Bazı insanlar yaşadıkları zamana yalnızca tanıklık ederler, bazıları ise zamanın önüne sorular koyarlar. Gördüklerini kayda geçirmekle yetinmez, olup bitenin arkasındaki anlamı ararlar. Memleketin sevincini de sancısını da kendi meseleleri bilirler. D. Mehmet Doğan, Türkiye’nin son yarım asırlık düşünce hayatında bu ikinci gruba dâhil edilmesi gereken isimlerden biridir. Çünkü onun yazı serüveni, bir yazarın kitaplardan kitaplara uzanan yolculuğundan ziyade, bir münevverin Türkiye’yi anlama ve anlatma gayretidir.
Modern Türkiye’yi düşünmek kolay değildir. Bir tarafında yüzyılların tarihî birikimi, diğer tarafında büyük değişimlerin meydana getirdiği kırılmalar vardır. Gelenek ile modernlik, Doğu ile Batı, geçmiş ile gelecek arasında süregelen gerilim, son iki asırlık düşünce hayatımızın ana meselelerini oluşturur. Tanzimat’tan bugüne nice fikir adamı, aslında farklı kelimelerle aynı büyük sorunun etrafında dolaşmıştır: Bu ülke değişirken kendisi olarak nasıl kalacaktır?
D.Mehmet Doğan’ın fikir dünyasına bu sorunun içinden bakmak gerekir.
Onu yalnızca sözlük hazırlayan bir dil araştırmacısı, kültür meseleleri üzerine yazan bir yazar veya yakın tarihe eleştirel bakan bir aydın olarak görmek eksik olur. Doğan’ın ilgilendiği alanların gerisinde daha büyük bir mesele vardır: Türkiye. Onun için dil de tarih de edebiyat da kültür de birbirinden kopuk çalışma sahaları değildir. Hepsi, bir milletin kendisini tanımasının farklı yollarıdır.
Belki gerçek münevverlik de burada başlar: Herkesin konuştuğunu daha yüksek sesle söylemekte değil; herkesin alıştığı kabullerin karşısına yeni sorular koyabilmekte…
D.Mehmet Doğan’ın kaleminde bu sorgulayıcı taraf daima hissedilir. Hazır kabullere mesafeli durur. Resmî anlatıların, yerleşmiş kanaatlerin ve zamanla tartışılmaz hâle gelen hükümlerin etrafından dolaşmak yerine onların içine bakmayı tercih eder. Okuyucusunu rahatlatmaktan çok düşündürmeye çalışan bir tarafı vardır. Çünkü düşünce, insanın bildiklerini tasdik etmekten ziyade, bildiğini zannettiği şeyleri yeniden sorgulamasıyla derinleşir.
Bu sebeple Doğan’ın yazılarında Türkiye yalnızca üzerinde yaşanan bir coğrafya değildir. Türkiye, üzerinde düşünülmesi gereken büyük bir tarihî tecrübedir. Onun geçmişe yönelişinde nostaljiden çok muhasebe, bugüne bakışında teslimiyetten çok dikkat vardır. Gelecek ise geçmişin inkârıyla değil, onunla sahih bir ilişki kurularak inşa edilebilecek bir ufuktur.
Bir Münevverin Memleket Meselesi
Düşünce adamlarını birbirinden ayıran temel özelliklerden biri, neyi kendilerine mesele edindikleridir. Kimi insan bütün ömrünü bir kavramın peşinde geçirir, kimi bir toplumun yarasını anlamaya çalışır. D. Mehmet Doğan’ın meselesi, en geniş anlamıyla Türkiye’nin kültürel istikametiydi.
Bu nedenle onun eserlerinde zaman zaman sert sorularla karşılaşırız. Çünkü Doğan, düşünceyi nezaketle söylenmiş genel kabullerin tekrarı olarak görmez. Bir fikrin kıymeti, gerektiğinde alışılmış olanı rahatsız edebilmesindedir. Münevverin görevi de çağının alkışını toplamak değil, çağının göremediği veya görmek istemediği taraflarına ışık tutmaktır.
D.Mehmet Doğan’ın fikrî tavrını önemli kılan hususlardan biri budur.
