Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
WhatsApp
Sosyal Medya
Eyüp Beyhan
Eyüp Beyhan

Mehmet Akif Ersoy’da iş ve çalışma ahlakı: Safahat merkezli bir okuma

Onun eserlerinde çalışma, geçim teminiyle sınırlı bir faaliyet değil; insanın onuru, inancı ve toplum içindeki yeriyle doğrudan ilişkili ahlaki bir zorunluluktur. Mehmet Akif, yaşadığı dönemin çözülme ve yoksullaşma şartları içinde tembelliği, ataleti ve kaderciliği sert biçimde eleştirirken; çalışmayı, gayreti ve alın terini bir diriliş imkânı olarak sunar.

Mehmet Akif Ersoy’un iş ahlakı ve çalışma ahlakına dair düşünceleri, özellikle Safahat’ta yer alan şiirler üzerinden ele almamız konun anlaşılmasını pekiştirir kanaatindeyim. Şiir mısraları, Mehmet Akif’in düşüncesini süsleyen estetik bir unsur yada retorik değil; doğrudan doğruya onun ahlaki ve toplumsal teklifinin taşıyıcısı konumundadır.

ÇALIŞMA AHLAKI

Mehmet Akif Ersoy’da çalışma ahlakı, insanın hem kendisine hem de topluma karşı taşıdığı ahlaki sorumluluğun temelidir. Akif, tembelliği sadece bireysel bir kusur olarak değil, toplumsal çöküşün de ana sebeplerinden biri olarak görür. Ona göre çalışmayan insan, zamanla iradesini, onurunu ve istikametini kaybeder.

Bu anlayış, Safahat’ta son derece sarsıcı bir dille dile getirilir:

“İş bitti… Sebâtın sonu yoktur! deme, yılma.

Ey millet-i merhûme, sakın ye’se kapılma.”

Akif burada yalnız bireye değil, topyekûn millete seslenmektedir. Çalışma ahlakı, onun düşüncesinde umutla doğrudan ilişkilidir. Umudu kaybetmek, çalışmayı terk etmekle eşdeğerdir. Bu nedenle azmin bırakılması, Akif için ahlaki bir çöküştür.

Bu çöküşü en açık biçimde ortaya koyan mısralardan biri şudur:

“Kim kazanmazsa bu dünyâda bir ekmek parası;

Dostunun yüz karası; düşmanının maskarası!”

Bu dizelerde yoksulluk değil, emeğe dayanmayan bir hayat yerilmektedir. Çalışmak, insanın vakarını korumasının yegâne yoludur.

Akif, azimsizliği ve teslimiyeti sert bir dille haykırır:

“Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak…

Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak.”

Bu ifadeler, çalışma ahlakının Akif için bir tercih değil, varoluşsal bir zorunluluk olduğunu gösterir.

 EMEK VE GAYRET ELEŞTİRİSİ

Safahat, Mehmet Akif’in toplumun emekle olan ilişkisini en çıplak hâliyle gözler önüne serdiği büyük bir ahlak muhasebesidir. Akif, geri kalmışlığı yalnızca dış etkenlerle açıklamaz; asıl sorunun tembellik ve yanlış kader anlayışı olduğunu vurgular:

““Çalış!” dedikçe şerîat, çalışmadın, durdun,

Onun hesâbına birçok hurâfe uydurdun!”

Bu mısralar, dinin tembelliğe kılıf yapılmasına karşı açık bir itirazdır. Akif’e göre İslam, çalışmayı emreden bir inançtır; ataleti meşrulaştıran anlayışlar ise din değil, hurafedir.

Akif, yalnız bireysel değil, kozmik bir çalışma düzenine de dikkat çeker. Kâinattaki her varlığın hareket hâlinde olduğunu vurgulayarak insanın tembelliğini anlamsızlaştırır:

“Kamer çalışmadadır, gökle yer çalışmadadır;

Güneş çalışmada, seyyâreler çalışmadadır.”

Bu bakış açısına göre çalışma, sadece insana özgü bir fiil değil; varoluşun ortak yasasıdır. Zaman ve mekân bile bu büyük emeğin içindedir:

“Zaman da sa’ye çıkar: Çünkü hep onunla yürür;

Mekân da sa’ye varır…”

Böyle bir evrende insanın miskinliği, Akif’e göre aklî ve ahlakî bir çelişkidir:

“Dolaş da yırtıcı arslan kesil, behey miskin!

Niçin yatıp, kötürüm tilki olmak istersin?”

İş Ahlakı: Meslek, Dürüstlük ve Helal Kazanç

Mehmet Akif’te iş ahlakı, yalnızca çalışmakla sınırlı değildir; nasıl çalışıldığı en az çalışmanın kendisi kadar önemlidir. Akif, helal kazancı insanın iç dünyasını ayakta tutan temel unsur olarak görür.

Çalışmanın ahlaki yönü, nesiller arası sorumlulukla da ilişkilendirilir:

“Hüsrâna rızâ verme… Çalış… Azmi bırakma;

Kendin yanacaksan bile, evlâdını yakma!”

Bu mısralar, tembelliğin sadece bugünü değil, geleceği de yaktığını gösterir. Akif’e göre iş ahlakı, çocuklara bırakılan en büyük mirastır.

Akif’in iş ahlakı anlayışı, alın terini kutsayan bir çizgide şekillenir. İnsan, çalışarak hem kendisi için hem de başkaları için üretmelidir:

“Elin, kolun tutuyorken çalış, kazanmaya bak!

Ki artığınla geçinsin senin de bir yatalak.”

Bu yaklaşım, iş ahlakını toplumsal dayanışmanın temeline yerleştirir.

ÇALIŞMA HAYATININ TOPLUMSAL BOYUTU

Akif’e göre çalışma hayatı yalnız bireyin değil, toplumun kaderini belirler. Toplumsal diriliş, ancak kolektif emekle mümkündür. Bu nedenle çalışmak, bir vicdan meselesidir:

“Bekâyı hak tanıyan, sa’yi bir vazîfe bilir;

Çalış çalış ki, bekâ sa’y olursa hak edilir.”

Akif, duayı çalışmanın yerine koyan anlayışı da eleştirir. Kulun görevi önce çalışmak, sonra sonucu Allah’tan beklemektir:

“Ama kul neyle mükellefti ki tevfîk ile mi?

Hiç değil, sa’y ile; tevfîk, o: Hudâ’nın keremi.”

Toplumsal kurtuluşun yolunu açıkça gösterir:

“Çalışmak!.. Başka yol yok, hem nasıl? Canlarla, başlarla.”

Bu ifadeler, Akif’in çalışma ahlakını bir medeniyet meselesi olarak gördüğünü ortaya koyar.

Sonuç olarak şöyle özetlemek mümkün:

Mehmet Akif Ersoy’un iş ahlakı ve çalışma ahlakına dair düşünceleri, bugün de güncelliğini koruyan güçlü bir ahlaki çerçeve sunmaktadır. Akif’e göre çalışma:

İnsanın onurunu koruyan bir zorunluluktur,

İmanın hayata yansıyan bir tezahürüdür,

Toplumsal dirilişin ve bağımsızlığın temel şartıdır.

Safahat’ta yer alan mısralar, Akif’in bu düşüncelerini soyut bir teori olmaktan çıkarıp, canlı ve sarsıcı bir ahlak çağrısına dönüştürür. Onun çalışma ahlakı anlayışı, modern çalışma hayatının krizlerine karşı hâlâ güçlü bir referans noktası olma niteliğini taşımaktadır.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON İÇERİKLER

Gerçek Tarih Derneği