Gamze A. Arslan, Balkız’dan Hikâyeler adlı kitabında okuru Osmanlı’nın son yıllarından Cumhuriyet’in ilk dönemlerine uzanan çalkantılı bir zaman dilimine davet ediyor. İstanbul’un Pera ve Galata sokaklarından taşraya uzanan bu anlatı, on farklı kadının hayatından kesitler sunarken tek bir ortak sorunun etrafında şekilleniyor: Kadın olmanın bedeli.
Kitap, on ayrı hikâyeden oluşsa da parçalı bir yapıdan çok ortak bir ruh taşır. Aşk, sabır, sessizlik, direniş ve kırılganlık bu öykülerin temel izleklerini oluşturur. Arslan’ın akıcı ve duru üslubu, tarihsel bir dönemi yalnızca fon olarak kullanmaz: Mekânı, zamanı ve insanı birlikte konuşturur. Böylece anlatı, kuru bir dönem tasvirinin ötesine geçerek canlı bir edebî tanıklığa dönüşür.
KADIN HİKÂYELERİ ÜZERİNDEN BİR TOPLUM OKUMASI
Balkız’dan Hikâyeler’de her kadın, kendi hikâyesinin merkezinde yer alırken aynı zamanda dönemin toplumsal baskılarını da sırtında taşır. Pera’nın loş sokaklarında karşılıksız aşkın izini süren Şahide, köyde sevgisi uğruna her şeyi göze alan Refia… Her biri başka bir hayatın kapısını aralar ancak yolların sonunda aynı kalp sızısı hissedilir.
Yazar, kadınların yalnızca erkeklerle değil, zaman zaman birbirleriyle olan çatışmalarını da göz ardı etmez. Böylece anlatı, romantik bir kadın hikâyesi olmanın ötesine geçerek insan tabiatına dair sorular sorar. Hangi çağda yaşanırsa yaşansın, ihanet, sabır, özgürlük ve tutsaklık duygularının değişmeyen yüzü okura hatırlatılır.
Mevlevi dergâhından işgal günlerine, konaklardan köy hayatına uzanan anlatı, Osmanlı ve Cumhuriyet döneminin ruhunu, dokusunu ve kokusunu hissettirmeyi başarır.
Bu yönüyle Balkız’dan Hikâyeler, yalnızca kadınların değil, bir çağın kalp atışlarını da kayda geçiren bir eserdir. Tarih, burada büyük olaylarla değil, küçük hayatların içinden anlatılır. Okur, geçmişi okurken bugüne dair pek çok iz bulur.

KADIN, KADER VE İNSAN OLMAK
Arslan’ın en güçlü başarısı, kadını ve kaderi görünmez bir iplikle birbirine bağlamasında yatar. Aşk ile ihanet, sabır ile isyan, özgürlük ile tutsaklık aynı masanın etrafında sessiz bir hesaplaşmaya oturur. Bu hikâyeler, “hangi devir olursa olsun, meselenin insan olabilmek” olduğunu kelimelerle okurun kulağına üfler.
Balkız’dan Hikâyeler, iki dönem arasında sıkışmış kadınların hikâyesini anlatırken, sevmenin cesaretini, susmanın ağırlığını ve yeniden var olmanın sancısını edebî bir derinlikle ortaya konulmasıyla dikkat çekiyor.
