Dil Nedir?
Dil, toplumun ortaklaşa geliştirdiği ve kullandığı sosyal bir kurumdur. Dil yalnızlığın bittiği yerdir. Tek bir işaretin sayfalarca anlatıyı karşılayacağı gelecekte de bu durum değişmeyecek. Dil’in başlangıcını geriye dönük tarihlendirme çabası ise bana göre beyhudedir. Dilin kaynağı yaratılıştır. Ancak bir takım gelişim ve dönüşümlerle yol alagelmiştir.
Dilde dönem dönem gerilemeler de yaşandığı bir gerçek. Hatta bu zikzaklar sadece dil ile sınırlı olmayıp bütün bir medeni ve bilimsel seyirde de yaşanmıştır. Bu hususta Babil Kulesi efsanelerinden Kutsal Kitaplara kadar birçok kaynaktan görüşümü destekler veriler sunabilirim ancak tarihi konuları diğer bir yayın organımız olan https://gercektarih.com.tr ye havale edip asıl konumuza dönelim.
Ankara ağızlarına geçmeden önce dilin kollarını hatırlayalım.
Lehçe
Şive
Ağız
Jargon
Argo
Ağız Nedir?
Ağız, aynı dil içinde ses, şekil, söz dizimi ve anlamca farklılıklar gösterebilen, belli yerleşim bölgelerine veya sınıflara özgü olan konuşma dili. Karadeniz ağzı, Konya ağzı, Ankara ağzı gibi.
Ankara’nın bilinen tarihi, Tunç Çağı Hatti uygarlığına kadar uzanmaktadır. Bunu Hititler, Frigyalılar, Lidyalılar, Farslar, Makedonlar, Galatyalılar, Roma İmparatorluğu, Bizans İmparatorluğu, Selçuklu Hanedanı ve Osmanlı İmparatorluğu dönemleri takip etmiş. Birbirinden farklı onlarca dil Anadolu’nun bu kavşak noktasından geçip gitmiş. Ancak konumuz Türk Dili bünyesinde bir şube olan Ankara Ağzı olduğundan, bizi Türklerin Ankara’ya yerleşmesinden sonra konuşulan dil ilgilendiriyor. Bu kaynağa ise merkezin dışında Haymana, Çubuk, Kızılcahamam, Çamlıdere ve Beypazarı’nda daha çok rastlıyoruz. Özelikle bu beldelerin köylerinde numune-i imtisal ağızlar en saf halleri ile konuşulmaya ve korunmaya devam ediyor.
Sayısız örnekten birkaçını sıralayalım:
Yonmak. Yontmak
Soyalmak (Soyalır): Yüzeye yakın, sığdan gitmek.
Gön: Deri
Kıkak: Koyun keçi dışkısı
Çotura: Muhtelif boylarda bir çeşit ahşap su taşıma kabı.
Omca: Bağ (üzüm) kütüğü
Totak: Hafif iri, İrice
Kedi kundağı kadar: Kedi yavrusu iriliğinde
Cıba: Tüyü kırkılmış keçi
Konumuzla ilgili çarpıcı örnekler içeren, Hacettepe Üniversitesi Hocalarından Prof Dr. Nurettin DEMİR tarafından organize edilen bir YouTube videosunun linkini de buraya bırakıyorum. https://www.youtube.com/watch?v=vR5Z43KhnTQ
Şimdi gelelim yazımızın ikinci paragrafında bahsi geçen tarihin zikzakları içindeki dil ’in gerilemesi vakıasına. Ankara’nın Başkent oluşu ile başlayıp 60’lardan sonra hızlanan köyden şehre göç ve çarpık kentleşme etkisiyle şehir merkezinin Ağzı Burnu da dağıldı.
Önce şehrin eteklerini çekiştiren gece kondularda dil lastik gibi sünüp çorba oldu. Zamanla tüm şehirde bu çorba günde üç öğün içildi. Sadece günlük konuşmayla kalmayıp Ankara’nın müzik kültürünü de evirip, kıvırıp, çevirip, salladık ve arabada beş evde on beşlik notalara bağladık.
Bir yanlış anlamaya mahal vermemek için sözün burasında bir saptama yapalım. Bu deformasyonun bütün günahını civar illerden bir ekmek kapısı umudu ile gelip büyük şehre konan insanlara yüklemiyoruz. Biliyoruz ki, her biri kendi içerisinde olduksa saf ve düzgün ağızlara sahiptiler. O şehirlerden birinden gelmiş olmakla birlikte iddia ediyorum ki, yukarıda güzel örnekler diye sunduğum Ankara köyleri ile doğup büyüdüğüm köyde konuşulan dil de ağızda bire bir aynı.
Asıl sorun, kontrolsüz ve plansız göçün neden olduğu ani çarpışma neticesinde farklı kültürlerin kırılan parçalarının doğru kaynatılmaması.
Yanlış eşleştirilen dil unsurları bir doğru etmedi.
Son yıllarda tüm bunlara bir de güdük sosyal medya tabirleri ve karma plaza ağızları eklenince dildeki deformasyon korkunç boyutlara ulaştı.
“Mevzuya Ayıkıyon mu?”
O halde, geçmiş olsun desek de başımız sağ olsun dememek için hâlâ fırsatımız var. Fazla uzatmadan söyleyeyim; daha çok okumaya, bıkmadan usanmadan doğrusunu söylemeye, yazmaya devam edeceğiz. Ben yazamıyorum diyenler de https://ankaraedebiyat.com.tr ye destek olmaya devam edecekler. Selametle…

YORUMLAR