Eleştiri üzerine birinci yazımızda eleştirinin ne olduğu, tanımı, tarihsel kökeni, türleri, yöntemini ele almıştık. Bu yazımızda ise eleştirinin sanat içindeki işlevi, eleştirmen sorunu, kuramsal zayıflık, edebiyat, sanat eleştirisi ayrımını ele alacağız. Birincisi kavramsal zemin, ikincisi uygulama, kriz ve alan tartışması.
Eleştiri, sanatın etrafında dolanan tali bir faaliyet değil, bizzat sanatın varlık şartlarından biridir. Sanat üretimi nasıl ki insanın dünyayla kurduğu estetik ilişkinin bir sonucuysa, eleştiri de bu ilişkinin idrak ve muhasebe boyutudur. Eleştirinin olmadığı bir sanat ortamı, aynasız bir odaya benzetebiliriz. Üretim vardır ama yüzleşme yoktur, ses vardır ama yankı yoktur.
Sanat ve edebiyat eleştirisi çoğu zaman “beğeni bildirimi”, “tanıtım yazısı” ya da “övgü dili” ile karıştırılır. Oysa eleştiri, ne reklamdır ne de nezaket gösterisi. Eleştiri, eseri kendi iç mantığı, estetik düzeyi, tarihsel bağlamı ve düşünsel yükü içinde değerlendirme cesaretidir. Bu cesaret kaybolduğunda, sanat alanı bir süre sonra kendi kendini tekrar eden bir yankı odasına dönüşür.
SANAT, ELEŞTİRİ VE İÇKİN MUHASEBE
Sanat, doğası gereği eleştirel bir potansiyel taşır. Her ciddi sanat eseri, yalnızca dış dünyayı değil, kendi imkânlarını da sorgular. Bu yönüyle eleştiri, sanatın dışarıdan eklemlenen bir denetim mekanizması değil, çoğu zaman sanatın kendi bünyesinden doğan içkin bir muhasebedir. Sanatçı, biçimi ararken içeriği, içeriği kurarken dili, dili kurarken sınırlarını sorgular. Bu süreç, sanatçıyı aynı zamanda eserin ilk eleştirmeni hâline getirir.
Tarih boyunca sanatın büyük dönüşümleri, eleştirel kırılmalarla mümkün olmuştur. Antik dönemden modern çağa uzanan çizgide, estetik normların sorgulanması, kalıplaşmış biçimlerin aşılması ve yeni anlatım imkânlarının keşfi, eleştirel bilincin ürünüdür. Sanat, ancak bu sorgulama sayesinde donukluktan kurtulmuş, canlılığını koruyabilmiştir.

MODERN ELEŞTİRİNİN DOĞUŞU VE YÖNTEM MESELESİ
Modern anlamda eleştiri, özellikle XIX. yüzyıldan itibaren bağımsız bir düşünce alanı olarak belirginleşir. Bu dönemle birlikte eleştiri, sezgiye dayalı beğeni ifadelerinden sıyrılıp, yöntemli, gerekçeli ve kuramsal bir zemine oturmaya başlar. Hermeneutik, estetik, sosyoloji, psikoloji ve dilbilim gibi alanlarla kurulan ilişkiler, eleştirinin ufkunu genişletir.
Ancak yöntem bolluğu, her zaman derinlik anlamına gelmez. Günümüzde eleştiri alanında görülen aşırı türleşme ve terminolojik karmaşa, çoğu zaman eleştirinin açıklayıcı gücünü zayıflatmaktadır. Eleştiri, sanatı anlaşılır kılmak yerine onu daha da kapalı hâle getirdiğinde, amacından uzaklaşır. Bu noktada asıl mesele, hangi eleştiri türünün kullanıldığı değil, eleştirinin eseri gerçekten açıp açmadığıdır.
EDEBİYAT ELEŞTİRİSİ VE SANAT ELEŞTİRİSİ ARASINDAKİ GERİLİM
Edebiyat eleştirisi ile sanat eleştirisi arasında hem ortaklıklar hem de belirgin farklar vardır. Edebiyat eleştirisi dil merkezlidir, anlam, yapı ve anlatı ilişkileri üzerinden ilerler. Sanat eleştirisi ise görsel, işitsel ya da mekânsal unsurları da kapsayan daha geniş bir algı alanına sahiptir. Ancak her iki eleştiri türü de ortak bir sorumluluğu paylaşır. Eseri, yüzeyde kalan etkilerden kurtarıp derinliğine taşır.
Ne var ki özellikle çağdaş sanat ve edebiyat ortamında eleştirinin yerini sıklıkla tanıtım metinleri almıştır. Eleştirmen, bağımsız bir yargı mercii olmaktan çok, sanat çevrelerinin dolaşımını sağlayan bir aracıya indirgenmiştir. Bu durum, eleştiriyi sanatsal üretimin kurucu unsuru olmaktan çıkarıp, tali bir yan faaliyete dönüştürmektedir.
ELEŞTİRMEN SORUNU VE KÜLTÜREL İKLİM
Eleştirmen azlığı, yalnızca bireysel tercihlerle açıklanamaz. Bu durum, daha geniş bir kültürel iklimin sonucudur. Kuramsal üretimin sınırlı olması, eleştirel düşüncenin eğitim süreçlerinde yeterince teşvik edilmemesi ve eleştirinin çoğu zaman “düşmanlık” olarak algılanması, bu iklimin başlıca unsurlarıdır.
Sanatçının eleştiriye tahammülsüzlüğü de bu tablonun bir parçasıdır. Eleştiriyi gelişme imkânı olarak değil, kişisel bir saldırı olarak gören anlayış, eleştirmeni ya susturur ya da etkisizleştirir. Oysa eleştirinin olmadığı yerde sanat, kendi mitolojisini üretir ve bu mitoloji zamanla sanatsal yaratıcılığı boğar.
SONUÇ OLARAK:
Eleştiri; yıkmak için değil, açmak için vardır. Sanatın imkânlarını daraltmak için değil, çoğaltmak için konuşur. Gerçek eleştiri, ne kör bir övgüye ne de öfke dolu bir reddiyeye yaslanır. O, mesafeli bir yakınlıkla esere yaklaşır, adaletli, tutarlı ve gerekçeli bir dil kurar.
Bugün sanat ve edebiyat dünyasının en çok ihtiyaç duyduğu şey, daha fazla metin değil, daha sahici eleştiridir. Çünkü eleştiri, yalnızca eserleri değil, kültürel hafızayı da diri tutar. Eleştirinin sustuğu yerde sanat konuşmaya devam etse bile, söylediği söz giderek anlamını yitirir.


YORUMLAR