Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
WhatsApp
Sosyal Medya

Nakşedilen dua

Öğle vakti yaklaşmıştı. Abbasağa Camii’nde abdestini aldı, namazını kıldı. İçinden geçirdi: Eşim Nefise’yi alıp çay bahçesinde birer bardak çay içsek…

Öğle vakti yaklaşmıştı. Abbasağa Camii’nde abdestini aldı, namazını kıldı. İçinden

(Fotoğraf: Yusuf Seki)

“Ağır ağır plak’tan çağırayım Mevlâ’m seni…” sesleri yükseliyordu.

Mücellit Rıfat Efendi sabah çayını demlemiş, ekmek teknesini açmıştı.
İlkbahar sabah ezanıyla birlikte dua mecmuaları; kenarları, süslemeleri, tezhipleriyle onu bekliyordu.
İçi bir yandan hüzün, bir yandan umut doluydu.

Bir yanda macuncu duruyordu. Karşısında Şevket Bey,
“Selâmünaleyküm,” dedi.
“Gel, sana bir çay ikram edeyim.”
“Sağ olasın Rıfat Efendi, ekmek zamanı. Bismillah deyip yoluma koyulayım.”

Bir bardak çayını içti. Abbasağa Camii’nin köşesinden arkadaşı simitçi Mehmet Bey’i gördü.
“Mehmet Bey,” dedi gülümseyen gözlerle.
“Aleykümselâm.”
“Vaktin varsa gel, bir çay içelim.”
“Bak Rıfat Bey; hanlar, hamamlar, dükkânlar beni bekler. Ekmek parası… İçmiş kadar oldum. Hayırlı sabahların olsun.”

Bir yandan kalaycının sesi yükseldi:
“Bakır kaplarım var, kalaylarım var! Kalan yapılır, buyrun ey ahali!”

Karşıdan Saatçi Haldun Bey göründü; kepengini açıyordu. Saat sekizi vurmuştu.
“Hayırlı sabahlar Haldun Bey.”
“Hayırlı olsun Rıfat kardeşim. Yıllardır mushafları süslersin, elinden nice dualar geçmiştir.”

Rıfat Efendi süslemelerinin başına geçti.
Bir Fâtiha’nın kenarlarını işledi, ardından bir nazar duasını.
İncecik fırçasıyla altın rengini adeta dua gibi kâğıda nakşetti.

Bir nefes almak için dışarı çıktı. Yanındaki ıhlamur ağacı bembeyaz çiçek açmıştı.
Kokusunu içine çekti.

Öğle vakti yaklaşmıştı. Abbasağa Camii’nde abdestini aldı, namazını kıldı.
İçinden geçirdi: Eşim Nefise’yi alıp çay bahçesinde birer bardak çay içsek,
doya doya Boğaz’ı seyretsek…

Akşam çökerken bozacı sokaktan geçti. Bahar olsa da ayaz vurmuştu.
Rıfat Efendi eve döndü.

Nefise Hanım’la Boğaz’daki çay bahçesinde buluştular.
Birer simit alıp oturdular. Boğaz ışıl ışıldı; akşam güneşi bir başka vuruyordu.

“Beşiktaş’ta nice yıllara,” dedi Nefise Hanım.
El ele, gönül gönüle…

Rıfat Efendi avucundan gümüş bir saat çıkardı.
“Bak, bu saati sana aldım.”

Nefise Hanım’ın gözleri güldü.
“Ne gerek vardı… Bir seni, bir de şu güzeller güzeli İstanbul’u öyle seviyorum ki bilsen.”

Ihlamurlar üstlerine düşerken,
her şeye rağmen yaşamak güzeldi.
Umut fakirin ekmeğiydi.
El ele tutuşup Beşiktaş Caddesi’nde kayboldular; iki âşık.