Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
WhatsApp
Sosyal Medya

Yapay zekânın ürettiği metinlere karşı “insan ruhunun biricikliğini” anlatan eserler teşvik edilmeli

Prof. Dr. Musa Kazım Arıcan: TYB, kurulduğu günden bu yana bir “okul” vazifesi görmüştür. Biz sadece bir dernek değil, köklü bir “fikir cemiyeti”yiz. Misyonumuz Türkiye’nin entelektüel birikimini diri tutmak ve yerli-millî bir aydın duruşunu tahkim etmektir. Şehir tarihi yazarlarından kültür şûralarına kadar yaptığımız her faaliyetle, toplumsal hafızayı diri tutarak medeniyet inşasına bir tuğla koyuyoruz.

Prof. Dr. Musa Kazım Arıcan: TYB, kurulduğu günden bu yana

TÜRKİYE YAZARLAR BİRLİĞİ (TYB) GENEL BAŞKANI PROF. DR. MUSA KAZIM ARICAN İLE SÖYLEŞİ

Konuşanlar: Mehmet Poyraz-Talip Işık

-Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) Genel Başkanısınız. Yazma yolculuğunuz ne zaman ve nasıl başladı diye önce bu sorudan başlamak istiyoruz söyleşimize.

Yazma yolculuğum, aslında okuma tutkumla eş zamanlı olarak, henüz öğrencilik yıllarımda başladı. Lise yıllarımda filizlenen bu merak, üniversite yıllarımda okuduğum eserlerden aldığım titiz notlarla güçlenerek devam etti. Aradan yıllar geçtikçe, heybemde biriken bu notları sürekli güncelleyerek ve derinleştirerek düşünce dünyamı inşa ettim.

Bu iklimi besleyen en önemli kaynaklardan biri de babamın zengin kütüphanesiydi. Seksenli yıllarda evimize düzenli olarak günlük gazeteler ve dört-beş dergi girerdi. Daha lise öğrencisi iken büyük yazar ve edebiyatçı Ahmet Mithat Efendi’nin Müşahedat romanını ve başka pek çok klasiği okuma imkânım oldu. Yine o yıllarda, bugün TYB’nin kurucu ve şeref başkanı olarak andığımız merhum D. Mehmet Doğan Üstadımızın Batılılaşma İhaneti kitabını da okudum. Bu eser hem dil ve medeniyet tasavvuruma hem de Türkiye’nin modernleşme serencamına bakışıma çok erken yaşta güçlü bir yön verdi.

Sadece romanlar ve kitaplar değil, gazetelerin köşe yazıları üzerinden de dönemin önemli yazar ve düşünce adamlarını, edebiyatçılarını tanıma fırsatım oldu. Böylece yazı, gündelik hayatın içinde, evimizin salonunda, gazete sayfalarında ve kitap raflarında bana sürekli kendini hatırlatan bir imkân hâline geldi. Lise yıllarımda kompozisyon dersleri en başarılı olduğum dersler arasındaydı; münazara yarışmalarında da çoğu zaman ön planda yer alırdım. Bir yandan günlük ve anı tarzı küçük yazılar kaleme alıyor, notlar tutuyor, kendime mahsus bir dil arayışını sezgisel olarak sürdürüyor; fakat bunu o günlerde “yazarlık” iddiasıyla değil, daha çok içsel bir ihtiyaçla yapıyordum.

Hakikat arayışı ve düşünceye olan merakım beni felsefeye yönlendirdi. Akademik kariyerim boyunca yazdığım makaleler ve kitaplar, sadece bilgi aktarımı değil, aynı zamanda bir medeniyet tasavvuru inşa etme çabasıdır. Benim için yazmak; varoluşu anlamlandırma ve bu anlamı toplumla paylaşma biçimidir. TYB gibi Türkiye’nin en köklü kültür kurumlarından birinin çatısı altında bu yolculuğu sürdürmek ise şahsi kalemimi, milletin ortak hafızasıyla birleştirme imkânı tanıdı.

-Akademisyen kimliğinizin yanında TYB kimliğiniz nerede duruyor ve size ne tür sorumluluklar yüklüyor?

Akademisyenlik benim için “bilgi”nin mutfağıdır; metodolojik, titiz ve teorik bir süreçtir. Ancak bu mutfakta hazırlananların toplumla buluşması, hayata değmesi ve anlam kazanması gerekir. Üniversite okumak üzere Ankara’ya geldiğimde, özellikle hafta sonları Türkiye Yazarlar Birliği’ne giderdim. O tarihlerde başlayan bu ilgi ve merak, zaman geçtikçe sadece bir alışkanlık değil, köklü bir aidiyete dönüşerek güçlendi.

Bugün geldiğim noktada TYB kimliğim, akademide ürettiğim bilgiyi “irfan” ve “aksiyon”la buluşturduğum yerdir. Akademi asla bir fildişi kuleye hapsolmamalıdır; TYB tam da bu noktada akademi ile sokak, teori ile pratik arasında sarsılmaz bir köprü kuruyor.

