Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
WhatsApp
Sosyal Medya
Mehmet Poyraz
Mehmet Poyraz

Ankara’yı edebiyatın neresinde konumlandırabiliriz: Edebiyatta Ankara nerede?

Ankara Edebiyat’ın “Ankara’da Edebiyat” konulu özel dosyası için değerli isimlerden katkılar istedik. Bunların yanı sıra bir de soruşturmaya giriştik.

Sorumuz şu oldu:

Ankara’yı edebiyatın neresinde konumlandırabiliriz: Edebiyatta Ankara nerede?

Bununla beraber sorumuz bir tane olmasına rağmen üstüne siz de katkı sunabilir, söylemek istediklerinizi söyleyebilirsiniz dedik.

Hayatının bir bölümü Ankara’da geçen, oyunculuğuyla beraber üretmiş olduğu edebî metinlerle de dikkat çeken Ercan Kesal’a,

1978 yılında kurulan Türkiye Yazarlar Birliği’nin (TYB) ilk üyeleri ve kurucuları arasında yer alan isimlerden, gazeteci ve araştırmacı yazar Abdurrahman Dilipak’a,

Server Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı ve vakıf adına çıkartılan Edebiyat Ortamı dergisinin uzun yıllardır imtiyaz sahipliğini yapan Mehmet Ali Bulut’a,

Ankara’da bir dönem Erguvan adlı edebiyat dergisini çıkaran Yeni Şafak yazarlarından Mehmet Şeker’e,

Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği (İLESAM) Yönetim Kurulu Başkanı ve birlik adına çıkartılan İLESAM ile İMBİK edebiyat dergilerinin yayıncısı Mehmet Nuri Parmaksız’a sorumuzu yönelttik.

Söz konusu kıymetli isimlerden dönüş oldu. Ancak Ercan Kesal ile Mehmet Şeker konuyla ve sorumuzla ilgili bir değerlendirme fırsatı bulamadı.  Nezaket sahibi olarak bildiğimiz Ercan Kesal bunu bir kez daha ispatlamış oldu ve şu mesajı yolladı:

“Mehmet selam kardeşim,

İzmir’de yeni filmin setindeyim.

Mekân senaryo Cast falan çok telaşlıyım.

Beni affet.

Kolaylıklar diliyorum.”

Naif kişiliğiyle tanımaktan şeref duyduğum Mehmet Şeker ise şu sözleri iletti:

“Köye geldik. Bayram telaşı. Evin bahçe duvarı aşırı yağıştan yıkılmış. Yazamadım, mazur göresin. Selamlar.”

Mazeretlerini bildiren Ercan Kesal ve Mehmet Şeker’e dönüşleri için teşekkür ediyorum. Ayrıca Mehmet Şeker Abiye geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.

*

“Ankara’yı edebiyatın neresinde konumlandırabiliriz: Edebiyatta Ankara nerede?” sorumuzu yanıtlayan üç değerli isim ve yorumları:

ANKARA EDEBİYATA ÖNCÜLÜK EDER DURUMA GELMİŞTİR

Mehmet Ali Bulut

“İstanbul; edebiyatın, sanatın, sanayinin, ticaretin ve borsanın başkenti olarak bilinse de günümüzde Ankara, Türkiye’nin başkenti olmasının yanı sıra sanata, edebiyata ve kültüre de öncülük eder duruma gelmiştir.

“Yedi Güzel Adam” belgeseliyle tanınan şair ve yazarlar, Edebiyat Dergisi’ni Ankara’da yayımlamışlardır.

30 yıldır yayın hayatını sürdüren Hece dergisi ve yayınevi Ankara’dadır.

30 yıl boyunca yayımlandıktan sonra geçen yıl yayın hayatına son vermek durumunda kalan Sincan İstasyonu da Ankara’dadır.

1997’de aylık olarak 12 sayı yayımlanıp yayınına ara veren Edebiyat Ortamı dergisi ve yayınevi, 2008’den itibaren iki aylık olarak yayınını Ankara’da sürdürmektedir.

Ankara’da her hafta onlarca sanat, edebiyat ve kültür programı düzenlenmektedir. Ayrıca bu alanlarda faaliyet gösteren çok sayıda yayın da Ankara merkezlidir.

Ankara’da kültür, sanat ve edebiyat alanındaki çalışmalar her geçen gün artış göstermektedir.”

İSTANBUL SULTANSA ANKARA VEZİRDİR

Mehmet Nuri Parmaksız

“İstanbul’da doğmuş ve 18 yaşına kadar İstanbul’da yaşamış bir edebiyat sevdalısı olarak İstanbul’un kalabalığı ve keşmekeşinden kaçışımın üstünden nerdeyse 40 yıl geçti.

İstanbul edebiyat ve diğer konularda sultandır onu tartışmanın bir anlamı yok lakin İstanbul sultansa, Ankara’da vezirdir.

Ankara, Türk şiir ve edebiyatında yalnızca bir başkent olarak değil, Cumhuriyet’in kuruluş ruhunu ve Anadolu insanının iç dünyasını temsil eden önemli bir mekân olarak da düşünülmelidir.  İstanbul’un tarihî ve romantik atmosferine karşılık Ankara, daha sade, gerçekçi ve düşünsel bir şehir kimliğiyle ön plana çıkar.

Geçmişten bugüne şairler Ankara’nın bozkırını, sert ayazını, memur hayatını ve yalnızlık duygusunu insanın iç sıkıntılarıyla birleştirerek anlatmış olsa da ben Ankara’nın en sakin köşesini Gölbaşı’nı yerleşim yeri olarak seçerken hem umut ve yeniliğin hem de yalnızlık ve durağanlığın mekanı olarak Mogan ve Eymir göllerini kendim için bir durak edindim.

