Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
WhatsApp
Sosyal Medya

Ankara’nın edebî hafızası: Yalnızca bir şehir edebiyatı değil

Mehmet Sait Uluçay yazdı: Ankara’nın edebî karakteri biraz bozkıra benzer. Gösterişsizdir ama derindir. İstanbul gibi dışa dönük, magazin ve hareketli değil; daha çok düşünmeye, üretmeye ve içe dönmeye çağıran bir yanı vardır.

Mehmet Sait Uluçay yazdı: Ankara’nın edebî karakteri biraz bozkıra benzer.

Ankara’yı yalnızca Siyasetin ve bürokrasinin merkezi olarak görmek, onun kültürel ve edebî hafızasına haksızlık olur. Çünkü Ankara, uzun yıllardır yalnızca devlet adamlarını değil, şairleri, romancıları, fikir insanlarını ve edebiyat çevrelerini de ağırlayan bir şehir olmuştur. Kimi burada doğmuş, kimi burada okumuş, kimi memuriyetle gelmiş, kimi öğretmenlik yapmış, kimi milletvekilliği görevinde bulunmuş. Fakat hemen hepsi Ankara’nın havasından, yalnızlığından, ayazından ve düşünce ikliminden bir iz taşımıştır. Bu yüzden “Ankara’da edebiyat” dediğimiz mesele, yalnızca bir şehir edebiyatı değil, aynı zamanda bir geçişin, bir birikimin ve bir kültür ikliminin hikâyesidir.

Ankara’nın edebî karakteri biraz bozkıra benzer. Gösterişsizdir ama derindir. İstanbul gibi dışa dönük, magazin ve hareketli değil; daha çok düşünmeye, üretmeye ve içe dönmeye çağıran bir yanı vardır. Belki de bu yüzden Ankara, özellikle Cumhuriyet sonrası dönemde fikir ve edebiyat insanlarının toplandığı önemli merkezlerden biri hâline gelmiştir.

Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren öğretmenlik, bürokrasi, milletvekilliği ya da çeşitli devlet görevleri vesilesiyle Ankara’ya gelen pek çok şair ve yazar, bu şehrin kültürel dokusuna katkı sunmuştur. Ahmet Hamdi Tanpınar, Turgut Uyar, Cahit Kulebi, Orhan veli, Oktay Rıfat, Melih Cevdet Anday, Adalet Ağaoğlu, Ahmet arif Abidin Dino, Mehmet Akif Ersoy, Necip Fazıl Kısakürek, Sezai Karakoç, Nuri Pakdil D. Mehmet Doğan gibi daha da çoğaltabileceğimiz isimlerin yolu bir şekilde Ankara’dan geçmiştir. Kimisi Ankara’da okumuş Meclis koridorlarında bulunmuş, kimisi öğretmenlik yapmış, kimisi dergi çevrelerinde genç kalemlerle buluşmuştur. Ankara, bu isimler için yalnızca bir görev yeri değil, aynı zamanda düşüncenin olgunlaştığı bir durak olmuştur.

Özellikle Ankara’daki dergicilik geleneği, Türk edebiyatının en önemli damarlarından birini oluşturur. Çünkü Ankara’da edebiyat çoğu zaman büyük salonlardan değil; mütevazı dergi bürolarından, çay kokan toplantılardan ve uzun fikir sohbetlerinden doğmuştur.  Büyük fikir adamı D. Mehmet Doğan yönetiminde, Türkiye Yazarlar Birliği gibi köklü kuruluşlar, yıllardır Ankara’nın kültür ve edebiyat hayatına yön veren önemli merkezlerden biri olmuştur.

Bunun yanında Ankara’da yeni edebiyat çevrelerinin oluştuğunu görmek gerekir. Gelenekle bağı koparmadan yeni bir kültür ve sanat dili kurmaya çalışan oluşumlar, genç kalemler için önemli bir nefes alanı oluşturmaktadır. Bu noktada “Yazarlar Akademisi” gibi yapılar da dikkat çekmektedir.

Aslında bu gelişmeler, Ankara’nın hâlâ yaşayan bir edebiyat şehri olduğunu göstermektedir. Çünkü bir şehirde yalnızca büyük yazarların hatırası değil, yeni kalemlerin heyecanı da varsa, orada edebiyat yaşamaya devam ediyor demektir.

Ankara’nın edebiyatı biraz da yürüyen insanların edebiyatıdır. Kızılay’dan Ulus’a, Sıhhiye’den Hamamönü’ne uzanan sokaklarda nice şiirler düşünülmüş, nice hikâyeler zihinde kurulmuştur. Bu şehirde edebiyat çoğu zaman kalabalığın ortasında yalnız kalabilen insanların diline dönüşmüştür. Belki denizi yoktur Ankara’nın; ama düşünceyi derinleştiren kalemi vardır.

Bugün Ankara, geçmişte olduğu gibi büyük edebiyat tartışmalarının merkezi görünmeyebilir. Ancak hâlâ üniversiteleriyle, dernekleriyle, edebiyat mahfilleriyle yayınevleriyle, kültür merkezleriyle ve genç edebiyat çevreleriyle yaşayan bir kültür başkentidir. Çünkü Ankara’nın asıl gücü, gösterişten uzak ama köklü bir birikim taşımasındadır.

Ankara’yı edebiyatın kenarında değil, tam merkezinde görmek gerekir. Çünkü bu şehir yalnızca kitapların yazıldığı bir yer değil, aynı zamanda yazarın yetiştiği, fikrin olgunlaştığı ve kültürün kuşaktan kuşağa aktarıldığı bir hafıza mekânıdır. Ankara’nın ayazı nasıl insanın yüzüne işlerse, edebiyatı da insanın ruhunda öyle derin bir iz bırakır.