Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
WhatsApp
Sosyal Medya

Fatih ve fetih ruhunu kuşanmak

Eyüp Beyhan yazdı: Kan dökerek hükmetmek başka, gönüller fethederek medeniyet kurmak başkadır. Atilla’nın, Cengiz’in, Hulâgû’nun seferleri korku bırakırken, Fatih’in İstanbul’u, insanlığa umut bırakmıştır.

Eyüp Beyhan yazdı: Kan dökerek hükmetmek başka, gönüller fethederek medeniyet

“Delikanlım! işaret aldığın gün atandan!
Yürüyeceksin! Millet yürüyecek arkandan!
Sana selâm getirdim Ulubatlı Hasan’dan!

Sen ki burçlara bayrak olacak kumaştasın;
Fâtih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!”

Arif Nihat Asya

Fetih ruhu, milletleri ayakta tutan en büyük manevi kuvvetlerden biridir. İslam medeniyetinde bu ruh, birlik, kardeşlik ve Allah rızası için mücadele etme şuuruyla nesilden nesile taşınmıştır. Tarih boyunca milletimize güç veren de işte bu ortak inanç ve beraberlik duygusu olmuştur. Mehmet Akif’in dediği gibi:

“Girmeden tefrika bir millete düşman giremez;

Toplu vurdukça gönüller, onu top sindiremez.”

İnsanlık tarihine baktığımızda bazı zaferler vardır ki yalnızca şehirleri değil, çağları değiştirir. İstanbul’un fethi işte böylesine büyük bir hadisedir. Çünkü İstanbul’un fethi, kuru bir askerî başarı değil, imanla yoğrulmuş bir medeniyet tasavvurunun tarihe mühür vurmasıdır.

Bir sabah yalnızca Bizans surları yıkılmadı. Aynı zamanda karanlık bir çağ kapandı, yeni bir çağ açıldı. Ancak bu büyük zaferin asıl manası topların gürültüsünde değil, Fatih Sultan Mehmed Han’ın gönlünde taşıdığı fetih ruhundadır.

Zira fetih, sadece bir toprağı almak değildir. Fetih, insan ile hakikat arasındaki engelleri kaldırmaktır. Gönülleri adaletle buluşturmaktır. İnsanı zulmün karanlığından çıkarıp merhametin aydınlığına taşımaktır. Bu sebeple İslam medeniyetinde fetih kelimesi ile işgal kelimesi hiçbir zaman aynı anlamı taşımamıştır.

Nitekim tarihte nice hükümdarlar büyük ordularla şehirler ele geçirmiştir. Fakat hiçbiri “Fatih” unvanıyla anılmamıştır. Çünkü kan dökerek hükmetmek başka, gönüller fethederek medeniyet kurmak başkadır. Atilla’nın, Cengiz’in, Hulâgû’nun seferleri korku bırakırken, Fatih’in İstanbul’u, insanlığa umut bırakmıştır.

Fatih Sultan Mehmed’i “Fatih” yapan şey yalnızca İstanbul’u alması değil, İstanbul’a bir ruh vermesidir.

FETİH ÖNCE İNSANIN İÇİNDE BAŞLAR

Her büyük zaferin temelinde büyük bir inanç vardır. İstanbul’un fethi de önce gönüllerde başlamıştır. Çünkü fetih, evvela insanın kendi nefsini yenmesidir. Nefsinin esaretinden kurtulup Hakk’a yönelen insan, önce kendi iç dünyasının fatihi olur.

Fatih Sultan Mehmed Han’ın çocukluğu sıradan bir şehzade hayatı değildi. O, küçük yaşlardan itibaren büyük bir ülkünün terbiyesiyle yetiştirildi. Daha sekiz yaşındayken yastığının altına İstanbul haritaları koyduğu, geceleri fetih hayalleriyle uyuduğu rivayet edilir.

Ebu Eyyûb el-Ensarî Hazretleri de o kutlu yolculuğun en büyük şahidiydi.

İlerlemiş yaşına rağmen İstanbul önlerine kadar gelmiş, surların dibinde şehit olmuştu. Son nefesinde:

“Beni götürebildiğiniz kadar ileri götürün…” diyerek fetih aşkının nasıl bir iman meselesi olduğunu göstermişti. Aradan asırlar geçti. Ve fetih, 21 yaşındaki genç bir sultana nasip oldu.

BİR ÇAĞI AÇAN RUH: İLİM, İMAN VE MEDENİYET

İstanbul’un fethi yalnızca kılıç gücüyle açıklanamaz. Bu zaferin arkasında ilim vardır, hikmet vardır, disiplin vardır, sabır vardır.

Fatih Sultan Mehmed Han, yaşadığı çağın en iyi eğitimini almıştı. Arapça, Farsça, Latince, Yunanca, İbranice ve daha birçok dili biliyordu. Matematikten astronomiye, tarihten felsefeye kadar birçok sahada derin bir ilme sahipti. Çünkü biliyordu ki, dünyayı değiştiren milletler, önce bilgiye hâkim olan milletlerdir.

Fetih ruhu sadece cesaret üretmez, medeniyet de üretir.

