KÜCET</h3>
<p>Üç başı mamur bir Ankara romanı: Ankara, mon amour!</p>
<h3>ABDURRAHİM ZARARSIZ</h3>
<p>Taceddin Dergâhı: Ankara’nın kalbinde sessizliğin hafızası</p>
<h3>İSMAİL NERİMANOĞLU</h3>
<p>Bir Ankara hikayesi: Gülünesi aşklar</p>
<h3>MUHAMMED ALİ KOÇAK</h3>
<p>Abdurrahim Karakoç ile Ankara hatırası: Bırakıyor mu ki geçim derdi</p>
<h3>DURDU GÜNEŞ</h3>
<p>Ankara’da siyasetin edebiyata etkisi</p>
<h3>MEHMET TAŞTAN</h3>
<p>Ankara’yı edebiyatın neresinde konumlandırabiliriz: Edebiyatta Ankara nerede?</p>
<h3>MEHMET POYRAZ</h3>
<p>Ankara’nın edebî hafızası: Yalnızca bir şehir edebiyatı değil</p>
<h3>MEHMET SAİT ULUÇAY</h3>
<p>Ankara ve edebiyat</p>
<h3>SADIK YALSIZUÇANLAR</h3>
<p>Ankara edebiyata öncülük eder duruma gelmiştir</p>
<h3>MEHMET ALİ BULUT</h3>
<p>İstanbul sultansa Ankara vezirdir</p>
<h3>MEHMET NURİ PARMAKSIZ</h3>
<p>Poetika ile politika arasında bir bağ kurabilmek!</p>
<h3>ABDURRAHMAN DİLİPAK</h3>
<p>**</p>
<p><strong><a href="https://ankaraedebiyat.com.tr/yayin/ankara-edebiyat-kultur-dergisi-sayi-3/" target="_blank" rel="noopener">ANKARA EDEBİYAT E-DERGİYİ OKUMAK İÇİN</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/ankara-edebiyatin-yeni-sayisi-ankarada-edebiyat-dosyasiyla-yayimlandi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir artist karakter: Dava adamı ve şair Necip Fazıl’da ben-1</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/bir-artist-karakter-dava-adami-ve-sair-necip-fazilda-ben-1/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/bir-artist-karakter-dava-adami-ve-sair-necip-fazilda-ben-1/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Ertaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 May 2026 05:23:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Abdülhakîm Arvâsî]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Arvasi]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[necip fazıl]]></category>
		<category><![CDATA[Necip Fazıl Kısakürek]]></category>
		<category><![CDATA[Orhan Okay]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=9833</guid>

					<description><![CDATA[Murat Ertaş yazdı: Necip Fazıl; büyükbabasının konağındaki afacan çocukluğunda, Paris’te bohem hayatı yaşayan öğrenciliğinde, Ankara’da ve İstanbul’da yüksek zümre ve edebiyatçılar arasında geçen gençliğinde ve nihayet 1935’ten sonra Efendisinin dizinin dibinde hep aynı mizaçla karşımıza çıkmıştır.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Necip Fazıl’ın mizacı üzerine bugüne kadar çok şey yazıldı, çizildi, söylendi. Birbirinden farklılık gösteren ve birçoğu hatıralarla süslenmiş bu yazıların bazısı Necip Fazıl’a olan hayranlıkla kaleme alındığı için taraflı ve kuru bir methiyeden ileri gitmemekle eleştirilirken bazısı Necip Fazıl’ı sevmenin onun kusurlarını örtmek anlamına gelmediği iddiasıyla kendisinin bile hatırlamak istemediği alışkanlıklarına, hatıralarına yönelttikleri ağır ithamlar nedeniyle eleştirilmiştir. Onun hakkındaki yazıların bir kısmı da Necip Fazıl’a ideolojik önyargıyla yaklaşmakla eleştirilmiştir.</p>
<p>Necip Fazıl portresini ortaya koyan yazıların tümü kuşkusuz onun fıtratından/mizacından beslenmektedir. Hal böyleyken evvela onun mizacını ortaya koymamız gerekir. Talebesi olmaktan onur duyduğum, kıymetli hocam Prof.Dr. Orhan Okay (<em>Allah’ın rahmeti üzerine olsun</em>) Necip Fazıl’ın mizacını “<strong>Bir Fikir ki Sıcak Yarada Kezzap”</strong> başlıklı yazısında etraflıca tahlil etmiştir. Okay’a göre onun mizacındaki öfke hali, yazılarının da alâmet-i fârikasıdır:</p>
<p><em>“…Türk kültürüne yön vermiş fikir yazılarından bir seçme yaparken ihtiyatlı olmayı gerektiren başka bir mekanizması var: <strong>Asabiyet.</strong> Bu kelimeyi Necip Fazıl için kullanırken bugün unutulmuş olan <strong>taassup</strong> manâsını da, bilinen <strong>hiddet</strong> manâsını da kastediyorum. Her ikisi de ona yakışıyor ve şahsiyetinin önemli bir parçası oluyor.”<a href="#_ftn1" name="_ftnref1"><strong>[1]</strong></a></em></p>
<p>Orhan Okay hocamızın öne çıkardığı öfke, çocukluğundan ölümüne kadar Necip Fazıl’ın konferanslarının, yazılarının, sosyal ilişkilerinin adeta lokomotifidir. O, öfkesini yalnız yaşamaktan rahatsızlık duymazken öfkesini arkasına takılan kalabalıklara da aşılamak istemiştir. Ona göre öfke fikrin dinamizmidir. “<em>İnsan başını, sıçan kafasından ayıran tek hassa… Ha tüfeği olmayan asker, ha öfkesi olmayan fikir!&#8230; Fikir öfkesi, düşünüş tarzlarının asabî cihazı, manivelâsı, icra müessiridir… Onsuz fikir, duvarda veya sandıkta, evde veya dükkânda kalabalıkta veya tenhada, ikide bir ötmekten başka hikmeti olmayan aptal bir guguklu saattir. Fakat o öfkesiz fikir ne kadar acıklı manzaraysa, fikirsiz öfke de o nispette merhamete lâyık levha…</em>”<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a></p>
<p>1927’de yazmış olduğu “<strong>Azgın Deniz</strong>” adlı şiirde görüldüğü üzere Necip Fazıl daha yirmi iki yaşında öfke saçmaktadır:</p>
<p><em>Hangi öfkeyle yüzün, böyle karıştı yer yer?<br />
Sana yan mı baktılar, bir şey mi söylediler?<br />
Bir şey dinleme artık, artık bir şey dinleme!<br />
Çağır, bütün günahkâr ruhları cehenneme!<br />
Karşına sahil, kaya, insan kim çıkarsa vur!<br />
Vur başına, alemde, kör, sağır, ne varsa vur!<br />
Sal her taraftan, dağdan, gökten, pencereden sal!<br />
Nihayet kala kala dünyada tek kişi kal!</em></p>
<p>Necip Fazıl’ın mizacının en önemli unsurlarından olan öfkesinin davası için mi, nefsi için mi olduğunu sorgulamak bu durumda anlamını kaybediyor. Öfke onun fıtratında var; aceleciliği gibi, çetin zevki gibi, haksızlığa ve samimiyetsizliğe tahammülsüzlüğü gibi… Ondaki “ben” kalabalıklar içinde tek başına kalmayı göze alabilen güçlü bir “ben”dir.</p>
<p>Necip Fazıl genç yaşında birbirinden farklı inançların, yaşantıların, mesleklerin, şehirlerin, ideallerin zevkini tatmış; bu varlıkları tüm fikrî inceliklerine kadar hissetme, idrak etme ve tanıma ayrıcalığını yaşamıştır. Onu, birbirinden farklı, birbirine zıt muhitlerde şahsına münhasır, paradoks bir sanatkâr, bir gerilim ve öfke adamı olarak kabul etmek, en doğrusu…</p>
<p>İlk gençlik yıllarında kadın, içki, kumar gibi en sert nefis esaretleri altında yaşamış, buna rağmen “fikirde daima ruhçu, tecritçi, sezişçi, keyfiyetçi; sır idrakine bağlı ve ilahi vahdeti tasdikçi” olduğunu iddia eden Necip Fazıl bu hallerini “<strong>ateşe kartpostal üzerinden bakmak onu resimden tanımak gibi bir şeydi</strong>” şeklinde izah etmiştir. O tam olamamanın, içinde bulunamamanın huzursuzluğuyla dağılırken bu dağılma durumu, yaşadığı bohem sadece kendisine münhasır değildi. Kendisinin de mensup olduğu nesil bir kriz nesliydi. Tanzimatla beraber Türk münevverlerinde (Batı’nın tesiriyle ve yaklaşık bir asırlık mağlubiyet psikolojisiyle) maddeci anlayışla insan nefsini “ben” olarak kabul etmenin, böylelikle Doğu ve Batı arasında ruhen yersiz yurtsuz kalmanın tezahürüydü.</p>
<p>Çocukluk insanın cennetidir ve insan ömrü boyunca çocukluğunda yaşadıklarına özlem duyar. İnsanın şahsiyet terbiyesi, mizacı çocukluğunda tamamlanır ve meşhurdur ki kişi yedisinde ne ise yetmişinde odur. Necip Fazıl çocukluğunda kalbinde taht kurmuş ümmî bir anneanne ile tablolaşan İslâmî hayat yaşamıştır. Oldukça hareketli, kabına sığmaz çocukluk dönemi geçiren Necip Fazıl’ın şahsiyetinde en büyük tesir annesinin ve anneannesinindir. Din hakkındaki dağınık malumâtı onun o dönemine aittir. Necip Fazıl babasını küçük yaştayken kaybetmiştir. Ayrıca Necip Fazıl’ın büyük babası Necip Bey de Maraş müftüsüdür. Çemberlitaş’ta doğduğu konak ise içinde aşçıların, yamakların, hizmetlilerin, halayıkların, arabacıların ve evlenmemiş Fransız mürebbiyelerin olduğu Osmanlı devletinin yıkılış döneminin klasik konağıdır.</p>
<p>Necip Fazıl; büyükbabasının konağındaki afacan çocukluğunda, Paris’te bohem hayatı yaşayan öğrenciliğinde, Ankara’da ve İstanbul’da yüksek zümre ve edebiyatçılar arasında geçen gençliğinde ve nihayet 1935’ten sonra Efendisinin dizinin dibinde hep aynı mizaçla karşımıza çıkmıştır. Tüm insanlar gibi… Mizaç değişmez, değişen fikir ve alışkanlıklardır…</p>
<p>Necip Fazıl içinde yaşadığı gelgitleri, nefsiyle yaptığı çetin muharebeyi yazılarında ve şiirlerinde sıkça itiraf etmekten çekinmemiştir. Onun hikayesi insanın kadim hikayesinden başka bir şey değildir esasında. O yazılarında ve bilhassa şiirlerinde hiçbir insanın cesaret edemediği biçimde orta yerde bu acizliğini, tutarsızlıklarını ve içindeki fırtınaları yüksek sesle itiraf etmiştir. Onun bir türlü kaçamadığı zıtlıklar, nefsiyle yaşadığı çatışma “<strong>Çile</strong>” şiirinde şöyle dile gelmiştir:</p>
<p><em>Ne yalanlarda var ne hakikatta,</em></p>
<p><em>Gözümü yumdukça gördüğüm nakış</em></p>
<p><em>Boşuna gezmişim, yok tabiatta,</em></p>
<p><em>İçimdeki kadar iniş ve çıkış.</em></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-9834" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/arvasi-002.jpeg" alt="" width="546" height="727" srcset="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/arvasi-002.jpeg 546w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/arvasi-002-360x480.jpeg 360w" sizes="auto, (max-width: 546px) 100vw, 546px" /></p>
<p>Necip Fazıl mürşidi Abdülhakim Arvasî’yle tanıştıktan sonra dünyevî duyguları, ihtirasları, kederleri, içlenmeyi ve diğer ruh polemiklerini işleyen şairliği reddediyor artık. Allah’ı aramak, sonsuzluğa sevdalanmak gibi bir derde düştükten sonra ancak şair yüce bir sanatkâr olabilir:</p>
<p><em>Ver cüceye, onun olsun şairlik</em></p>
<p><em>Şimdi gözüm, büyük sanatkârlıkta…</em></p>
<p><em>…</em></p>
<p><em>Diz çök ey zorlu nefs, önümde diz çök! </em></p>
<p><em>Heybem hayat dolu, deste ve yumak</em></p>
<p><em>Sen, bütün dalların birleştiği kök;</em></p>
<p><em>Biricik meselem, Sonsuza varmak… </em>(Çile)</p>
<p>Necip Fazıl “<strong>Sen</strong>” başlıklı şiirinde nasıl bir kirliliğe düştüğünü itiraf eder:</p>
<p><em>Seni buldum bulduysam</em></p>
<p><em>Gökten bir davet duysam</em></p>
<p><em>Ben ki, suçumu yuysam,</em></p>
<p><em>Su biter kurnalarda…</em></p>
<p>“<strong>Allah Derim</strong>” şiirinde şair “<em>Sırtımda, taşınmaz yükü göklerin / Herkes koşar, zıplar, ben yürüyemem!” </em>derken “<strong>Olmaz mı?”</strong> şiirinde <em>“Bir parçacığım ben, bütüne hasret!”</em> mısralarıyla Allah’ın karşısındaki acziyetinin farkında olduğunu göstermektedir. Abdülhakim Arvasî ile tanıştığı 1934 yılına ait <em>“Tam otuz yıl saatim işlemiş, ben durmuşum; / Gökyüzünden habersiz, uçurtma uçurmuşum…”</em> mısraları aslında Necip Fazıl’ın kimin, neyin karşısında tevazu gösterdiğinin, göstereceğinin ilanıdır.  Şöyle ki; 1928’de Cumhuriyet gazetesinde Yaşar Nabi Necip Fazıl’ı “<em>Bir mısraı, bir millete şeref verecek şair!”</em> Abdülhâk Hamit Tarhan‘ın eşi Lüsyen Hanım da, 1934 kışında Necip Fazıl İstanbul’da bir bankada muhasebe şefliği yaptığı sırada onu ecnebilere “<em>Otuzdan aşağı şairlerimizin en üstünü!”</em> cümleleriyle takdim ettiği görülür. 1934 öncesi şairliği dönemin otoriteleri tarafından takdir gören Necip Fazıl yüreğinde uhrevî kımıldanmaların başlamasından evvelki bu dönemine “çocukça” bir ad veriyor: Uçurtma uçurmak! Hatta aynı tarihlerde yazdığı başka mısralarda ruhî dönüşümünden evvelki şairliğini “çelik çomak oynamak”la tanımlar.</p>
<p><em>Anladım işi, sanat, Allah’ı aramakmış</em></p>
<p><em>Marifet bu, gerisi yalnız çelik çomakmış… </em></p>
<p>Kaç şair vardır, kendisinin dünyevî en parlak dönemiyle ilgili herkesin içinde bu cümleleri kullanan:</p>
<p><em>Ensemin örsünde bir demir balyoz;</em></p>
<p><em>Kapandım yatağa son çare diye</em></p>
<p><em>Bir kanlı şafakta bana çil horoz;</em></p>
<p><em>Yepyeni bir dünya etti hediye…</em></p>
<p>Necip Fazıl , Abdülhakim Arvasî’yi şiirlerinde “Allah dostu ve mürşid” kelimeleriyle anar:</p>
<p><em>Allah dostunu gördüm, bundan altı yıl evvel</em></p>
<p><em>Bir akşamdı ki, zaman, donacak kadar güzel. </em><strong>(Allah Dostu)</strong></p>
<p><strong>“Mürşid</strong>” şiirinde:</p>
<p><em>Bakan yakan gözlerle, bir kerecik baktınız;</em></p>
<p><em>Ruhuma, büyük temel çivisini çaktınız!</em></p>
<p>“<strong>Çile</strong>”nin başına aldığı “<strong>Şiirlerim ve Şairliğim</strong>” takdim yazısını şöyle tamamlar: “<em>Şiir bu mukaddes eşiğin süpürgesi; şair de boynundaki süpürücülük borcuyla insanoğlunun en yüksek rütbelerinden birisi… Ben, bu rütbelerin en yükseği içinde, O’nun ümmetlik liyakatinin en alçak ferdi olarak, o mukaddes eşiğin süpürücüsüyüm! Kendimi böyle takdim edeyim</em>!” derken o yücelik içerisinde, O’nun huzurunda kendisini “alçak fert” olarak ifade etmesi Necip Fazıl’ın ömrünce değişmeyen takdimidir.</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Orhan Okay, Kendi Sesinin Yankısı-Necip Fazıl Kısakürek, İst.2001, s.11,12</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Necip Fazıl Kısakürek, Hücûm ve Polemik, Büyük Doğu yay. İst.1992, s.43.</p>
<p>&nbsp;</p>

