Orhan Veli Kanık, 10 Kasım 1950’de Ankara Sıhhiye’de belediyenin açtığı bir çukura düşüp başını yaralayarak 4 gün sonra ölmeseydi herkes O’nun edebi hayatının Ankara sokaklarında geçtiğini hatırlamayacaktı.
Ah, edebiyatın belediye çukurlarında yittiği güzel başkent.
Orhan Veli, Melih Cevdet, Oktay Rifat, Ankara parklarındaki banklarda, sokaklarında anılan şairlerdi.
Ne demiş zaten şair; Ankara Ankara güzel Ankara,
Seni ister her bahtı kara!
Ankara isimli romanında edebiyat çınarlarımızdan Yakup Kadri, büyük fedakârlıklar ve çaba ile kurulan Türkiye Cumhuriyeti’ni ve yeni devletin ilk yirmi yılda kalkınma gayretlerini ve ulaşması beklenen nihai hedefi anlatmıştı.
Ama ne oldu? Orhan Veli, Yakup Kadri’nin övdüğü değişimin çukuruna düştü.
Vah ki vah! Hızlı değişimler yaşanan yıllarda sokaklar adapte olamayanları yutar.
Sokak şarkıcıları sokaklarda çalar söyler ve sokaklarda ölür, şu “yıldız yatağından kalkar bu aşkı duysa” diyerek sokaktan toprağa uzanan günümüz şarkıcısı gibi.
Amacım çok dertli yönünü öne çıkarmak değil, sadece “ bozkır ortasında denizi olmayan güvenli bir Anadolu kentinin Şanlı İstanbul yerine başkent ilan edilmesinin edebiyat hayatına da başka türlü katkı yapması beklenemezdi” demek istiyorum.
Bürokrasi ve devlet kuruluşunda aşk bulamayanların kendilerini Ankara sokaklarına vurarak bulmayı umduklarına ulaşmanın adıdır Ankara sanatı.

Ne kadar ütopik olsa da milli şuur ulusal bilinç ile idealist vatansever insanlar bir tarafta değişim sancısı ve fakirliğin çemberinde dil ve kalem oynatıp modern Ankara üretmeye çalışan belediye kazısında yaşama veda edenler diğer yanda.
İşte tam da gerçek bu; edebiyat zıtlıkları kullanır.
Espri katarsa komedi; aşk katarsa şiir; kahramanları yazarsa epik destan yani koçaklama veya cenkname ortaya çıkar.
(Sallarsan deneme; tutarsa makale; sponsorun varsa bestseller (çok satan) olur! yazarın notu.)
Edebiyat o nedenle yaşayan cümleler topluluğudur, hayata günlük yaşam damarları ile bağlı sözler bütünüdür bana göre.
Ptt’deki bir memur cumhuriyet tarihinin en başarılı milli eğitim bakanına kızarak bıraktığı tercüme memurluğunun ardından kaderin cilvesi milli eğitimimizin yıllar sonra garip’lerin şairi olarak milli eğitim kitaplarına girecekti.
Ankara da edebiyat da böyledir.
Oktay Rıfat Ankara şiirleri yazan Orhan Veli için “Birkaç neslin belki arka arkaya başarabileceği bir değişmeyi o birkaç yılın içinde tamamladı.” sözleriyle açıklar.
Bu nedenle alelacele açılan çukura düşer, siyasetin birkaç nesli harcamadan hızla yaptığı değişimlerdeki gibi.
Neyse ki, görkemli Ankara Kalesi’nden şehre bakınca içim açılıyor, sahi Hacı Bayram’ı Veli hazretlerinin sözleri de ilahi edebiyat sınıfına mı girer?
Bilemedim olmazsa “mevzuat hazretleri”ne soralım o bilir!
Garibim;
Ne bir güzel var avutacak gönlümü,
Bu şehirde,
Ne de bir tanıdık cehre;
Bir tren sesi duymaya göreyim,
İki gözüm
İki çeşme.
(Tren Sesi şiiri Ankara, Orhan Veli)
Oysaki Anadolu’nun icra köylerinden Ankara’ya gelenler için görkemli Mısır piramitleri gibiydi o binalar.
Ancak Ankara’nın yanında İstanbul’u Paris‘i Londra’yı Münih’i görenler; Viyana’ya bakanlar; Ankara’yı çok hafif tuzu biberi eksik olarak tanımlardı.
Bedri Rahmi Eyüboğlu, Abidin Dino, Necati Cumalı, Sabahattin Eyüboğlu, Oktay Rıfat ve Melih Cevdet Anday gibi arkadaşlar da iyi ki vardı.
Tarih zaferleri, gazeteci edebi eserci ve bilinen yönü ile “Anafartalar Kahramanı” da Nutuk isimli eserinde bizlere şaheser bir Ankara resmi hediye ediyordu yeni bir Cumhuriyet ve millet hediyesi gibi.
Yükselen yeni nesil Ankara’da mutluluğun resmini yapmayı başardı mı bilemem?
Yükselen neslimizin ne ürettiğine bağlı.
Abidin Dino, Cahit Sıtkı Tarancı, Sait Faik Abasıyanık, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Cahit Külebi veya Orhan Veli Kanık, Oktay Rıfat, Melih Cevdet Anday ve Nâzım Hikmet’i Ankara 7.1 şiddetinde etkiledi ve değiştirdi!
O nedenle; Ankara’nın gücü edebiyatın üzerindedir…
Şair bile devlete saygısından “Aşk Resmi Geçidi” isimleri uygun görmüştür.
Aşk ve edebiyat; şiir ve şair mevzuata uygunsa; basalım Ankara.
“Ankara’da yaşadı, Ankara’yı yaşadı. Ankara’da okudu, Ankara’da âşık oldu, Ankara’da çalıştı, Ankara’da yazdı en güzel şiirlerini, Ankara’da Evkaf’taki memuriyetten istifa etti güzel havalarda, Ankara’da düştü çukura. Ve bir sabah Konur Sokak ile Meşrutiyet Caddesi’nin köşesinde son kez el salladı Ankara’ya… Sonra da temelli çekti gitti buralardan…” (Tolga Aydoğan notu)
Her ne mevzuat olursa olsun, edebiyat Ankara’yı bırakıp gitmesin, yeter ki belediye çukurlarına düşmeyelim…


YORUMLAR