Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
WhatsApp
Sosyal Medya
Sadık Güneş
Sadık Güneş

Edebiyat zoru sever

Kolay elde edilenin hikâyesi yoktur. Hikâye, zorluktadır. İnsana has duygunun her tonu yaşanan zorlukla renk verir. Sonuca ulaşmak için dökülen alınteridir, zorluk. Edebiyatın zor’a talip olmasının sebebi orada bulduğu tecrübe zenginliği ve duygu derinliğidir. Meşakkatli yolculuklar ardından nice izler bırakır. Korkuyu, umudu, sevinci, üzüntüyü aynı heybeye sığdıran yolculuklar insana, üzerinde durup düşünmeye değer işaretler bırakır. Zorluk, arayışa mecbur bırakır. Çözüme giden yola mahkûm eder. Yeni yöntemlere sürükler, yeni bakışlar kazandırır, farklı duygular yaşatır. Edebiyat zoru sever…

Modern anlatı’nın (farklı türleri kapsayan bir kavram olarak anlatı) her bir türünde boy gösteren kötü karakterlere bakınca hayal gücünü zorlayan kimlikler görürsünüz. Görünümü ile olağan bir insan şeklindeki kötü karakter, akla hayale sığmayacak kötülüklerin planlayıcısıdır. Zalimdir, acımasızdır, insafsızdır, merhametsizdir… Kötü karakterin farklı görünümleri olsa da sonuç hep tüyler ürperticidir. Gerçekliği hangi ölçüde olursa olsun kötülüğün bütün silahlarıyla donatılmış “yaratık” şiddeti, öfkeyi, nefreti olabilecek en üst düzeye çıkarır. Edebiyatı ateşleyen bu kötü karakterdir. Üstesinden gelinmesi gereken acımasız ve güçlü bir düşman… Adalet ve merhamet duygularını tahrik eden kötülük, edebiyatı kötü karaktere bağımlı kılar. Anlatı, güçlü savaşçıların, adil yöneticilerin ve bilgelerin karşısına baş edilmesi kolay olmayan kötü karakterler koyar.

İyi, ancak kötülükle baş edebildiği ölçüde iyidir. Kötü’nün işlevi, iyiliğe mecbur etmesi ve iyilik için yeni yollara sürüklemesidir. İyi, kötü sayesinde iyidir… Anlatı’nın güçlü, acımasız, cesur ve her türlü kötülüğü yapmaya meyyal zeki kahramanlara olan tutkusunun en masum hali budur. Anlatı’nın namerde, caniye, hırsıza, haine, şeref ve namus yoksunu karaktere bağımlı olmasının haklı sebebi budur. İyi olanı tarif etmenin daha kolay bir yolu yoktur. Edebiyat kötülüğe muhtaçtır…

Fikir ve sanatın kabuğunu kırarak varlığını ortaya koymasına yol açan en güçlü sebep ihtilaftır. İhtilaf veya daha alışılmış bir ifadeyle çatışma, yolların ayrıldığı noktadır. Yol ayrımı anlaşmazlığı işaret eder. Uzlaşmanın sona erdiği ve imkânsız hale geldiği yerde ihtilaf vardır. İhtilafın nasıl süreceğini karakter belirler. İhtilaf karşısındaki tutum, anlatının öznesine kişiliğini sergileme seçenekleri sunar. Konuşursun, susarsın, üstüne yürürsün, kaçarsın, çatışırsın, yüz çevirirsin, aklından çıkarmazsın, unutur gidersin… İhtilafa düşenin önünde gidilecek pek çok yol vardır. Bu yolların her biri ayrı bir maceraya kapı aralar. İhtilaf, kavganın şeklini, şiddetini, yönünü ve hızını tayin eder. Anlaşmazlık her zaman şiddeti doğurmaz. Çatışma demek şiddet demek değildir. Farklı bakmanın, farklı olmanın ve farklı durmanın haklı sebepleri anlatıya güçlü bir soluk kazandırır. İhtilaf, anlatıya derinlik kazandırır. Çözüme giden yola kafa yormanın ipuçlarına götürür. İhtilaf, doğru ve yanlışın, iyi ve kötünün, güzel ve çirkinin ayrımını belirginleştirir. Edebiyat, ihtilaf/çatışma sever.

Edebiyatın kalbi haktır, vicdandır. Edebiyatın zafer burcu, zulme ve haksızlığa uğramış masumiyetin sesini yükseltmektir. Yaratılanların en şereflisi olan insan doğuştan masumdur, temizdir, paktır. Onu kirleten sefalet ve zulümdür. Onu kirleten şeytandır. İnsanın şeref ve haysiyetini korumak anlatının varlık sebebidir. İnsanın benliğinde taşıdığı cevher adil olmayı ve ahlaklı olmayı emreder. Hakkı, hakikati gözetmek, doğru tarafta olmak, yanlışa karşı duruş göstermek edebiyatın özünde vardır. Şeytana ve ortaklarına hizmet eden hiçbir masal, hikâye, şiir, efsane, destan veya roman saygıyı hak etmez. Anlatı, saygınlığını bütün beşeriyeti hak çizgisine davet etmekle kazanır. Edebiyat, hakkı sever.

Anlatıyı keyifli, ateşli ve eğlenceli kılan sanattır. Anlatı, sanatla rengini rayihasını kazanır. Anlatı, hatırlatmadır, çağrışımdır, göndermedir, benzetmedir, eğretilemedir. Anlatı zenginliğini söz sanatlarıyla kazanır. Anlatmaya değer olan sanatla yüksek bir seviye kazanır. Sanatla yoğrulan düşünce, edebiyat olma statüsü kazanır. Resmin, müziğin, fotoğrafın, sinemanın bütün incelikleri önce kelimede belirginlik kazanır. Anlatının üretim tezgâhında hammadde olarak işlediği kelimeler, sanatın farklı tonları ve tınıları ile estetik bir değer kazanır. Edebiyat sözün başlangıç noktası olarak bütün sanatları besler ve yine dile getirilmek istenenlerin son durağı olarak bütün sanatlardan beslenir.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ
Masaüstü Reklam 2

SON İÇERİKLER

Gerçek Tarih Derneği