Gençlik yıllarımdaki o ilk adımların bugün bir sorumluluğa dönüşmüş olması, omuzlarıma Türkçemizin korunması, yazarlarımızın haklarının savunulması, medeniyet değerlerimizin güncel bir dille gençliğe aktarılması gibi çok ağır ama bir o kadar da onurlu bir görev yüklüyor. Geçmişin heyecanıyla bugünün akademik birikimini bu çatı altında birleştirmek, benim için bir entelektüel duruşun ötesinde, bir gönül borcudur.

-STK’ların edebiyat alanında, toplum inşası ve genç kuşakların eğitimindeki rolü stratejik konuma sahip. Seçkin aydınlar topluluğu olarak TYB nasıl bir misyon üstleniyor?

TYB, kurulduğu günden bu yana bir “okul” vazifesi görmüştür. Biz sadece bir dernek değil, köklü bir “fikir cemiyeti”yiz. Misyonumuz Türkiye’nin entelektüel birikimini diri tutmak ve yerli-millî bir aydın duruşunu tahkim etmektir. Şehir tarihi yazarlarından kültür şûralarına kadar yaptığımız her faaliyetle, toplumsal hafızayı diri tutarak medeniyet inşasına bir tuğla koyuyoruz.

Bu medeniyet yürüyüşünde gençlere büyük önem veriyoruz. Gençlerle ilgili kültür ve edebiyat çalışmalarının, geleceğe yapılacak en büyük yatırımlardan biri olduğuna inanıyoruz. Genç kuşaklara “yazar” olmanın sadece popüler olmak değil, ağır bir sorumluluk üstlenmek olduğunu anlatıyoruz.

Bu inançla, 2016 yılında TYB Gençlik Birimini oluşturduk. Her alanda olduğu gibi kültür, sanat ve edebiyatta da yer edinmiş, önemli eserler vermiş ustalarla genç arkadaşlarımızı bir araya getirmek için kurduğumuz bu birim; bugüne kadar kalıcı ve ufuk açıcı pek çok faaliyete ev sahipliği yaptı. Genç arkadaşlarımız bu çatı altında kültür gezileri düzenlediler, kendi yayınlarını çıkararak edebiyat dünyasına ilk eserlerini verdiler. TYB olarak bizler, usta-çırak geleneğini modern imkânlarla birleştirerek yarının Türkiye’sini inşa edecek münevverleri yetiştirmeye devam ediyoruz.

Talip Işık, Mehmet Poyraz ve Prof. Dr. Musa Kazım Arıcan.

-TYB Türkiye’nin gelecek vizyonunda kendini nasıl konumlandırıyor?

Türkiye’nin gelecek vizyonu salt ekonomik büyüme rakamlarından, savunma sanayindeki başarılardan veya teknolojik atılımlardan ibaret görülemez. Doğrusu, bu gelişmelerden gurur duyuyoruz. Ancak gerçek ve kalıcı bir kalkınma, ancak bu maddi ilerlemenin üzerine inşa edilen kültürel bir şahlanışla mümkündür. Maddenin ruhla, tekniğin tefekkürle buluşmadığı bir gelecek, köksüz ve rüzgâra açık bir bina gibidir.

Türkiye Yazarlar Birliği, yarım asırlık birikimiyle tam da bu noktada bu büyük vizyonun “ruhunu” temsil etmektedir. Bizler kendimizi, yalnızca bir meslek örgütü olarak değil; Türkiye’nin kültürel bağımsızlığının ve zihnî özgürlüğünün sarsılmaz bir kalesi olarak konumlandırıyoruz.

TYB’nin ikinci 50 yılı, köklerden aldığı güçle göklere uzandığı bir “olgunluk ve atılım dönemi” olacaktır. Bu dönemde odağımızı şu temel sütunlar üzerine inşa etmeliyiz: Kültürel bağımsızlık kendi kavramlarımıza sahip çıkmakla başlar. İkinci 50 yılımızda, Batı merkezli okumalara mahkûm kalmadan; kendi medeniyet tasavvurumuzun kavramlarını modern dünyanın diliyle yeniden tercüme etmeli, “düşünce dünyamızın sözlüğünü” yeniden yazmalıyız.

Teknolojinin ruhu hapsettiği bir çağda, TYB olarak “dijital hümanizm” diyebileceğimiz bir yaklaşımla, edebiyatın ve sanatın insanı özgürleştiren gücünü yeni mecralara taşımalıyız. Yapay zekânın metin ürettiği bir dünyada, “insan ruhunun biricikliğini” anlatan eserleri teşvik etmeliyiz. Ve elbette Türk düşüncesinin dünya meselelerine –ekolojiye, adalete, aileye– sunduğu çözüm önerilerini uluslararası platformlarda daha gür sesle duyurmalıyız.

Bizim ikinci 50 yıl hedefimiz; sadece geçmişi muhafaza etmek değil, o mirastan aldığımız ilhamla geleceği bizzat tasarlamaktır. Kültürel bağımsızlık mücadelesi, bir milletin varlık davasıdır. Bu davada TYB; kalemiyle dünyayı güzelleştirenlerin, kelâmıyla hakikati arayanların ve fikriyle yarınları aydınlatanların yegâne sığınağı ve bayrağı olmaya devam edecektir.

