Türk şiirinde bazı isimler vardır ki yalnızca dizeleriyle değil, taşıdıkları ruhla da hatırlanır. Arif Nihat Asya, bu isimlerin en başında gelir. O, şiiri estetik bir alan olmanın ötesine taşıyarak milli hafızanın, tarih bilincinin ve manevi duyarlığın sesi haline getiren şairlerden biridir. Aradan geçen onlarca yıla rağmen “Bayrak Şairi” olarak anılması, onun kelimelerle kurduğu bu güçlü bağın hâlâ diri olduğunu gösterir.
ÇOCUKLUĞU YALNIZDIR
1904 yılında Çatalca’nın İnceğiz köyünde dünyaya gelen Mehmet Arif, hayatın sert yüzüyle çok erken tanıştı. Henüz yedi günlükken babasını veba hastalığından kaybetmesi, ardından annesinin yeniden evlenerek Filistin’e gitmesi, Asya’nın çocukluğunu yalnızlık ve arayış duygusu içinde geçirmesine yol açtı. Bu erken kırılmalar, ilerleyen yıllarda şiirlerine sinen kader, dua ve teslimiyet temasının ilk izleri olarak okunabilir.

İLK KİTABI: HEYKELTRAŞ
Birinci Dünya Savaşı yıllarında eğitim gördüğü Gülşen-i Maarif Rüştiyesi’nde hâkim olan milliyetçi atmosfer, onun şiire yönelmesinde belirleyici oldu. Parasız yatılı olarak okuduğu Bolu ve Kastamonu liselerinde edebiyata daha da yakınlaştı. İlk şiirlerini hocası Enver Kemal Bey’in yönettiği Gençlik dergisinde yayımlaması, Asya’nın edebiyat yolculuğunun ilk görünür adımıydı. Darülmuallimin-i Âliye’nin Edebiyat Bölümü’nde sürdürdüğü öğrenimi sırasında yayımlanan Heykeltıraş adlı ilk kitabı ise, genç bir şairin sesini aradığı dönemin izlerini taşıyordu.
Arif Nihat Asya’nın hayatı boyunca sürdürdüğü öğretmenlik mesleği, onun şiir anlayışını da derinden etkiledi. Adana’da geçirdiği yıllar, Çukurova’nın bereketli kültürel iklimiyle buluşmasını sağladı. Bu dönemde Üsküdar Mevlevihanesi’nin son şeyhi Ahmet Remzi Akyürek’le tanışması ise, şiirinde yeni bir kapı araladı. Mevlevi terbiyesinden geçen Asya, tasavvufi duyarlığı lirizmin merkezine alan şiirler kaleme aldı; dua, naat ve yakarış dili onun poetikasında önemli bir yer edindi.
BAYRAK ŞİİRİNİ ADANA’DA KALEME ALDI
Onu geniş kitlelere tanıtan ve adını edebiyat tarihine kalıcı biçimde yazdıran şiir ise hiç kuşkusuz Bayrak oldu. 5 Ocak 1940’ta Adana’nın kurtuluşu için yazılan bu şiir, yalnızca bir metin değil; milli duygunun sembolüne dönüştü. “Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü” dizesiyle başlayan şiir, Arif Nihat Asya’yı Türk edebiyatında “Bayrak Şairi” olarak anılan müstesna bir yere taşıdı.
Şiirlerinde tarih şuuru, kahramanlık, din, aşk, tabiat ve vatan sevgisini aynı potada eriten Asya, Türkçeyi yalnızca bir anlatım aracı olarak değil, bir bilinç ve sorumluluk alanı olarak gördü. Ona göre dil, milletin hafızasıydı; şiir ise bu hafızanın diri tutulma biçimiydi. Bu yüzden dizelerinde sık sık fetihler, bayraklar, kubbeler ve dualar yan yana durur.
5 Ocak 1975 tarihinde Ankara’da hayata veda eden Arif Nihat Asya’nın bütün eserleri, vefatının ardından 12 ciltlik bir külliyat halinde yayımlandı. Bir Bayrak Rüzgâr Bekliyor, Kubbe-i Hadra, Dualar ve Âminler ve Rubaiyyat-ı Arif gibi eserleri, onun şiirde kurduğu geniş dünyayı bugün de okura açmaya devam ediyor. Türkiye’nin dört bir yanında adını taşıyan okullar ve hâlâ alıntılanan dizeleriyle Asya, yalnızca geçmişin değil, bugünün de şairi olmayı sürdürüyor.
Arif Nihat Asya, Türk şiirinde bir bayrak gibi dalgalanan; tarih, inanç ve dil bilincini aynı çizgide buluşturan güçlü bir portre olarak edebiyatımızdaki yerini koruyor.

ARİF NİHAT ASYA’NIN BAYRAK ŞİİRİ
Hemen hemen her okulda, etkinliklerde okunulan şiirlerden mutlaka bir tanesi olan Arif Nihat Asya’nın Bayrak şiiri, özellikle de milli bayramlarda, milli duygulara dokunan ve coşkuyla okunmaya devam eden Cumhuriyet döneminin ünlü şiirlerindendir.
Arif Nihat Asya’nın Bayrak şiiri sözleri ve anlamı ile her okunduğunda kalplere dokunan tüyleri diken diken eden bir eserdir. Bayrak şiiri sözleri ve anlamıyla dinleyicileri derinden etkiler.
Ünlü Türk şair, öğretmen ve siyasetçi olan Arif Nihat Asya, Cumhuriyet döneminin en ünlü Türk şairleri arasında yerini alır. En bilinen şiirlerinden olan Bayrak şiiri ile Türk edebiyatında ‘Bayrak’ şairi olarak adlandırılmıştır. Şiirlerinde daha çok milli ve dini değerleri ön planda tutmayı tercih etmiştir. 5 Ocak 1940’ta Adana’nın Kurtuluş yıldönümü vesilesiyle kaleme aldığı şiir:
BAYRAK
Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü,
Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü,
Işık ışık, dalga dalga bayrağım!
Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.
Sana benim gözümle bakmayanın
Mezarını kazacağım.
Seni selamlamadan uçan kuşun
Yuvasını bozacağım.
Dalgalandığın yerde ne korku, ne keder…
Gölgende bana da, bana da yer ver.
Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar:
Yurda ay yıldızının ışığı yeter.
Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün
Kızıllığında ısındık;
Dağlardan çöllere düştüğümüz gün
Gölgene sığındık.
Ey şimdi süzgün, rüzgarlarda dalgalı;
Barışın güvercini, savaşın kartalı
Yüksek yerlerde açan çiçeğim.
Senin altında doğdum.
Senin altında öleceğim.
Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim:
Yer yüzünde yer beğen!
Nereye dikilmek istersen,
Söyle, seni oraya dikeyim!
