Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
WhatsApp
Sosyal Medya

Yaşar Kemal’in âşıklık ve okul yılları

Mehmet Poyraz yazdı: Yaşar Kemal’in ilham kaynağı ağıtlar nesilden nesle aktarılmaktaydı. Günümüzde ağıtların hiç olmadığını da diyebiliriz. Çukurova’da bilinen ağıtların çoğu savaş yıllarına aittir.

Mehmet Poyraz yazdı: Yaşar Kemal’in ilham kaynağı ağıtlar nesilden nesle

Gökçedam ve Gökçeli olarak da bilinen Osmaniye’nin Hemite Köyü’nde dünyaya gelen Yaşar Kemal (6 Ekim 1923-28 Şubat 2015) çocukluğundan itibaren bir Anadolu geleneği olan ve âşıklık olarak bilinen mesleğe ilgi duyuyordu. Evlerine ve köye gelen âşıklara imreniyor, onlar gibi olmak istiyordu. Anadolu’nun genelinde âşıklık geleneği vardır. Çukurova, âşıklık konusunda, diğer bölgelere göre daha zengin. Karacaoğlan ile Dadaloğlu bu toprakların âşıklarıdır. Böyle olunca da âşıklığa duyulan ilgi, diğer bölgelere göre Çukurova’da daha çok oluyordu.

Günümüzde bu yörede hâlâ âşıklık geleneği sürmekte, etkinlikler düzenlenmektedir. Geçmişi çok eski olan bu gelenekte sazlı, sazsız, doğaçlama, yazdığı veya ezberinde tuttuğu şiirleri söyleyenlere âşık, söyleme biçimine âşıklık-âşıklama denilmekte.

Yaşar Kemal’in hayatında önemli bir yer edinen âşıklık geleneğin kendine has kuralları da var. Geçmiş yıllarda yaşayan âşıkların çoğu söylediklerini yazmıyordu, ezberinde tutuyordu. Nadiren de olsa bu türün örnekleri yaşamaya devam ediyor. Âşıklar, özel günlerde veya kendilerinin belirlediği bir günde atışmada yaparlar.

Geleneğin getirdiği kurallar esas alınarak, sazlar eşliğinde mizahi bir üslupla, soru-cevap şeklinde iğneleyici, ancak incitmeden karşılıklı ve birbirlerine göndermelerde ve deyişlerde bulunurlar. Bunların çoğu nasihat ve bilgi doludur. En az iki âşığın yer aldığı bu karşılaşmalara atışma denir. Âşıklık, yeteneğin yanı sıra usta çırak ilişkisiyle öğrenilebilen meslektir. Geçimlerini ise, köy köy, kasaba kasaba gezerek sağlamaktaydılar.

Destanları ve bunların anlatıcılarını da severdi usta yazar, çocukluğunda birçok anlatıcıdan destanlar dinlemiştir. Hiç görmediği, fakat çok iyi bildiği bir destancı da vardır. Bu, evlerinde devamlı olarak anlatılan, kendisinin de sık sık bahsettiği Abdale Zeyniki’dir. Van ve yöresinin ünlü destan anlatıcısı sık sık evde bahsedilirdi. Abdale Zeyniki, ailenin Ernis’teki evlerine gelmiş, diz çökmüş, destanlar anlatmıştır. Annesi Nigâr Hanım yıllarca bundan bahsetmiş ve övünmüştür.

Destanlar, gerçek hayatta yaşanmış olayları anlatır. Bunlar savaşlar, aşklar, kahramanlıklar, doğal afetler, garibanlıklar, zenginlikler ve daha birçok konu içerir. Anlatıcıları, yaşanmış olayları hayal güçleriyle daha zenginleştirerek dile getirirler. Bu tür dünyanın her yerinde bulunur. Sözlü ve yazılı edebiyatta örnekleri çoktur. Yazı dünyasına ağıtlar derlemesiyle giriş yapan Yaşar Kemal, en çok bu türün Çukurova’daki haline ilgi duyar. Anadolu’nun her yerinde ağıt geleneği vardır. Çukurova’da ise bir başkadır. Ağıt ölen kişilerin ardından, acıyı ve üzüntüyü dile getiren şiirdir. Öyle bilinen şiirler gibi söylenmez, usulü vardır. Özellikle Çukurova’da en çok kadınlar tarafından söylenir. Erkeklerin söylemesine nadiren rastlanır. Ağıtı söyleme şekline ağıt yakma, ağıtı yakanlara ise ağıtçı denir.