-Bu kapsamda TYB’nin gelecek vizyonu nedir?

Türkiye Yazarlar Birliği’nin gelecek vizyonu, köklü geçmişinden aldığı kültürel mirası dijital çağın dinamikleriyle harmanlayarak, edebiyatı sadece kâğıt üzerinde değil, hayatın her alanında hissedilir kılan “kuşatıcı bir kültürel ekosistem” inşa etmeyi kapsıyor.

Bu vizyon, yerel değerleri evrensel bir dille anlatabilen, yapay zekâ ve edebiyat ilişkisi gibi çağdaş meselelerde söz sahibi olan yenilikçi bir kurumsal kimliği gerektirmektedir. TYB, sadece yazarların bir araya geldiği bir meslek kuruluşu olmanın ötesine geçerek, toplumun tamamını kapsayan bir “hikmet ve düşünce okulu” işlevi görüyor ve bunu daha da genişleterek sürdürecek.

-Ne tür çalışmalar planlıyorsunuz?

Genç yeteneklerin keşfedilmesi ve nitelikli birer edebiyatçı olarak yetişmesi için Yazarlık Atölyelerimizi bir akademi titizliğiyle sürdüreceğiz. Gençlerimizi sadece teorik bilgiyle değil, yaşayan usta isimlerin tecrübeleriyle buluşturarak bir “edebiyat mahfili” sıcaklığı sunacağız.

Şiirden denemeye, romandan eleştiriye kadar geniş bir yelpazede uzmanlaşma imkânı tanıyacağız. Ayrıca, TYB’nin devasa arşivini, dergilerini ve yayınlarını modern veri tabanlarına işleyerek araştırmacıların ve genç okurların “tek tıkla” ulaşabileceği bir yapıya kavuşturacağız. Yıllardır süregelen ve markalaşan etkinliklerimizi, içeriklerini zenginleştirerek devam ettireceğiz. Edebiyat dünyamıza emek vermiş isimleri Vefa Toplantıları ile anarken, her yıl titizlikle hazırladığımız Yıllık Yayınlar ve Genç Yazarlar Kurultayları ile edebiyatın nabzını tutmaya devam edeceğiz.

 –Bu çerçevede kamu kurum ve kuruluşları ile ilgili STK’larla sosyal diyaloğunuz nasıl?

TYB, “kamu yararına çalışan bir dernek” statüsündedir. Bakanlıklarımız, belediyelerimiz ve üniversitelerimizle çok verimli bir iş birliği içindeyiz. Ancak bu diyaloğu kurarken fikrî bağımsızlığımızı ve yapıcı eleştirel duruşumuzu her zaman koruyoruz. Bizim için asıl olan, “millî ve yerli” olan faaliyetlerde iş birliğidir. Türkiye’nin millî ve manevi değerlerini, kültürünü, sanatını, edebiyatını ortak payda olarak kabul ediyoruz.

Bu doğrultuda, kamu kurum ve kuruluşları ile ilgili sivil toplum kuruluşları arasındaki sosyal diyaloğun geliştirilmesi, toplumsal bağların güçlendirilmesi ve kültür politikalarının daha kapsayıcı hâle getirilmesi amacıyla stratejik iş birlikleri tesis ediyoruz. Ülkemizin hemen hemen her şehrinde; yerel yönetimler, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşlarının iş birliği ile önemli kültür-sanat faaliyetlerini gerçekleştirmeye devam ediyoruz. Malumunuz rahmetli D. Mehmet Doğan Hocamız yurt içi ve yurt dışı çalışmalarında öncü rol oynadı. Özellikle Türk coğrafyasıyla münasebetlerinde proje çalışmalarıyla sağlam köprüler kurdu. Türkçenin Uluslararası Şiir Şöleni gibi geleneksel hale gelen bazı projeler mevcut.

-Bu alandaki çalışmalar TYB olarak ne durumda, devam ediyor mu?

Merhum D. Mehmet Doğan ağabeyimiz, sadece bir fikir adamı değil, aynı zamanda yolumuzu aydınlatan bir kutup yıldızıydı. Onun attığı sağlam temeller, bugün dalları göğe uzanan ulu birer çınara dönüştü. Özellikle “Türkçenin Uluslararası Şiir Şöleni”, bizim için sıradan bir etkinlik ya da mirastan öte; Türk dünyasının kültürel birliği yolunda bir “Kızıl Elma”dır. Hocamızın vasiyeti doğrultusunda, bu faaliyetleri asla aksatmadan, aksine daha da genişleterek sürdürüyoruz. Balkanlar’dan Orta Asya’ya kadar her noktadaki kardeş kalemlerle gönül bağımızı güçlendirmeye devam ediyoruz.

Türkiye Yazarlar Birliği olarak bizler; Türk dünyasını yalnızca siyasî bir birliktelik olarak değil, edebiyat ve sanat paydasında buluşan dev bir “kültürel havza” olarak görüyoruz. Bu havzayı diri tutmak, suyun akışını kesintisiz kılmak bizim temel misyonumuzdur. Bu amaçla, Türk Cumhuriyetlerinde faaliyet gösteren yazar birlikleriyle protokoller imzalayarak, var olan iş birliklerimizi daha geniş ve kurumsal bir zemine taşıyoruz.