	<div class="esen-eii">
	<a href="https://ankaraedebiyat.com.tr/bir-artist-karakter-dava-adami-ve-sair-necip-fazilda-ben-2/" target="_blank" class="eii-theme1" title="9928">

<div class="eii-theme1-postImageUrl" style="overflow:hidden; z-index: 8; max-width: 100%;">
<div class="eii-theme1-imgUrl" style='background-image:url(https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/necip-fazil-kisakurek-002-400x225.jpeg);'></div>
</div>

<div class="eii-theme1-centered-text-area">
<div class="eii-theme1-centered-text">
<div class="eii-theme1-content">
<div class="ctaText" style="float:left;"></div>
<div class="clear:both;"></div>

<div class="eii-theme1-postTitle" style="float:left;">Bir artist karakter: Dava adamı ve şair Necip Fazıl’da ben-2</div>

</div>
	</div>
		</div>	
	
	</a>
	</div>
	

	<div class="esen-eii">
	<a href="https://ankaraedebiyat.com.tr/bir-artist-karakter-dava-adami-ve-sair-necip-fazilda-ben-3/" target="_blank" class="eii-theme1" title="9950">

<div class="eii-theme1-postImageUrl" style="overflow:hidden; z-index: 8; max-width: 100%;">
<div class="eii-theme1-imgUrl" style='background-image:url(https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/necip-fazil-kisakurek-004-400x225.jpg);'></div>
</div>

<div class="eii-theme1-centered-text-area">
<div class="eii-theme1-centered-text">
<div class="eii-theme1-content">
<div class="ctaText" style="float:left;"></div>
<div class="clear:both;"></div>

<div class="eii-theme1-postTitle" style="float:left;">Bir artist karakter: Dava adamı ve şair Necip Fazıl’da ben-3</div>

</div>
	</div>
		</div>	
	
	</a>
	</div>
	
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/bir-artist-karakter-dava-adami-ve-sair-necip-fazilda-ben-1/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsimsiz türkünün İcadiye Caddesi</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/isimsiz-turkunun-icadiye-caddesi/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/isimsiz-turkunun-icadiye-caddesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Nerimanoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 23 May 2026 06:56:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[İcadiye Caddesi]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kuzguncuk]]></category>
		<category><![CDATA[öykü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=9830</guid>

					<description><![CDATA[İsmail Nerimanoğlu yazdı: İcadiye Caddesi’ne çıktıklarında artık ne bir adım geri vardı, ne de kaçacak bir korku. Yosunlar, sanki bu anı beklemek için yeşermişti.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kuzguncuk’un İcadiye Caddesi’nde başlardı onların sessizliği.<br />
O cadde ki, güneşin bile içeri girerken tereddüt ettiği, her bir cumbalı evin binlerce hatırayı sinesinde sakladığı uzun bir koridordu. Taş kaldırımların arası yosun tutmuştu; sanki zaman burada durmamış da, sadece çok yavaşlamıştı. Bu yavaşlık, Kemâl için bir sığınak, Nihan içinse kaçınılmaz bir yüzleşme alanıydı.</p>
<p>Kemâl, İcadiye Caddesi’ne her girdiğinde adımlarını bilinçsizce yavaşlatırdı. Hızlı yürürse bir şeyleri kaçıracak, yavaşlarsa bazı şeyleri kurtarabileceğini sanırdı. Zaman, onun için Nihan’ın yanında geçen her saniyeyi dondurma çabasıydı.<br />
Nihan ise hep bir adım geriden gelirdi. Bu bir tesadüf değildi. İçinde, <em>“yaklaşırsam yakalanırım”</em> diyen eski bir korku vardı. Bu mesafe, onun sevgiden korunmak için çizdiği görünmez bir sınırdı.</p>
<p>Kemâl Nihan’ı seviyordu. Ama onun sevgisi bir fırtına değil, ikindi vakti cami avlusuna düşen o dingin ışık gibiydi. Vapur düdüğünün yankısı Boğaz’ın suyuna karışırken, Nihan’ın rüzgârda uçuşan bir saç telini seyretmek, onun için dünyanın en büyük hazinesiydi. Kızın varlığı, Kemâl’in içindeki bütün gürültüleri susturuyordu.</p>
<p>Nihan bunu hissediyordu.<br />
Hissediyor ama adını koyamıyordu.<br />
Çünkü adını koymak, bir şeyi var etmek kadar, onun sonunu da başlatmaktı.<br />
<em>“Eğer söylersem… eğer kabul edersem… sonra ya giderse?”</em><br />
<em>“Ya bu duygu, sadece adı olduğu için ağırlaşırsa?”</em></p>
<p>Nihan da seviyordu aslında.<br />
Ama onun sevgisi, kırılmasından korktuğu için hiç açmadığı bir çeyiz sandığıydı. Sevgiyi bir mesuliyet değil, bir kaybediş olarak görüyordu. Söylerse büyü bozulacak, kelimelere dökerse o his sıradanlaşacaktı. Bu yüzden sustu. Bakışlarını hep denizin en uzak noktasına dikti; sanki cevaplar geçen şileplerin gövdesine kazınmış gibiydi.</p>
<p>Kemâl her defasında bir kapı araladı.<br />
Kuzguncuk iskelesinde martılara simit atarken, kalbini onların çığlıklarının arasına sıkıştırdı.</p>
<p>— “Nihan,” dedi bir gün, “insan bazı şeyleri söylemezse eksik kalıyor.”<br />
— “Bazı şeyler de söylenince eksiliyor,” dedi kız.</p>
<p>Kemâl sustu, sonra gülümsedi.<br />
— “Martılar bile doymak için bağırıyor. Ben susarak nasıl doyurayım bu kalbi?”</p>
<p>Nihan gülümsedi.<br />
Bu bir onay değildi; bir kalkandı.</p>
<p>En çok da Çınaraltı Köftecisi’nde susarlardı. Duvarlardaki siyah-beyaz fotoğraflar, onlara bakıp sanki kendi yarım kalmış hikâyelerini fısıldardı. Izgaradan yükselen duman, aralarına görünmez bir tül çekiyordu.</p>
<p>— “Acı ister misin?”<br />
— “Sen nasıl yiyorsan.”</p>
<p>Bu cümle masumdu ama ağırdı.<br />
Çünkü Nihan hayatta da hep böyleydi: İzlerdi ama kendi tadını söylemezdi.</p>
<p>Kızın kıskançlığı, bu sessizliğin en gürültülü yanını oluştururdu. Kemâl’in çalıştığı atölyeye, o tozlu havaya, mesai arkadaşlarına duyduğu öfke; sahibi olmadığı bir bahçeyi koruma çabasıydı.</p>
<p>— “O toz ciğerlerini çürütür,” derdi.<br />
— “Peki sen hangi dünyadasın?” diye sorardı Kemâl.</p>
<p>Nihan cevap vermezdi.<br />
Onun dünyası, kapıları içeriden kilitli bir kaleydi.</p>
<p>O akşam deniz mora çalmıyordu; İstanbul’un bütün efkârı Boğaz’ın suyuna karışmıştı. Kemâl durdu. Kaçmadı.</p>
<p>— “İnsan, adını koymadığı bir kitabın sayfalarını çeviremez,” dedi.<br />
“Sen hem kitabın sahibi gibi davranıyorsun, hem de kapağını hiç açmıyorsun.”</p>
<p>Nihan’ın kalbi hızlandı.<br />
İçinden <em>“Seni seviyorum”</em> geçti ama kelimeler yine korkuya çarpıp dağıldı.</p>
<p>— “Arkadaşız,” dedi.</p>
<p>Bu kelime bir vedâ gibi düştü aralarına.</p>
<p>Kemâl ilk kez kabullendi.<br />
Ve o gece, Nihan’a değil; kendi sabrına veda eden bir mektup bıraktı.</p>
<p>Vapur iskeleden ayrılırken Kemâl güvertede durdu. Bazen gitmek, kalmaktan daha fazla cesaret isterdi. Simit parçasını denize attı. Su onu yuttu. Umut da onunla birlikte battı.</p>
<p>Aradan bir kadının hamilelik süresi kadar zaman geçti.</p>
<p>İcadiye Caddesi hâlâ yerindeydi.<br />
Ama zaman, Kemâl’in yüzüne çizgiler, Nihan’ın bakışlarına geç kalmış bir olgunluk eklemişti.</p>
<p>Kemâl, yine Çınaraltı Köftecisi’ne girdi.<br />
Ve Nihan oradaydı.</p>
<p>— “Acı ister misin?”<br />
— “Artık ne yediğimi de biliyorum, tadımı da.”</p>
<p>Masada bir kitap duruyordu.<br />
Adı konmuştu.</p>
<p>— “Haklıydın,” dedi Nihan. “İsimsiz bırakılan her şey sahipsiz kalıyor.”</p>
<p>Kemâl elini uzattı.<br />
Nihan tuttu.</p>
<p>İcadiye Caddesi’ne çıktıklarında artık ne bir adım geri vardı, ne de kaçacak bir korku. Yosunlar, sanki bu anı beklemek için yeşermişti.</p>
<p>— “Güneş artık tereddüt etmiyor,” dedi Kemâl.<br />
— “Çünkü artık adımız var,” dedi Nihan.</p>
<p>Ve Kuzguncuk o akşam, en güzel bestesini bir feryat olarak değil, <strong>iki insanın aynı hizada yürüdüğü sessiz bir kabulleniş</strong> olarak denize bıraktı.</p>
<p><strong>İsim konulunca mucize bozulmazmış.<br />
Aksine, sahipsiz kalan her şey, ancak bir isimle vatanını bulurmuş.</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/isimsiz-turkunun-icadiye-caddesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Orhan Pamuk Kelimeler ve Resimler adlı kitabıyla geliyor</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/orhan-pamuk-kelimeler-ve-resimler-adli-kitabiyla-geliyor/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/orhan-pamuk-kelimeler-ve-resimler-adli-kitabiyla-geliyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Site Editörü]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 May 2026 18:25:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara etkinikleri]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat ankara]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat ankara dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat haber]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[kelimeler ve resimler konusu]]></category>
		<category><![CDATA[kelimeler ve resimler ne anlatıyor]]></category>
		<category><![CDATA[kitap haber]]></category>
		<category><![CDATA[kitap haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[orhan pamuk kelimeler ve resimler]]></category>
		<category><![CDATA[orhan pamuk kelimeler ve resimler konusu]]></category>
		<category><![CDATA[orhan pamuk kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[orhan pamuk son kitap]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=9819</guid>