Ölen kişilerin arkasından ağıt yakanlar kadınlar genellikle anneleri, eşleri, kız kardeşleridir. Büyük anneleri de olabilir, komşu veya akraba bir başka kadın. Ağıtçı kadınların, bazen hiç akrabası da olmayabilir ölen kişiler. Çok uzaklarda bir köyden de olabilir yahut kasabadan da. Hayatı boyunca bir kere bile görmemiştir kimi zaman.

Yaşar Kemal’in ilham kaynağı ağıtlar nesilden nesle aktarılmaktaydı. Günümüzde ağıtların hiç olmadığını da diyebiliriz. Çukurova’da bilinen ağıtların çoğu savaş yıllarına aittir. Yemen’de, Çanakkale’de, Kurtuluş Savaşı’nda hayatını kaybedenlerin ardından bu bölgede yüzlerce ağıt yakılmıştır. Ağıtlarda, ölenin kişiliği, yaptığı iş, idealleri, nasıl öldüğü ve geride kalan yakınları dile getirilir.

Düğünlerde de ağıt geleneği mevcuttur. Gelin için kına gecelerinde ağıt söylenir. Ağıtın bu türü, az da olsa yörede hâlâ vardır. Kına esnasında yakılan bu ağıtlarda, gelin olan kızın gitmesiyle beraber evde duyulan hüzün belirtilir. Kurduğu yeni yuvasında mutlu olması temenni edilir. Âşıklar, destanların yanı sıra ağıt da söyler. Âşıklık geleneğinin en çok bilinen ismi, Yaşar Kemal’in de büyük ilham aldığı ve her zaman övgüyle bahsettiği Çukurova bölgesinde yaşamış olan Karacaoğlan’dır.

*

Yaşar Kemal 8 yaşına gelmiş fakat okuma yazma bilmiyordu. Buna rağmen çok sayıda şiir, destan ve ağıtları ezberlemişti. Bir gün köye gelen bir çerçi veresiye olarak köylülere bir şeyler satmaktaydı. Parasını daha sonra alacağı için çerçi sattıklarını not ediyordu. Çerçinin borç defterine bir şeyler yazdığını gören Yaşar Kemal,  merak eder ve hemen yanına gider. Çerçiye ne yaptığını sorar. Aldığı cevap ise hayatını değiştirecek kararı almasına neden olacaktır. Çerçi, Yaşar Kemal’e kimin ne kadar borcu olduğunu unutmamak için deftere yazdığını söyler. O an okumanın ve yazmanın ne kadar önemli olduğunu anlayan ve ezbere öğrendiği ağıtları, şiirleri, destanları ve doğaçlama söylediklerini bazen de unutan Yaşar Kemal okula gitmeye karar verir.

Hemite köyünde okul yoktur. Komşu köye okula giden Mehmet adında bir arkadaşı vardır. Okulu olan köy ise Ceyhan ilçesine bağlı Burhanlıdır. Kendi köyü ile Burhanlı arasında Ceyhan Irmağı akmaktadır. O yıllarda iki köy arasında ulaşım ırmak üzerinden sal ile sağlanmakta ve sonrasında ise yaya olarak devam edilmektedir.

