İstanbul Ticaret Üniversitesi ve Telif Hakları Derneği iş birliğiyle düzenlenen Ulusal Dijital Medya ve Telif Hakları Sempozyumu’nda, yapay zekânın sanat ve medya üzerindeki etkileri derinlemesine ele alındı. Uzmanlar, “O his kime ait?” sorusu etrafında birleşirken Türkiye’nin gecikmeden “milli telif hamlesi” başlatması gerektiğini vurguladı.

YAPAY ZEKÂ ÇAĞINDA MÜLKİYET KRİZİ DERİNLEŞİYOR
Dijital çağ, sanat ve medya dünyasında köklü bir dönüşümü beraberinde getirirken yapay zekâ destekli üretim biçimleri telif hakları tartışmalarını da yeni bir boyuta taşıyor. Dünya genelinde mahkemeler, insan emeğinin sınırlarını yeniden tanımlamaya çalışırken Türkiye’de henüz bu alana yönelik kapsamlı bir yasal düzenlemenin bulunmaması dikkat çekiyor.
Söz konusu bu boşluk, düzenlenen sempozyumla birlikte daha görünür hâle gelirken etkinlik, yalnızca akademik bir buluşma olmanın ötesinde stratejik bir uyarı niteliği taşıdı. İstanbul’da gerçekleştirilen toplantıda, yapay zekânın oluşturduğu içeriklerin hukuki statüsü ve hak sahipliği meselesi çok yönlü biçimde tartışıldı.

“O HİS KİME AİT?”: DİJİTAL ÇAĞIN ONTOLOJİK SORUSU
İTO Sütlüce Kampüsü Sadabad Salonu’nda gerçekleşen sempozyumda İTO Meclis Başkanı Dr. Erhan Erken’in sempozyumun açılışında dile getirdiği “O his kime ait?” sorusu, çağımızın en temel tartışmalarından birine işaret ediyor. Bir eserin ortaya çıkışında algoritmayı yazan geliştirici mi, sistemi eğiten veri sağlayıcı mı yoksa komut veren kullanıcı mı gerçek hak sahibi?
Bu soru, yalnızca hukuki değil aynı zamanda felsefi ve estetik bir tartışmayı da beraberinde getiriyor. Yapay zekâ ile üretilen içeriklerin giderek yaygınlaşması, sanatın doğası ve özgünlük kavramı üzerine yeniden düşünmeyi zorunlu kılıyor.

TELİF MESELESİ ARTIK BİR “MİLLİ GÜVENLİK” BAŞLIĞI MI?
Telif Hakları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Cafer Vayni, konuşmasında telif haklarının artık yalnızca kültürel bir mesele olmadığını vurgulayarak şu değerlendirmeyi yaptı:
Telifin korunması, günümüzde ekonomik ve kültürel bağımsızlığın temel unsurlarından biri hâline gelmiş durumda. Bu nedenle atılacak adımların bir “milli savunma hamlesi” kadar stratejik öneme sahip olduğu ifade ediliyor.
Vayni’ye göre yapay zekâ şirketleri, devasa veri havuzlarını kullanarak içerik üretirken sorumluluktan kaçınma eğiliminde. Ancak küresel ölçekte verilen bazı mahkeme kararları, bu yaklaşımın sürdürülebilir olmadığını gösteriyor. Özellikle Avrupa’da görülen davalar, yapay zekâ üretimlerinin de telif kapsamında değerlendirilebileceğine işaret ediyor.

KÜRESEL DÜZEYDE TELİF MÜCADELESİ KIZIŞIYOR
Dünya genelinde telif hakları, dijitalleşmenin etkisiyle yeniden tanımlanıyor. Yapay zekâ sistemlerinin milyarlarca veriyi kullanarak içerik üretmesi, “emeğin karşılığı” tartışmasını daha da gündeme getiriyor.
Uluslararası hukukta telif hakkının bir insan hakkı olduğu gerçeği, bu mücadelenin temel dayanağını oluşturuyor. Bu çerçevede, yaratıcı emeğin korunması yalnızca bireysel bir hak değil aynı zamanda toplumsal bir sorumluluk olarak değerlendiriliyor.

DİJİTAL EMPERYALİZM VE KÜLTÜREL BAĞIMSIZLIK
Sempozyumda öne çıkan başlıklardan biri de “dijital emperyalizm” kavramı oldu. Kültür endüstrisinin küresel ölçekte yeniden şekillendiği günümüzde, özellikle Batı dışı toplumların ciddi ekonomik kayıplar yaşadığına dikkat çekiliyor.
Her yıl milyarlarca dolarlık lisans ödemesinin gelişmiş ülkelere aktarılması, yerli üretimin ve yaratıcı endüstrilerin güçlendirilmesi gerekliliğini ortaya koyuyor. Türkiye’nin bu alanda kendi modelini oluşturması, yalnızca ekonomik değil aynı zamanda kültürel bağımsızlık açısından da kritik görülüyor.

İNSAN EMEĞİ HUKUKUN SON KALESİ OLMAYA DEVAM ETMELİ
Prof. Dr. Muzaffer Şeker tarafından dile getirilen “Düşünmek dünya kadar kıymetlidir” yaklaşımı, sempozyumun temel felsefesini özetliyor. Teknolojik gelişmeler ne kadar hızlanırsa hızlansın, insan emeğinin korunması gerektiği konusunda güçlü bir mutabakat bulunuyor.
TÜRKİYE İÇİN ACİL BİR YOL HARİTASI
Ulusal Dijital Medya ve Telif Hakları Sempozyumu, Türkiye açısından kritik bir gerçeği yeniden gündeme taşıdı: Yapay zekâ çağında telif hakları meselesi ertelenemez. Buna göre kültürel üretimin korunması, yaratıcı bireylerin desteklenmesi ve dijital ekonomide güçlü bir yer edinilmesi için “milli telif hamlesi”nin gecikmeden hayata geçirilmesi gerekiyor.