Bildiğiniz üzere 2023 yılında, Türk dünyası edebiyatına taze bir soluk getiren “TÜRKSOY Yazarlar Birliği” kuruldu. Türk coğrafyasındaki kalem erbabının birbirini tanıması, ortak sorunlara çözüm üretilmesi ve eserlerimizin tüm dünyada hak ettiği değeri görmesi amacıyla kurulan bu yapıda, şahsıma tevdi edilen Başkan Vekilliği görevini de aynı hassasiyetle yürütüyorum.

Gönül coğrafyamızın sınırlarını çizen ve bize Türkçenin bir “vatan” olduğunu öğreten D. Mehmet Doğan ağabeyimizin şu sözü, bugün bizim temel düsturumuzdur: “Türkçe, bizim sadece dilimiz değil; tarihimiz, coğrafyamız ve en önemlisi ortak geleceğimizdir. Bu dili konuştuğumuz her yer vatandır.”

Biz de bu emanete sahip çıkarak, kelimelerin gücüyle sınırları aşmaya ve büyük Türk edebiyatı ailesini tek bir sofrada buluşturmaya kararlıyız.

-Türkiye’nin yeni yüzyılında TYB’nin perspektifi nedir?

Türkiye Yazarlar Birliği için “Türkiye Yüzyılı”, her şeyden önce “Kültürün Yüzyılı” demektir. İkinci dönem hazırlıklarımızı bu vizyon üzerine inşa ederken, temel stratejimizi üç ana sütun üzerinde şekillendiriyoruz:

Birincisi; bizim için kültürel hamle, dışarıdan kopyalanmış modellerle değil, Anadolu’nun irfanıyla ve bu toprakların kadim hikâyesiyle filizlenen bir özgünlük arayışıdır.

İkincisi; “Türkiye Yüzyılı” perspektifimiz, yerli ve millî değerlerimizi evrensel bir dille harmanlayarak dünyaya açık, özgüveni yüksek bir kültürel diplomasi yürütmektir. Geçmişin mirasını, bugünün dijital ve teknik imkânlarıyla yeniden yorumlayarak küresel ölçekte bir değer üretmeyi hedefliyoruz.

Üçüncü ve son olarak da, TYB’nin yeni dönemindeki tüm edebiyat, sanat ve kültür faaliyetleri; sadece bugünü kurtarmak değil, geleceği inşa edecek olan “kurucu zihni” şekillendirme gayesidir. Bu bağlamda, genç kuşakları merkeze alan, estetik derinliği olan ve düşünce dünyamızı tahkim eden projelerle Türkiye’nin yeni yüzyılına fikrî bir zemin hazırlıyoruz.

-Peki, bu perspektif ışığında nasıl bir yol haritası ortaya koyuyorsunuz?

Türkiye Yazarlar Birliği; mazi ile âti arasında kurulan bir köprü, geleneğin birikimini reddetmeden bugünün imkânlarıyla harmanlayan bir irade beyanıdır. Bizim yol haritamız, Türk dünyası ve İslâm coğrafyasının yarınlarını, sarsılmaz bir kültürel temel üzerine inşa etme kararlılığı taşır. Bu haritanın kalbi dil, menzili ise tam manasıyla kültürel bağımsızlıktır.

Doğrusu; Türkiye’nin yeni yüzyılında TYB’nin perspektifini şu değerler üzerinden yükseltmeyi hedefliyoruz: Türkçe, bizim varlık kalemizdir. TYB, dilimizi her türlü yozlaşmadan ve yabancılaşmadan koruyarak; onu düşüncenin, sanatın ve felsefenin en duru hâliyle yaşatmayı asli vazifesi sayar. Gayemiz, genç kuşakları sadece pasif birer okur değil; kalemiyle dünyayı yorumlayan, fikriyle çağa yön veren birer “yazar ve düşünür” olarak yetiştirmektir. Türk edebiyatını ve yerli düşünceyi, yerel sınırların ötesine taşıyarak evrensel bir yapıya dönüştürmek büyük hedeflerimizdendir.

-Sizin bir de ASBÜ rektörlüğü kimliğiniz var. Üniversite penceresinden baktığınızda düşünceniz nelerdir? Bu arada öğrencilerinize yönelik kurumsal ne tür çalışmalar yürütüyorsunuz?

Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi (ASBÜ), 2013 yılında Ankara’nın altıncı devlet üniversitesi ve Türkiye’nin ilk ve tek sosyal bilimler odaklı devlet üniversitesi olarak kuruldu. Bu nedenle üniversitemiz çatısı altında sosyal bilimler odaklı bir eğitim benimsenmektedir. Üniversitemiz, sosyal bilimlerin farklı disiplinleri arasında güçlü bir etkileşim kurarak, araştırma temelli ve lisansüstü ağırlıklı bir akademik yapı oluşturmuş; kısa sürede ulusal ve uluslararası düzeyde saygın bir konuma ulaşmayı başarmıştır.