1933-34 eğitim öğretim yılı başlarında, okuma ve yazma öğrenme isteği ağır şekilde bastırınca, arkadaşı Mehmet’le okula yalınayak ve eski giysilerle gider. Öğretmen Yaşar Kemal’i bu halde görünce acır, ayakkabısız ve nüfus kâğıdı olmadan okula gelemeyeceğini söyler. Öğretmene yalvararak okuma yazma öğrenmek istediğini ısrarla ifade eder. Okuma yazmayı sökünce bir daha okula gelmeyeceğine dair sözler verir. Öğretmen o halinden dolayı okula gelemezsin demişti. Yaşar Kemal bunu yıllar sonra anlar. Öğretmenin verdiği parayla defter ve kalem alan Yaşar Kemal, gün boyu okulda ve sonrasında eve gelince deftere bir sürü karalama yapar. O’nun bu istekli halini gören amcası Kadirli’ye götürür ayakkabı, giysi, okul kasketi, defter ve kalem alır. Okula başladığı yıl tüm yurtta Cumhuriyet’in 10.yılı etkinlikleri düzenlenir.

Hemite Kalesi-Osmaniye.

Yaşar Kemal çocukluk arkadaşı, beraber okula gittikleri, Hemite’den çıkmayan Sarı Veli (Veli Kılıç)’nin de okuma-yazmasına yardımcı olur. Hatıralarında okula nasıl başladığını usta yazar şöyle anlatıyor:

“Beni de bir sınıfa soktu. Bir de Alfabe verdi. Alfabede nar resimleri vardı. Ömrümde, daha öyle şiirli bir büyüye rastlamadım. O gün bütün defteri karaladım. Ne kadar harf varsa hepsini durmadan yazdım. Bir de sanki alfabede nardan başka resim yokmuş gibi hep nar resmi çizdim. Akşama defterde karalanmadık hiçbir yer kalmamıştı. Defterimi koltuğuma alarak eve döndüm. Bu, büyük bir utkunun coşkulu sevinciydi. O gece sabaha kadar, evde, öteki evlerde, ne kadar kâğıt bulmuşsam, doldurdum. Dünyanın en iyi insanlarından birisi olan amcam o gün beni okula göndermedi, birlikte kasabaya gittik. Orada bana beş tane defter, kalemi de bitirmiştim, bir düzine de kalem aldı. Ayakkabıcıdan çok güzel bir ayakkabı seçti. Bir de şalvar, gömlek, bir de okul kasketi… Üç ay sonra artık gazete bile okuyor, dağlara taşlara, bulduğum kâğıtlara, duvarlara yazılar yazıyordum. Benimle birlikte köy de bir yazma çılgınlığı yaşıyordu. Bir sabah öğretmenin karşısındaydım. Ona çok çok teşekkür ediyordum.”

Hiç aklından çıkmayan babasını ilkokul yıllarında çok arar. Baba oğul birbirine çok düşkündüler. Babası gözlerinin önünde can vermişti. Girdiği şokla ölümü anlayamamıştı. Babasının nerede olduğunu ilk sorduğunda, öldüğünü söylemişlerdi. Çok kızmıştı babasına, neden ölmüştü? Kendi isteğiyle okula gitmişti, babası hayatta olsaydı okumayı yazmayı erken öğrenecekti. Yıllarca babasının mezarına gitmedi, o civardan bile geçmedi. İnanmak istemiyordu babasının öldüğüne, yıllarca kendi kendine sorar:

“Baba neden öldün?”

Ölümüne sitem etmesinin nedeni bebeklikten çocukluğa geçiş döneminde babasını kaybetmesidir. Öldürüldüğü için babasına küsmüştür:

“Çok çabuk kırılıp küsüyorum. Sonra kendime kızıyorum, ne diye küsüyorum diye ve küsmekten vazgeçiyorum… Babama, öldürüldü diye küstüm. Üç yıl mezarına uğramadım. Mecbur olunca yolumu değiştirirdim, orada geçmemek için.”