					<description><![CDATA[Türk romancılığının önemli isimlerinden Orhan Pamuk, bu sefer farklı bir türle okurun karşısına çıkıyor. ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Orhan Pamuk’un merakla beklenen yeni kitabının türü açıklandı.</p>
<p>Kitâbiyat isimli X hesabından alınan bilgiye göre, ünlü yazar Orhan Pamuk’un yeni kitabı Kelimeler ve Resimler, roman değil, seçme hatıralar ve yazılardan oluşacak.</p>
<p>Ayrıca ismi şu anda belli olmayan bir hikâye de kitapta bulunacak.</p>
<p>Kelimeler ve Resimler&#8217;in 15 Haziran’da çıkması bekleniyor. Pamuk&#8217;un, üstünde  çalıştığı son romanının  ise sonbahara tamamlanması bekleniyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-9823" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/Kelimeler-ve-resimler.jpg" alt="" width="500" height="776" srcset="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/Kelimeler-ve-resimler.jpg 500w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/Kelimeler-ve-resimler-309x480.jpg 309w" sizes="auto, (max-width: 500px) 100vw, 500px" /></p>
<h3>KELİMELER VE  RESİMLER KONUSU (TANITIM BÜLTENİNDEN)</h3>
<p>Orhan Pamuk bu yeni kitabında kişisel hatıralarını ve edebiyat ve sanatının sırlarını açıklamaya ve tartışmaya devam ediyor. Pamuk, askerlik günlerini, ilk kitabını yayımlama zorluklarını bu kitap için kaleme aldığı yazılarla ilk defa anlatıyor.</p>
<p><strong>Masumiyet Müzesi’ne ayrılmış özel bir bölümde Pamuk müze ve romanın ilk fikrini nasıl bulduğunu, nasıl geliştirdiğini, müzeyi nasıl yaptığını hikâye ediyor ve bütün dünyada ilgiyle izlenen <em>Masumiyet Müzesi</em> dizisini kahramanlar ve oyuncular üzerinden tartışıyor.</strong></p>
<p>Pamuk hayatının iki büyük tutkusu yazmak ve resmetmek arasında geçen günlerini, düşüncelerini kendi özel üslubuyla anlatırken daha önceden Türkiye ve dünya dergilerine yazdığı yazılarına elinizdeki kitabın bütünlüğü için eklemeler yaptı, bazılarını yeniden kaleme aldı ve arşivinden ilk defa yayımlanan pek çok eski fotoğraf ve resimle metni zenginleştirdi.</p>
<p>Columbia Üniversitesi’ndeki hocalığından Cannes Film Festivali’ndeki jüri üyeliğine, Türkiye’nin ilk kadın hukuk profesörü, teyzesi Türkân Rado’dan babası Gündüz Pamuk’un Genel Müdürü olduğu Aygaz hatıralarına uzanan <em>Kelimeler ve Resimler</em>’de Pamuk’un arkadaşlık ettiği Ara Güler, Umberto Eco, Paul Auster ve Anselm Kiefer gibi yazar ve sanatçılar hakkında içtenlikle kaleme alınmış yazıları da var.</p>
<p>“Pamuk’un düzyazılarını da çok beğeniyorum. Romanlarını iyi anlamak için onun poetikasının da kesinlikle bilinmesi gerekiyor.”<br />
UMBERTO ECO</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-9822" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/Kelimeler-ve-resimleri.jpg" alt="" width="233" height="364" /></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-9820" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/Kelimeler-ve-resimler-orhan-pamuk-2.jpg" alt="" width="550" height="843" srcset="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/Kelimeler-ve-resimler-orhan-pamuk-2.jpg 550w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/Kelimeler-ve-resimler-orhan-pamuk-2-313x480.jpg 313w" sizes="auto, (max-width: 550px) 100vw, 550px" /></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-9821" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/Kelimeler-ve-resimler-orhan-pamuk.jpg" alt="" width="600" height="919" srcset="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/Kelimeler-ve-resimler-orhan-pamuk.jpg 600w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/Kelimeler-ve-resimler-orhan-pamuk-313x480.jpg 313w" sizes="auto, (max-width: 600px) 100vw, 600px" /></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/orhan-pamuk-kelimeler-ve-resimler-adli-kitabiyla-geliyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hece Dergisi’nden Türk tiyatrosuna dev arşiv: İki ciltlik özel sayı yayımlandı</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/hece-dergisinden-turk-tiyatrosuna-dev-arsiv-iki-ciltlik-ozel-sayi-yayimlandi/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/hece-dergisinden-turk-tiyatrosuna-dev-arsiv-iki-ciltlik-ozel-sayi-yayimlandi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Site Editörü]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 May 2026 10:17:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[ankara]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[dünya tiyatrosu]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[hece dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[hece dergisi türk tiyatrosu özel sayı]]></category>
		<category><![CDATA[hece tiyatro sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Karagöz]]></category>
		<category><![CDATA[kültür sanat]]></category>
		<category><![CDATA[modern Türk tiyatrosu]]></category>
		<category><![CDATA[orta oyunu]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı dönemi tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlıda tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[tiyatro araştırmaları]]></category>
		<category><![CDATA[tiyatro edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[tiyatro tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[türk tiyatyorusu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=9813</guid>