Ankara’nın tarihi Ulus semtinde, Cumhuriyet dönemi mimarisine ait simgesel binalarda faaliyet gösteren üniversitemiz, şehirle bütünleşen bir “şehir üniversitesi” modeliyle öne çıkmakta ve sosyal bilginin toplumsal faydaya dönüştürülmesini öncelemektedir. Disiplinler arası yaklaşımı, nitelikli akademik kadrosu, zengin kütüphanesi ve çok dilli eğitim ortamıyla Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi, kurulduğu günden bu yana eleştirel düşünceyi ve özgün araştırmaları teşvik eden bir bilim ve eğitim kurumu olarak Türkiye’nin yükseköğretim alanına değer katmaya devam etmektedir.

Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi, sosyal bilimler alanında uzmanlaşmış fakülte ve enstitüleriyle nitelikli bir akademik yapıya sahiptir. Üniversitemizde İlahiyat Fakültesi, Sosyal ve Beşerî Bilimler Fakültesi, Hukuk Fakültesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi, Yabancı Diller Fakültesi, Sanat ve Tasarım Fakültesi ile İletişim Fakültesi olmak üzere toplam yedi fakülte bulunmaktadır. Ayrıca hazırlık eğitimi sunan Yabancı Diller Yüksekokulu ile öğrencilerimizin lisans öncesi dil becerilerini geliştirmelerine imkân tanıyan birimlerimiz de mevcuttur. Lisansüstü eğitim ise Bölge Çalışmaları Enstitüsü, İslami Araştırmalar Enstitüsü, Sosyal Bilimler Enstitüsü ve Sosyal Araştırmalar ve Yenilik Enstitüsü çatısı altında yürütülmektedir. Öğrencilerimiz yüksek lisans ve doktora programlarına ilişkin çalışmalarını bu enstitülerde, alanında yetkin akademik kadromuzla birlikte sürdürmektedir.

Bunlara ek olarak, üniversitemiz bünyesinde dijital sosyal bilimler, yapay zekâ, şehir çalışmaları ve göç gibi güncel konulara odaklanan çok sayıda araştırma merkezi yer almaktadır. Bu merkezler sayesinde hem akademik üretim teşvik edilmekte hem de toplumsal sorunlara yönelik disiplinler arası çözümler geliştirilmektedir.

Tüm bu bütüncül yapı sayesinde Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi, yalnızca eğitim veren değil; aynı zamanda bilgi üreten ve bu bilgiyi topluma aktaran bir yükseköğretim kurumu olarak faaliyet göstermektedir.

Üniversitemizin akademik yapısı, sosyal bilimler alanında derinleşmiş, disiplinler arası etkileşimi önceleyen ve araştırma odaklı bir yaklaşımla şekillenmiştir. Her geçen gün hem ülkemizde hem de dünyada yaşanan toplumsal sorunları araştırmak ve bu sorunlara çözüm üretmek amacıyla kendini yenilemeye devam etmektedir. Bu doğrultuda, akademik yapımızı sürekli olarak güçlendirmeye gayret ediyoruz.

Türkiye’de sosyal bilimler alanında kurulan ilk üniversite olmanın sorumluluğunun bilincindeyiz. Güncel tartışmaları yakalayabilmek ve bu alanlara katkı sunabilmek için siyaset bilimi, sosyoloji, hukuk, ilahiyat, psikoloji, dil bilimleri ve uluslararası ilişkiler gibi alanlarda uzmanlaşmış akademik kadrolarımızı güçlendiriyoruz. Hem lisans hem de lisansüstü düzeyde sunduğumuz programlarla bilimsel bilgi üretimine katkıda bulunmayı sürdürüyoruz. Yanı sıra, öğrencilerimize çok dilli bir akademik perspektif kazandırmak da önceliklerimiz arasında. Sosyal bilimlere derinlemesine hâkim olabilmeleri için İngilizcenin yanı sıra Arapça, Fransızca, Almanca, Çince, Japonca, İtalyanca, İspanyolca ve Rusça gibi Batı ve Doğu dillerinde eğitim alma imkânı sunuyoruz. Tüm bu yapı, bizler için bilgi üretimini teşvik eden, eleştirel düşünceyi merkeze alan ve toplumsal katkıyı esas alan bir üniversite modelinin temelini oluşturmaktadır.

Bizim eğitim anlayışımız, öğrencilerimizi sadece sınavlara veya üniversite sıralarına hazırlamakla sınırlı değil; onları hayat boyu sürecek düşünme becerileriyle donatmayı amaçlıyor. Çünkü gerçek öğrenme, okul bitip diplomanızı aldıktan sonra başlar. Bu sürecin en temel yapıtaşı ise eleştirel düşüncedir. Öğrencilerimize, karşılaştıkları her durumu ve bilgiyi olduğu gibi kabul etmek yerine, sorgulamayı, farklı açılardan değerlendirmeyi ve derinlemesine düşünmeyi öğretiyoruz. Toplumsal olayları anlamak, sadece yüzeydeki verileri görmekten çok daha fazlasıdır. Her bir olayın, her bir sosyal olgunun tarihsel arka planları vardır. Bugün yaşadığımız pek çok toplumsal sorunun kökeni geçmişten bu yana değişerek gelmiştir. Bu nedenle, toplumsal meseleleri anlamak için tarih, sosyoloji, psikoloji, ekonomi ve siyaset gibi farklı disiplinlerin perspektiflerini bir arada değerlendirmek gerekir. Mesela doğurganlık oranlarının azalması gibi güncel bir olguyu ele alalım. Sadece istatistiklere bakarak “düşüyor” demek yeterli değildir. Bu düşüşün arkasında hangi sosyal dinamikler, ekonomik koşullar, kültürel değişimler yer alıyor? Psikolojik faktörler nasıl etkili oluyor? Toplumsal değişim aile yapısını nasıl dönüştürüyor? Bu sorulara yanıt aramak, sorunun gerçek boyutlarını görmek ve doğru çözümler geliştirmek için oldukça elzemdir.

