Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının en güçlü romancı ve fikir adamlarından biri olan, psikolojik tahlilleriyle öne çıkan eserlerinde birey, toplum ve medeniyet meselelerini ele alan Peyami Safa’nın şu tespiti söyleyeceklerimi özetler niteliktedir.
Peyami Safa: “Tarihinin sürekliliğini kaybeden bir millet, her şeyini kaybetmeye mahkûmdur. Hafızası parça parça kopmuş bir akıl hastası gibi, geçmişiyle, hatıralarıyla ve benliğini terkip eden bütün varlık unsurlarıyla ilgisi kesilmiştir. Yabancı tesir ve müdahalelere, yabancı korumaya hazır ve muhtaç bir hâlde, önce bağımsızlığını sonra da bütün millî şahsiyetini ve varlığını kaybeder.”
Peyami Safa’nın bu sözleri, milletlerin varlığını sürdürebilmesi için tarih bilincinin ve kolektif hafızanın hayati önemini vurgular. Ona göre tarihinden kopan bir millet, sadece geçmişini unutmuş olmaz; aynı zamanda kimliğini, özgüvenini ve geleceğini de kaybeder. Çünkü millet olma bilinci, ortak hatıralar, zaferler, acılar ve değerler etrafında şekillenir. Tarihî süreklilik bozulduğunda millet, köksüz bir ağaca benzer; rüzgârın önünde savrulmaya, yabancı kültürlerin etkisi altında şekillenmeye başlar. Bu da bağımsızlığın ve millî şahsiyetin kaybolmasına, en nihayetinde de varlığın eriyip gitmesine yol açar. Peyami Safa burada tarihin sadece geçmişi anlatan bir alan değil, milletin varoluşunu koruyan canlı bir ruh olduğunu hatırlatmak ister.
Tarih, yalnızca geçmişin tozlu raflarında saklanan bir hatıra değil, geleceğe dair yol haritamızdır. Milletlerin kaderi bazı zamanlarda birkaç günün içine sığar; o günler yalnızca bir savaşın değil, bir milletin varlık ve yokluk mücadelesinin simgesine dönüşür. Türk milleti için ağustos ayı, işte bu tarihî dönüm noktalarının en parlaklarını barındıran bir “kader ayı”dır.
1071 Malazgirt Zaferi, Anadolu’yu Müslüman Türk milletine ebedî yurt kılmıştır. 1922 Büyük Taarruz ve 30 Ağustos Zaferi ise bu toprakların bir daha esaret altına giremeyeceğini dünyaya ilan etmiştir. Yüzyıllar arasındaki bu bağ, aslında milletimizin değişmeyen karakterini gösterir: cesaret, inanç, birlik ve bağımsızlık iradesi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da vurguladığı gibi zaferler yalnızca askerî başarı değildir, bir milletin birlik ruhunun eseridir. Erdoğan’ın “Türk’üyle, Kürt’üyle, Arap’ıyla, Sünnî’siyle, Alevî’siyle biz bu topraklarda beraberiz.” sözleri, Malazgirt’ten Büyük Taarruz’a uzanan kardeşlik mirasının günümüze tercümesidir.
BİR ZAFER Kİ ANADOLU’YU EBEDÎ YURT KILDI: MALAZGİRT
26 Ağustos 1071… Sultan Alparslan’ın beyaz kefenini kuşanarak ordusunun önüne geçtiği gün. O an yalnızca bir savaş başlamadı; Anadolu’nun tarihî kimliği yazılmaya başladı. Malazgirt, Bizans’a karşı kazanılan bir meydan savaşı olmanın çok ötesindeydi. Bu zafer, Türk milletinin İ’lâ-yi Kelimetullah idealiyle yeni bir medeniyet yolculuğuna çıkışının işaretiydi.
Alparslan’ın ordusunda yalnızca Oğuz boyları değil, Kürtler, Araplar ve farklı unsurlar da vardı. Ortak bir iman, ortak bir kader duygusu bu ordunun en büyük gücüydü. Nitekim Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Malazgirt Meydanı’nda yaptığı konuşmalarda sık sık dile getirdiği şu sözler, tarihin bu gerçeğine işaret eder: “Türk’üyle, Kürt’üyle, Arap’ıyla bu topraklarda birlikte yaşayacağız.” İşte Malazgirt’in asıl mirası da budur: Birlik olmadan zafer olmaz.
