Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
WhatsApp
Sosyal Medya

Yakın tarihimizin müzmin hastalığı: Darbelerin Derin Tarihi

Eyüp Rasih Doğan yazdı: Darbelerin Derin Tarihi kitabında anlatılan her darbe; planı, tatbiki ve neticeleriyle ele alınıyor. Bu üslup ile okuyucu hazırlanış vetiresini takip ederken kendini bir yapbozun ortasında buluyor.

Eyüp Rasih Doğan yazdı: Darbelerin Derin Tarihi kitabında anlatılan her

Yakın tarihimizin darbelerden bigâne yazılamayacağı üzücü bir hakikattir. Kuleli Vakası ile başlayan ve zamanla müzmin hale gelen darbe illeti, en son 15 Temmuz’da nüksetti. Ama daha evvel 1960, 1971, 1980 ve 28 Şubat darbelerinden aldığı derslerin bünyeye kazandırdığı bağışıklıkla bu asil millet, hastalığa yenik düşmedi. Buna rağmen darbelerin yeterince anlaşıldığını düşünmüyorum. Yakın tarih sahasında en velut kalemlerden biri olan Mustafa Armağan, “Darbelerin Derin Tarihi” adlı eserinde mevzuyu kökenine inerek kronolojik olarak el almış.

Kitap üç ana bölümden oluşuyor. Birinci bölümde yazar, ilk modern darbe girişimi olan Kuleli Vakası ile Yakup Cemil Olayı arasında, Osmanlı’da yaşanan darbeleri ele alıyor. Bu bölümü okurken en çok dikkatimi çeken nokta, padişahların kendilerine darbe girişiminde bulunanların cezasını tahfif etmeleri (hafifletmeleri) oldu. Bilhassa “Kızıl Sultan” lakabıyla karalanan Sultan Abdülhamid’in, amcasının katillerinin bile idamını müebbet hapse çevirdiğini okuyan bir insanın, “Ulu Hakan”ın merhametine hayran kalmaması mümkün değil.

İkinci bölüm kitabın en uzun yerini oluşturuyor. Armağan, “Darbelerin anası” olarak tarif ettiği 1960 Darbesini en küçük detayına varıncaya kadar ele almış. CHP’nin kaybettiği iktidarı ele geçirmek için toplumu keşmekeşe çevirme gayretlerini, basını bu gayrete alet ettiğini okuyunca darbeler tarihini bilmenin elzem olduğunu idrak ediyoruz. Bu bölüm bence, okuyucuyu en çok kederlendiren yer. Gayrimeşru usulle hükümeti deviren bir partinin, halkın iradesini görmezden geldiği gibi onun gönlünde “Ezan şehidi” olarak yer alan Adnan Menderes’e insani hayat şartları tanımadığı satırları okuyunca üzülmemek elden değil.

Son bölüm, bu darbenin meydana getirdiği artçı darbeler olan 12 Mart muhtırası, 12 Eylül darbesi ve 15 Temmuz darbe girişimini anlatması ile noktalanıyor. Kitapta 28 Şubat “Postmodern” darbesi yer almıyor. Bunun sebebi, yazarın vakayı müstakil bir kitap halinde ele alacak olmasıdır.

Kitap boyunca anlatılan her darbe; planı, tatbiki ve neticeleriyle ele alınıyor. Bu üslup ile okuyucu hazırlanış vetiresini takip ederken kendini bir yapbozun ortasında buluyor. Böylece yazar zihnimize her bir parça eklediğinde, darbelerin arkasındaki karanlık örgüyü daha iyi müşahede ediyoruz. Eserin akıcı olmasının yanı sıra kaynaklı ve devrin gazete manşetlerine yer vermesi araştırmacılar için rehber oluyor.

Armağan’ın kitaptaki asıl tezi, darbelerin nasıl değil, neye mâl olduğudur. Menderes devrinde projesi hazırlanan 15 Temmuz Şehitler Köprüsü (Eski adıyla Boğaziçi)’nün yapımının on yıl gecikmesini örnek vererek, Türkiye’nin de dokuz yıl rötar yaptığını söylüyor. Bu formülle Cumhuriyet devrinde yaşanan dört meşum darbenin, ülkenin gelişmesine toplam otuz altı yıl rötar yaptırdığını iddia ediyor. Şu an ulaşacağımız seviyeye otuz altı yıl önce ulaşacağımız gerçeği ile yüzleşince, darbelerin sadece ülkemizin tarihinde değil, terakkisinde de büyük bir yeri olduğu hakikatini idrak ediyoruz. Bu kitap, 15 Temmuz’da bağışıklık geliştirdiğimiz meşum ve müzmin hastalığa karşı olan direncimizin zayıflamaması için takviye olacaktır.

Darbelerin Derin Tarihi, Mustafa Armağan, Duruş Yayınları, İstanbul 2025, 1. Baskı, 244 shf.

Eyüp Rasih Doğan/Ankaraedebiyat.com.tr