Leman Gölü herkeste aynı duyguyu uyandırmamış.
Olabilir kuşkusuz.
Ama Rus edebiyatçı Fyodor Mihayloviç Dostoyevski roman kişilerinden birine göl hakkında oldukça olumsuz sözler söyletir.
Ecinniler’den Mazlum Beyhan’ın çevirisiyle aktarıyorum: “Nasıl bir romatizmaya yakalandıysam dişlerim sızım sızım sızlıyordu. Cenevre Gölü’nün diş ağrılarına neden olduğuna dair bir yerlerde bir yazı gördüğümü de hatırlıyorum, böyle bir özelliği varmış gölün.” (İstanbul, 2012)
Tuhaf kuşkusuz. Dostoyevski bunu gerçekten bir yerden mi duydu, yoksa roman kişisinin ağzından kendiliğinden mi uydurdu?
Belki de bu, onun bedensel rahatsızlıklarını ve huzursuzluğunu dış dünyaya yansıtış biçimlerinden biriydi. Çünkü İsviçre’ye geldiği yıllarda yalnızca kumar borçlarıyla değil, Budala ve başka eserlerinde de işlediği sara (epilepsi) nöbetleriyle de boğuşuyordu. Üstüne bir de 1868’de Cenevre’de doğan kızı Sonya’nın birkaç ay sonra ölmesi eklenince…

Cenevre’den de hoşlanmayan Dostoyevski, Mektuplar’ından birinde “sıkıntısız, anlamsız, rezil iklimli, nefret edilecek, Protestan ve budala bir yer” damgası vurur (çev. Zeyyat Özalpsan, İstanbul, 1967).
Rus edebiyatçı zaten çok yazanlar arasındaydı; İsviçre’de de bu alışkanlığından geri kalmamış. Belki de kötülediği Cenevre, yaşamak için değilse bile çalışmak için elverişli bir ortam sunuyordu.
André Gide’in Dostoyevski kitabında değindiğine göre, sara nöbetleri geçiren roman kişisi Prens Mişkin çevresinde ördüğü Budala romanının önemli bölümlerini sevmediği Cenevre’de ve hoşlandığı Vevey’de yazdı (çev. Semih Tiryakioğlu, İstanbul, 1968).
Dostoyevski, Vevey’in kış ikliminde sağlığa elverişli, hoş bir yer diye önerildiğini mektuplarından birinde yazar.
Sonuçta mesele yalnız göl değil, kent değil; belki sürgünde yaşıyor duygusunun yerleşmesi, belki yitirilenin acısı, belki ruhsal dalgalanış…


YORUMLAR