Çözülme olup biterken henüz iki yaşımdaymışım. Doğuşun beşiğinden kalkıp oluşun eşiğine revan olmaya başladığım o kara günlerde ölünün odalarında paytak paytak dolaşıyormuşum. Ben henüz on dört günlükken, garip anacığımı altı çocukla bırakıp dünyasını değiştiren babamın geride bıraktığı o Aile’nin her bir ferdi şimdi çok uzaklarda. Bu girişten maksadım hayat hikâyemi anlatmak değil, Rasim Özdenören öykülerinin ne kadar hayata dair olduğunun bir delilini sunmaktır. Yukarıda koyu renkle başlıkları belirginleşen öykülerin yer aldığı ve ilk eserlerinden olan Çözülme’ ye dair bu cüretimden dolayı Rasim Abinin affına sığınıyorum.
Bazen, yakınlarımızdan bazılarına veya hısım olduklarımıza, sıfatları ile hitap etmek zor gelir. Mesela kayınbabaya “baba” deme hususunda zorlananlarımız çoktur. Bazen de hiç karşılaşmadığınız, gıyaben tanıdığınız birilerine, o çok yakınlarınızın unvanlarını kolayca yakıştırır ve isimlerini resmi bir dille telaffuz etmeye imtina ederiz. Uzaktan uzağa da olsa samimiyet kurulan bu insanlar genellikle topluma mal olmuş, yaşantısı ve eserleri ile iç dünyamıza, ruhlarımıza tesir etmiş kimselerdir. İşte benim için bunların başında gelenlerdendir Rasim Abi. Bir de kitaplarını imzalarken “Kardeşim…” yazarak başlar hitabına. O bize kardeşim demeyi layık görmüşken biz ona “Abi” demeyelim mi?
Yazarlar ve sanatçılar insanlığın iç mimarlarıdır. Kimisi işinde çok mahirdir. Kimi mevcut hali makyajlamakla yetinirken kimi de yapacağım derken kırıp döker. O, işinde mahir olanlardan öyleleri de vardır ki, bırakın onarmayı, geniş çaplı bir tadilata girişirler. Ruhumuzun yerleşik düzenini yeniden dizayn edip tefekkür dünyamızın kapı ve pencerelerini devasa şeffaf vitrinlere dönüştürler. Görüp hissede geldiğimiz şeyleri bambaşka duyumsamamızı sağlarlar. Bakış açılarımızı değiştirip ufkumuzu genişletirler.
Bu bağlamda, Rasim Abi’nin ruha dokunma ameliyesinin önemli hamlelerinden biridir Çözülme. İnsanımıza dayatılan sosyal ve kültürel değişimin fertte, ailede ve toplumda meydana getirdiği deformasyonları, keşmekeşleri usta bir dil işçiliği ve farklı bir tarzla ele alır. Başta aile olmak üzere toplumu ayakta tutan dinamikler, manevi unsurlardan soyutlandığında çözülmenin nasıl kaçınılmaz bir sonuç olduğunu orijinal ve samimi bir dille yansıtır. Neticede Rasim Abi, İZ ’ine takılan okuyucusunu, özden ördüğü kelime ve cümleler ağı ile sımsıkı sarıp sarmalar.
İlk olarak bir ölünün odalarında dolaştırır bizleri. Babasını kaybeden İdris’in önce bağım-düğüm yumaklanışını ve sonunda da birden çözülüşünü gösterir kelimelerle çizdiği tabloda. Hüzün ve yalnızlığa bürünmüş ruh halinin tesiriyle bilinçsizce dolaştığı âlemlerden dünyamıza dönen İdris, odasına yürür. Elbisesini giyer. Evden Çıkar. Sokaklar tenhadır. … Bir su birikintisini üstünden sıçrar ve ondan sonra daha hızlı yürümeye başlar. Tanıdığı sokakları birer birer geçer. … Bir dükkânın önünde durur. Cebinden bir anahtar çıkarır. Alışılmış bir hareketle anahtarı kilide sokup çevirir.