Bu sebeple İstanbul fethedildiğinde şehir yakılıp yıkılmadı. Bilakis yeniden ihya edildi. Kiliseler, çarşılar, kütüphaneler, vakıflar, medreseler, camilerle İstanbul yeni bir medeniyetin merkezi hâline getirildi.

Fatih, Bizans’ın mirasını yok etmedi, onu kendi medeniyet potasında eriterek yeni bir dünya kurdu. İstanbul kısa zamanda ilmin, sanatın, ticaretin ve maneviyatın merkezi hâline geldi. Ali Kuşçu gibi büyük âlimler İstanbul’a davet edildi. Vakıflar kuruldu. Fakirler gözetildi. Adalet tesis edildi.

Çünkü fetih anlayışının merkezinde insan vardı. İman vardı, inanç vardı.

FATİH’İ FATİH YAPAN İSİMLER

Fatih Sultan Mehmed Han’ın yetişmesinde devrin büyük âlim ve devlet adamlarının önemli payı vardı. Akşemseddin ona manevi derinlik ve fetih ruhu kazandırırken, Molla Gürânî disiplinli bir ilim terbiyesi verdi. Molla Hüsrev fıkıh ve hukuk alanında rehberlik etti. Ali Kuşçu matematik ve astronomi sahasında ufkunu genişletti. Zağnos Paşa ise devlet idaresi ve yabancı diller konusunda genç şehzadenin gelişimine katkı sağladı.

Bugün bir medeniyet inşa edeceksek önce yeniden insan yetiştirmeyi öğrenmek zorundayız. Çünkü Molla Gürânî, Ali Kuşçu ve Akşemseddin’siz bir Fatih düşünülemez.

İSTANBUL’UN FETHİ VE İNSANLIK VİCDANI

İstanbul fethedildiğinde tarihin alışık olduğu manzara yaşanmadı. Şehir talan edilmedi. İnsanlar katledilmedi. Mabedler yıkılmadı.

Fatih Sultan Mehmed Han, Ayasofya’ya girdikten sonra halka:

“Kalkınız! Ben Sultan Mehmed, size söylüyorum ki bugünden itibaren ne hayatınız ne de hürriyetiniz hususunda benim gazabımdan korkmayınız.” diyerek tarihe insanlık dersi verdi.

İşte İslam medeniyetinin fetih anlayışı buydu.

Din, vicdan ve ibadet özgürlüğü tanındı. İnsanların can güvenliği korundu. Sosyal adalet tesis edildi. Çünkü İslam fetihleri, sömürmek için değil; yaşatmak için yapılmıştı.

Bugün dünyanın “medeniyet” adına insanlığı kana buladığı bir çağda, İstanbul’un fethi yeniden okunmalıdır. Çünkü fetih; zulmün değil, adaletin adıdır.

Birlik Ruhunu Kaybeden Milletler Ayakta Kalamaz

İstanbul’un fethinin temelindeki en büyük sır, birlik ruhudur.

“Allah’ın ipine hep birlikte sımsıkı sarılın; parçalanmayın.” (Âl-i İmrân, 103)

Osmanlı ordusunu büyük yapan sadece topları değildi. Aynı ideale inanmış insanların omuz omuza vermesiydi.

Akşemseddin’in duası, Ulubatlı Hasan’ın cesareti, Fatih’in dehası ve ordunun teslimiyeti aynı hedefte birleşmişti.

İşte Çanakkale’de de aynı ruh vardı.

İstiklal Harbi’nde de aynı ruh vardı.

Bu millet ne zaman birlik olmuşsa tarih yazmıştır.

Bugün de ihtiyacımız olan şey budur:

Birlik…

Maneviyat…

İlim…

Ahlâk…

Ve büyük hedefler…

FATİH’İN YAŞINDA OLMAK

Modern çağın en büyük problemlerinden biri, gençliğin hedefsiz bırakılmasıdır. Oysa Fatih Sultan Mehmed İstanbul’u fethettiğinde yalnızca 21 yaşındaydı.

Bugünün gençliği, Fatih’in yaşında fakat onun yüklediği sorumluluğun ne kadar farkında?

Arif Nihat Asya’nın haykırışı hâlâ kulaklarımızda yankılanıyor:

“Yürü, hâlâ ne diye oyunda oynaştasın?

Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!..”

Bu mısralar sadece bir şiir değil, bir milletin gençliğine yaptığı tarihî çağrıdır.

Çünkü fetih ruhu geçmişte kalmış nostaljik bir hatıra değildir. Fetih ruhu, bugün de cehaleti yenmek, ahlâksızlığa direnmek, ilimde yükselmek, birlik olmak ve insanlığa yeniden umut olabilmektir.

Bugün yeniden bir fethe ihtiyacımız var:

Kalplerin fethine…

Vicdanların fethine…

Ahlâkın yeniden dirilişine…

Unutmamalıyız ki İstanbul’u fetheden irade, imanla yoğrulmuş ilim, ahlâk ve adalet iradesiydi.

Bir millet ancak ruhunu koruduğu müddetçe ayakta kalabilir.

Ve tarih bize şunu göstermiştir:

Topla tüfekle kazanılan zaferler geçicidir, gönüllerde kurulan medeniyetler ise ebedîdir.