					<description><![CDATA[Hece Dergisi, Türk tiyatrosunun geçmişten günümüze uzanan serüvenini iki ciltlik özel sayıyla mercek altına aldı. Geleneksel tiyatrodan modern sahne anlayışına kadar geniş bir içeriğe sahip dosyada; akademik incelemeler, söyleşiler ve tanıklıklar bir araya getirildi.
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türk edebiyatının köklü yayınlarından Hece Dergisi, Türk tiyatrosunun geçmişini, gelişimini ve kuramsal birikimini kapsamlı biçimde ele alan özel sayısını okurlarla buluşturdu. Haziran-Temmuz-Ağustos 2026 tarihli 354/355/356. sayılar, iki cilt hâlinde yayımlanan “Türk Tiyatrosu Özel Sayısı” dosyasına ayrıldı.</p>
<p>Geleneksel Türk tiyatrosundan modern sahne anlayışına, Tanzimat döneminden günümüz tiyatrosuna kadar geniş bir perspektif sunan özel sayı; akademisyenleri, tiyatro araştırmacılarını, yazarları ve sanat insanlarını aynı çatı altında buluşturuyor. Dosyada Karagöz, orta oyunu, köy seyirlik oyunları, Cumhuriyet dönemi tiyatrosu, modern tiyatro, feminist tiyatro, absürt tiyatro ve postmodern sahne anlayışları gibi pek çok başlık derinlikli incelemelerle ele alınıyor.</p>
<p>Özel sayının ilk cildinde geleneksel Türk tiyatrosunun kökleri, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan tiyatro mirası ve önemli tiyatro yazarları üzerine kapsamlı yazılar yer alıyor. Şinasi, Namık Kemal, Abdülhak Hâmid Tarhan, Ahmet Mithat Efendi, Musahipzade Celâl ve Nâzım Hikmet gibi isimlerin tiyatro anlayışları farklı yönleriyle inceleniyor.</p>
<p>İkinci ciltte ise 1960 sonrası Türk tiyatrosu merkeze alınırken: Melih Cevdet Anday, Ferhan Şensoy, Murathan Mungan, Memet Baydur ve Behiç Ak gibi çağdaş isimlerin eserleri üzerine değerlendirmeler dikkat çekiyor. Ayrıca tiyatro kuramı, sahne estetiği, tiyatro çevirisi, radyo tiyatrosu ve iklim değişikliği tiyatrosu gibi güncel konular da dosyada yer buluyor.</p>
<p>Özel sayı yalnızca akademik makalelerle sınırlı kalmıyor. Söyleşiler, tanıklıklar, soruşturmalar ve bibliyografya bölümleriyle Türk tiyatrosunun hafızasına ışık tutan çalışma; araştırmacılar, öğrenciler ve tiyatro meraklıları için önemli bir kaynak niteliği taşıyor.</p>
<p>Türk tiyatrosunun tarihsel serüvenini çok yönlü biçimde ele alan bu kapsamlı dosya, hem tiyatro edebiyatına hem de kültürel belleğe katkı sunan önemli bir yayın olarak dikkat çekiyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-9814" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/hece-dergisi-haziran-temmuz-agustos-2026-turk-tiyatrosu-ozel-sayisi.jpeg" alt="" width="1080" height="1080" srcset="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/hece-dergisi-haziran-temmuz-agustos-2026-turk-tiyatrosu-ozel-sayisi.jpeg 1080w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/hece-dergisi-haziran-temmuz-agustos-2026-turk-tiyatrosu-ozel-sayisi-150x150.jpeg 150w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/hece-dergisi-haziran-temmuz-agustos-2026-turk-tiyatrosu-ozel-sayisi-480x480.jpeg 480w" sizes="auto, (max-width: 1080px) 100vw, 1080px" /></p>
<h3><strong>HECE DERGİSİ TÜRK TİYATROSU ÖZEL SAYISI (2 CİLT) 354/355/356. SAYI HAZİRAN-TEMMUZ-AĞUSTOS 2026’IN İNDEKSİ İSE ŞÖYLE:</strong></h3>
<ol>
<li>
<h3><strong> CİLT</strong></h3>
</li>
</ol>
<p><strong>GİRİŞ</strong></p>
<p>Ahmet Keskin, Yâr Bana Bir Eğlence Medet!:</p>
<p>Bireysel ve Toplumsal Tekâmülün Dir(i)lik-Düzenlik Sahnesi Olarak Geleneksel Türk Tiyatrosu</p>
<p>Bünyamin Aydemir, Modern Türk Tiyatrosunun İnşasında Osmanlı Kurucu Dinamikleri</p>
<p>Alemdar Yalçın- Orçun Aydoğdu, Tiyatro Edebiyatı Açısından Naum Efendi Tiyatrosu</p>
<p>Prof. Dr. Ayşegül Yüksel ile Türk Tiyatrosu Üzerine, Konuşanlar: Nurtaç Ergün Atbaşı, Koray Üstün</p>
<p>Prof. Dr. Dikmen Gürün ile Türk Tiyatrosu Üzerine, Konuşan: Nurtaç Ergün Atbaşı</p>
<p>Nurhan Tekerek, Cumhuriyet Dönemi Tiyatromuzu Besleyen Kaynaklar:</p>
<p>Tanzimat’tan Günümüze, Kentten Kıra Klasik Batı Tarzı Tiyatro ve Geleneksel Tiyatromuz</p>
<p>Bilal Demir, Telif, Çeviri ve Adaptasyon Tartışmaları: Türk Tiyatrosunda Dilin ve Metnin Dönüşüm Süreci</p>
<p>Hilmi Zafer Şahin ile Türk Tiyatrosu Üzerine Söyleşi, Konuşan: Nurtaç Ergün Atbaşı</p>
<ol start="2">
<li>
<h3><strong> BÖLÜM: GELENEKSEL TÜRK TİYATROSU</strong></h3>
</li>
</ol>
<p>Ezgi Metin-Basat, Bir Arayüz Olarak Kutsal ve Dünyevi Arasında Karagöz Oyunları</p>
<p>Hüseyin Aytuğ Çelik, Geçmişten Günümüze Karagöz Oyunlarının Teknik Dönüşümü</p>
<p>Çağla Yılmaz, Perdenin Arkasında Bir Ömür: Karagöz’ü Bugüne Taşıyanlar veyahut Karagöz Ustalığının Yarını</p>
<p>Nazlı M. Ümit, Türk Kukla Tiyatrosunda Batılılaşma Etkisi: Karagöz Üzerine Tiyatro-İkonografik Bir İnceleme</p>
<p>Gülnaz Çetinkaya, Halk Hikâyesinden Gölge Tiyatrosuna: Karagöz Oyununda Ferhat İle Şirin Anlatısının Dönüşümü</p>
<p>Pınar Karataş, Geçmişten Günümüze Orta Oyunu ve Etkileri.</p>
<p>Gürkan Korkmaz, Dramatik Köy Seyirlik Oyunlarında Hakikatin Performatif Üretimi ve Psişik Gerçeklik</p>
<p>Yücel Özdemir, Anadolu Köy Seyirlik Oyunlarında Pitoresk Estetik</p>
<p>İlayda Yıldırım, Hayalîn Perdesinde Üç Katmanlı Mekân: Ankara Karagöz Müzesi</p>
<ol start="3">
<li>
<h3><strong> BÖLÜM: DÖNEMLER, İSİMLER, ESERLER</strong></h3>
</li>
</ol>
<p>Eren Ekinci, Tanzimat Tiyatrosu’nda Kültürel Dirijizm, Güdümlü Modernleşme</p>
<p>Burak Armağan, Şairlik, Şuur ve Körlük: Aydın Figürünün İnşası Bağlamında Şinasi’nin Şair Evlenmesi</p>
<p>Abide Doğan, Ünlü Bir Tarihçinin Oyunu: Hikâye-i İbrahim Paşa ve İbrahim-i Gülşenî</p>
<p>Murat Koç, Siyasi Hürriyet ve Fert Hürriyeti Bağlamında Namık Kemal’in Tiyatrolarına Bir Bakış</p>
<p>Veysel Şahin, Namık Kemal’in Tiyatro Anlayışı Bağlamında Vatan Yahut Silistre</p>
<p>Sibel Bulut, Ahmet vefik Paşa Uyarlamaları Örneğinde “Kültür Planlaması” ve “Yeniden Yazım” Yöntemi Olarak Uyarlama,</p>
<p>İnci Enginün, Türkçede Shakespeare</p>
<p>Ayşe Demir, Ahmet Mithat Efendi Tiyatrosu Üzerine Bir Değerlendirme</p>
<p>Can Şahin, Türk Edebiyatı Tarihi İçin Bir Düzeltme:</p>
<p>Ahmet Mithat Efendi’ye İsnat Edilen Derebeyleri Ahmet Münif’in mi?</p>
<p>Oğuz Arıcı, Sergüzeşt-i Perviz: Osmanlı’nın Trajik Çağında Tragedyanın Sergüzeşti</p>
<p>Emir Ali Şahin, Direktör Âli Bey</p>
<p>Yasin Yavuz &#8211; Salim Çonoğlu, Türk Seyircisi Önünde Oynanan İlk Mensur Dram: Ecel-i Kazâ ve Politik Söylemi</p>
<p>Oğuzhan Karaburgu, Abdülhak Hâmid Tarhan’ın Millî Tiyatro Anlayışı ve Tarihî Tiyatroları</p>
<p>Can Şen, Abdülhak Hâmid Tarhan’ın Finten Piyesine “Ucube” Odaklı Bir Bakış</p>
<p>Selçuk Atay, Tezhib-i Ahlâk ve Telâhuk-i Efkâr: Recaizâde Ekrem’in Tiyatro Evreninde Uyum ve Adaptasyon</p>
<p>Macit Balık, Ara Nesil’de Tiyatro</p>
<p>Bilge Ercilasun, Tiyatro, Sahne Sanatları ve Halit Ziya</p>
<p>Esra Sazyek, İbsen’in Nora’sından Cenab Şahabeddin’in Bedia’sına: Körebe’de “Yeni Kadın” Figürü</p>
<p>Rahim Tarım, Mehmet Rauf’un Tiyatro Anlayışı</p>
<ol>
<li>
<h3><strong> Meşrutiyet Dönemi Türk Tiyatrosu</strong></h3>
</li>
</ol>
<p>Mustafa Dere, Stendhal’in Düşünceleri Etrafında Hüseyin Suad’ın Kirli Çamaşırlar Piyesinde Kıskançlık</p>
<p>Müjde Şamiloğlu, İbnürrefik Ahmet Nuri Sekizinci’nin Tiyatrolarında Bulvar Komedisi Etkisi</p>
<p>Bilgin Güngör, Toplumcu Türk Tiyatro Edebiyatının Doğuşu: İki Oyun Örneği</p>
<p>Merve Akbaş, Sahnede “Levs”, Mahfillerde Polemik: Şehabettin Süleyman ve Çıkmaz Sokak Piyesi</p>
<p>Gonca Bingöl, Tahsin Nâhid Tiyatrosunda Kadın Temsilleri</p>
<p>Berkay Şen, İkinci Meşrutiyet Döneminde Türkçü Tiyatro</p>
<p>Dinçer Atay, II. Meşrutiyet Devri Türk Tiyatrosu’nda Namık Kemal’in ve</p>
<p>Vatan Yahut Silistre Piyesinin İzini Sürmek</p>
<p>Egemen Ozan Sönmez, Şairin Sahneye Teşrifi:</p>
<p>Mithat Cemal Kuntay’dan Bir Tarihî Tiyatro Örneği Olarak “Kemâl”</p>
<h3><strong>1923-1940 Dönemi Türk Tiyatrosu</strong></h3>
<p>Emrah Seferoğlu, Türk Tiyatrosunda Türsel Eşik:</p>
<p>Okuma Tiyatrosu (Closet Drama) Bağlamında Metin Üretim Biçimleri</p>
<p>Bünyamin Aydemir, Erken Cumhuriyet’te Dirijist Kültür Rejimi ve Tiyatronun Araçsallaştırılması</p>
<p>M.Fatih Kanter, Reşat Nuri Güntekin’in İlk ve Son Sığınağı: Tiyatro</p>
<p>Erdem Dönmez, Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Tiyatroları</p>
<p>Nedim Saban, Halide Edib Adıvar’ın Tiyatrocu Kimliği</p>
<p>Halil İbrahim Yücel, Atatürk Dönemi (1923-1938)</p>
<p>Türk Tiyatrosunda İnkılâp Temsilleri ve Aka Gündüz’ün Mavi Yıldırım’ı</p>
<p>Dinçer Apaydın, Erken Cumhuriyet Dönemi’nde Patronaja Dair Tuhaf Bir Gösterge:</p>
<p>Mediha Mithat Ömer’in En Son Fırçalar Piyesi</p>
<p>Eyyüp Akyüz, Kavuk Devrilirken: Musahipzade Celâl Oyunlarında Toplumsal Çöküşün Sosyolojisi</p>
<p>Arda Korkmaz, Vedat Nedim Tör’ün Kör Piyesinde Çok Sesli Söylem</p>
<p>Alperen Kınık, Musahipzade Celal’in Tiyatro Eserlerinde Folklor</p>
<p>Alev Sınar Uğurlu, Aka Gündüz’ün Cumhuriyet Dönemi’nde Yazdığı Tiyatro Eserleri</p>
<p>İsmail Kekeç, Romancının Sahneyle İmtihanı: Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Tiyatro Serüveni ve Sanat Mücadelesi</p>
<p>Cihan Atakul, Nâzım Hikmet Ran Tiyatrosu ve Politik Tiyatro</p>
<h3><strong>1940 Sonrası Türk Tiyatrosu</strong></h3>
<p>Ali Göçer, Necip Fazıl Tiyatrosu’nda Mistik Gerilim</p>
<p>Cemile Görhan, Oyun İçinde Oyun: William Shakespeare’in Hamlet ve</p>
<p>Necip Fazıl Kısakürek’in Bir Adam Yaratmak Adlı Tiyatrolarında Çerçeve Anlatım Tekniği</p>
<p>Turhan Koç, Bir Toplumcu Tiyatro Oyunu Olarak Nam-ı Diğer Parmaksız Salih</p>
<p>Haluk Öner, Güzel Kötülüğün Sahnesi: Nahid Sırrı Örik Tiyatrosunda Arzu ve Çözülme</p>
<p>Asena Yağmur Çelik Zongur, Gölgeler’de Sermaye Türlerinin Çatışması</p>
<p>Halide Şeyma Kuzgun, Ahmet Kutsi Tecer’in Satılık Ev Adlı Oyununda Toplumsal Ahlak ve İtibarın Çöküşü</p>
<h3><strong>1960 Sonrası Türk Tiyatrosu</strong></h3>
<p>Zeynep Nur Tiryaki Korkmaz, Türler Arasılık Bağlamında Faruk Nafiz Çamlıbel’in Şiir ve Tiyatroları</p>
<p>Murat Gür, Cevat Fehmi Başkut’ta Geleneksel ve Modern Değerlerin Çatışması: Büyük Şehir ve Küçük Şehir</p>
<p>M.Doruk Kandemir, Cevat Fehmi Başkut Oyunlarında Bürokrasi, Toplum ve Değişen Hayat</p>
<p>Fatih Sakallı, Sabahattin Kudret Aksal’ın Kral Üşümesi Oyunu</p>
<p>Gonca Gökalp Alpaslan, Modern Türk Tiyatrosunda Gölge Oyunları</p>
<p>Barkın Burak Bingöl, Kore Savaşı’nın Türk Tiyatrosuna Yansımaları</p>
<p>Ali Kurt, Necati Cumalı’nın Oyun Yazarlığı ve Komedi Oyunları:</p>
<p>Kristof Kolomb’un Yumurtası Bağlamında Bir Çözümleme</p>
<p>Gökçen Sevim, Töre ve Namus Söylemi: Necati Cumalı Tiyatrosunda Baskı ve Direniş</p>
