Çoğunluğu Kahramanmaraş Lisesi çıkışlı Yedi Güzel Adam’ın üyelerinden olan Erdem Bayazıt, Türk edebiyatına yön veren isimlerden biri olmuştur.
Bayazıt, şiirlerinde genellikle manevi açıdan uyanışı, millet ve yurt sevgisini ele almıştır. O, Türk edebiyatına birçok önemli şiiri de kazandırmıştır.
Necip Fazıl Kısakürek ve Sezai Karakoç gibi şairlerin de yolundan giderek bilhassa Müslüman coğrafyanın yeniden uyanışını savunmuş, bu duyguyu eserlerine de yansıtmıştır.
Bir dönem siyasete de giren Erdem Bayazıt, 18 sene önce 5 Temmuz 2008 tarihinde aramızdan ayrıldı.
Yedi Güzel adamın kurucularından olan Erdem Bayazıt’ı Ankara Edebiyat olarak rahmetle anıyoruz.
Peki, Erdem Bayazıt kimdir, önemli eserleri ve şiirleri nelerdir ? İşte yazar ve şair Talip Işık’ın kaleminden Erdem Bayazıt.
ADİL ERDEM BAYAZIT KİMDİR?
(1939-2008)
1939’da Kahramanmaraş’ta doğdu. 2008’de İstanbul’da öldü. Yüksek öğrenimine 1959’da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde başladı. 1961’de Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne geçti. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. Edebiyat ve Mavera dergilerinin kurucuları arasında yer aldı. Edebiyat öğretmenliği, kütüphane müdürlüğü yaptı. Sanayi Bakanlığı İnsan Gücü Eğitim Dairesi Başkan Yardımcısı iken bu görevinden istifa ederek Akabe Yayınları’nın ve Mavera dergisinin yönetimini üstlendi. 1984’te Akabe’nin İstanbul’a taşınması üzerine bu görevini devrederek yeniden memurluğa döndü. DPT’de sözleşmeli personel olarak çalışırken 1987’de Anavatan Partisi’nden Kahramanmaraş milletvekili seçildi.
Şiir ve yazıları Açı (Kahramanmaraş), Çıkış (Ankara), Yeni İstiklâl, Büyük Doğu, Diriliş, Edebiyat, Mavera ve Yedi İklim dergilerinde yayınlandı. Şiirlerinde güçlü imgeler kullanan şair, destansı, doru bir anlatım dili kullanarak şiir serüvenini baştan aşağı Hz. Peygamberin yaşamıyla kuşatmıştır. Tüm şiirlerine aşklarını, umutlarını büyük bir ustalıkla işlemiştir.
Kitapları: Şiir: Sebeb Ey (1973), Risaleler (1987), Şiirler (1992), Gelecek Zaman Risalesi (1998). Gezi: İpek Yolundan Afganistan’a (1981).
Kaynak: Talip Işık

DİRİLİŞ
Ey bir emre hazırlanan simsiyah gecede
Karanlığı emip emip de gebe kalan
Ey her depremden sonra biraz daha doğrulan
Herkesin
Veba girmiş bir şehrin hem halkı
Hem seyircisi olduğu bir günde
Ey düştüğü yerden kalkmaya hazırlanan ülke.
Her damlası bir zafer müjdecisi
Bir posta eri gibi
Yağmur yüzümüze değince
Çıkacağız yola.
Çıkacağız yola
Hesap günü gelince
Yağmur yüzümüze değince
Güneş bir mızrak boyu yükselince.
SABAH KOŞUSU
İlk güneşi duyuyoruz etimizde
Derimizde ansızın kaçak bir rüzgar yakalıyoruz
Bir serinliyoruz bilseniz bir serinliyoruz
Her gün gidip beş vakit
Denizi öpsek yeridir.
Bir karınca durmuş yaşamayı anlatıyor
Bir dinliyor böcekler görseniz bir dinliyor
Bir çoban yıldızları sayıyor
Bir arabacı şapkasını atıyor havaya.
Sabah oluyor yalınayak koşuyoruz yeni bir çağa
Derin asfaltları duyuyoruz
Sıcaklığını duyuyoruz
Bazen bir serinlik doluyor içimize
Ayaklarımızdan
Göğü kapatan çatıları yıkıyoruz ellerimizle
Ve şunu iyi anlıyoruz
En iyisi yürüyerek gidilir yaşamağa.
BİRAZDAN GÜN DOĞACAK
Beton duvarlar arasında bir çiçek açtı
Siz kahramanısınız çelik dişliler arasında direnen insanlığın
Saçlarınız ıstırap denizinde bir tutam başak
Elleriniz kök salmış ağacıdır zamana
O inanmışlar çağının.
Zaman akar yer direnir gökyüzü kanat gerer
Siz ölümsüz çiçeği taşırsınız göğsünüzde
Karanlığın ormanında iman güneşidir gözünüz
Soluğunuz umutsuzdur ceylanların gözyaşına sünger.
Gün doğar rüzgâr eser bulut dolanır
Rahmet şarkısı söyler yağmurlar
Alnınız en soylu isyandır demir külçelere
Gürültü susar ses donar sevgi tohumu patlar
Sessiz bir bombadır konuşur derinlerde.
Ey bizim sabır yüzlü toprağımızın kutsal ağacı
Sen bize hayatsın umutsun mezarlar kadar derin
Bizi tutan bir şey varsa dirilten o sensin
Üzerinde uyuduğumuz yavru kuşların tüy renkli sıcaklığı.
Ey damarlarımızda donan buz yüklü heykeller beldesinden
Yıkıntılar sonrası sarındığım şefkat anası
Ey dağları yerinden oynatan ses ey mermeri toz eden rüzgâr
Ey âlemi donatan ışık toprağa can veren el.
Gün olur toprak uyanır ağaç uyanır böcekler
Sarı bozkır titrer çıplak dağlar yeşerir gök yıkanır kirli dumanlardan
Su coşar deniz kabarır canlanır ölü şehirler
Yemyeşil bir rüzgâr eser yıldızlar arasından
Şimdi siz taşıyorsunuz müjdenin kurşun yükünü
Çatlayacak yalanın çelik kabuğu
Sizin bahçenizde büyüyecek imanın güneş yüzlü çocuğu.
