Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
WhatsApp
Sosyal Medya

Dost elinden “gel” olmadan gitme

Biz bu türküyü dinler geçeriz genelde. Ama durup düşünmek aklımıza gelmez. Nasıl gelsin ki? Hangi birini durup düşüneceğiz? Mesela ezberimizde birçok atasözü, fıkra veya şiir vardır.

Biz bu türküyü dinler geçeriz genelde. Ama durup düşünmek aklımıza

(Fotoğraf: Yusuf Seki)

Ustam; Hani Nasreddin Hoca’nın hanımı biraz çirkinmiş de evlendikten sonra tedbiren sormuş hocaya: “Herif, malum sülalede yeniyim; yakın akraban kim, uzak akraban kim bilemiyorum. O yüzden köyde kimlere yakın durayım, kimlere uzak durayım; kime görüneyim, kime görünmeyeyim?”

Hoca da içini çekerek demiş ki: “Valla hatun, bana görünme de kime görünürsen görün!”

Hikâyeyi biliyorsundur. Biliyor olman lazım; babam bu hikâyeyi bana yaklaşık seksen dört kez anlatmıştır. Sen de illaki duymuşsundur…

Ustam, “sadede gel” der gibi baktı; bir yandan da hikâyenin etkisiyle güldüğünü belli etmemeye çalışarak… Sadede gelmeye çalışırken ben de gülmeye başladım. Hocayı düşündüm, hatunun o lafı duyunca düşeceği durumu düşündüm, çirkinlerdeki o yersiz özgüveni düşündüm… Hocanın neden öyle biriyle evlendiğini, “göklerden gelen” kaderi düşündüm…

Ustam da düşünmüştür büyük ihtimalle… Ya da ustam daha derinlemesine düşünmüştür. “Allah bu tür olayları zamanında Hoca gibi birilerine yaşatıyor, ola ki ardından gelenler ibret alır mı?” diye… Usta kadar derin düşünmemiz mümkün değil tabii.

Yekten sordum soruyu, yoksa işler sarpa saracak: — Ustam, bir insan kimlerle haşır neşir olmalı, kimlerden uzak durmalı; kimlere vefalı davranmalı, kimlerden kaçınmalı?

— Guzum, sen de durup durup soru sorma bahanesiyle geliyorsun… Konuşacak kimin kimsen yok galiba, dedi ve ardından bir kapı araladı:

— Bak, soru sormasan da söz, çay veririm; illa bir bahane bulmana gerek yok.

Belli ki dedim, benim sorulardan sıkıldı… — Kusura bakmayın hocam, deyip hemen işi resmiyete döktüm, sizli bizli olmaya çalışarak. Bilirsiniz, senli benli konuştuğunuz kişilerle araya bir soğukluk girerse hemen sizli bizli olursunuz. Sizli bizli olmasanız da sesinizin renginden o soğukluk belli olur…

— Gel ulan gel, parası batsın, seni mi kıracağım, diyerek başladı konuşmaya…

— Guzum, bizim kadim kültürümüzde “gel” diyene gidilir. Hatta bununla ilgili bir Neşet Baba türküsü bile vardır. Neşet Baba o yanık sesiyle bir bağırır, yer gök inler: “Dost elinden gel olmazsa varılmaz.” Ardından ekler: “Rızasız bahçenin gülü derilmez.”

Biz bu türküyü dinler geçeriz genelde. Ama durup düşünmek aklımıza gelmez. Nasıl gelsin ki? Hangi birini durup düşüneceğiz? Mesela ezberimizde birçok atasözü, fıkra veya şiir vardır. “Haydi oku” deseler, “anlat” deseler hiçbiri aklımıza gelmez. İllaki bir olay olacak, onunla özdeşleştireceğiz, öyle aklımıza gelecek.

Hal böyle olunca guzum, “Çağırılan yere erinme, çağırılmayan yerde görünme” diye kadim bir sözümüz var bizim. Bir şehirden bir başka şehre giderken de durum böyledir, kendi öz çocuğunu ziyaret ederken de durum böyledir. Çağırılmadığınız halde gitmediğiniz zaman insanların bir kısmı size sitem ederler. Etsinler, sıkıntı değil. “Onca işin gücün arasından bu da nereden çıktı?” dedirtmekten daha evladır uğramamak.

— Ama ustam, geleceğini bilmeyen nasıl davet etsin ki, deyince ustam sinirlendi…

— Hâl diliyle daveti ayırt edemeyecek kadar saf isen zaten gitsen de olur, gitmesen de, dedi.

— Peki ustam, şehirden şehre giderken çat kapı misafirlik yapılır mı, deyince ustam gemi azıya aldı:

— Yapılır tabii, yapılmaz mı? Oteller ne güne duruyor, dedi.

— İyi de ustam, hani biz misafirperver bir toplumduk? Bizde “Tanrı misafiri” diye bir kavram vardı, ne oldu onlara, deyince; yenilgiyi kabullenmiş bir komutan ezikliğiyle cevap verdi ustam:

— Guzum; insanların maddi gücü arttıkça, insanlar sözüm ona medenileştikçe, şehirleştikçe, insanlar gubuzlaştıkça misafir sevmez oldular.

— Ustam kaç kez duydum sormayı akıl edemedim, bu “gubuz” ne demek, deyince:

— Konyalı bir arkadaş bul sor, onu da benden bekleme, dedi ve devam etti:

— Guzum, eşler arasında sorunlar vardır; dışarıdan gelen misafiri kadın ya da erkek kabul etmeyebilir. Hem durup dururken kimsenin arasını bozmamalı, hem de itibarımıza halel getirmemeliyiz.

— Yani kısaca ustam? — Çat kapı misafirlik yok, “gel” demeden gitmek yok, çok önceden istişare etmek var ve mümkünse yatıya kalmamak… Ve hatta mümkünse misafirliğe giderken ev sahibini yormamak için ne gerekirse yapmak… En önemlisi de; parmaklarının ucuyla tokalaşan, dil ucuyla davet ediyormuş gibi yapan insanların sitemine kulak asmamak gerek.

Ne demiş şair? (Ustam bir sözün kime ait olduğunu hatırlayamazsa hep böyle söyler): “Düğününe okursan gelmem, okumazsan küserim.”

— Ustam, o çağırma veya davet değil mi? “Okuma” da ne demek oluyor, deyince ustam bu sefer kızdı.

— Eskiden davetin adı “okuma” idi guzum. Git biraz geçmişini irdele de geçmişinle bağlarını koparma. Zaten ilk dilimizi kopardılar, sonra da dinimizi koparmaya çalışıyorlar. Geçmiş bizim dilimizdir, dedi.

Misafirliği de öldürdük, dilimizi de öldürdük. Biz yine de sahip çıkmaya çalışalım guzum, dedi ustam.