Bizim görevimiz, öğrencilerimize bu çok boyutlu bakış açısını kazandırmak; onları sadece bilgiyle değil, aynı zamanda analitik düşünme ve sorgulama becerileriyle donatmaktır. Böylece mezunlarımız, karşılaştıkları zorlukları yüzeysel değil, derinlemesine anlayan ve çözüm üreten bireyler olur. Bu yaklaşım, onları sadece akademik hayatlarında değil, aynı zamanda toplumsal hayatta da daha bilinçli, aktif ve sorumluluk sahibi kılar. Bizim için eğitim, sadece bir derece almak değil; düşünceyi özgürleştirmek, yeniliklere açık olmak ve dünyaya farklı pencerelerden bakabilmek demektir.

Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi olarak, Erasmus+ programı aracılığıyla öğrencilerimize uluslararası deneyim kazandırmayı ve akademik gelişimlerini desteklemeyi önemsiyoruz. Öğrencilerimiz, Erasmus öğrenim hareketliliği kapsamında hibe desteği sağlanarak yurt dışında eğitimlerine devam ediyor. Ülkelere göre belirlenen aylık hibeler sayesinde öğrencilerin yurt dışında geçirecekleri süre zarfında yaşam giderlerini karşılamalarına yardımcı olunuyor. Öğrenim hareketliliği başvurularında, akademik başarı ve yabancı dil yeterliliği gibi kriterler göz önünde bulundurularak değerlendirme yapılıyor. Bu nedenle öğrencilerimize, eğer Erasmus+ programına başvurmayı düşünüyorlarsa, bu yeterliliklere dikkat etmeleri gerektiğini en başından söylüyoruz.

Erasmus+ programı, öğrencilerimizin küresel bir perspektif kazanmalarını, farklı kültürlerle etkileşimde bulunmalarını ve akademik bilgi birikimlerini artırmalarını hedefliyor. Bu kapsamda çeşitli bölümler için farklı ülkelerle anlaşmalarımız var. Kuzey Makedonya, Almanya, İspanya, İtalya, Polonya, Portekiz, Bulgaristan, Romanya gibi birçok ülke, öğrencilerimizi bir dönem boyunca ağırlıyor. Bu süreçte, öğrenim hareketliliği başlamadan önce ve başladıktan sonra Erasmus Koordinatörlüğü tarafından öğrencilere rehberlik edilmekte ve tüm aşamalarda destek sunulmaktadır. Ayrıca öğrencilerimiz, kendi akademik birimlerindeki Erasmus danışmanlarıyla da sürekli iletişimde kalarak herhangi bir sorunda kolaylıkla üniversitemizle bağlantı kurmaktadır. Bu anlamda yurt dışındaki öğrencilerimize elimizden geldiğince destek olmayı önemsiyoruz.

Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi olarak öğrencilerimizin teorik bilgilerini pratiğe dönüştürebilmeleri için Kariyer Merkezi ve ilgili bölümlerin koordinasyonuyla kapsamlı staj desteği sağlamaktayız. Kariyer Merkezi aracılığıyla kamu kurumları, özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarında staj imkânlarına erişim, başvuru rehberliği ve süreç takibi yapılırken; öğrencilerimiz psikoloji gibi bölümler için hastaneler, danışmanlık merkezleri, AR-GE birimleri, araştırma merkezleri gibi kurumlarda zorunlu lisans stajlarını gerçekleştirme fırsatı bulmaktadır. Ayrıca diğer akademik birimlerimiz de müfredatlarına dönem içi yapılmak üzere zorunlu staj faaliyetlerini eklemekte ve bu alanda anlaşmaları genişletmeye devam etmektedir.

Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi olarak, akademik üretimi teşvik etmek ve bilimsel katkıyı artırmak amacıyla öğretim elemanlarımıza Akademik Teşvik Ödeneği sunmaktayız. Bu kapsamda, Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenen esaslara uygun olarak; ulusal ve uluslararası hakemli dergilerde yayımlanan makaleler, kitap ve kitap bölümü yazarlıkları, bilimsel bildiri sunumları, projeler, sanatsal etkinlikler ve patent gibi faaliyetler değerlendirilmekte; puanlama sistemine göre teşvik ödemeleri yapılmaktadır. Akademik teşvik sistemi, yalnızca nicel üretimi değil, nitelikli, özgün ve alanına katkı sunan çalışmaları da önceleyen bir yapıdadır. Bu sayede üniversitemiz, akademik liyakati esas alan ve sürekli gelişimi destekleyen bir araştırma kültürünü kurumsal düzeyde güçlendirmektedir.