Bunu da bir şiirimde şöyle dile getirdim:

ANKARA

Geçmişi unutmak zor çare yok mu Ankara?

Hatıra denizinde neden görünmez kara?

Her akşamında hüzün yokluğunla çoğalır,

Beni Eymir gölünde yakamozlarda ara.

*

Sana koştum çaresiz beni sakla Ankara,

Yıllar geçti üstünden, niçin kapanmaz yara?

Mazi erimez bir kar pişmanlık dağlarında,

Beni Mogan gölüne göçen kuşlarda ara.”

POETİKA İLE POLİTİKA ARASINDA BİR BAĞ KURABİLMEK!

Abdurrahman Dilipak

“Ankara’nın önemli muhitlerinden Hacı Bayram’daki Augustus Tapınağı, en azından burasının Roma’dan beri önemli bir merkez olduğunu söylüyor bize. Hacı Bayrâm-ı Velî ise İslam sonrası Ankara’nın manevi bir merkez olduğunu gösteriyor. Esenboğa ve Mürted de aslında tarihle ilgili ilginç hatıralar nakleder. Bize düşen görev, bu tarihi canlı tutmaktır. Bunun en emin yolu ise zamana ve mekâna şahitlik ederek onu kayıt altına almaktır.

Film ve fotoğraf, modern zamanların teknolojisidir. Düşüncenin kayıt altına alınması, taşa kazınan yazıtlardan çok kâğıt ve kalemle yapılanıdır. Onun için yalnızca yazıdaki fikir, ahenk ve ritimle estetik bir derinlik kazandırılmaz; o güzel sözlere bir de hikmet yüklenerek estetik bir hâle dönüştürülür. Bu durum yalnızca edebiyatla sınırlı değildir; hattatlık, tezhip ve minyatürlerle daha da renklendirilir.

Keşke politika ile poetika arasında da bir bağ kurabilseydik. Ankara, yüz yıllık bir politik merkezdir. Anadolu ise Hz. Âdem’den beri meskûn bir coğrafyadır. Hz. Nuh da bu coğrafyada yaşadı, Hz. İbrahim de… Bu coğrafya aynı zamanda vahyin coğrafyasıdır.

Bunu da geçelim; neden bu derin tarihin romanını ya da destanını yazmayalım ki? Birinci Meclis’in açılışının senaryosu var mı? Ya da Kurtuluş Savaşı’nı güçlü bir edebî esere dönüştürebildik mi? Kemal Tahir yazdı da ne oldu? Rıza Nur hatıratını kaleme aldı da ne oldu? Kâzım Karabekir yazdı da ne oldu? Neden bu coğrafyada yaşananlardan bir destan, bir pendnâme ortaya çıkarmıyoruz? Neden bir emannâme, fütüvvetnâme ya da siyasetnâme yazılmıyor? Tamamen aktüel politikanın meşrulaştırma aracı olarak kaleme alınan bir Nutuk’tan başka neden güçlü eserler ortaya koyamıyoruz?

Edebiyatın o kadar çok çeşidi var ki… Şiirin bile kaç farklı türü bulunuyor. İnternete bakıldığında edebiyatın ne kadar zengin bir çeşitliliğe sahip olduğu görülüyor: Fantastik edebiyat, gotik edebiyat, iktisadi edebiyat, divan edebiyatı, halk edebiyatı, varoluşçu edebiyat, postmodern edebiyat, yeraltı edebiyatı… Nazım, şiir, destan, ağıt, mesnevi, nesir, roman, hikâye, masal, tiyatro, deneme, fıkra, makale, röportaj, biyografi, otobiyografi, eleştiri, anı, gezi yazısı, mizah, edebî destan, sohbet, sözlü anlatım, nutuk ve mülakat… Saymakla bitmez. Eğer korkularımızı, umutlarımızı, geçmişimizi, bugünümüzü ve geleceğimizi yazıya dökemiyorsak çözümün yalnızca sözlü aktarımlarla gerçekleşmesi uzun bir zamana ihtiyaç duyacaktır.

Edebiyat, hayatımıza katacağımız en güzel değerlerden biridir.

Konfüçyüs şöyle diyor:

“Rabbim, şudur senden dileğim yaşadıkça;

Kitap dolu bir evle, çiçek dolu bir bahçe…”

“Önce kelâm vardı” değil mi? Allah, insanlara yaratılış gayesini ve hayatın sırlı gerçeklerini anlatan bir kitap gönderdi. “Oku” diye başlayan bir kitap… İnsanlara kalemle yazmayı öğreten de O’dur. Bizim hayat serüvenimizi adil kâtipler olarak kaleme alan Kirâmen Kâtibînlerimiz vardır.

Ankaralılar, gelecek nesillere Ankara’yı anlatacaklarsa bunu tarih, hâl ve gelecek tasavvuruyla estetize ederek anlatmalıdır. Edebiyat, bu anlamda medeniyetin taşıyıcı omurgasıdır. Edebiyatın var olabilmesi için bir hürriyet ortamı gerekir. Hürriyete giden yol da yine edebiyattan geçer.

Ankara için yazılacak çok şey var. Ankara’nın bize anlatacağı da çok şey var. Bunun için “aklı hür, vicdanı hür” insanlara ihtiyaç vardır.

Selam ve dua ile.”

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ
Masaüstü Reklam 2

SON İÇERİKLER

Gerçek Tarih Derneği