Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
WhatsApp
Sosyal Medya

İsmet Özel’in Mazot şiiri-2

Murat Ertaş yazdı: Batı’da biçimlenen sanat ve felsefe akımlarının ikinci sınıf iz düşümü olan Türkiye’deki toplumsal-gerçekçi şairlerin aksine İsmet Özel insanın modern dünyada kendi fıtratına yabancılaşmasına isyan etmiştir.

Murat Ertaş yazdı: Batı’da biçimlenen sanat ve felsefe akımlarının ikinci

Tekniğin, teknolojinin ve makinenin kölesi olan insanın şekillendirmeye başladığı dünyaya eleştirileriyle Haydeger (Heidegger) modern dünyada insanın düşünceden ve değerlerden arındırılamayacağını belirtmiş, insanın “varlık sorunu”yla karşı karşıya kaldığını ortaya koymuştur. Bu konuda Niçe (Nietzsche) ile girdiği eleştirel ilişki dikkate değerdir.

Varoluşçuluğun (egzistanyalizm); Haydeger, Sorin Keyıgigart (Soren Kierkegaard) gibi isimlerle birlikte, ortaya koyduğu terimlerin edebiyat ve düşünce dünyasında kabul gören ismi Jan Pal Sart (Jean-Paul Sartre) olmuştur. Sart’ın düşüncesine göre insan önceden tanımlanamaz, o düşünerek, yaparak ve yazarak özünü var eder, çoğaltır: “Sartre’ın, varoluşçuluğunda ilk olarak görülen, insanın önceden-tanımlanmamış bir varlık olarak ele alınmasıdır. İnsan kendi yaşamını ya da tanımını kendi kararlarıyla verecektir. İnsanın içinde bulunduğu koşullar içinde yaptığı tercihleri onun kim olacağını ve ne olacağını belirler. Bu, “Varoluş özden önce gelir.” sözünün anlamıdır. İnsan önceden-zaten-belirlenmiş bir öze sahip değildir, daha çok o özünü kendi eyleyişleriyle gerçekleştirecek, yani varoluşunu şekillendirerek özünü ortaya koyacaktır. Kahraman ya da alçak olmak, insanın kendi yaptıklarıyla ilgili bir sonuçtur.” İnsan için önceden yapılmış tanımlama ile insanın duygu ve eylem dünyası birbiriyle çatışmaktadır. Bu durumda insan en çok kendisine yabancılaşmaktadır. Bu yabancılaşma karşısında özün gürleşmesi söz konusu değildir. Modern insanın kendisine yabancılaşması, bunun neticesinde özün varoluş sancısı İsmet Özel’in şiir ve yazılarının temel problemlerinden biri olmuştur. Özü, kendisine dayatılan hayatların ve tanımların dışına düşünerek, eyleyerek ve mücadele ederek çıkarmak! Kendisine yabancılaşan insanı üçüncü bir şahıs gibi sorgulamak… İşte İsmet Özel’in insanın varoluş problemini dile getirdiği şiirlerinde herkes adına, başkaları adına da bir yola koyulmuşluk, bir adanmışlık vardır.

Yaşadığı ve tanık olduğu çağı kasıp kavuran olayların ve ideolojilerin kıskacında, onların tesiriyle ve onlara rağmen varlığını inşa etmeye çalışan İsmet Özel 1974’te yazdığı “Amentü” şiirinde:

İnsan
eşref-i mahlûkattır derdi babam
bu sözün sözler içinde bir yeri vardı

ama bir eylül günü bilek damarlarımı kestiğim zaman
bu söz asıl anlamını kavradı

mısralarıyla Cemil Meriç’in dediği gibi insanın idrakine giydirilmiş deli gömlekleri giymemeye direniyor, insanın kendi gerçeğini yine insana hatırlatıyordu. Evet, insan düşündüğü ve eylediği varlıktır. İsmet Özel “eşref-i mahlûkat” olarak tanımlanmakla “eşref-i mahlûkat” olmanın mümkün olmadığını insanlık tarihindeki acıların gösterdiğinin farkındadır. Batılı tanımlamalar ve ideolojilerden sonra babasının dilindeki o ulvi tanımı hatırlar Özel. İnsanın bu tanım ile gerçekleştirdiği özü arasındaki çelişkiyi ve çatışmayı iliklerine kadar hisseden Özel, “eşref-i mahlûkat” olmanın düşünme ve eylem biçimleri üzerine kafa yorar ve insanı yaratılmışların en şereflisi kılacak şeylerin ardına düşer. İsmet Özel’in varoluşçuluğu Anadolu’nun Yesevîyle, Yunusla, Mevlânayla, Bektaşîyle biçimlenmiş binlerce yıllık hayat tecrübesini, ahlâkını, erdemini ve irfanını toptan yok sayan bir zihniyetin terk ettiği değerlere talip olarak tepkisini ortaya koyduğu “Celladıma Gülümserken Çektirdiğim Resmin Arkasındaki Satırlar” şiirinde de apaçıktır.