Ayrıca üniversitemiz, TÜBİTAK, BAP ve uluslararası fonlar kapsamında öğretim üyeleri ile doktora öğrencilerinin yürüttüğü bilimsel araştırmaları teşvik etmekte; proje başvuru, yazım ve yürütme süreçlerinde danışmanlık desteği sunmaktadır. Böylece hem bireysel hem kurumsal akademik üretim desteklenmektedir.

Bunların yanı sıra, öğrencilerimizin olduğu kadar akademik personelimizin öğrenim hareketliliğini de önemsemekteyiz. Öğretim elemanlarımız, destek alarak yurt dışında ders verme veya ders alma hareketliliklerine katılma imkânı bulmaktadır.

Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi olarak bilimsel üretimi, kurumsal gelişimimizin temel unsurlarından biri olarak görmekteyiz. Bu doğrultuda, öğretim üyelerimizin ve araştırmacılarımızın yürüttüğü bilimsel çalışmaları desteklemek amacıyla çeşitli maddî ve idarî destek mekanizmaları geliştirmiş bulunmaktayız. Üniversitemiz, TÜBİTAK, BAP, Avrupa Birliği ve SAYE (Sosyal Araştırmalar ve Yenilik Enstitüsü) gibi ulusal ve uluslararası fonlara erişim konusunda akademik personelimize proje yazımı, başvuru süreçleri ve uygulama aşamalarında rehberlik sağlamakta; ayrıca konferans katılımları, akademik yayınlar, kitap çalışmaları ve bilimsel etkinlik organizasyonları gibi faaliyetlerde idari kolaylıklar sunmaktadır. Yayımlanan nitelikli çalışmalar, atıf sayıları ve projelere göre yapılan akademik teşvik uygulamasıyla da öğretim elemanlarımızın üretkenliği desteklenmektedir. Bu bütüncül yaklaşım sayesinde üniversitemiz, bilgi üretimini esas alan, eleştirel düşünceyi ve toplumsal katkıyı önceleyen bir bilim ortamı oluşturmaktadır.

Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi (ASBÜ), Ulus’un tarihi merkezinde yer almakta olup ana kampüsü şehir dokusu içinde konumlanmıştır. Bu tarihî atmosfer, öğrencilerimizin millî bilinçle eğitim almalarını destekleyen özgün bir öğrenme ortamı sunmaktadır. Bu tarihî atmosfer, öğrencilerimizin millî bilinçle eğitim almalarını destekleyen özgün bir öğrenme ortamı sunmaktadır. Üniversitemizin kampüs çevresindeki birçok önemli müzeye ve kültürel mekâna yürüme mesafesinde olunması, öğrencilerimizin gündelik hayatlarını tarih ve kültürle iç içe geçirmelerine imkân tanımakta ve öğrencilerimizin millî bilinçle eğitim almalarını destekleyen özgün bir öğrenme ortamı sunmaktadır.

Son olarak, gençlere yönelik neler söylemek istersiniz?

Gençliğe dair söz söylemek, aslında geleceğe dair söz söylemektir. Çünkü bir toplumun kültürü, fikri, sanatı ve edebiyatı; nihayetinde onu omuzlayacak olan genç zihinler ve genç yürekler üzerinde yükselir. Bugünün gençliği çok hızlı değişen bir çağın içinde yaşıyor; fakat bu hız, derinlikten kopuşa dönüşmemelidir. Gençlerimiz doğru kaynakla, sağlam disiplinle ve derinlikli bir ufukla yürümeyi başarırsa, hem kendisini hem de ülkemizin kültür ve düşünce iklimini yeniden inşa edebilir.

Bu noktada gençlere birkaç temel hususu özellikle hatırlatmak isterim. Evvela, okuma disiplinini bir “alışkanlık” değil, bir “hayat düzeni” hâline getirmelidirler. Okuma eylemi yalnızca gündemi takip etmek için değil; kendi zihin mimarilerini kurmak için yapılmalıdır. Her gün az da olsa düzenli okuma, zaman içinde çok büyük bir entelektüel sermaye biriktirir. Okuma; hakikatin, estetiğin ve insanı anlama çabasının ilk kapısıdır.

İkinci olarak, not tutma ve yazma alışkanlığı üzerinde ısrarla durulmalıdır. Sadece okuyan değil; okudukça düşünen, düşündükçe yazan bir gençlik hedeflenmelidir. Gençler, okudukları her metinden küçük notlar çıkarmalı; zaman içinde bu notlar onların kendi dilini ve bakışını kuran bir fikrî arşive dönüşmelidir. Bilgi, yazıyla kalıcı olur; düşünce, yazıyla berraklaşır.