<p>Ertan Yıldırım, Türk Tiyatrosunun Bilge Kalemi: Haldun Taner</p>
<p>Ertan Örgen, Oyun Yazarı Adalet Ağaoğlu ve Kozadaki Toplumu</p>
<p>Önder Çakırtaş, Ulusal Bir Shakespeare mi?: Orhan Asena’nın Tiyatro Poetikasında Mit, Tarih ve Dönüşüm</p>
<p>Zuhal Eroğlu Koşan, Yaşamdan Kurmacaya: Orhan Asena’nın Oyunlarında Tarihî Kişiler</p>
<p>Ahmet Can, Yaşama ve Topluma Çetin Altan Tiyatrosuyla Bakmak</p>
<p>Sümeyye Samat Beyaztaş, Aziz Nesin Tiyatrosunda Toplumsal Eleştiri</p>
<p>Mehmet Güneş, Türk Edebiyatında Nehir Tiyatro</p>
<p>Tuba Kıraç, Absürt Tiyatro Örneği Olarak Canlı Maymun Lokantası</p>
<p>Ferda Atlı, Akümülatörlü Radyo&#8217;da Karakterlerin İç Dünyası</p>
<p>Arif Yılmaz, Recep Bilginer’in Tiyatrolari ve Tiyatro Anlayışı</p>
<p>Mustafa Karadeniz, Orhan Kemal’in Oyunlarında Melodramatik Unsurlar</p>
<ol start="2">
<li>
<h3><strong> CİLT</strong></h3>
</li>
</ol>
<h3><strong>1960 Sonrası Türk Tiyatrosu</strong></h3>
<p>Yağmur Yıldırımay &#8211; Çimen Günay-Erkol, Modern Türk Tiyatrosunda Erkeklik:</p>
<p>Korku, Toros Canavarı ve Keşanlı Ali Destanı Oyunlarında Erkeklik Normlarının Sosyal İnşası</p>
<p>Jülide Erken, Tiyatro Kahramanı Olarak Nef’î</p>
<p>Filiz Keskin, Türk Tiyatrosunda Türk Mitolojisi ve Şamanlığın İzleri</p>
<p>Mehmet Zeki Giritli, Türk Tiyatrosunun Modernist Kırılımı:</p>
<p>Melih Cevdet Anday Tiyatrosunda Türlerarasılık</p>
<p>Mehmet Akif Öbek, Melih Cevdet Anday</p>
<p>Arzu Özyön, Melih Cevdet Anday’ın Dikkat Köpek Var ve Müfettişler Adlı Oyunlarında Korku, Baskı ve Tutsaklık</p>
<p>İbrahim Özakman, Ayak-Bacak Fabrikası’nı Politik Ekoloji Bağlamında Okuyabilmek</p>
<p>Gizem Ural, Epik Tiyatro Bağlamında Vasıf Öngören’in Oyun Yazarlığı</p>
<p>Didem Ardalı Büyükarman, Suç, Muamma ve Soruşturma: Türk Tiyatrosunda Polisiye Yapının İki Örneği</p>
<p>E.Candan İri, Turgut Özakman’ın Bir Şehnaz Oyun’unda Anlatıcının Metatiyatral İşlevi</p>
<p>Sezen Safi, Modern Dramın Kırılma Noktasında Güner Sümer Tiyatrosu</p>
<p>Semanur Gönül, Aydın Arıt’ın Aya Bir Yolcu Var Oyununda Absürt Unsurlar</p>
<p>Gıyasettin Aytaş, Emine Işınsu’nun Tiyatrolarında Madde ve Ruh Çatışması</p>
<p>Devrim Özbek, Postmodern Bir Shakespeare Yorumu: Başar Sabuncu’nun Bir Ata Krallığım Adlı Oyunu</p>
<p>Nurgül Karakoca, Kıbrıs Türk Tiyatrosunda Bekir Kara</p>
<p>Duygu May , Temsilin Eşiğinde Bir Yazar: Kırmızı Karaağaç’ta Virginia Woolf</p>
<p>Ezgi Özkan- Gökhan Tunç, Ferhan Şensoy Tiyatrosunda Metinler Arası İlişkilerin Kurucu İşlevi:</p>
<p>Üç Kurşunluk Opera Örneği</p>
<p>Tümerkan Turna, Çocuk Tiẏ atrOunda Yazınsal Bir Durak: Nezihe Araz’ın Akıllı Tavşan ve Güçlü Aslan’ı</p>
<p>Âtıf Bedir, Nuri Pakdil’in Tiyatro Eserleri: “Tanrı Tiyatroya Girecek”</p>
<p>Şura Tayran, Ülkü Ayvaz’ın Nihavent Longa Oyununda Tarihsel Tekerrür</p>
<p>Betül İlayda Baran, Yüksel Pazarkaya’nın Mediha’sında Göç Olgusu</p>
<p>Muhammed Hüküm, Bir &#8220;Oyun&#8221; Olarak Oyunlarla Yaşayanlar</p>
<p>M.Murat Uçar, Murathan Mungan’ın Mezopotamya’sı</p>
<p>Mehmet Emir Kaleli, Memet Baydur Tiyatrosunda Ara Mekân Estetiği</p>
<p>Sema Göktaş, Yazarından İntikam Alan Bir Oyun: Düdüklüde Kıymalı Bamya</p>
<p>İlker Ateş, Behiç Ak’ın Tek Kişilik Şehir Piyesinde Homo Somnians</p>
<p>Gaye Belkız &#8211; Yeter Şahin, Divâne Ağaç (Yunus Emre) Oyununda Postmodern Unsurlar</p>
<p>Dursun Şahin, Üstün Dökmen’in Nokta Nokta Hanım’ın Hayatı Adlı Eserinde</p>
<p>Feminist Tiyatro Açısından Kadın Meseleleri</p>
<p>Beste Sarıca, Feminist Tiyatro ve Sevilay Saral</p>
<p>Aycan Gürlüyer, Türk Tiyatrosunda Geçmişin İzleri ve Terk Edilmiş Kadınların Hikâyesi: Unutulan</p>
<p>Züleyha Nurgül Ertuğrul, Mesnevi’den Sahneye Leyla ve Mecnun</p>
<p>Hatice Şaşmaz, Türk Tiyatrosunda İktidar Olgusu</p>
<p>Şebnem Telci Dereli, Gelenekselin Dönüşümü: 2000 Sonrası Türk Tiyatrosunda Oyun Yazarlığı</p>
<p>Hasibe Kalkan, 2000 Sonrası Türk Tiyatrosunda Baba Figürü</p>
<ol start="4">
<li>
<h3><strong> BÖLÜM: TİYATROYA KAVRAMSAL VE KURAMSAL BAKIŞLAR</strong></h3>
</li>
</ol>
<p>Aslıhan Ünlü, Biyografik Dramın Sınırları ve Türk Tiyatrosundan Bir Örnek Üzerine Tartışma</p>
<p>Münip Melih Korukçu, Konvansiyonel Rejide Metinden Sahneye Tiyatro Yönetmenliği</p>
<p>Ufuk Özdağ, İklim Değişikliği Tiyatrosu</p>
<p>Z.Gizem Yılmaz Eriş, ‘Bütün Dünya Bir Sahnedir’: Mekâna-Özgü Oynamak</p>
<p>Başak Ağın, Posthüman Tiyatro ve Performans: Dört Model ve Konumlanma Sorunları</p>
<p>Derya Korkmaz Ataş, Homo Ludens’in En Yalın Hali: Sahnede Bir Başına</p>
<p>Duygu Beste Başer Özcan, Tiyatrove Engellilik: Kuramsal Bir Değerlendirme</p>
<p>Hande Dirim, Yaş ve Tiyatro</p>
<p>Sinem Bozkurt Sancaktaroğlu, Metinden Sahneye: Tiyatro Çevirisine Dair</p>
<p>Veli Kılıçarslan, On Dokuzuncu Yüzyılda İşitsel İçerik Sunan Teknolojik Bir Platform: Théâtrophone</p>
<p>Sevda Arslan, Sesle Kurulan Sahne Türkiye’de Radyo Oyununun Gelişimi ve Anlatı Evreni</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-9816" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/cocuk-tiyatrosu-001.jpg" alt="" width="640" height="426" srcset="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/cocuk-tiyatrosu-001.jpg 640w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/cocuk-tiyatrosu-001-540x359.jpg 540w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/cocuk-tiyatrosu-001-272x182.jpg 272w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="5">
<li><strong> BÖLÜM: TÜRK TİYATROSUNA EMEK VERENLER</strong></li>
</ol>
<p>Ozan Kolbaş, Mütareke Döneminde Kurulmuş Bilinmeyen Bir Tiyatro Yazarları Topluluğu:</p>
<p>Temaşa Muharrirleri Cemiyeti ve Nizamnamesi</p>
<p>Oğuzhan Murat Öztürk, Geleneksel Türk Tiyatrosunun Unutulmaz Pişekârı: Küçük İsmail Efendi</p>
<p>Beyhan Kanter, Osmanlı Kadın Dergilerinde Tiyatro Tartışmaları: Modernleşme, Ahlâk ve Kamusal Alan</p>
<p>Aslıhan Keleş Kurtoğlu, Çelişkiler ve İkilemler İçinde: Afife Jale</p>
<p>Engin Keflioğlu, Bedia Muvahhit: Yeni Türkiye’nin Sahnedeki İdeal Kadını (1923–1932)</p>
<p>İbrahim Özen, Silvain’in Şakird-İ Marifeti: Burhanettin Tepsi</p>
<p>Aybüke Uyar, Hatıralardan Müfit Râtip’e Bakmak</p>
<p>Ayşegül Çelik, 1911; Paris, Prens Hamlet ve Kuru Ekmekler</p>
<p>Yakup Öztürk, Darülbedayi’den Şehir Tiyatrosu’na Vasfi Rıza Zobu’nun Hatıraları</p>
<p>Füsun Ataman, Tanzimat Dönemiyle Birlikte Türk Tiyatrosunda Eğlence ve Kanto Geleneği</p>
<p>Fatih Uğur, Peruz Hanım’ın İzinde: Türk Edebiyatında Kanto ve Kantocular</p>
<p>Tuğba Dikici, Mehmet Furkan Dikici, Müzikal Yolculuğumuzun Önemli Durakları</p>
<p>İ. Arda Odabaşi, Tiyatro ile Sinema Arasında: Leblebici Horhor Othello’ya Karşı</p>
<p>İsmail Alperen Biçer, Bozkırda Işıyan Sahne: Halkevleri ve Tiyatro</p>
<p>Duygu Çelik Burkay, Tiyatro Alanında Eşik Bekçiliği ve Meşruiyet Mührü: Baltacıoğlu Örneği</p>
<p>Ayça Odabaşı, Carl Ebert’in Tiyatro Devrimi ve Türkiye</p>
<p>Duygu Dede Gürağaçlıgil , Sahnenin Hafızası: Metin And ve Tiyatro</p>
<p>Anıl Ersoy, Türk Tiyatrosunun Bilge Hocası: Sevda Şener</p>
<p>Özlem Belkıs, Türkiye’de Tiyatro Akademisi ve Özdemir Nutku</p>
<p>Sevi Algan, Tiyatroda Vizyoner Bir Girişim: Tal-Tiyatro Araştırma Laboratuvarı</p>
<p>Ece Yassıtepe Ayyıldız, “Tiyatromuzun Kaşıkçı Elması” Genco Erkal</p>
<p>Kübra Gündoğdu, Osmanlı’dan Günümüze Türk Tiyatro Süreli Yayınlarına Bir Bakış</p>
<p>Ayşegül Şentürk, Türkiye’de Tiyatro Tarihi Yazmak ve Tiyatro Arşivimiz</p>
<p>Canan Olpak Koç, Refik Ahmet Sevengil ve Tiyatro</p>
<p>Ahmet Evis , Burhan Arpad’ın Tiyatro Eleştirmenliği</p>
<p>Mürsade Meryem Kılıç, Üstün Akmen’in Eleştiri Evreni</p>
<p>Erdem Beliğ Zaman, Hususi Teşebbüslerin Türk Tiyatrosu’na Tesiri</p>
<p>Gülçin Üstüntaş, Karadeniz’de Tiyatro ve Turneler</p>
<p>Nedim Saban, Bir Özel Tiyatro Örneği: Tiyatrokare</p>
<p>Özen Yula, Günümüz Türk Tiyatrosu’nda “Yenilenme” Sorunu</p>
<p>Atila Alpöge, Genç İnsan ve Tiyatro: Evet Ama Niçin ve Nasıl?</p>
<p>İbrahim Demirci, Taşradan Merkeze Tiyatro İzlenimleri</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-9817" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/turk-tiyatrosu-020.jpg" alt="" width="564" height="376" srcset="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/turk-tiyatrosu-020.jpg 564w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/turk-tiyatrosu-020-540x360.jpg 540w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/turk-tiyatrosu-020-272x182.jpg 272w" sizes="auto, (max-width: 564px) 100vw, 564px" /></p>
<h3><strong>Dünya Tiyatrosu</strong></h3>
<p>Yeşim Egemen, Ana Hatlarıyla Batı Tiyatrosunun Kökleri ve Gelişimi</p>
<p>Ahmet Sait Akçay, Modern Afrika Draması Üzerine Kısa Bir Giriş</p>
<p>Gökhan Çetinkaya, İran Tiyatrosu</p>
<p>Rahmi Er, Arap Tiyatrosu</p>
<p>Gamze Öksüz &#8211; Ümmühan Avşar, Rus Tiyatrosunun Tarihsel Gelişimi ve Modern Tiyatroya Katkıları</p>
<p>Deniz Ece, Modern Azerbaycan Tiyatrosuna Kısa Bir Bakış</p>
<p>Maral Mammedova, Türkmen Tiyatro Geleneğinin Tarihsel Gelişimi ve Kurumsallaşma Süreci</p>
<p>Fatih Yılmaz, Özbek Tiyatrosunun Dünü ve Bugünü</p>
<p>Ecem Gül İlek, Kazak Tiyatrosunun Tarihî Gelişimi</p>
<p>Elfet Zakircanov, Tatar Tiyatrosu</p>
<p>Hatice Sandıkkaya Örücü, Kıbrıs Türk Tiyatrosu</p>
<h3><strong>Soruşturma</strong></h3>
<p>Abdullah Öztürk</p>
<p>Ali Cüneyd Kılcıoğlu</p>
<p>Cenk Türkkanı</p>
<p>Mahmut Cankıymaz</p>
<p>Naci Taner Büyükarman</p>
<p>Sertaç Sayın</p>
<p>Turgay Korkmaz</p>
<p>Yeşim Özsoy</p>
<p>Sanem Gençalp</p>
<p>Günsu Özkarar</p>
<p>Murat Mahmutyazıcıoğlu</p>
<h3><strong>Söyleşiler</strong></h3>
<p>Hidayet Sayın ile Tiyatro Üzerine, Konuşan: Özlem Kurt</p>
<p>Ahmet Önel’in Kaleminden Tiyatro ve Tiyatro Yazarlığına Dair Birkaç Not, Konuşan: Nurtaç Ergün Atbaşı</p>
<p>Turhan Yılmaz Öğüt ile Tiyatro Yayımcılığı Üzerine, Konuşan: Koray Üstün</p>
<h3><strong>Tanıklıklar</strong></h3>
<p>Hazırlayan: Koray Üstün</p>
<p>Nevra Serezli ile Türk Tiyatrosu Üzerine</p>
<p>Suna Keskin ile Tiyatro Yaşamı Üzerine…</p>
<p>Füsun Erbulak, Hazırlayan: Koray Üstün</p>
<p>Salih Kalyon ile Çocuk Ti̇yatrosu Üzerine…</p>
<p>Rahmi Dilligil, Rahmi Dilligil ile Dilligil Ailesinin Türk Tiyatrosuna Katkıları Üzerine&#8230;</p>
<p>Melek Baykal ile Ankara Devlet Konservatuarı Üzerine…</p>
<p>Cem Davran ile Darülbedayi Üzerine&#8230;</p>
<p>Pınar Çekirge ile Tiyatro İzleyicisi Olmak ÜzerIne&#8230;</p>
<h3><strong>Bibliyoğrafya</strong></h3>
<p>Hazırlayanlar: Gonca Bingöl, Şura Tayran, Semanur Gönül, Aytuğ Kargı, Ayşe Ertürk</p>
<p><strong>Ankaraedebiyat.com.tr</strong></p>