gelin
bir pazarlık yapalım sizinle ey insanlar!
bana kötü
bana terk ettiğiniz düşünceleri verin
o vazgeçtiğiniz günler, eski yanlışlarınız
ah, ne aptalmışım dediğiniz zamanlar
onları verin, yakınmalarınızı
artık gülmeye değer bulmadığınız şakalar
ben aştım onları dediğiniz ne varsa
bunda üzülecek ne var dediğiniz neyse onlar
boşa çıkmış çabalar, bozuk niyetleriniz
içinizde kırık dökük, yoksul, yabansı
verin bana
verin taammüden işlediğiniz suçları da…

İsmet Özel burada ciddi bir sorumluluk almaktadır. İnsanlarla yaptığı pazarlığın temeli budur. Onun; insanların terk ettiği düşüncelerine, eski yanlışlarına, pişmanlıklarına, çabalarına talip olmasını iki şekilde yorumlayabiliriz. İlki; insanın suç işlemesi, hata yapması zatîdir, olacaktır, insanîdir… Hata ve suç işleyen insan terk edilemez; bu, insanın kendisini terk etmesidir. İkincisi; savaşların ve büyük acıların biçimlendirdiği ve şairin de tanık olduğu modern zamanda insanın varlığı ve mutluluğu için ortaya koyulan yeni reçetelerin, düşüncelerin ve eylemlerin de insanı var edemediği, ezdiğidir. İsmet Özel’in mısraları insanın ve şahsının kendi oluşuna doğru giden bir dildir.

Batı’da biçimlenen sanat ve felsefe akımlarının ikinci sınıf iz düşümü olan Türkiye’deki toplumsal-gerçekçi şairlerin aksine İsmet Özel insanın modern dünyada kendi fıtratına yabancılaşmasına isyan etmiştir. Bu isyan, Necip Fazıl’ın “sıcak yarada kezzap” dediği ondaki fikir sancısı şiirlerini de biçimlendirmiştir. Bu şiirlerden biri de 1970’te kaleme aldığı “Mazot” şiiridir. (İsmet Özel’in tüm şiirleri ses, içerik ve ruh olarak sanki tek bir şiirin parçalarıdır.)

Evvelâ şiirin adının “Mazot” olması mazotun makinalaşan dünyanın damarlarında bir kan gibi dolaşması nedeniyledir. İnsanın yerine makinaların ikame ettirilmesi gibi insanın damarlarındaki kanın yerine de mazot, petrol, akaryakıt! Kelime toplumsal-gerçekçilerin şiir dilinin aksine imgeseldir.

Ağlamadan
dillerim dolaşmadan
yumruğum çözülmeden gecenin karşısında
şafaktan utanmayıp utandırmadan aşkı
üzerime yüreğimden başka muska takmadan
konuşmak istiyorum.

İsmet Özel’in 1975’te Çıdam yayınlarından çıkan üçüncü şiir kitabı “Cinayetler Kitabı” Mazot şiirinin bu mısralarıyla başlar.

Şiirin bu ilk bölümü bütünün özetidir. Tekrar eden “-meden/-madan” zarf-fiil ekleriyle mısraların ses değeri yükselirken anlam vurgulu bir şekilde verilmiştir. Bu ses tekrarları Kuran’dan bazı ayetlerin ses tekrarını hatırlatmaktadır. 1974’te Diriliş dergisinde yayımlanan ve İsmet Özel’in ihtidası olarak kabul edilen ve Müslümanca duruşunu ilan ettiği “Amentü” şiirinden dört sene evvel kaleme aldığı mısraların ses ve ahenk yönünden Kuran’daki ayetleri (Bilhassa Tekvir süresi) hatırlatması onun bilinçaltında İslâmî inanç kodlarının olduğunu hissettiriyor.

(Devam edecek)