Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
WhatsApp
Sosyal Medya

Temmuz güneşi

Yağmur Erdem yazdı: Martının çığlığıyla birlikte Temmuz güneşi batıyordu İstanbul’da. Ezan sesi yükselirken o, ruhu hapsolmuş bir mağara gibi, kalabalıkların ve ışıkların arasında kaybolup gitti.

Yağmur Erdem yazdı: Martının çığlığıyla birlikte Temmuz güneşi batıyordu İstanbul’da.

İnşaat sesleri birbirine karışıyordu. Her yerde kentsel dönüşüm levhaları, billboardlar, yaşlanma karşıtı krem reklamları… Bu şehir ona çok karmaşık geliyordu; sanki onu anlamıyor, o da bu şehri çözemiyordu.

Yorgun ve sıcak bir Temmuz günüydü. Öğle molasında yanında biraz karpuz ve birkaç dilim peynir vardı. Yanına sokulan kediye peynirin yarısını verdi. Diğer arkadaşlarıyla birlikte molasına devam etti. Herkesin, onunki gibi, kendine göre dertleri vardı. Hepsi yorgundu. Güneşte ısınmış suyu boğazından zor geçti.

Bir an durdu. Garip bir şekilde geçmişini ve geleceğini düşündü. Bir bayram günü, pamuk şeker dağıtılırken oğlunu kaybetmişti. Göçmen kampında ayrılmışlardı. Cebindeki pamuk şeker paketine baktı. O gün oğlunun elini son kez tutmuştu. O paketi atamıyordu. “Bari bu kalsın,” diyordu kendi kendine.

Mesai bitiminde herkes bir yana dağıldı. O ise vapura bindi. Paslanmış, yorgun bir vapurdu bu. Siren ve düdük seslerini hiç sevmezdi. Ne zaman duysa, kamptaki günler gelirdi aklına. Düdük acı acı çalıyordu; sanki sadece onun için.

İnsanlar koşturuyor, herkes bir yerlere yetişmeye çalışıyordu. Martıların çığlıkları, gülenler, ağlayanlar, gitar çalanlar, işportacılar… Hepsi o vapurun içindeydi. Kalabalığın ortasında donup kaldı. Dudaklarından sadece şu söz dökülebildi:

“Çok acı var bu dünyada.”

Vapurdan indiğinde kalabalığın içine karıştı. Çiçekçiler, simitçiler, konuşan, gülen, tartışan insanlar… Kutlamalar, ayrılıklar… Herkes bir şeylerin içindeydi. O ise yapayalnızdı.

Bir baloncu gördü. Yaşlı adam, babasına çok benziyordu. Sarılıp elini öpmek istedi. Adam kırışmış yüzü ve simsiyah gözleriyle ona bakarak, “Balon ister misin evlat?” diye sordu.

Bir an için hayatı gözlerinin önünden geçti. “Babam…” diyemedi. “Bana çok benziyorsunuz, size sarılabilir miyim?” diyemedi. İçinde kaldı.

Üç balon aldı. Biri geçmişe, biri geleceğe, biri de kaybettiği oğluna… Adaya vardığında balonları gökyüzüne bıraktı.

“Bu dünyada sadece hayal kurmaya ve dua etmeye karışılmıyor,” dedi.

Martının çığlığıyla birlikte Temmuz güneşi batıyordu İstanbul’da. Ezan sesi yükselirken o, ruhu hapsolmuş bir mağara gibi, kalabalıkların ve ışıkların arasında kaybolup gitti.

(Fotoğraf: Ayasofya 2023, Mehmet Poyraz)