	<div class="esen-eii">
	<a href="https://ankaraedebiyat.com.tr/ankara-edebiyatin-yeni-sayisi-ankarada-edebiyat-dosyasiyla-yayimlandi/" target="_blank" class="eii-theme1" title="9845">

<div class="eii-theme1-postImageUrl" style="overflow:hidden; z-index: 8; max-width: 100%;">
<div class="eii-theme1-imgUrl" style='background-image:url(https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/ankara-kale-400x225.jpg);'></div>
</div>

<div class="eii-theme1-centered-text-area">
<div class="eii-theme1-centered-text">
<div class="eii-theme1-content">
<div class="ctaText" style="float:left;"></div>
<div class="clear:both;"></div>

<div class="eii-theme1-postTitle" style="float:left;">Ankara Edebiyat’ın yeni sayısı “Ankara’da Edebiyat” dosyasıyla yayımlandı</div>

</div>
	</div>
		</div>	
	
	</a>
	</div>
	
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/hece-dergisinden-turk-tiyatrosuna-dev-arsiv-iki-ciltlik-ozel-sayi-yayimlandi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Server&#8217;in konuğu Kazım Albayrak</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/serverin-konugu-kazim-albayrak/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/serverin-konugu-kazim-albayrak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Site Editörü]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 May 2026 07:35:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara etkinikleri]]></category>
		<category><![CDATA[ankara etkinlik]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat haber]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Estetik ve Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[kazım albayrak]]></category>
		<category><![CDATA[kazım albayrak hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[kazım albayrak kim]]></category>
		<category><![CDATA[kazım albayrak server]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[kitap haber]]></category>
		<category><![CDATA[kitap haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet ali bulut server]]></category>
		<category><![CDATA[Necip Fazıl'ın Eserlerinde Hadis]]></category>
		<category><![CDATA[Necip Fazıl'ın Eserlerinde Hadis Hikmet]]></category>
		<category><![CDATA[server]]></category>
		<category><![CDATA[server bir kitap bir yazar]]></category>
		<category><![CDATA[server etkinlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=9809</guid>

					<description><![CDATA[“Bir Kitap Bir Yazar” programı kapsamında konuşacak olan Albayrak, edebiyat dünyamızın önemli simalarından Necip Fazıl Kısakürek'i ele aldığı "Necip Fazıl'ın Eserlerinde Hadis-Hikmet, Estetik ve Toplum" kitabını anlatacak.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Server Vakfı, kültürel programlarını sürdürüyor. 23 Mayıs 2026 Cumartesi günü, araştırmacı-yazar Dr. Kazım Albayrak&#8217;ı ağırlayacak.</p>
<p>“Bir Kitap Bir Yazar” programı kapsamında konuşacak olan Albayrak, edebiyat dünyamızın önemli simalarından Necip Fazıl Kısakürek&#8217;i ele aldığı &#8220;Necip Fazıl&#8217;ın Eserlerinde Hadis-Hikmet, Estetik ve Toplum&#8221; kitabını anlatacak.</p>
<p>23 Mayıs 2026 Cumartesi günkü etkinliğin başlama saati 15.00.</p>
<p>Server’in Kızılay Demirtepe’deki adresinde yapılacak konuşma aynı zamanda vakfın youtube sayfasından da yayınlanacak.</p>
<p>Etkinliği, Server Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Avukat Mehmet Ali Bulut yönetecek. Konuşma Sever’in youtube kanalından canlı olarak da verilecek.</p>
<h3>KAZIM ALBAYRAK KİMDİR?</h3>
<p>1956 Trabzon/Of doğumludur. İstanbul İmam-Hatip öğreniminin ardından İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü’nden 1980 yılında mezun oldu. 1977 senesinde Yüksek İslâm boykotu dahil muhtelif siyasi olaylara katıldı. Gölge Dergisi 2. Dönem (1978) ve Akıncı Güç Dergisi’nin (1979) çıkarılmasında Salih Mirzabeyoğlu’nun idaresinde çalıştı. Aynı yıl Akıncılar Derneği İstanbul İl Teşkilatı’nda da görev aldı; Salih Mirzabeyoğlu ve Akıncı Güç vesilesiyle Üstad Necip Fazıl’ın yanında ve Büyük Doğu Yayınları’nın hizmetinde bulundu.</p>
<p>1980 Askerî Darbesi’nden sonra gözaltına alındı. 1987 yılında “İlm-i Kelâmın Özü” isimli Osmanlıca’dan sadeleştirdiği eserin muhakkak ilk baskısını yayımladı. Muhtelif yayın organlarında 1988’den itibaren sanattan siyasete uzanan bir yelpazede makaleler kaleme aldı. 1991-1995 yılları arasında önce aylık, sonra haftalık olarak yayımlanan Taraf Dergisi’ni çıkardı ve bu dergideki yazılarından dolayı birçok ceza aldı. 1995 yılında hem dergiden dolayı aldığı kesinleşmiş cezalarından hem de örgüt üyeliği iddiasından tutuklandı. 28 Şubat döneminde yargılamalar cezaya döndü ve 10 yıl cezaevinde kaldı.</p>
<p>Cezaevinden çıktıktan sonra döndüğü İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni 2012 yılında tamamladı. Ardından aynı üniversitenin AUZEF iktisat programını bitirdi. 2016-2018 yılları arasında İstanbul Ticaret Üniversitesi’nde Kamu Hukuku dalında “Necip Fazıl’ın Başyücelik Modelinde Hürriyet Anlayışı” başlıklı yüksek lisans tezini hazırladı. İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Temel İslâm Bilimleri bölümünde hadis alanında master çalışmalarını sürdürmektedir.</p>
<p>2007 yılından beri çıkan haftalık Baran Dergisi’nin yayın kurulu üyesidir. Aynı zamanda, 2004 yılından beri yayın hayatında olan Aylık Dergisi’nde yazıları yayımlanmaktadır. Arapça ve İngilizce bilmektedir. Evli ve üç çocuk babasıdır.</p>
<p>(Yazarın özgeçmişi Baran Dergisi&#8217;nin web sitesinden temin edilmiştir.)</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-9810" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/kazim-albayrak-e1779434550716.jpg" alt="" width="750" height="938" /></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/serverin-konugu-kazim-albayrak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>555 yıllık ilim mirası Ayasofya Medresesi’nde yeniden hayat buldu</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/555-yillik-ilim-mirasi-ayasofya-medresesinde-yeniden-hayat-buldu/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/555-yillik-ilim-mirasi-ayasofya-medresesinde-yeniden-hayat-buldu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Site Editörü]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 May 2026 05:29:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[555. Yılda 55 Etkinlik]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[ayasofya]]></category>
		<category><![CDATA[Ayasofya Medresesi]]></category>
		<category><![CDATA[bilim ve eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Sultan Mehmed Han]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[FSM Vakıf Üniversitesi etkinlikleri]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul kültür sanat]]></category>
		<category><![CDATA[kültür sanat haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[medrese kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlüt Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı ilim geleneği]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Nevzat Şimşek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=9806</guid>