4.5 yaşındaki bir çocuğun bilinçaltına yerleşen duygular kolay kolay silinmez. Olumlu veya olumsuz olsun, o duygular insanın hayatında önemli etkilere neden olabilir. Kendisi dünyaya geldiğinde babası Sadık Efendi kurbanlar kestirmiş, aklı erdikten sonra ise ne istediyse yapmıştı. Köy halkı da Yaşar Kemal’e büyük sevgi duyuyor, bütün yaramazlıklarını görmezlikten geliyordu. Kendisinin ısrar etmesiyle ailece Kadirli’ye taşınırlar. Burada akrabaları vardır. Çocukken evden ara ara kaçmasıyla da bilinen Yaşar Kemal, Kadirli’deki akrabalarının yanına da sık sık geliyordu. Daha sonra, kendisi gibi evden kaçan çocuklara buralarda, “Bu çocuk Yaşar Kemal gibi olacak,” denilecektir. Cumhuriyet İlkokulu’na kaydı yaptırılır. İlkokulu 10 Haziran 1938 tarihinde başarıyla bitirir. Nüfus kâğıdını da bu esnada alır.  Yaşar Kemal, ilkokulu bitirir bitirmesine de bu seferde babasının ölüm acısından sonra ikinci ölüm acısını daha yaşar. Okul arkadaşı, ileride beraber âşıklık yapmayı hayal ettiği çok sevdiği arkadaşı Âşık Macit beşinci sınıftayken hayatını kaybeder. Bir yıl bunun acısını yaşar, hayatı boyunca da unutamaz.

Okuma yazma öğrenmeden, âşıklık mesleğine ilgi duyan Yaşar Kemal, küçücük yaştayken bu gelenekle Kadirli civarında ünlü olmuştur.  Fakat annesi Nigâr Hanım, “âşıklık” mesleğine sıcak bakmamaktadır. Oğlunun halk ozanı olunca diyar diyar gezeceğini düşünen Nigâr Hanım, bağlama çalmasına da izin vermez.

Yaşar Kemal okuma yazma öğrenmesiyle beraber, yörede söylenen ağıtları ve destanları da genç yaşında not almaya başlar. Onun ağıtlara ve destanlara olan merakı, çocukluk yaşlarından itibaren bunları devamlı olarak dinlemesinden ileri gelmektedir.

İlkokuldan sonra Âşık Rahmi’nin yanına gidip beraber çalışmayı düşleyen Yaşar Kemal’in bu arzusu yerine gelmez. Ailesi de zaten buna sıcak bakmıyordu. Yaşar Kemal Çukurova’da bir ara ünlü destan anlatıcısıdır. Destan anlatıcıları köy köy dolaşır. Aynı destanı anlatıcının her biri ayrı anlatır. Yaşar Kemal de Köroğlu destanını anlatır:

“Ayağıma kara bir şalvar giyerim, elimde bastonum, belim bükük dolaşırım. Öyle dik dursan inandırıcı olmaz. Destanı anlattıktan sonra, cebimdeki sarı defteri çıkarırım. Ağıt topluyorum derim. Analar, bacılar, başıma üşüşür bana ağıt yazdırırlar. Herkes yarışırdı bana ağıt vermek için.”

Okumak istiyordu ama paraları yoktur. Kadirli’den Adana’ya ortaokula gitmesi için öğretmeni Abdullah Zeki kasabanın zenginlerinden para toplar. Toplanan para o kadar fazladır ki liseyi de rahatlıkla bitirebilir. Fakat Yaşar Kemal gururludur, bu parayı kabul etmez. Toplanan parayı almamak için çok çaba gösterir, hatta evden bile kaçar bir süre köyün birinde saklanır. Parayı Yaşar Kemal’e vermek için onu her yerde arayan ilkokulu öğretmeni Abdullah Zeki, kendisinin tosunu satıp Adana’ya otobüs bileti aldığını duymuştur. Gideceğini, öğretmeninin duyduğunu haber alan Yaşar Kemal, otobüse binmez ve Kadirli’den Adana’ya kadar olan yüz beş kilometrelik yolu yürüyerek gider. Otobüste öğretmen kendisini yakalasaydı onu kıramayacak ve toplanan parayı almak zorunda kalacaktı:

“Oysa ben Abdale Zeyniki’nin diz çöküp destanlar söylediği bir evdendim. Böyle bir parayı nasıl kabul edebilirim!”

Kaynakça: Mehmet Poyraz, Değişimin Destancısı Yaşar Kemal, KDY Yayınları 2021.