Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
WhatsApp
Sosyal Medya

Hayır, mesele çocukların oynadığı dijital oyun değil!

Murat Ertaş yazdı: Bizim nesil (1970’ler-1980’ler) sokakta kovboyculuk oynadı, kılıç oynadı, okçuluk oynadı; kurban bayramlarında kesilen kurbanı izledi, akan kanını parmağıyla alnına yapıştırdı; ancak bizim nesilden kimse okul basmadı, çocukları masumları öldürmedi.

Murat Ertaş yazdı: Bizim nesil (1970’ler-1980’ler) sokakta kovboyculuk oynadı, kılıç

Çocukların ve gençlerin ailesi, sokağı, mahallesi, buluştukları mekânları “sosyal ağlar” oldu artık. Okullarda ve çevresinde alınacak somut güvenlik tedbirlerinin suçun caydırıcılığında çok az etkisi olacaktır. Organize işler artık sosyal medya sayfalarında ve gruplarda şekillenmekte…

Çocukların anneden ve babadan, kardeşten ve akrabadan, aile ortamından, yaşayışından, töresinden kaçıp kendilerine dijital mürebbiye teslim ettikleri özel odaları yok mu? Evlerdeki çocuk odaları her türlü suç örgütlerinin sanal alemden sızıp cirit attıkları örgüt hücresi gibi… Hayatı meraklarıyla keşfede keşfede öğrenen çocuklar, özel odalarında bu çağda savunmasız…

O halde, artık sosyal ağlar kontrol edilmeli, güvenlik güçleri artık sanal dünyada devriye atmalı, sosyal paylaşım sayfalarında denetim, çevirme ve uygulama yapılmalı, yasaklar sert ve net olmalı…

Ailedeki, sokaktaki ve okuldaki dinsiz, ahlâksız, erdemsiz, terbiyesiz ve töresiz eğitim vicdansız, duygusuz, aidiyetsiz, kayıtsız insan üretiyor. Mesele oyun değil; mesele sevgisizlik, bencillik, yalnızlık… İçe atılmış duygusuzluk, tatminsizlik…

Anne ve baba, öğretmen, okul idarecisi başta olmak üzere cemiyetin her ferdi sevgi ve şefkatle beraber evvelâ çocuğuna, sonra birbirine zaman ayıran ve saygı duyan bireyler olmalı. Toplumdaki “bencillik” kanseri artık karı-koca, ebeveyn-çocuk arasında metastaz yapmıştır.

Aileler sımsıcak “ocak” olmaktan ziyade faydacılıkla biçimlenen birer işletme ve pamuk ipliğine bağlı zayıf ortaklık haline geldi; soğuk, hissiz, arsız, duyarsız, ayıpsız, kuralsız, rekabetçi, öfkeli, sabırsız, gönülsüz, hatırsız, inançsız…

Dün kaygılandığımız gençler bugün karı koca oldular! Bugün kaygılandıklarımız “yuva” bile kuramıyorlar!

Aile aziz milletimizin kültür ve irfanıyla, ahlâk ve imanıyla tüten son ocaktır. Aileler parayla, maddi destekle değil ahlâk ve maneviyatla ayakta tutulur. Aileyi ayakta tutan en önemli aktör annedir. Kadın istihdamını düzenleyen yasalar yeniden gözden geçirilmeli ve anneler çocuklarını en azından çocuk yedi yaşına gelene kadar kreşlere bırakmak zorunda bırakılmamalı. Babalar evde cep telefonuyla değil çocuklarıyla sohbet etmeli, çocuklarının şahsiyet inşasını gözlemlemeli, çocuğa yardımcı olmalıdır.

Her zaman söylediğimi tekrar etmek istiyorum:

Muhterem anne ve babalar lütfen çocuklarınız için yaşamayınız, çocuklarınızla beraber yaşayınız! Çocuklarınız müstakbel anne ve babadır. O halde doğumundan ergenliğe kadar çocuklar kendisinin ve evin işlerine gücü ve kabiliyeti oranınca ortak edilmelidir. Sorumluluk sahibi bireylerin temeli çocukluğunda aldığı küçük sorumluluklar ve iş bölümüdür, vazife şuurudur. Çocukken kazanılan vazife ve sorumluluk duygusu bireyin ömrü boyunca ilkeli bir hayat sürmesini sağlar. Velhasıl sevgili anne ve babalar; doğumundan itibaren çocuklarınızı sadece sevmeyiniz, orantısız ilgi göstermeyiniz, sorumluluk paylaşınız; o çocukları geleceğe hazırlayınız ki bu çocuklar hep aynı yaşta ve sevimlilikte kalmayacaklar, ağrıyacaksa ilk önce sizin başınız ağrıyacak.

Bizim nesil (1970’ler-1980’ler) sokakta kovboyculuk oynadı, kılıç oynadı, okçuluk oynadı; kurban bayramlarında kesilen kurbanı izledi, akan kanını parmağıyla alnına yapıştırdı; ancak bizim nesilden kimse okul basmadı, çocukları masumları öldürmedi. Çünkü hayatın her alanında sokağı, mahalleyi, komşuluk ilişkilerini kuşatan bir maneviyat vardı. Ayıp vardı, günâh vardı, aile vardı, “Komşular ne der?” vardı, haya ve edep vardı, küçük büyük vardı, gönül vardı, radyoda türkülerimiz, bizim nezaketimiz, estetiğimiz ve şarkılarımız vardı.

İslamsızlık, inançsızlık, sevgisizlik, tatminsizlik ve kayıtsızlık hayatı hızla zehirliyor ve biz buna “sosyal çürüme” diyoruz!