BİR ZAFER Kİ DÜŞMANI TARİHİN KARANLIĞINA GÖMDÜ: BÜYÜK TAARRUZ
Aradan tam 851 yıl geçti. 26 Ağustos 1922’de bu kez Gazi Mustafa Kemal Paşa, Kocatepe’den “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!” emrini verdi. Bu emir, yalnızca bir hücum çağrısı değil, Türk milletinin esareti reddedişinin haykırışıydı.
Sevr ile parçalanmak istenen, işgal ordularının postalları altında ezilen Anadolu, Büyük Taarruz ile ayağa kalktı. 30 Ağustos’ta zaferle sonuçlanan bu mücadele, yalnızca Yunan işgalini değil, emperyalizmin zincirlerini de kırdı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sözleriyle, “Büyük Taarruz, milletimizin istiklâl uğruna hiçbir fedakârlıktan çekinmediğini tüm dünyaya ilan etmiştir.” Bu söz, 1922’nin ruhunu bugüne taşır. Çünkü Büyük Taarruz, yalnızca silahlı bir mücadele değil; imanla yoğrulmuş bir direnişin, milletçe omuz omuza verilen bir mücadelenin simgesidir.
AĞUSTOS’UN ORTAK DERSİ: BİRLİK OLMADAN ZAFER OLMAZ
Tarih bize açık bir hakikati gösteriyor: Zaferin sırrı birliktedir.
Malazgirt’te farklı boylar aynı sancak altında savaştı. Büyük Taarruz’da köylü kadınlar cepheye mermi taşıdı, işçiler top döktü, çocuklar askerlerin ayakkabılarını tamir etti. Millet, kaderini omuz omuza paylaştığı için zafere ulaştı.
Bugün de mesaj aynıdır: fitne ve ayrışma tuzaklarını aşmak, kardeşliği güçlendirmek. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sıkça dile getirdiği “fitne duvarlarının yıkılması” ve “Terörsüz Türkiye” vurgusu, işte bu tarihî mirasın güncel ifadesidir. Çünkü zafer, parçalanmış bir milletin değil, kenetlenmiş bir milletin eseridir.
TÜRKİYE YÜZYILI VE ZAFERLERİN GELECEĞE TAŞIDIĞI MİRAS
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ortaya koyduğu “Türkiye Yüzyılı” vizyonu, aslında Malazgirt ve Büyük Taarruz’un ruhunun geleceğe taşınmasıdır. O günün zaferleri savaş meydanlarında kazanıldı, bugünün zaferleri ise bilimde, sanayide, diplomaside, kültürde kazanılacaktır.
Malazgirt bize özgüveni, Büyük Taarruz bize cesareti, ikisi birden bize fedakârlığı ve inancı öğretiyor. Bu değerler olmadan ne geçmişin zaferleri korunabilir ne de geleceğin hedefleri inşa edilebilir.
Bugün önümüzdeki yeni zafer alanları bellidir: yapay zekâda söz sahibi olmak, enerjide bağımsızlığı sağlamak, kültürde köklerinden beslenip dünyaya açılmak, adalette ve demokraside örnek bir ülke olmak… Türkiye Yüzyılı’nın yeni zaferleri işte burada kazanılacaktır.
ZAFERDEN GELECEĞE, GEÇMİŞTEN İSTİKBALE
Ağustos zaferleri bize yalnızca geçmişin şanını hatırlatmıyor; geleceğe dair pusula da sunuyor. Malazgirt’te açılan kapı, Büyük Taarruz’da mühürlenen irade, Türkiye Yüzyılı’nda yeni ufuklara açılacak bir davettir.
Millî Zafer Haftası, sadece yıl dönümlerinde yapılan bir anma değildir, her gün yeniden hatırlanması gereken bir çağrıdır. Sultan Alparslan’ın kefeni, milletimizin kararlılığı ve bugünün Türkiye’sinin idealleri aynı noktada buluşuyor: Bu topraklarda ebediyen var olacağız.
Zaferleri kutlamak kolaydır, asıl olan, zaferlerin mirasını taşımaktır.
Ve unutmamalıyız ki zafer bir kez kazanılmaz; zafer, her nesilde yeniden kazanılır.
“Yardım ve zafer, ancak mutlak galip ve hüküm sahibi olan Allah’tandır.” Âl-i İmrân Suresi, 126
“İnananlara yardım etmek bizim üzerimize bir haktır.” Rûm Suresi, 47
“Gevşemeyin, hüzünlenmeyin. Eğer (gerçekten) iman etmiş kimseler iseniz üstün olan sizlersiniz.” Âl-i İmrân Suresi, 139
Zaferlerimiz kutlu olsun.
Ülkemize, milletimize ve ümmete her daim zaferler nasip olsun.
