Arabada ilerlerken birden üstadın şu mısraları düştü aklıma:
“Marifetli hokkabaz,
Başını kaldır da bak;
Gökte bir oynayan var,
Yıldızlarla kaydırak.”
Bu yüzyıl Necip Fazıl’ı anlayamadı ama ona çokça muhtaç. Törene yaklaştıkça bu mısralar içimden hiç gitmedi. Kendi kendime düşünmeye başladım: Bu yüzyıl bazı korkularını kabul etmese de kapitalist sistemin tuzağına düşüyorduk. İnsan, ölüm gerçeğini nasıl unutur? Her şeyin bir sonu olduğunu üstat ne güzel anlatıyordu.

“Sonsuzun Fethine Çık” temasıyla 12’ncisi düzenlenen Necip Fazıl Ödülleri’nin tören alanına yaklaştıkça içeri girdiğimizde kalbim heyecanla atıyordu. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın da katılımıyla gerçekleşen bu organizasyonda ödül sahiplerini merakla bekliyorduk. Ödüller takdim edilmeye başlandıkça, sanki perdenin arkasında görünmeyen bir ruh bizi seyrediyordu. O anda yine şu mısralar düştü aklıma:
“Ölümü sığdıramaz akıl daracık kavuk,
Ölemez, çıldıramaz, ağlarlar boğuk boğuk.
İlaç yarım şişede, koltuk mahsun köşede,
Ev halkı telaşede, ölü yerde sopsoğuk.”

Bir anda alkış sesleri duyuldu ve yeniden törene dönüldü. Sayın Cumhurbaşkanımız salondaki gençlere ve misafirlere hitap ediyordu. Gökleri çökertecek ve yeni bir dille bütün “dikey”leri “yatay” hâle getirecek bir nida yankılanıyordu: “Mukaddes emaneti ne yaptınız?” diye meydan yerine çıkacağı günü kollayan bir gençlik…
Dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin; kinini ve öcünü bile davasının parçası kılan bir gençlik…
Halka değil, Hakk’a inanan; meclisinin duvarında “Hâkimiyet Hakk’ındır” düsturuna hasret çeken, gerçek adaleti bu inanışta bulan ve halis hürriyeti Hakk’a kölelikte bulan bir gençlik…
Ödüller takdim edilirken aklıma üstadın Çile kitabı geldi. Konuşmanın sonlarına doğru, Üstad’ın Gençliğe Hitabe’sinde bahsettiği gibi, ben de çocuk edebiyatını doğru bir şekilde yapmayı ve gelecek nesillere bir fener olmayı diledim. Törenin bitmesine yakın Ankebût Suresi’nin 57. ayeti yankılandı içimde: “Her canlı ölümü tadacaktır ve sonunda huzurumuza döndürüleceksiniz.”
Yine Çile’de nakış nakış işlenen o şuur: “Zaman bendedir ve mekân bana emanettir.” Mukaddes emaneti soracak, hesabını isteyecek bir gençlik…
Ödül töreni ve kapanışın ardından yeniden bir heyecanla “Sayın Cumhurbaşkanım” diye seslendim. Yanımda küçük bir kız vardı; el işaretiyle bizi yanına çağırdı. Gençlere ve çocuklara gösterdiği ilgi ve özenle bizi dinledi. Bu kıymetli anma töreni için teşekkür ettik ve geceyi fotoğraf çekerek sonlandırdık.
Salondan çıkarken içimden bir ses fısıldıyordu: Umutsuz olma; pusulayı ve fenerleri takip et. Umuyorum ki biz de bu vatan için kıymetli işler yapar ve üstadın sözlerini nesilden nesile aktarırız.


YORUMLAR