Büyük Türk düşünce ve bilim adımı Farabi akılda bir sezgi gücü bulunduğunu, insan zihninde doğuştan getirilen düşünceler olduğunu kabul eder. Farabi bilginin üç kaynağı olduğunu söyler: duyu, akıl ve nazar.
Farabi’nin nazar dediği şey, doğuştan insana yüklenmiş fikirlerdir. Farabi’ye göre ayrıca insan zihninde “sezgi” adı verilen bir güç vardır. Sezgi, apaçık ve kesin bilgiye ulaşma aracıdır.
Sokrates’e göre ahlaki doğruların ve erdemlerin bilgisi doğuştandır yani insan dünyaya bu bilgiyle gelir. Fakat insan bu dünyaya geldiğinde bunları unutmuştur. Bu yüzden bu bilgilerin hatırlanması ve bilinç/şuur düzeyine çıkarılması gerekir. Buna Sokrates “doğurtma”yöntemi” der.
Gazali’ye göre gerçek ve kesin bilgi, sezgi yoluyla elde edilir.
Bu aynı zamanda kalp gözüdür.
Bergson ise varlık veya gerçeklik hayattır ve bunu yalnızca sezgi kavrayabilir, der. Ona göre varlığın özüne nüfuz eden sezgidir.
Kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim “bilgi” konusunda ne der?
> “Rahman Kur’ân’ı öğretti. İnsanı yarattı, ona konuşmayı öğretti.” (Rahman 1-4)
> “…İnsana bilmediğini öğretti.” (Alak 3-5)
> “ve Âdem’e isimlerin hepsini öğretti… “(Bakara 31)
Yüce kitabımız Kur’ân-ı Kerim de insan yaratıldıktan sonra ona bilginin de Allah tarafından öğretildiğini söylüyor. Yani insan doğuştan bilgi sahibidir. Yukarıda bilim adamlarının vurguladığı “sezgisel bilgi”yi de kapsar bu bilgi.
Sezgi gücüyle elde edilen bilgiyi insanoğlu kolayca unutmaktadır. Yüce bilgiyi fark edebilmesi için insanoğlunun ciddi bir hatırlama sancısı çekmesi gerekir. Bu da tefekkürden, düşünmekte, asırlardır düşünenlerin kitaplarını okumaktan geçer.
Bakınız, İslam kültüründe doğuştan edinilen bilgiyi hatırlamanın en açık işareti “bezm-i elest” meclisidir. Bezm-i elest hatırlamanın merkezidir, ruhudur. Bu, Kuran-ı Kerim’de Araf süresi 172.ayetinde Rabbimiz tarafından ortaya konmuştur:
Senin Rabbin, her ne zaman Âdemoğullarının sulblerinden onların soylarını çıkaracak olsa, onları kendileri hakkında tanıklık etmeye çağırır:
“Ben sizin Rabbiniz değil miyim?”
Onlar, cevaben: “Elbette!” derler, “Buna tanıklık ederiz!” (Bunu, böylece hatırlatıyoruz ki) Kıyamet Günü’nde, “Doğrusu, bizim bundan haberimiz yoktu” demeyesiniz.
Bilgi, hatırlama ve tefekkür demişken tam burada şunu da belirtmeliyim. Kuran-ı Kerim 137 yerde insanı “tefekküre, düşünmeye” davet ediyor. Okuyup öğrenmek, öğrenip düşünmek; düşünüp hatırlamak, düşünüp doğru yola yönelerek, iyiliği emredip, kötülükten uzaklaşmak…


YORUMLAR