					<description><![CDATA[İstanbul’da Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi tarafından düzenlenen “555. Yılda 55 Etkinlik” lansman programı, tarihi Ayasofya Medresesi’nde gerçekleştirildi. Program kapsamında hazırlanan “555 Yıllık Bilim ve Eğitim Yolculuğu” temalı interaktif müze de ziyaretçilerin beğenisine sunuldu.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi’nin ev sahipliğinde düzenlenen etkinliğe Üniversite Rektörü Prof. Dr. Nevzat Şimşek, Mütevelli Heyet Başkanı Mevlüt Uysal, Gençlik ve Spor Bakan Yardımcısı Safa Koçoğlu Gürsoy, İçişleri Bakan Yardımcısı Mehmet Cangir, İstanbul Vali Yardımcısı Hasan Gözen, ROKETSAN Yönetim Kurulu Başkanı Musa Şahin ile çok sayıda akademisyen ve öğrenci katıldı.</p>
<p>Programda, Fatih Sultan Mehmed Han Vakfı’nın 1471 yılında başlayan eğitim geleneğinin 555 yıllık serüveni ele alınırken, yıl boyunca gerçekleştirilecek bilim, kültür, sanat ve teknoloji odaklı etkinliklerin detayları kamuoyuyla paylaşıldı.</p>
<h3>“AYASOFYA MEDRESESİ İLİM GELENEĞİNİN ÖNEMLİ MERKEZLERİNDEN BİRİ”</h3>
<p>Açılış konuşmasını yapan FSM Vakıf Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Şimşek, Fatih Sultan Mehmed Han’ın İstanbul’u bir ilim merkezi hâline getiren vizyonunun bugün de yaşamaya devam ettiğini söyledi.</p>
<p>Fatih Külliyesi ve Sahn-ı Seman Medreseleri ile başlayan eğitim anlayışının Ayasofya Medresesi gibi önemli merkezlerle güç kazandığını belirten Şimşek, üniversitenin bu köklü vakıf kültürünün yaşayan temsilcilerinden biri olduğunu ifade etti.</p>
<p>Şimşek, “1471 yılında başlayan bu eğitim yolculuğu, 2010 yılında Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi’nin kurulmasıyla yeniden güçlü bir şekilde hayat buldu” dedi.</p>
<h3>“555 YIL SADECE GEÇMİŞ DEĞİL GELECEĞİN DE İFADESİ”</h3>
<p>Prof. Dr. Nevzat Şimşek, 555 yıllık mirasın yalnızca tarihî bir süreç olmadığını vurgulayarak bunun aynı zamanda güçlü bir medeniyet anlayışını temsil ettiğini kaydetti.</p>
<p>Bilim, hikmet ve insan merkezli yaklaşımın önemine dikkat çeken Şimşek, “Bizim medeniyet anlayışımızda güç, hakkı korumanın ve insanı yaşatmanın bir aracı olarak görülmüştür. 555 yıl bizim için yalnızca geçmiş değil, aynı zamanda bir hafıza, bir iddia ve geleceğe uzanan bir istikamettir” ifadelerini kullandı.</p>
<h3>“555. YILDA 55 ETKİNLİK” YIL BOYUNCA SÜRECEK</h3>
<p>Tanıtımı yapılan “555. Yılda 55 Etkinlik” programı kapsamında yıl boyunca uluslararası sempozyumlar, sergiler, bilim kafe buluşmaları, kültür-sanat organizasyonları ve özel yayın projeleri gerçekleştirilecek.</p>
<p>Etkinlikler arasında “Fatih’in Entelektüel Ufku” paneli, “Fatih Dönemi Bilim ve Teknoloji Anlayışı” semineri, “Medrese Sözlüğü” çalışması, “Fatih Kitaplığı Sergisi” ve Ayasofya temalı yayın projeleri de yer alıyor.</p>
<p>Ayrıca lise ve ortaokul öğrencilerine yönelik düzenlenecek “Fetih Ruhu” yarışmaları, özel konserler, şiir ve kompozisyon yarışmaları, hatıra ormanı ve özel madalyon çalışmaları da yıl boyunca devam edecek.</p>
<h3>ŞAHİ TOPUNDAN KIZILELMA’YA UZANAN BİLİM VE TEKNOLOJİ YOLCULUĞU</h3>
<p>Program kapsamında açılan “555 Yıllık Bilim ve Eğitim Yolculuğu” temalı interaktif müze ise yoğun ilgi gördü. Müze içerisinde Osmanlı ilim geleneğinden günümüz savunma sanayisi ve teknoloji vizyonuna uzanan süreci anlatan içerikler yer aldı.</p>
<p>Prof. Dr. Şimşek, Şahi topundan Kızılelma’ya uzanan tarihsel çizginin geçmişin ilmî birikimi ile bugünün teknoloji hamleleri arasındaki bağı ortaya koyduğunu belirtti.</p>
<p>Türkiye’nin bilim ve teknoloji alanındaki yükselişinin köklü medeniyet mirasıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Şimşek, üniversitenin çalışmalarını bu perspektifle sürdürdüğünü dile getirdi.</p>
<h3>GENÇ KUŞAKLARA İLHAM VEREN MEDENİYET MİRASI</h3>
<p>Programda konuşan Gençlik ve Spor Bakan Yardımcısı Safa Koçoğlu Gürsoy ile İçişleri Bakan Yardımcısı Mehmet Cangir de Fatih Sultan Mehmed Han’ın ilim ve medeniyet anlayışının günümüzde genç nesillere ilham vermeyi sürdürdüğünü ifade etti.</p>
<p>FSM Vakıf Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Mevlüt Uysal ise İstanbul’un ilim, kültür ve medeniyet merkezi kimliğine dikkat çekerek, 555 yıllık eğitim mirasının aynı sorumluluk anlayışıyla geleceğe taşındığını söyledi.</p>
<p>Program, interaktif müzenin gezilmesi ve toplu hatıra fotoğrafı çekimiyle sona erdi</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/555-yillik-ilim-mirasi-ayasofya-medresesinde-yeniden-hayat-buldu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sezen Çakmakçı’dan Ankara’da dikkat çeken performans: O yarışmada yarı finalde</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/sezen-cakmakcidan-ankarada-dikkat-ceken-performans-o-yarismada-yari-finalde/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/sezen-cakmakcidan-ankarada-dikkat-ceken-performans-o-yarismada-yari-finalde/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Site Editörü]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 May 2026 05:15:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[ankara son dakika]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[kültür sanat haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[o ses kim yarışması]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[ses dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[ses dergisi yarışması]]></category>
		<category><![CDATA[sezen çakmakçı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=9798</guid>

					<description><![CDATA[Ses sanatçısı Sezen Çakmakçı, Ankara’da düzenlenen ve sanat dünyasının yakından takip ettiği Ses Dergisi’nin “O Ses Kim?” yarışmasında yarı finale yükselerek önemli bir başarıya imza attı. ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Başkentte “O Ses Kim?” ses yarışmasında güçlü sesi ve sahne hakimiyetiyle öne çıkan genç sanatçı, jüri üyelerinden aldığı yüksek puanlarla adını bir üst tura yazdırdı.</p>
<p>Ankara’da gerçekleştirilen ve farklı şehirlerden çok sayıda yarışmacının katıldığı ses yarışması, müzik dünyasının yeni yeteneklerini keşfetmeye devam ediyor. Yarışmada sahne alan isimlerden biri olan Sezen Çakmakçı, seslendirdiği eserlerle hem jüri üyelerinin hem de izleyicilerin dikkatini çekti. Başkentte düzenlenen organizasyonda gösterdiği performans sayesinde yarı finale yükselen sanatçı, büyük ilgi gördü.</p>
<p>Yarışmanın gerçekleştirildiği Litai Hotel’de sahneye çıkan Çakmakçı, yorum gücü, sahne enerjisi ve teknik başarısıyla organizasyonun iddialı isimleri arasında gösterildi. Açıklanan sonuçların ardından yarı finale kalan sanatçılar arasında yer alan Sezen Çakmakçı’nın başarısı sosyal medyada da destek mesajlarıyla karşılandı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-9800" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/sanatci-sezen-cakmakci-ankara-konser.jpeg" alt="" width="1024" height="768" srcset="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/sanatci-sezen-cakmakci-ankara-konser.jpeg 1024w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/sanatci-sezen-cakmakci-ankara-konser-540x405.jpeg 540w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<h3>KÜLTÜREL BİRİKİMİNİ SANATIYLA BULUŞTURDU</h3>
<p>Kökleri Aydın’ın kültürel mirasına dayanan Sezen Çakmakçı, Adana’da dünyaya geldi ve yaşamının farklı dönemlerinde Türkiye’nin çeşitli şehirlerinde bulundu. Eğitim hayatını Konya’da sürdüren sanatçı, farklı şehirlerin kültürel atmosferini deneyimlemesinin kendisine önemli katkılar sağladığını ifade ediyor.</p>
<p>Halen Ankara’da ikamet eden Sezen Çakmakçı, çocukluk yıllarından itibaren sanatla iç içe büyüyen Çakmakçı, ilk sahne deneyimlerini resmi bayram törenleri ve çocuk korolarında yaşadı. Müziğe olan ilgisini zamanla profesyonel bir hedefe dönüştüren genç sanatçı, lise ve üniversite yıllarında düzenlenen konserlerde ve sahne etkinliklerinde aktif rol aldı.</p>
<p>Özellikle Selçuk Üniversitesi döneminde müzik çalışmalarına yoğunlaşan Çakmakçı, üniversite bünyesindeki müzik kulübünün başkanlığını üstlenerek organizasyon ve sahne tecrübesini geliştirdi. Dönem sonu konserlerinde aktif görev alan sanatçı, aynı zamanda Konya’da yayın yapan KonTV’de yayımlanan müzik programında solist olarak ekran deneyimi de kazandı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-9801" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/sezen-cakmakci-0023.png" alt="" width="1254" height="1254" srcset="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/sezen-cakmakci-0023.png 1254w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/sezen-cakmakci-0023-150x150.png 150w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/sezen-cakmakci-0023-480x480.png 480w" sizes="auto, (max-width: 1254px) 100vw, 1254px" /></p>
<h3>TRT KOROLARINDA SANAT YOLCULUĞUNU GELİŞTİRDİ</h3>
<p>Sezen Çakmakçı’nın sanat kariyerindeki önemli dönüm noktalarından biri de TRT bünyesindeki çalışmalar oldu. 2015 yılından itibaren TRT’ye bağlı şef Ömer Hayri Uzun yönetimindeki korolarda yer alan sanatçı, Türk müziğinin farklı disiplinlerinde çalışmalarını sürdürdü.</p>
<p>Adnan Şahin Türk Halk Müziği Korosu ile Ali Toprak Türk Müziği ve Tasavvuf Müziği korolarında da görev alan Çakmakçı, geleneksel Türk müziğine yönelik repertuvarını genişletme fırsatı buldu. Türk halk müziği ve tasavvuf müziği alanlarında yaptığı çalışmaların sanat anlayışını derinleştirdiği belirtiliyor.</p>
<p>Sanat eğitimini akademik düzeye taşıyan başarılı isim, 2019 yılında Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Türk Müziği Devlet Konservatuvarı Ses Eğitimi Bölümü’nden mezun oldu. Konservatuvar eğitimi süresince Yeşilçam film müzikleri konserlerinde de sahne alan Çakmakçı, farklı repertuvarlarla sahne tecrübesini artırdı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-9802" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/sezen-cakmakci-konser.jpeg" alt="" width="850" height="641" srcset="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/sezen-cakmakci-konser.jpeg 850w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/sezen-cakmakci-konser-540x407.jpeg 540w" sizes="auto, (max-width: 850px) 100vw, 850px" /></p>
<h3>SES DERGİSİ YARIŞMASINDA DİKKATLERİ ÜZERİNE ÇEKTİ</h3>
<p>Türk magazin ve sanat dünyasının köklü yayınlarından biri olan Ses Dergisi tarafından düzenlenen “O Ses Kim?” yarışması, sanat çevrelerinde yakından takip edilen organizasyonlar arasında yer alıyor. Geçmişte birçok ünlü ismin kariyer yolculuğuna katkı sunan yarışma, bu yıl da genç yetenekleri sanatseverlerle buluşturdu.</p>
<p>Yarışmanın organizasyonu, Ses Dergisi imtiyaz sahibi Serap Turgut tarafından gerçekleştirildi. Çakmakçı’nın sahne performansı jüri üyeleri tarafından yüksek puanlarla değerlendirilirken sanatçının özellikle sahne hakimiyeti ve yorum gücü öne çıkan detaylar arasında gösterildi.</p>
<p>Sanat çevreleri, Sezen Çakmakçı’nın hem akademik müzik eğitimi hem de yıllardır sahne üzerinde kazandığı deneyim sayesinde yarışmada önemli bir avantaj elde ettiğini belirtiyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-9803" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/sezen-cakmakci-konser-001.jpeg" alt="" width="850" height="567" srcset="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/sezen-cakmakci-konser-001.jpeg 850w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/sezen-cakmakci-konser-001-540x360.jpeg 540w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/sezen-cakmakci-konser-001-272x182.jpeg 272w" sizes="auto, (max-width: 850px) 100vw, 850px" /></p>
<h3>MÜCADELECİ KİŞİLİĞİYLE DE ÖRNEK OLUYOR</h3>
<p>Sezen Çakmakçı yalnızca sahne performansıyla değil yaşam öyküsüyle de dikkat çekiyor. Sanat yolculuğu boyunca zorlu süreçlerle karşılaşmasına rağmen üretmeye ve müzik çalışmalarına devam eden sanatçı, azmiyle çevresine ilham veriyor.</p>
<p>Yakın çevresi tarafından disiplinli, hedef odaklı ve mücadeleci kişiliğiyle tanımlanan Çakmakçı’nın sanata bakış açısının yaşam enerjisiyle birleştiği ifade ediliyor. Sağlık açısından zorlu dönemler geçirmesine rağmen müzikten kopmayan sanatçı, bu süreci güçlü iradesiyle geride bıraktı.</p>
<p>Hayata dair yaklaşımında sanat, üretim ve gelişim kavramlarını merkeze koyan Sezen Çakmakçı, sahne çalışmalarını sürdürürken yeni projeler üzerinde de çalışıyor.</p>
<p>Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuarından mezun olan Sezen Çakmakçı aynı zamanda Gazi Üniversitesi’nde pedagoji eğitimi aldı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-9804" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/o-ses-kim-yarisma-afis-kopya.jpg" alt="" width="976" height="1415" srcset="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/o-ses-kim-yarisma-afis-kopya.jpg 976w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/o-ses-kim-yarisma-afis-kopya-331x480.jpg 331w" sizes="auto, (max-width: 976px) 100vw, 976px" /></p>
<h3>YARI FİNAL HEYECANI 28 HAZİRAN’DA YAŞANACAK</h3>
<p>“O Ses Kim?” yarışmasının yarı final etabı 28 Haziran 2026 Pazar günü Ankara’da bulunan Etap Altınel Oteli’nde gerçekleştirilecek. Yarı finalde yeniden sahne alacak olan Sezen Çakmakçı’nın performansı sanatseverler tarafından merakla bekleniyor.</p>
<p>Başarılı sanatçı, yarışmada elde ettiği sonuçla müzik kariyerinde önemli bir aşamayı geride bırakırken, sanat yolculuğunu daha geniş kitlelere ulaştırmayı hedefliyor. Ankara’daki yarışmada yarı finale yükselmesi ise onun disiplinli çalışmasının, sahne deneyiminin ve müziğe duyduğu tutkunun güçlü bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/sezen-cakmakcidan-ankarada-dikkat-ceken-performans-o-yarismada-yari-finalde/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Süreyya</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/sureyya/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/sureyya/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yağmur Erdem]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 May 2026 20:34:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[adana hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[Süreyya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=9784</guid>

