İstiklal Marşımız, 12 Mart 1921 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından milli marşımız olarak kabul edildi.
Bugün, her Türk’ün gururla okuduğu Marşımızın sene-i devriyesi olarak kutlanıyor.
Büyük şair Mehmet Akif Ersoy tarafından yazılan İstiklal Marşı, şanlı Türk ordusuna ithaf edildi ve Büyük Millet Meclisinde ayakta dinlenerek kabul edildi.
BAĞIMSIZLIK MÜCADELEMİZİN VURGUSU
12 Mart 1921 Cumartesi günü, Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi’nce kabul edilen bu şaheser, Milli Mücadele sırasında Türk milletinin bağımsızlık azmini vurgulamak için büyük Türk ordusuna ithafen yazılmıştır.
Ülkemizde İstiklal Marşı’mızın yıl dönümü, yani 12 Mart, her sene “İstiklal Marşı’nın Kabulü ve Mehmet Akif Ersoy’u Anma Günü” olarak anılır ve kutlanır.
AKİF, PARA ÖDÜLÜNÜ KABUL ETMEDİ
Mehmet Akif Ersoy, 1921 senesindeki milli marş yarışmasına, para ödülü almamak, şartıyla iştirak etmeyi kabul etti.
Bu emsalsiz eser, 10 gün içinde tamamlandı ve Mehmet Akif Ersoy’un başyazarı olduğu Sebilürreşad dergisinin 18 Şubat 1921 (9 Cemaziyelahir 1339) tarihli sayısında yayımlandı.
Bu benzersiz, kutlu mirası bize emanet eden Milli şairimiz Mehmet Âkif Ersoy’u ve tüm Aziz şehitlerimizi minnet ve rahmetle yad ediyoruz. Mekanları cennet olsun.
İSTİKLAL MARŞI (Kahraman Ordumuza)
Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak,
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.
Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül; ne bu şiddet, bu celal?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal…
Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklal.
Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım,
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım.
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım,
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.
Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
“Medeniyet” dediğin tek dişi kalmış canavar?
Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın,
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana vadettiği günler Hakk’ın,
Kim bilir, belki yarın belki yarından da yakın.
Bastığın yerleri “toprak” diyerek geçme, tanı,
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır atanı,
Verme, dünyaları alsan da bu cennet vatanı.
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şüheda fışkıracak, toprağı sıksan şüheda.
Canı, cananı, bütün varımı alsın da Hüda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.
Ruhumun senden İlahî, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.
Bu ezanlar, ki şehadetleri dinin temeli,
Ebedî, yurdumun üstünde benim inlemeli.
O zaman vecdile bin secde eder, varsa taşım,
Her cerihamdan, İlahî, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruhumücerret gibi yerden naaşım,
O zaman yükselerek arşa değer belki başım.
Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal.
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal.
Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklal.
İşte İstiklal Marşı’nın özgün hali:

ankaraedebiyat.com.tr