O, modernleşmenin meydana getirdiği değişimi yalnızca maddî ilerleme üzerinden değerlendirmedi. Bir ülkenin yollarının, şehirlerinin, kurumlarının değişmesi kadar zihninin nasıl değiştiğini de önemsedi. Çünkü toplumların dönüşümü sadece meydanlarda, binalarda veya kanunlarda gerçekleşmez. İnsanların kendilerine, tarihlerine ve dünyaya bakışları değiştiğinde çok daha derin bir dönüşüm meydana gelir.
Tam da burada Doğan’ın düşüncesi, modern Türkiye’nin temel meselelerinden biriyle buluşur: Yenilenmek ile kendinden uzaklaşmak arasındaki sınır nerede başlar?
Bu soruya verilecek cevap elbette tek değildir. D. Mehmet Doğan’ın bütün görüşlerine katılmak da gerekmez. Zaten gerçek düşünce hayatı, herkesin aynı şeyi söylediği yerde değil, güçlü fikirlerin karşılaşabildiği yerde oluşur. Onu önemli kılan, tartışmanın içine kendi sesiyle girmesi ve Türkiye’nin kültür, tarih ve kimlik meselelerine kendine mahsus bir bakış bırakmasıdır.
Bu yönüyle D. Mehmet Doğan, modern Türkiye’nin düşünce serüveninde değerlendirilmesi gereken münevverlerden biridir. Modern Türkiye’nin Yüz Düşünürü çalışmasında ona yer vermemin sebebi de tam olarak buydu. Türkiye’nin yüz yıllık düşünce hayatı tek renkten, tek sesten ve tek mecradan oluşmadı. Onu zenginleştiren, farklı fikrî geleneklerden gelerek bu ülkenin meselelerini kendisine dert edinen düşünce insanlarının varlığıydı. D. Mehmet Doğan da bu düşünce zincirinin önemli halkalarından biriydi.
Bir Kitabın Hafızasında D. Mehmet Doğan
Burada şahsi bir parantez açmak isterim.
Modern Türkiye’nin Yüz Düşünürü yaklaşık dört yıllık yoğun bir çalışmanın neticesinde ortaya çıktı. Ankara’daki pek çok dostumuz bu uzun çalışma sürecinin şahididir. Yüz yıllık Cumhuriyet tarihini, o yüzyıla düşünceleriyle tanıklık etmiş yüz isim üzerinden okuyabilme gayreti taşıyan bu çalışmanın yöntemini oluştururken Hilmi Ziya Ülken’in Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi ile İsmail Kara’nın Türkiye’de İslâmcılık Düşüncesi başta olmak üzere düşünce tarihimizin önemli kaynaklarından istifade ettim. Çalışmanın geniş kaynakçası da başvurulan eserleri ve fikrî birikimi açık biçimde göstermektedir.
D.Mehmet Doğan’la ilgili bölümün benim için ayrıca hususi bir hatırası vardır. Çalışmanın farklı safhalarında kendisiyle görüşme ve istişare etme imkânım oldu. Hakkında çalışırken yararlanmamı istediği bazı kaynakları kendi eliyle bana teslim etti. O kitapların bir kısmını bugün hâlâ kütüphanemde muhafaza ediyorum. Dolayısıyla onun Modern Türkiye’nin Yüz Düşünürü içindeki yeri, yalnızca masa başında verilmiş bir kararın sonucu değildir; bizzat kendisiyle konuşularak, kaynakları görülerek ve fikir dünyasına mümkün olduğunca yakından nüfuz edilmeye çalışılarak kaleme alınmış bir bölümün hatırasını da taşır.
Bu sebeple bir eser hakkında hüküm vermeden önce onun yöntemine, kapsamına, kaynaklarına ve neyi amaçladığına bakmanın fikrî ahlakın gereği olduğuna inanıyorum. Eleştiri elbette düşünce hayatının vazgeçilmezidir; hatta iyi niyetli ve bilgili eleştiri bir esere yapılabilecek en değerli katkılardan biridir. Fakat okumadan verilen hüküm, eleştiriden ziyade peşin kanaattir. D. Mehmet Doğan’ın bize bıraktığı düşünce ahlakının da böylesi kolay hükümlerden çok; emeğe, bilgiye, kaynağa ve fikrî ciddiyete yaslanan bir tavrı gerektirdiğini düşünüyorum.
