Tahta çıktığı 25 Haziran 1861’de Devlet-i Aliyye’nin mali durumu oldukça kötüydü, Balkanların birçok yerinde Rusya’nın, İngiltere’nin ve Fransa’nın desteklediği halkların isyanı vardı. Devletin modernleşmesi için büyük çaba gösteren babası Sultan II. Mahmud’un izinden devam etti. Sultan II. Mahmud Yeniçeri Ocağı’nı kaldırmış, divan-ı hümayun yerine bakanlıklar ve meclis kurmuştu, kıyafet nizamnamesiyle ceket, pantolon ve fesi Osmanlıya getirmişti, ülkede ilk nüfus sayımı yapılmış, modern anlamda tıp ve askerî okullar açılmıştı. Kendisi hattat, şair ve bestekârdı.
Sultan Abdülaziz de Batılılaşma ve modernleşme sürecine devam etti. Vilâyet Nizâmnâmesi’yle ülke genelinde yeni idari teşkilatlanmalar oluşturdu. Osmanlı donanmasını çok güçlü hale getirdi, Danıştay’ı, Sayıştay’ı, Nizamiye Mahkemeleri’ni kurarak ve mecelleyi yayımlayarak devletin hukuk sistemini yeniden inşa etti. Galatasaray Lisesi’ni, İstanbul Üniversitesi’ni kurdu, sanayi mektebini, maden mektebini, eczacılık mektebini, kız öğretmen mektebini açtı. Abdülaziz döneminde ulaşım ve haberleşme alanında da önemli ilerlemeler kaydedildi. Toplam 452 kilometre olan demiryolu şebekesi onun zamanında 1344 kilometreye çıktı. Mısır gibi eyaletlerin yanı sıra Batı Avrupa’ya ziyaretler yapan ilk ve tek padişah oldu.
Oldukça dindardı, kardeşi gibi sefahate ve içkiye düşkün değildi. Bir müceddit, âlim, münevver ve filozof olan Sultan Abdülaziz 4 Haziran 1876 günü maalesef odasında bilek damarları kesilmiş bir vaziyette bulundu. Kendisine kanlı bir darbe yapılmıştı.

Kronik yayınlarından geçtiğimiz ay fevkalâde bir kitap yayımlandı. Kitabı Murat Serdar Saykal hazırlamış, Prof.Dr. Akif Emre Öktem’in sunuşuyla… Kitap büyük Türk hükümdarı Sultan Abdülaziz’in hikmet ve mantık bahislerine dair bir şerhinin tıpkıbasımını, şerhin Latinize edilmiş halini, Burcu Bayer’in Sultan Abdülaziz’in “Hidâye Şerhi”ne dair değerlendirmesini içeriyor. Kitabın tam adı “Sultan Abdülaziz, BİR FELSEFE RİSALESİ, Sultan Abdülaziz Han’ın Hikmet ve Mantık Bahislerine Dair Şerhi”dir. Baskı tarihi Haziran 2026.
Kitabın ilk takrizini yakın zamanda hayat veda eden Prof.Dr. İlber Ortaylı yazmak istemiş ama ömrü vefa etmediği için yazamamıştır. Bu nedenledir ki Akif Emre Öktem hocanın takrizinin başlığı merhum Ortaylı hocaya hürmeten “İkinci Takriz” olarak geçer. Öktem hoca takrizinde tarihin ideolojik tercihlere göre kurgulandığına dikkat çekerek Sultan Abdülaziz’in öldürülmesi üzerine muhakemeye yer veriyor.