Ardından, iç güveyisinden hallice yaşayıp giden Yakup’un, kayınpederi ile ortak işlettikleri manav dükkânından ve bir zamanlar gönüllü olduğu bağlarından çözülerek karısını ve çocuklarını da alıp büyük şehre gidişi resmedilir. Lakin bu yeni yurtlarında kasa kasa sıkıntı ve keder istiflenmektedir hanelerine. Ve bir gece, Yakup’un karısının, hıçkırıklarla ittifak eden gözyaşları el koyar bu duruma. Süzüldüğü gözlerin sahibinin geri dönme arzusunu, Yakup’un tereddütlerini törpülemeye başlar. Yakup iyiye, sükûnete işaret saydığı bu ağlamadan, tuhaf, hoş bir duyguya kapılır. … Parmaklarını, kadının sarsılan omuzlarına dokundurur. Şimdi çok uzaklardadırlar ve bu yoldan dönüş yoktur.
Sırada bir aile tablosu var ki; çilekeş bir ananın, gözünden nur döke döke masuralara sardığı ipliklerden işlenmiştir ilmek ilmek. Yurdumun mozaiği gibi bu tabloda da renk renk, nakış nakış insanlar, insancıklar vardır. Dahası… Gecenin çukurlarında büyümüş bir kuş bir çatının üstünden süzülmekte, … Çözülen, dağılan, gevşeyen bir şeyin hangi sözle ayakta tutulacağı bilinmemekte, tahtalarının daha çok kararması için fırsat kalmamış ahşap bir ev bir zaman parçasında eriye eriye yitmekte, teslim olmaktadır.
Ve çözülme başlar…
Kalenin dibi, arka taraflarında kerpiç ev yığınlarıyla doludur. Evler öyle gelişigüzel yapılmış, öyle düzensiz yapılmıştır ki, buraya yukardan bakan birisi, bütün bu evleri tek bir ev veya bir toprak yığını sana bilir. … Burada, herkes birbirini tanır, sokağın bir başında geçen bir olay, anında öbür başında duyulur. Şehrin öbür mahallerinde yaşayanlar, burada yaşayanlara küçümseyerek bakarlar ve herhangi bir davranışından dolayı birini kınamak istedikleri zaman “Kale dibinden mi geldin, be adam?” derler. Kerim’in evi şehrin bu kesimindedir.
Burada bizi yalın bir suç ve ceza psikozundan neşet eden ruh halleri karşılar. Kerim’in kafa sesinden inişli çıkışlı tonlarıyla sorusuz cevaplar duyulur. O cevapların sorularını siz sorarsınız kendi kendinize. Kutuplaşmaya evirilmiş bir baba oğul ilişkisi, kir topu gibi bir suça ortaklık doğurursa sorumlusu baba mıdır evlat mı? Ya arkadaş çevresi neresindedir bu çözülmenin? Peki, çözüm nedir? Bazen samimi bir itiraf bin kuru tövbeden evladır. Çünkü samimi itirafın kaynağı sevgidir. Sevgi ise ruhun ana rahmi gibidir. Hem korur hem de besler ve geliştirir. Ve sevgi kaynaklı her bir sözcük veya davranış insanı tazelemekle kalmaz âdete yeniden diriltir.
Bu ailenin diğer fertlerinin serüvenleri ise farklı seyirlerdedir. Baba, hayattan ve belki de kendinden bile kaçıp bir türlü kıramadığı inadıyla ölümün kucağına sığınmıştır. Meczup kız kardeşin rakibi ise annesidir artık.
Türk öykücülüğünün yeni seyrinde önemli bir yol levhası ve tarzının seçkin örneklerinden biri olmayı başarmış bu kitap hakkında şimdi de biraz nicel bilgiler verelim. İlk baskısı 1973 yılında piyasaya çıkmış. Benim okuduğum nüsha İZ yayıncılıktan çıkan ikinci baskı. Tüm eserleri dizisi 8 sıralaması ile 1993’ te basılmış. 101 sayfaya sığdırılmış samimi, içten, sıcacık dört adet hikâye.
Şimdilerde eserin yine İZ Yayıncılık’tan çıkmış olan 104 sayfalık 15. Baskısı piyasada. (kitapyurdu.com da 116 TL’den satışta.) Daha önce okumamış olanlara, tekrar okumayı düşünenlere hatta yazma çalışmaları içinde olanlara, bu eseri zaman kaybetmeden okumalarını ısrarla tavsiye ediyorum. Haydi, gelin Ankara Edebiyat Dergisi’nin odak olacağı sinerjiye siz de dâhil olun.
Selam ve dua ile…
