5-6 Aralık 2025 tarihlerinde artık gelenekselleşme yolunda önemli mesafe kat eden Ankara Edebiyat Festivali’nin 4.sü düzenlendi. Festival, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi’nin (ASBÜ) tarihi Başvekalet binasında yapıldı. 1926 menşeli binanın, insanı içine çeken tarihi hüviyeti, festivale ayrı bir manevi hava kattı.
Maliye Vekaleti olarak da değerlendirilen bu tarihi yapı, 2001-2013 yılları arasında Başbakanlık Gümrük Müsteşarlığı olarak da kullanıldı. Bu döneminde kendi kurumuma ait bir bina olması, şahsi olarak bana hoş bir geçmiş rüzgârı yaşattı. Gümrük Müsteşarlığı’ndaki arkadaşlarımla yaşadığım mazi esintisinin güzelliğini yıllar sonra, Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) Ankara Şubesi’nin düzenlediği 4. Ankara Edebiyat Festivali ile ruhumun derinliğinde hissettim.
Başta TYB Genel Başkanı ve ASBÜ Rektörü Sayın Prof. Dr. Musa Kazım Arıcan ve TYB Ankara Şube Başkanı Sayın Mehmet Sait Uluçay olmak üzere, aralarında yer almaktan onur duyduğum TYB Ankara Şube yönetimindeki tüm arkadaşlarıma özverili çalışmalarından dolayı teşekkür ediyorum. Herkes cansiperane çalıştı. Öyle ki bu ekipte festivale en az katkı sunan kişi şahsım oldu.
Erken Cumhuriyet Dönemi Ankara ve Edebiyat
Festivalin her iki günü de dolu dolu başlıklar çerçevesinde gerçekleştirilen panellerle geçti. Bahse konu panellerden biri de 6 Aralık Cumartesi günü icra edilen “Erken Cumhuriyet Dönemi Ankara ve Edebiyat” başlıklı oturumdu.
Günün bu ilk programını Prof. Dr. Muhammet Enes Kala yönetti. Panelde Dr. Fatma Bilge ŞİMŞEK, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Ankara’yı ele alışını başarılı bir performansla, dinleyicilere aktardı. Yazar Emin GÜRDAMUR da Refik Halit Karay’ın gözünden Ankara konusunu verimli bir aktarım sunarak ele aldı.

Münevver Ayaşlı ve Ankara
Panelin bir diğer anlatıcısı da Burdur’dan misafir olarak katılan, Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi öğretim görevlilerinden Doç. Dr. Canan OLPAK KOÇ’tu. Canan Hoca, Yazar Münevver Ayaşlı’nın Ankara çıkışlı eserlerini anlattı. 1906’da Selanik’te doğan Ayaşlı’nın o bahse pek girmediğini zikrederek Ayaşlı’nın Pertev Bey’in Üç Kızı, Pertev Bey’in İki Kızı, Pertev Bey’in Torunları ve Vaniköyünde Fazıl Paşa Yalısı adlı kitaplarından bahsetti.
Ayaşlı, eşi Nusret Sadullah Ayaşlı’nın 1944’teki vefatından sonra 1947’de yazarlığa başlamış, yani 40 yaşından sonra yazın işine el atmış birisi. Soyadı, eşinin Ayaş kökenli olmasından geliyor. Eşi Nusret Sadullah Ayaşlı, Ayaş’ta metfun Bayramilik şeyhi Bünyamin Ayaşi’nin torunu büyükelçi ve şair Sadullah Paşa’nın oğlu olduğundan aile, soyadı yasasının ardından bu soy ismini tercih etmiş. Dolayısıyla Münevver Hanım da Ayaşlı soyadını almış oldu.
Ayaş, bilindiği üzere Ankara’nın ilçesi. Ancak Canan Hoca, paneldeki konuşmasında Münevver Ayaşlı’nın Ankara’yı bir türlü sevmediğinden bahsetti. Hatta Ankaralı olarak bu duruma üzüldüğünü söyledi. Panelin yöneticisi olan Muhammed Enes Kala da Ayaşlı’nın da Ankara’dan en çok Dersaadet’e (İstanbul) dönüşünü sevenlerden olduğunu ifade ederek yüzlerde tebessüm oluşturdu.

Ayaşlı’nın Ankara’yı Sevmeme Sebebi
Ayaşlı’nın niçin Ankara’yı sevemediği, bu kadim kente neden alışamadığı konusunu, verilen çay molasında arkadaşlarla aramızda sürdürdük. Ben arkadaşlara Münevver Ayaşlı’nın Ankara’yı neden sevmediği hakkında fikrim olduğunu ilettim. Onlar da sebebini sordu, anlattım: “Umumiyetle kadın kısmı koca tarafını pek sevmez. Malum, eşi Nusret Bey de Ankaralı olduğundan Münevver Hanım, ‘koca tarafının memleketini sevemedim’ diyememiş de bu hislerini başka cümlelerle ifade etmiş.”
İşin şakası bir yana Münevver Ayaşlı, kendini imparatorluk çocuğu olarak gören birisi. Manastır’dan Sarıkamış’a dek pasaportsuz seyahat edildiğini, ilk mektebe Halep’te, ikinci mektebe Beyrut’ta devam ettiğini bizzat yaşayarak nakleden birinin bu durumu kabullenmesi pek mümkün görünmüyor. İstanbul’un payitahtlıktan düşüp bu payenin bozkırdaki Ankara’ya verilişine şahit olması ve bu kente alışması kolay olmamalı.
İnsan bazen kendi yurdunda bile kendini gurbette hissedebilir. Çocukluğunun geçtiği yerleri, “Başka bayrak altında görmeye el’an tahammülüm yoktur. Selanikli olmam babamın askerî vazifesiyle vuku bulmuştur.”[1] diyen biri için zor olmalı. Ki bugün bizlere bile böyleyken… Selametle…
DİPNOT:
[1] Münevver Ayaşlı, kendisini “Selanik’te doğmuş Konya Türkmenlerinden bir Türk” olarak görür.
