Evvel zaman içinde Ziya Paşa demiş ki;
Evrak ile ilân olunur cümle nizâmât,
Elfâz ile terfîh-i ra’iyyet yeni çıktı.
Yani “Bütün düzenlemeler yazılı belgelerle ilan olunur. Söz ile maiyetindekilerin terfi ettirilmesi yeni çıktı.”
Günümüzdeki edebiyat anlayışını fark edebilmek ve gelecekte nasıl şekilleneceğini görebilmek için geçmişe bakalım.
Türk, Arap, Fars, Çin, Rus, Hint bir eksen idi; Fransız, Alman, İtalyan, İngiliz, Amerikan diğer bir eksen oldu. Hemen hemen 86 ülke gezip hem doğuya hem de batıya gitmiş bir kardeşiniz olarak, yaşayan edebi lezzetin “coğrafi değişim” gösterse de birbirinin kardeşi olduğunu belirteyim.
Yemek benzer soslar farklı o nedenle sofra hep aynı!
Doğu-Batı ekseninde edebiyat felsefesi ve referans alınan dini ve düşünce akımlarının edebiyata etkileri bugün de yaşayan bir süreçtir.
Evet, dün ile yarın aslında bu başlıkta bir andır.
Bugün yazının söze etkisi veya yenilgisi kayda değerdir.
Ancak unutulmamalıdır ki; lider ruhlu öncü edebiyat ve fikir adamları yaşarken kolay kolay anlaşılamazlar.
Yunanistan’da kalabalıklar Sokrates’i dinlemezler, Budizmin kurucusu Buda’yı Hindistan ormanları dışında takan yok, Çin’de Konfüçyüs’ü sallayan yok. Filozoflar krallara ve kalabalıklara sözünü ilk zamanlarında dinletemiyor.
Yıllar sonra;
Rasyonel ve ahlaki bir düzen arayışında olan Batı’nın aydınlanma düşünürleri, Fransız Voltaire, Alman Leibniz mesela; Konfüçyüs’ü “bilge hükümdar” ve “erdemli devlet adamı” olarak gördüler.
Yıllar sonra;
İslam Alimi İmam Gazali, Yunan düşünürü Sokrates’in mantık ve münazara ilkelerini (diyalektik) kullanmış, ancak bunu felsefi spekülasyonlar için değil, kelam ve dini meseleleri tartışırken mantıki bir zemin oluşturmak için yapmıştır.
İslam’ın Altın Çağı’nın aydını Özbek Biruni ve Bağdatlı İbnül Nedim de yıllar sonra Buda’dan etkilendi.
Buda’nın ilahi bir mesaj getirdiği sözleri arasında İslam’daki “denge” (orta yol) ve Budizm’deki “Sekiz Katmanlı Yol” (Eight Fold Path) iki dinde de aşırı uçlardan kaçınmanın önemini vurguladı.
Çin şimdi yükselen bir güney.
Kimine göre.
Teknolojinin edebiyata yenildiği dönemden gerilere gidersek geleneksel tablolar çıkar karşımıza.
Dünya edebiyatına katkısı için Konfüçyüs demem yeterli. Düşünür Konfüçyüs ve Teorisyen Laozi (Tao Te Ching) Çin’i de dünya düşünce tarihini de etkiledi.
Çin’in edebiyat katkısı zamansızdır.
Rusların efsane ismi bir başka zamansız yazar Tolstoy’un eserleriyle; Fars dünyasının, “insan ne ola ki, bir damla kan ile bin bir endişe” özlü sözü akla kazınan Sa’dî-i Şîrâzî’nin eserinde geçen Üç soru hikâyesi benzerdir.
Eskilerin dini hakimleri ile seyyah tüccarları edebi felsefelerin taşıyıcısı idi. Medeniyet ne kadar parlaksa edebi eserler de o kadar uzağa ulaşabilirdi. Tabi bir de zamanın ruhuna uygunsa.
İlahi kelam bana göre edebi eserlerin ana yatağıdır.
Batı, Arap ve Fars etkisinde kaldı mı? Evet.
Doğu eserlerini ilk tercüme edenler hatta ilk çalıntı- alıntı doğu eserlerini kendi adlarıyla yayınlayanlardı. Fransız papazlardan, İtalyan ve İngilizler ’den çok örnekleri görüldü.
