Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
WhatsApp
Sosyal Medya

Aynalı Kahve’de nabız altmış altı

Abdurrahim Zararsız, Yozgat’ta çayın, sohbetin, muhabbetin adresi olan Aynalı Kahve’yi yazdı.

Abdurrahim Zararsız, Yozgat’ta çayın, sohbetin, muhabbetin adresi olan Aynalı Kahve'yi

Yozgat’ın merkezinde, çayın, sohbetin, muhabbetin merkezi; Aynalı Kahve.

Bu sakin şehrin sakinleri için buluşma yeri olarak ilk akla gelen bu mekân, biraz şehre yabancı olanlar için daha kolay bulunabilecek bir başka nokta üzerinden tarif edilir; “Saatanenin orda, kime sorsan gösterir.”  İşin doğrusu, bu konumlamaya rağmen ilk defa gidecek olanlar, bu gizemli mekânı bulabilmek için ‘saat kulesinin dibinde’ dahi, ayrıca bir kılavuza ihtiyaç duyacaktır. Çapanoğlu (Büyük) Camiinde öğle namazlarını eda edenlerden bir kısmı, namaz çıkışı avluda bir süre hasbihal ettikten sonra, doğu kapısından kol kola çıkıp meydan tarafına aheste yürüdüklerinde peşlerine takılmak da mekânın tespiti için bir seçenek olabilir.

Bu arada, bir de cami avlusunun batı kapısından çıkılarak gidilen kahvehane var ki oranın adı da Hocalar Kahvesi. Orasını başka zaman yazmak üzere bırakıp Aynalı Kahve’ye yönelelim.

Dik dörtgen formlu arastanın iki köşesinde tüneli andıran iki girişi var. Yaklaşık 114 yıllık Tonosluoğlu vakfiyesine girip beş-altı adım attığınızda yer yüzünün boyut kapılarından birine dalmış gibi adeta dış dünyadan soyutlanıyorsunuz. İçeride bütün avluyu kaplayan asma çardağı ve muhtelif yerlere asılmış farklı ebatlarda onlarca Türk Bayrağı tarafından karşılanıyorsunuz. Dikkat! Tam o anda bedeninizde istemsiz bir titreme hali hasıl olabilir.

Dışarısı kaç derece olursa olsun burada fazladan bir serinlik ve dinçlik kuşatıyor insanı. Artık bu serinliğin nedenini asma çardağına mı yoksa rengini şehitlerimizin kanından alan bayrağımızla donatılmış olmasına mı hamledersiniz onu bilemem ama oraya her girişimde benim aklıma Arif Nihat Asya’nın ‘BAYRAK’ şiiri geliyor.

Dalgalandığın yerde ne korku ne keder…

Gölgende bana da bana da yer ver.

Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar:

Yurda ay yıldızının ışığı yeter.

Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün

Kızıllığında ısındık;

Dağlardan çöllere düştüğümüz gün

Gölgene sığındık.

 

 

Asmaların meyvesine gelince, iyi cins bir üzüm olmadığını öğrendim. Yemesi pek keyifli değilmiş yani. Hatta gölgede olduğu ve çoğu zaman kış erken bastırdığı için tam olgunlaşama imkânı bulamayıp dalında kuruyormuş salkımlar. Böylesi herkesin işine geliyor sanırım. Ne bağını soran oluyordur ne de bağcıyı döven.

Biliyorum ki aklınıza takılan soru başka. “Madem bu kadar asması, çardağı var, neden asmalı değil de Aynalı?” diyeceksiniz. Hemen izah edeyim; Yaklaşık elli yıllık geçmişi olan kahvenin duvarlarına bir dönem ahşap çerçeveli aynalar asılmış. Hatta bu aynalardan birine “Aynalı Kahveye Hoş Geldiniz” ibaresi işlenmiş. Kahvehane zaman içinde el değiştirse de yeni sahipleri aynalara da ismine de dokunmamışlar. Hatta her biri toplumun aynası olan birbirinden değerli ses sanatçılarının, sinema emekçilerinin portrelerini ve şehrin tarihini yansıtan fotoğrafları ilave ederek bu görsel şölene zenginlik katmışlar.

Şehir, memleket ve dünya gündeminden siyasete, dinî hususlardan ticarete kadar nice mevzunun masaya yatırıldığı, kısacası, Anadolu irfanının yoğrulduğu bu hamur teknesi biçimli toy meydanı ne kadar serinse, buradaki insanların kanı da o kadar sıcak. Bu çok sesli agorada zaman zaman tartışmalar alevlenip hararet yükselse de son tahlilde insanlar tıpkı geldikleri gibi kol kola, gülen yüzleri ve 66 ya sabitlenen nabızlarıyla ayrılıyorlar buradan.

Ev sahiplerinin misafirlerine çay parası ödetmediği bu mekânın kapalı bölümünden de bahsedeyim. Zemin kattaki dükkanlardan birinde kurulu olan bu iç kısma girildiğinde sağ tarafta ocaklar ve bir tezgâh, sol kısımda ise yine masalar, sandalyeler selamlıyor çay severleri. Yaz aylarında kimsenin tercih etmediği bu alan kışın hınca hınç dolarken be seferde avlu kısmı inin cinin top sahasına dönüşüyor.

Yozgat’ta meşhur bir söz var: “Ağustos’un on beşi yaz, on beşi kış,” diye. “Nasıl yani?” diyecek olursanız, şöyle izah ederim: Mevsimler burada dört değil ikidir; kışlar ve yaz. Kışların çoğul, Yaz’ın tekil ifade edilmesinden, baharların adının dahi geçmemesinden anlaşılacağı üzere, hepi topu iki buçuk ay gündüz sıcağı görüyor bu bozkırın sakinleri. Geri kalan dokuz buçuk ay; Zemheri, Karakış, Hamsin, Gücük, Kocakarı Soğukları, Abrul Beşi, Mart Dokuzu, Leylek / Oğlak Kışı, Eğrice Soğuğu (Hıdırellez) derken saymakla bitmez şita, bedene zindelik, ruha şifa.

Neden Gündüz sıcağı diyorum? Çünkü temmuz ve ağustosta bile geceleri serin oluyor şehir. Yüksek rakımının yanı sıra Türkiye’nin ilk Milli Parkı ilan edilen ‘Çamlık’ ile koyun koyuna olmasının da bunda etkisi var.

Bu soğuk bahsini biraz uzattım, farkındayım. Ezcümle, demek istiyorum ki kıymetli okurlar; Aynalı kahveye gidip yeşil gökyüzü ve al bayrağın gölgesinde çay içip sohbet etmek için zamanınız kısıtlı, planınızı ona göre yapın. Vesselam…