					<description><![CDATA[Yağmur Erdem yazdı: Sabah erkenden yola çıktık. Babaannem yumurta haşlamış, domates, salatalık, maydanoz, nane ve tandır ekmeği hazırlamıştı.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sıcak mı sıcak bir Adana günü… Adana’da yaz günleri böyle başlıyordu. Etrafta koşan kediler, koyunlar, köpekler, horozlar… Vantilatörlerin, klimaların çalışması bile Adana’nın sıcağına çare olmuyordu. Ama yine de çok seviyordum bu başıboş, kendi hâlinde olan güzel çiftliği.</p>
<p>Babaannemlerin altın günü vardı. Babaannem çok güzel bir kahvaltı sofrası hazırlamıştı. Bahçeden toplanmış domatesler, salatalıklar, kendi yaptığı zeytinler…</p>
<p>“Müberra, içimde bir sıkıntı var. Bilmiyorum kızım…” dedi anneme.</p>
<p>“Hayırdır inşallah…”</p>
<p>Enteresan bir kasvet vardı bu ara çiftliğin üzerinde. Bu, bütün insanların yüzünden okunuyordu sanki. Anneannem konuyu kapatmak istercesine:</p>
<p>“Neyse, hayırlara çıksın Müberra…” dedi.</p>
<p>Altın günü için hazırlanıyorlardı. Kısırlar, börekler, dolmalar… Kocaman sofralar kuruluyordu gelecek on bir kişi için. Çok kalabalık oluyordu her yer. İnsanlar hep ağızdan konuşuyor, sürekli sorular soruyorlardı birbirlerine. Daha birinin cevabı alınmadan başka bir soru havada yankılanıyordu.</p>
<p>Ben hiç sevmiyordum kalabalık yerleri.</p>
<p>Okulda bile bazen matematik dersinde havalanıp uçtuğumu hayal ediyordum sıkıntıdan. Öğretmenlerim her veli toplantısında:</p>
<p>“Bu kızı pedagoga götürün Müberra Hanım. Derste dalıp gidiyor. Resimden ve yazıdan başka bir şey düşündüğü yok…” diyorlardı.</p>
<p>Annem Süreyya her seferinde üzülüyordu. Veli toplantılarında farklı şeyler duymak istiyordu belki. Ama en son götürdükleri Sude Hanım çok iyi birisiydi. Kırmızılı, sarılı, beyazlı rengârenk bir ofisi vardı. Benimle konuşmuş, bana sorular sormuştu. Onu çok sevmiştim.</p>
<p>Kitaplara yönelmem gerektiğini söylemişti. Sanatla, resimle uğraşmalıymışım. Haklıydı. Aklım fikrim kitaplarda, ansiklopedilerde, dünya haritalarındaydı. Ben ancak böyle huzurlu oluyordum.</p>
<p>Ben hamur işi sevmiyorum. Kısır da sevmiyorum, dolma da… Ben ketçaplı makarna seviyorum. Dümdüz. Bu kadar işte. Var mı bunun üstüne bir şey diyeceğiniz?</p>
<p>Evden nar ve portakal kokuları yükseliyordu. Gülizar Abla taze taze nar suyu sıkmıştı. Senenin ilk narını içiyorduk.</p>
<p>Ama ben bir yolunu bulup bu kadınlar gününden kaçmak istiyordum.</p>
<p>Bana arkası kırmızı fiyonklu, beyaz güpürlü bir kıyafet giydirmişlerdi. Misafirler geldiğinde lokumları ben dağıtacaktım. Teyzeler beni sıkıştırıp duruyordu:</p>
<p>“Büyüyünce ne olacaksın?”</p>
<p>“En sevdiğin ders hangisi?”</p>
<p>“Doktor mu olacaksın?”</p>
<p>Yanaklarım kıpkırmızı olmuştu. Boncuk boncuk terliyordum.</p>
<p>Benim aklım ise dedemin kütüphanesindeydi. Bayılıyordum o odaya. Bir sürü kitabı vardı. Yolunu bulup kütüphaneye kaçmıştım.</p>
<p>Akşamüstüne doğru misafirler dağıldı. Herkes evine gitmişti. Babaannem Gülizar Ablaya kaburga dolması yaptırmıştı. Yanına da soğuk ayran çorbası… Bayıla bayıla yedim.</p>
<p>Benim için ayrıca ketçaplı makarna yapmıştı.</p>
<p>Keşke insanlar hiç korkmasa diye düşündüm. Hiç sıkıntı çekmeseler… Çünkü yüzlerindeki o bakışlarda hep bir yorgunluk vardı sanki. İnsanlar büyüdükçe gülümsemeler azalıyor, yerini buruk tebessümler alıyordu.</p>
<p>Akşam çaylarımızı içtikten sonra dedem:</p>
<p>“Piknik sepetini hazırla hanım. Yarın pamuk tarlasına gideceğiz. Süreyya’yı pamuk tarlalarıyla tanıştıralım.” dedi.</p>
<p>Sabah erkenden yola çıktık. Babaannem yumurta haşlamış, domates, salatalık, maydanoz, nane ve tandır ekmeği hazırlamıştı.</p>
<p>Koca çınarın altında oturduk.</p>
<p>Yüreğir Ovası’nda çalışan işçiler, benim bitmek bilmeyen sorularımla uğraşıyorlardı:</p>
<p>“Pamuk ne zaman açar?”</p>
<p>“Ne zaman toplanır?”</p>
<p>“Ne zaman ekilir?”</p>
<p>Hepsi kahkahalarla gülüp bana pamuğun tarihini anlatıyordu. Dedem ise:</p>
<p>“Evladım, yorma ablalarını, abilerini…” diyordu.</p>
<p>Hava çok sıcaktı. Herkes öğle molasındaydı.</p>
<p>Derken dedemin telefonu acı acı çaldı.</p>
<p>Arayan, karşı komşumuz Behçet Amca’nın oğlu Tufan Abi’ydi.</p>
<p>Babası vefat etmişti.</p>
<p>Birden o kavruk Adana güneşi yerini keskin bir rüzgâra bıraktı sanki.</p>
<p>Hemen toparlanıp gittik.</p>
<p>Babaannem yemekler pişirmeye başladı. Kuru fasulyeler, pilavlar, çorbalar… Ağlaya ağlaya yapıyordu yemekleri. Herkes bir köşede sessizce oturuyordu.</p>
<p>Ben de susmalıydım.</p>
<p>Olan biteni sormamalıydım.</p>
<p>Ölüm çok değişik bir şeydi.</p>
<p>Ağlayan kadınlar… Ağlayan erkekler… Taziyeleri kabul eden insanlar…</p>
<p>“Kunduracıoğlu Behçet…” dedi dedem sessizce. “Ne çok hatıramız oldu seninle…”</p>
<p>Ben ise korkulu adımlarla evi dolaşıyordum.</p>
<p>Bir oda dikkatimi çekti.</p>
<p>Oymalı bir berjer vardı odada. Üstünde ise Behçet Amca’nın fotoğrafı… Pos bıyıkları, kalın kaşları ve masmavi gözleriyle bana bakıyordu. Başındaki şapkasıyla sanki birazdan canlanacak gibiydi.</p>
<p>Parmağımla antika aplik lambasının düğmesine basıp duruyordum. Sanki insanların neden durduğunu, neden üzüldüğünü anlamaya çalışıyordum.</p>
<p>Sonra kütüphane dikkatimi çekti.</p>
<p>Kur’an-ı Kerimler, ilmihaller, ansiklopediler…</p>
<p>Rastgele bir kitap çektim.</p>
<p>“Dünya Tarihi Ansiklopedisi” yazıyordu üzerinde.</p>
<p>Bir sayfayı açtım.</p>
<p>“Dionysos… Ariadne’nin İpi…”</p>
<p>Kendi kendime düşündüm:</p>
<p>“O ipe tutunup bütün sevdiklerimi alıp dertlerden kaçabilir miyim?”</p>
<p>Ama böyle şeyler sadece ansiklopedilerde olurdu.</p>
<p>Sanırım büyümek bunu gerektiriyordu.</p>
<p>İnsanlar doğuyor, büyüyor ve ölüyordu.</p>
<p>Bunu anlamam gerekiyordu.</p>
<p>Bir yerlerden ağır tereyağı ve irmik kokusu geliyordu. Bir yanda bayılan bir kadın, titreyen insanlar, ölümden korkan ben…</p>
<p>Suskunluğumu sonsuza kadar içime gömmek istiyordum.</p>
<p>Sonra içimden bir ses yükseldi:</p>
<p>“Sen bakma Süreyya, coşkun kalabalıkların susmak bilmeyen dudaklarına… Ne zaman sıkılırsan içindeki o portakal ağacının yanına git. Ona yaslan. Kokusu içine dolsun.</p>
<p>Bir kuşla kahvaltını paylaş.</p>
<p>O çok merak ettiğin Alp Dağları’nı hayal et.</p>
<p>Aklından çıkaramadığın Mısır piramitlerini düşün.</p>
<p>Belki bir gün görürsün.</p>
<p>Belki bir gün hepsi gerçekleşir.</p>
<p>Sen bakma coşkun kalabalığa…</p>
<p>Koş içindeki o en sevdiğin portakal ağacına…”</p>
<p><em>(Görsel: Adana/Mehmet Poyraz)</em></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/sureyya/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