ABDÜLAZİZ NADİR RASTLADIĞIMIZ “FİLOZOF HÜKÜMDAR” ZÜMRESİNDENDİR
Öktem Hoca tarihe ve tarihî kişiliklere önyargılı ve ideolojik yaklaşanların “şuuru bozulmuş” olarak kayıt düştükleri Sultan Abdülaziz’in nasıl böyle bir eser yazdığını sorgulayarak, tarih kurgulayanların düştüğü çelişki ve önyargıları ortaya koyuyor: “Elimizdeki felsefe kitabının yazarı, ardında halâ çözülemeyen sırları ve soruları bırakan ‘muhtelü’ş-şuur’(!) Abdülaziz’dir… Platon’un idealize ettiği filozof hükümdarlar zümresine yeni bir eser sahibi eklendi. Felsefe tarihinde Fatih, Kanunî ve pek çok Rönesans prensi gibi filozofları himaye eden hükümdarlar az değil. Ama Roma imparatorları Marcus Aurelius ve Iulianus ile Prusya Kralı II. Friedrich gibi yazıl eser bırakan taçlı filozoflara daha nadiren tesadüf ediliyor. II. Friedrich ile Abdülaziz’i yakınlaştıran ilginç bir benzerlik, kralın flütçü padişahın ise neyzen olması…”
SULTAN ABDÜLAZİZ BİZZAT KENDİ KALEMİYLE YAZMIŞ
Öktem hoca eserin keşfini çok önemli ve hoş bir sürpriz olarak görür. Sultan Abdülaziz’in İslam felsefesi sahasındaki bu küçük risalesi kitabı hazırlayan Murat Serdar Saykal’ın “Önsöz”ünde belirttiğine göre Ali Emiri Efendi tarafından vakfedilen Millet Kütüphanesi’nde Şer’iye bölümünde 1283 numara ile kayıtlıdır. Eserde 18b numaralı varakta yer alan ferağ kaydında (günümüz Türkçesiyle) şöyle yazılmaktadır: “Zamanın büyük âlimi ve dönemin sultanı, âlemin velinimeti Sultan Abdülaziz Han efendimizin bizzat kendi hikmetli kalemleriyle tercüme ettikleri bazı felsefe ve mantık konularına dair olan bu eserin yazımı 1286 senesinin Şevval ayında tamamlanmıştır.”
Eserin yazılış tarihi (nüshanın istinsahı) 1870 yılının Ocak ayına denk geliyor. Sultan’ın saltanatının dokuzuncu senesine… Bu da gösteriyor ki Sultan Abdülaziz ilmî faaliyetlerini sadece şehzadelik döneminde değil devleti idare ederken de sürdürmüştür.
Kitapta esere dair bir değerlendirme yapan Burcu Bayer’in bildirdiğine göre Sultan’ın bizzat yazdığı metin, “Osmanlı düşünce geleneği içinde İlm-i Hikmet (Felsefe) dersinde okutulan Ebherî’nin “Hidayetü’l-Hikme” adlı eserinin Fizik bölümünün ilk üç bahsini içeren bir şerh olarak” kaleme alınmış.
“Hidâyetü’l-hikme, Esîrüddin el-Ebherî (ö.663/1265) tarafından İbn Sînâ’nın Uyûnü’l-hikme’si model alınarak yazılmış ve İbn Sînâ-Sühreverdî düşüncesinin Fahreddin er-Râzî tarafından gerçekleştirilmiş olan Sünnî sentezinin el kitabı haline gelmiştir.” Ebherî’nin eseri Osmanlı medreselerinin temel ders kitaplarından biridir.
Burcu Bayer’in kitaptaki Sultan’ın şerhine dair değerlendirmesini şöyle özetleyebiliriz:
-Eser, klasik İslam düşüncesindeki gibi bilim tasnifinde Aristotelesçi tasnifle hikmetin tanımıyla başlar. Hikmet teorik ve pratik olarak ikiye ayrılır.
-Eserde İbn Sînâcı çizgi doğrultusunda birinci fasılda atomun iptalini konu edinir. İkinci fasılda da heyulanın ispatı, cismani suretin heyuladan olmayacağı şeklinde bir düşünce hattı izlenir. “Suret-i cismiyyeyi açıklarken suret ve heyula ilişkisini ele alır. Aristoteles, Fârâbî ve İb Sînâcı Meşşâî mezhep ile Eflatun ile Sühreverdî’ye atfettiği İşrâkî mezheplerin bu meseledeki tutum farklarının üzerinde durur. Ardından ‘Şârih-i Mevâkıf’ olarak andığı Cürcânî’ye referansla heyula-suret ilişkisini mantık kaideleri üzerinden delillendirir.”
Metnin tıpkıbasımında bazı isimlerin ve bölümlerin Sultan tarafından kırmızı yazıldığı görülmektedir. Sultan Abdülaziz Han’ın bizzat yazdığı metnin Latinizesinde de aynı yerler kırmızıyla yazılmıştır.

