Akıl, savaşın karargâhı olsa da her şey yumruk kadar bir et parçasında başlar. İstiklal’in nişanesi olan zafer önce yüreklerde, sonra bileklerle kazanılır. Yüreği ateşleyen edebiyattır. Yazarlar, şairler, ozanlar ilk önce istiklal ateşini yürekte yakarlar. “Kelimeler ki tank gibi geçer adamın yüreğinden/ Harfler harp düzeni almıştır mısralarda…/Öyleyse ey şair sen de davranmalısın/ Şiiri bir mızrak gibi kullanmalısın/ Mısralarını şarjör gibi sürmelisin damarlara.” (E.Bayazıt) Sulh için sefere çıkan kelimeler ”Bazısı tüyden, bazısı demir.” (İ.Özel)
İSLAM COĞRAFYASININ MÜCADELE AZMİ
İstiklal mücadelesi veya var olma kavgası yalnızca cephelerde verilen nizami bir harp değil, aynı zamanda fikir, inanç, kimlik ve şeref mücadelesidir. Bu mücadelenin en mühim şahidi, hatta taşıyıcısı edebiyattır. İslam coğrafyasının, emperyalizme karşı müstemleke olmama direnişlerinde edebiyat, milletleri ayakta tutan şuur, hatırlatma ve çağrı vazifesi yapmıştır.
Türkiye, Azerbaycan, Pakistan gibi kardeş ülkelerde istiklal mücadelesi ile edebiyat eş zamanlı devam etmiştir. Yazar ve şairler; kalemlerini kılıçtan keskin tutarak bir nevi ”kalemli süvariler” olmuşlardır.
MİLLİ MÜCADELENİN VİCDANI OLARAK EDEBİYAT
Türkiye’de istiklal mücadelesinde edebiyat, cephede kelimelerle siper kazmıştır. Cephe gerisinde halkı tanzim etmiş, gençleri askere alma birimi gibi çalışmıştır. Bu uğurda emeği geçen insan sayısı çok fazla. Ancak en gür ses hiç şüphesiz Mehmet Akif Ersoy’dur. Akif, yalnızca İstiklal Marşı’nın şairi değil; milletin imanını, ahlakını ve direniş ruhunu mısralarla diri tutan bir fikir adamıdır. Safahat’ta Anadolu’nun yoksulluğunu, aynı zamanda sarsılmaz azmini dile getirir. ”Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.” (Safahat) En son ocağın bile zafere giden bir umut olduğunu haykırır. Onun şiiri, cephedeki askerin maneviyatını artırmış, camideki cemaate umut, münevverlere ise mesuliyet yüklemiştir.
Milli Mücadele yıllarında edebiyat; vaazlar, şiirler, makaleler ve marşlarla halkın şuurlanmasına vesile olmuştur. Dergiler, gazeteler ve kürsüler birer edebiyat cephesine dönüşmüş; edebiyat, işgal karşısında teslimiyeti değil, direnişi telkin etmiştir. Bu dönemde edebiyatın ana muhtevası vatan, iman, fedakârlık ve istiklal olmuştur.
İSTİKLALİN FİKRİ MİMARI OLARAK MUHAMMED İKBAL
Pakistan’ın kuruluş sürecinde edebiyat, yalnızca bir sanat alanı değil, doğrudan siyasi ve fikrî bir rehber olmuştur. ”Pakistan’ın Mehmet Akif Ersoy’u” Muhammed İkbal, istiklal düşüncesinin öncülerindendir. İkbal’in şiirleri, Müslümanların özgüvenini yeniden inşa etmeyi hedefler. Ona göre asıl esaret, zihinsel ve ruhsal esarettir.
İkbal, Doğu’nun Batı karşısındaki geri kalmışlığını eleştirirken çözümü taklitçilikte değil; köklere dönüşte, ahlakta ve dinamizmde görür. Onun şiirlerinde istiklal, yalnızca siyasi istiklal değil; öze dönüş küllerinden yeniden dirilme şuuruyla ayağa kalkan bir ümmet idealidir. ”Akıl başıma put yağdırdı, İbrahim gelip kurtardı.” İkbal’in düşüncesinde akıl tek başına yeterli değildir; vahyin rehberliği olmadan hakikate ulaşılamayacağını savunur.
KİMLİK VE İSTİKLALİN ŞİİRİ
Azerbaycan’da istiklal mücadelesi, özellikle Rus/Sovyet baskısı altında uzun yıllar bir var olma savaşı olarak sürdürülmştür. Bu mücadelenin edebiyattaki en güçlü temsilcilerinden biri Bahtiyar Vahabzade’dir. Vahabzade’nin şiirlerinde istiklal; ana dil, milli kimlik ve tarih bilinciyle birlikte işlenir.
”Gülistan” şiiri başta olmak üzere eserlerinde bölünmüşlük, esaret ve hürriyet hasreti; yüreği yanmış bir milletin feryadı gibi hissettirilir. Azerbaycan edebiyatında istiklal, çoğu zaman doğrudan söylenemeyen bir hakikat olarak semboller ve metaforlar aracılığıyla dile getirilmiştir. Bu da edebiyatı, baskı dönemlerinde bir “gizli direniş dili”ne dönüştürmüştür.
ORTAK BİR RUH
Türkiye, Pakistan ve Azerbaycan örnekleri birlikte incelendiğinde müşterek bir istiklal edebiyatı ruhu ortaya çıkar. Bu coğrafyalarda edebiyat; halkı gaflet uykusundan uyandıran, şuurlandıran; inancı ve ahlakı canlı tutan manevi destek; gelecek nesillere mücadele şuurunu aktaran miras olmuştur.
Şair ve edipler, sadece olup biteni anlatmanın yanı sıra olması gerekeni de izah etmişlerdir. Müslüman Doğu toplumları istiklal mücadelesinde edebiyat, tarihin tam merkezinde yer almıştır.
”Edebiyatta İstiklal”, milletlerin var olma iradesinin ete kemiğe bürünüp, kelimelerle görünmüş hâlidir. Mehmet Akif’te imanla yoğrulmuş bir direniş, İkbal’de vahye dayalı hürriyet, Vahabzade’de kimlik ve hafıza mücadelesi olarak zuhur eder. Bu isimler, farklı coğrafyalarda ama aynı ideal etrafında buluşmuşlardır: Hür ve şerefli bir millet olarak yaşamak.
Şairler milletleri adına istiklal arzularını haykırmışlardır. ”Unutma ki şairleri haykırmayan bir millet, Sevenleri toprak olmuş öksüz bir çocuk gibidir.” (M.E. Yurdakul) İstiklal edebiyatı, geçmişin masalcısı değil; varislerine de mesuliyeti, kutlu bir miras bırakan muristir.