Batı yıllarca, Büyük Alim İbni Sina ile Aristo uzmanı Üstad İbni Rüşt’ün eserlerine gömülüp kaldı.
Örnek mi, 1312 Viyana Kilise Kongre kararı… Avrupa’da Paris (Fransa), Oxford (İngiltere), Bologna (İtalya), Avignon (Fransa) ve Salamanca (İspanya) gibi şehir üniversitelerinde Arapça Kürsüleri kuruldu.
İngiliz Muhteşem Şair Yazar Edebiyatçı Shakespeare, Romeo ve Jüliuet’i Leyla ile Mecnun’dan esinlendi.
Endülüs Emevi döneminde İslam düşüncesi Batı’ya taşındı.
1001 Gece Masalları, Doğu’nun gizemli atmosferini Batılı yazarlara ulaştırdı. Anadolu İrfanı Mevlâna Celaleddin Rumi’nin eseri Mesnevi, Batı’nın roman ve novellasının gelişimini etkiledi. Aşk, ölüm, kader, tasavvuf İslam edebiyatının derinliklerinden beslendi.
Fransız Dahi Dante’nin İlahi Komedyası da ahiret hayatından ve hatta İsra’dan esinlenirken, Fransız düşünür Sefillerin yazarı Victor Hugo da oryantalist dalgayı hissetti.
“Almanların Ustası Goethe’nin Doğu-Batı Divanı seyahatlerden süzülen ve yazımıza konu olan sürekli etkileşimin yıldızıdır”, Goethe İslam’a da ilgi duydu.
Batı edebiyatı İslam medeniyetinin güçlü etkisi altında yaşamadı. Büyük medeniyetin felsefi derinliğini kendisine kattı.
Arapça tercümelerin Batı’ya katkısı için Fransız üstat Gustave Le Bon, “geçmiş bilgilerimizi esasen Müslüman bilginlerin gayretlerine borçluyuz, orta çağ rahiplerinin gayretlerine değil, zira bu rahipler ne Yunan ülkesini ne de Yunan dilini biliyorlardı. Onlar sadece Müslüman bilginlere ait kitapların Arapçadan çevirisini yapmışlardı” demişti.
İslamiyet sonrası bilinen ilk yazılı eser olan Kutadgu Bilig ile Yusuf Has Hacip kendi ekseninde büyük etki yapmış, Türk dilinin gelişimine ve siyasetname türünün doğuşuna büyük katkı sağlamıştı.
Karahanlılar, Selçuklular ve Osmanlılar onun ışığında devleti ilerletti.
Batı edebiyatı bizden, Türklerden doğrudan akım almadı.
Medeniyetlerin ortasındaki Anadolu ile bizlerin Türk edebiyatı Batı’dan etkilendi.
Roman, tiyatro, makale gibi yeni türleri Realizm, Romantizm, Sembolizm gibi akımları ve batılılaşma, Doğu-Batı çatışması sayfaları doldurdu.
Türk edebiyatının kökleri destanlar, sözlü kültür ile Türk gökkuşağında Batı’ya kaynaklık etmese de Dedem Korkut Misali destanlar ile dilden dile dolaştı.
Dede Korkut Destanı mesela, Yunan Homeros, Odesa eserinde ondan esinlendi. Söz kelam iç içe.
Duygu ve coşku patlaması insana ait.
Orta Asya’dan Oğuz Türklerinin ölümsüz destanı.
Türklerin destanları, Türklerin akımları ile Batıya gelirken, göç ile İslam coğrafyasıyla tanışıp savaş ile kahramanlıklar batının radarına ulaşmıştı.
Orta Asya’nın güçlü etkisi at üstünde ilerlemişti, bugün artık cep telefonu ile mobil bir edebiyat geliyor akın akın.
Kısa, öz, hatta flaş laflı.
Bilgisayar kodları gibi harfleri yutan cümleler kimine göre edebiyat anlamı bile taşımıyordu.
Öncekilerin unuttuklarını, sonrakiler gördükleriyle hayatlarına almaya çalışıyorlar.
Dünya yuvarlak olunca da bir ucundan düşen kelimeler diğer taraftaki kıtaya da artık internet hızında düşe kalka yalpalamadan anında ulaşıyor.

YORUMLAR