Henüz sana başladığımda küçük bir çocuktum.
İlk dokunuşlarını hatırlıyorum—bakışlarınla.
Gözlerimden ruhuma süzülüşün,
kulağımda o ılık sesin…
En güzel sen söylüyordun ismimi,
nasıl oluyordu bilmem.
Sonra…
sonra anlıyor insan.
Bir yerlerden tanıdık gelir bazı duygular;
sanki bir Nihavend makamı gibi,
eski bir aşkın hatırası olur içte.
Ruhumda bir Segâh makamı vardı,
ama gözlerin—
en çok Uşşak makamı okuyordu beni,
seni görünce.
Zamanla anlıyor insan:
Bir ihtimal daha var—
o da Hüzzam makamı sevmek mi dersin?
Bir nihavend dokunuşla
“kimseye etmem şikâyet” mi dersin…
ya da dönülmez bir akşamın ufkunda
sana bir tepeden bakar gibi,
vakur bir duruşla
Rast makamı’nda mı kalmalı insan?
İçimde atan her şey
bir segâh tekbir gibi—
nabzımı tutan,
beni bana duyuran.
Ve yine bir gülnihal gibi düşerken gönlüme dünya,
anlıyorum:
Sevmekten kim usanır?
Benim yüreğim—
çoktan
bir uşşak makamına yerleşti bile.
(Fotoğraf: Kuğulu Park, Ankara-Mehmet Poyraz)