Üçüncü olarak, sosyal bilimlerde ve insanı anlamaya dönük alanlarda tek disiplinle yetinmemek gerekir. Hayatın meseleleri tek bir pencereden anlaşılamaz. Bir toplumsal olguyu anlamak için tarih, sosyoloji, siyaset bilimi, hukuk, psikoloji, iktisat ve felsefenin birbirini tamamlayan imkânlarından istifade edilmelidir. Gençlere düşen görev; tek yönlü değil, çok boyutlu düşünebilen bir zihinsel donanım geliştirmektir.

Dördüncü olarak, kültür ve edebiyatın merkezinde Türkçe vardır. Türkçe yalnızca bir iletişim aracı değil; hafızamız, kimliğimiz ve medeniyet iddiamızdır. Gençler kelimelerin gücünü fark etmeli; dili korumanın aynı zamanda düşünceyi korumak olduğunu bilmelidir. Dilini kaybeden bir toplum, zamanla bakışını da kaybeder.

Beşinci olarak, usta–çırak ilişkisinin kıymeti yeniden hatırlanmalıdır. Edebiyat ve düşünce yalnızca bireysel üretim değil; irfan zinciriyle taşınan bir gelenektir. Gençler yaşayan ustalarla temas kurmalı; seminer, söyleşi ve atölyelere katılmalı; kuşaklar arası aktarımı önemsemelidir. Gelenekle bağ kurarken, çağın dilini de öğrenmeli; kendi köklerinden güç alarak bugünün dünyasına sahici söz söyleyebilmelidirler.

Altıncı olarak, sanatın gayesi unutulmamalıdır. Sanat, sadece estetik bir uğraş değil; insan ruhunun derinliğini taşıyan bir varoluş ifadesidir. Gençler sanat ve edebiyata yönelirken, popüler akımların geçici parıltısı yerine kalıcı eser hedefini öne almalı; yazının ve sanatın ahlâkî sorumluluğunu daima diri tutmalıdır.

Yedinci olarak, dijital çağın imkânlarını doğru kullanmak gerekir. Sosyal medya ve dijital platformlar bir imkân sunar; fakat aynı zamanda dikkat dağınıklığı, yüzeysellik ve hızlı tüketim alışkanlığı üretir. Gençlerin yapması gereken; teknolojiyi hakikatin ve kültürün hizmetinde bir araca dönüştürmek, ruhunu ve zihnini koruyacak bir denge kurmaktır.

Son olarak da şunu söylemek isterim: Gençlerimiz kendi medeniyet mirasını tanırken dünyayı da okumalıdır. Çünkü gerçek aydın duruş; hem yerli hem evrensel, hem köklü hem açık ufukludur. Yerli olanı güçlendirmek, insanlıkla irtibatı kesmek değil; tam tersine daha özgüvenli bir dünya dili kurmak demektir. Gençlerimiz bu özgüveni ilimle, emekle, ahlâkla ve estetik bir hassasiyetle birleştirdiği ölçüde, geleceğe daha güçlü yürüyebilecektir.

Bu söyleşi dolayısıyla Ankara Edebiyat ve Gerçek Tarih Derneği’nden siz değerli dostlarımız Mehmet Poyraz ve Talip Işık beyefendilere teşekkür eder; bu söyleşimizin kültür dünyamıza hayırlar getirmesini temenni ederim.

Kısaca Prof. Dr. Musa Kazım Arıcan kimdir?

1 Ağustos 1970 tarihinde Hatay Dörtyol’da doğdu. Ortaöğrenimini Dörtyol İmam Hatip Lisesinde tamamladı. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ni 1994 yılında bitirdi. 1995 yılında Sivas Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Felsefe ve Din Bilimleri Din Felsefesi Anabilim Dalında Araştırma Görevlisi olarak Akademik hayata intisap etti. Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İslam Felsefesi Anabilim Dalında “Spinoza’da Din ve Tanrı” isimli teziyle Yüksek Lisansı (1996), Din Felsefesi Anabilim Dalında “Spinoza’nın Tanrı Anlayışı” teziyle doktorasını tamamladı (2003). Sivas Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde görev yaparken Din Felsefesi alanında Doçent oldu (2010).
2012 yılından itibaren Ankara’da Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi, Felsefe Bölümü, Türk İslam Düşüncesi Tarihi Anabilim Dalında Akademisyen olarak görevine devam etti. 2015 yılında Profesör unvanını aldı. 2015 yılından itibaren Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Rektör Yardımcılığı görevini yürüttü. Akademik hayatın yanında Sivil Toplum Kuruluşlarında da görev yaptı. Türk Felsefe Derneği Yönetim Kurulu Üyeliği görevini yürüttü. 2014 yılından itibaren Ankara Pursaklar Kent Konseyi Başkanlığını yürütmektedir. 2016 yılında Türkiye Yazarlar Birliği genel başkanlığına seçildiği görevini sürdürmektedir.
Prof. Dr. Musa Kazım Arıcan, 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanunun 13’üncü maddesi ile 3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 2’inci, 3’üncü ve 7’nci maddeleri gereğince Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Rektörlüğüne atandı. 02.03.2020 tarihinde başladığı rektörlük görevini halen sürdürmektedir. Aynı zamanda Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) Genel Başkanı olan Arıcan, İngilizce ve Arapça bilen Arıcan, evli ve 3 çocuk babasıdır.