Modern Türkiye’nin Yüz Düşünürü bugün raflarda bir kaynak eser olarak yerini aldı. Benim için onun asıl anlamı ise Cumhuriyet’in yüz yıllık düşünce serüvenini, birbirinden farklı yüz düşünürün penceresinden okuyabilme imkânı sunmasıdır. D. Mehmet Doğan’ın o yüz isim arasında bulunması da tesadüf değildir. Çünkü Türkiye’nin son yarım asrını, onun sorduğu soruları ve bıraktığı eserleri hesaba katmadan düşünmek, düşünce tarihimizin önemli bir damarını eksik bırakmak olur.
Yazıdan Daha Uzun Bir Ömür
D.Mehmet Doğan, 1947 yılında Ankara’da doğdu. Ankara Üniversitesi Basın ve Yayın Yüksekokulunu bitirdi; yayıncılık, kültür, dil ve düşünce dünyasının farklı alanlarında çalıştı. Batılılaşma İhaneti, Bir Lügat Bulamadım ve daha birçok esere imza attı. Türk dili, kültürü ve düşünce hayatına yönelik çalışmalarını ömrünün son dönemine kadar sürdürdü. 11 Ağustos 2024’te, doğduğu şehir Ankara’da hayata veda etti.
Fakat fikir adamlarının ömrü, nüfus kayıtlarının gösterdiği iki tarih arasına sığmaz.
Bir yazarın gerçek ömrü, belki de son kitabı basıldıktan sonra başlar. Cümleleri yeni okuyuculara ulaşıyorsa, yıllar önce sorduğu bir soru bugünün insanını hâlâ düşündürüyorsa, bir genç onun kitabının kenarına yeni sorular yazıyorsa o düşünce yaşamaya devam ediyor demektir.
D.Mehmet Doğan’ın geride bıraktığı asıl mirasa da buradan bakmak gerekir. Kitaplarının sayısından önce, Türkiye hakkında düşünme ısrarını görmek gerekir. O, bu ülkenin geçmişini bir yük değil, anlaşılması gereken bir tecrübe; kültürünü bir süs değil, şahsiyet meselesi; düşünceyi ise entelektüel bir meşgale değil, sorumluluk olarak gördü.
Belki bugün en fazla ihtiyaç duyduğumuz şey de budur: Türkiye’yi sevmenin ötesinde Türkiye üzerine düşünmek. Onu sloganların kolaylığına terk etmeden, tarihini ne idealize ederek ne de küçümseyerek; bugünün gürültüsü içinde yarının sorularını unutmadan düşünmek…
Çünkü memleket üzerine düşünmek, biraz da ona karşı mesuliyet hissetmektir.
D.Mehmet Doğan’ın kaleminden geriye kalan, işte böyle bir mesuliyet duygusudur.
Vefatının ikinci yıl dönümünde D. Mehmet Doğan’ı rahmet, minnet ve hürmetle yâd ediyorum. 11 Ağustos 2024’te aramızdan ayrılan bu kıymetli fikir ve kültür insanına Cenab-ı Allah’tan rahmet; mekânının cennet, makamının âli olmasını niyaz ediyorum. Ardında bıraktığı eserlerin yeni nesiller tarafından okunmasını, tartışılmasını ve yeni düşüncelere kapı aralamasını diliyorum.
Kütüphanemde onun elinden aldığım kitaplara her baktığımda, artık o kitapların yalnızca birer kaynak olmadığını düşünüyorum. Bazı kitaplar bilgi taşır, bazıları hatıra. Bazıları ise sahibinin ardından sessizce konuşmaya devam eder.
D.Mehmet Doğan’ın bıraktığı eserler de öyle…
Çünkü bazı insanlar göçtüklerinde yalnızca hatıralarını bırakırlar; bazıları ise geride, nesiller boyunca yürünmeye devam edecek bir düşünce yolu bırakırlar.
