Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
WhatsApp
Sosyal Medya

Konuşma ve dinleme adâbı

Mustafa Süs yazdı: Sen çok ciddi bir konu üzerine çene çalarken, ötekinin yaşadığı komik bir olayı ya da birilerine “ders verdiği” bir anısını anlatmaya çalışması gibi durumlar da cabası.

Mustafa Süs yazdı: Sen çok ciddi bir konu üzerine çene

Eskiler, “Söz gümüşse sükût altındır,” derlerdi. Bu sözü; olur olmaz yerde konuşmama, söz verilmeden söze girmeme ve dinlemenin konuşmaktan daha evlâ olduğu yönündeki nasihatlerle desteklerlerdi. “Konuşmak ihtiyaç olabilir ama susmak sanattır,” diyen de vardı. Hatta “Konuşursan bildiğini tekrar eder, dinlersen bilmediğini öğrenirsin,” sözü de bu hakikati özetler niteliktedir.

Şu her kafadan bir sesin çıktığı ortamlarda konuşulanlara “kakofoni” mi diyorlar? Ne kadar ayıp. Ayıp olmasına ayıp da bu çok konuşma işine acil bir çözüm bulmamız gerekiyor.

Herkes konuşmak istiyor ama dinleyen yok.

Pazara malını çıkarıp da alıcı bulamazsan ya malı geri çeker ya yok pahasına satar ya da kalitede artırıma gidersin.

Ancak sosyal ortamlarda durum farklı; hangi ortama girerseniz girin, herkes bir şeyler anlatma derdinde.

Beş dakikalık oturma ortamında bir saatlik konuşmaya başlayanı mı ararsınız; ortada herhangi bir konu yokken kendiliğinden konu uydurup, o an kafasında taslak halinde belirlediğini ortamdakilere aktarma ihtiyacı hissedeni mi? Ne ararsanız var.

Hatta konuşan kişi daha sözünü bitirmeden, sanki kendi söyleyeceği söz tarihin en özgün sözüymüş gibi karşısındakini manipüle ederek sözünü kesmeye çalışanlar bile var; el kol hareketleriyle veya araya belirsiz sesler sokuşturarak…

Sen çok ciddi bir konu üzerine çene çalarken, ötekinin yaşadığı komik bir olayı ya da birilerine “ders verdiği” bir anısını anlatmaya çalışması gibi durumlar da cabası.

Hani insanlar cömert kişiye cömertlik yapmayı severler de cimriye cömertlik yapmaktan hoşlanmazlar ya; aslında bu durum, çok konuşan insanlar için de geçerli. Bir ortamda hiç konuşmayan veya az ve öz konuşan insanların kelâmına hasret kalıyoruz; “Keşke onlar da konuşsa” diyoruz.

Bir keresinde camide bir vaaz dinlemiştim; üstelik normal bir Cuma vaazı da değildi. Herkes bir an önce cenazeyi kaldırıp işine gücüne dönme derdindeyken hoca; az ve öz konuşmanın öneminden ayetlerle, hadislerle, atasözleri ve deyimlerle, hatta yaşanmış hikâyelerle yaklaşık bir saat bahsetti…

O an şöyle bir cümle not etmek zorunda kalmıştım: “Uzun uzun anlattı, kısa konuşmanın gerekliliğini.”

Konumuza dâhil bir başka mesele daha var; onu da ekleyip iki konuyu birbirine bağlayalım. “Konuş ki göreyim seni” cümlesiyle başlayan ve hiç konuşmayan insanların “tekin” olmadığına dair düşünceler mevcuttur.

Uzun süre bir ortamda bulunup da karakteri hakkında kimsenin fikir sahibi olamadığı insanlar tehlikeli görülebilir; onlar tabiri caizse sinsi kabul edilir. Bu tür durumlara da ayrıca dikkat edilmelidir.

Konuşmayı da konuşmamayı da insanları rahatsız etmeyecek bir seviyede tutmak için herkes üzerine düşeni yapmalı. En güzeli de şunlara dikkat etmektir:

  • Bir ortamda konuşacak kişiye makul bir zaman sınırlaması getirilmeli.
  • Kendiliğinden gelişen sohbetlerde zaman yönetimi sağlanmalı.
  • Alıcısı olmayan yerde fikir satışına onay verilmemeli.
  • Ortama davet edilen misafiri devre dışı bırakacak şekilde konuşma hiziplerine girilmemeli.
  • Gücü yeten, gücünün yettiğini azarlamamalı.
  • İnsanlar oldu bittiye getirilmemeli. Çay satmak için topladığın kalabalığa “Güzel patateslerimiz de var” diyerek insanlar patates almaya zorlanmamalı.
  • Konuşacak kişiye azami saygı gösterilmeli; kendi arasında konuşan öğrenciler gibi konuşanın insicamını bozacak davranışlardan kaçınılmalı.
  • Söz sürekli bölünmemeli; eklenecek bir şey varsa sohbetin bitimi beklenmeli.

Kısaca; Allah bizi, “Keşke sohbeti hiç bitmese,” diyebileceğimiz insanlarla karşılaştırsın; “Çok uzattı, dükkânı bir kapatsa da gitsek” dedirtenlerle değil.

Ben de uzun uzun yazmış oldum kısa konuşmanın gerekliliğini… Ama bir fark var: Kimse benim yazılarımı okumak zorunda değil; oysa konuşanları dinlemek zorunda kalıyoruz, garabet orada.

Ayrıca kısa yazmanın okunurluğu artırdığı da şuraya not olarak düşmek isterim.

(Fotoğraf: Enes Yasin Bay)