Türk Dil Kurumu (TDK) tarafından çıkartılan Türk Dili dergisi 896. sayısıyla okurun karşısına çıktı. Ağustos 2026 sayısı olarak çıkan bu sayıda Türk edebiyatının çınarları arasında yer alan Fazıl Hüsnü Dağlarca ele alındı.
Genel Yayın Yönetmenliğini TDK Başkanı Prof. Dr. Osman Mert’in, Sorumlu Yazı İşleri Müdürlüğünü Prof. Dr. Harun Şahin ve editörlüğünü Uzm. Uğur Mantu’nun üstlendiği Türk Dili’nde Fazıl Hüsnü Dağlarca, özel sayı olarak birçok yazar tarafından farklı yönleriyle ele alındı.
İşte 896. sayıdaki yazarlar ve konu başlıkları:
Tacettin Şimşek – Dağlarca’nın Şiirinde Özne Olan Çocuklar
Büşra Tan – Sükûnun Estetiği: Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın Çocuk ve Allah’ında Mistik İmgelem
Abdullah Ezik – Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın Poetikası: Varlığın, Dilin ve Kozmosun Şiiri
Sevgül Türkmenoğlu – Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın Şiirine Genel Bir Bakış
Nurullah Aykaç – Şiirlerle Sözcük Oyunları ve Dil Bilinci: Yaramaz Sözcükler
Faruk Kayman – Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın Çocuk ve Allah Eserinde Çocukluk, Metafizik ve Varlık
Melike Uluçay – Destan Dilini Kuran Söz Varlığı: Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın Bağımsızlık Savaşı Dizisi Üzerine
Selma Baş – Epik Bir Şair Olarak Fazıl Hüsnü Dağlarca
Mustafa Kaya – 1071’den 1971’e: Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın Malazgirt Ululaması’nda Göçün İzleri
İbrahim Kıbrıs – Fazıl Hüsnü Dağlarca’yla Bir Söyleşi
Erol Gökşen – Dağlarca’nın Karşıdüşünce’sinde Karşıtlık
Ersin Özarslan – Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın Şiirinde “Nasip” Kavramı: Çocuk ve Allah Kitabı Etrafında Bazı Dikkatler I
Zeki Taştan – Bitkiler Okulu’na Eko-Pedagojik Bir Yaklaşım
Abdulkadir Sağlam – Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın Şiirlerinde Okuma, Yazma ve Öğrenme Kültürü
Raşit Koç-Mustafa Said Kıymaz – Çevren Dergisi’nde Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın Yansımaları
Müge Sucu Polat – Fazıl Hüsnü Dağlarca’da Evrensel Dostluğun, Arı Dilin ve Çocuk Gerçekliğinin Şiirsel İnşası
Ayşe Ertuş – Ağarmış Ağacın Kızı’nın Gölgesinde Fazıl Hüsnü Dağlarca
Ece Nur Akpınar – Dağlarca’nın Şiir Evreninde

BU SAYIDAKİ YAZARLARDAN KISA NOTLAR
Tacettin Şimşek – Dağlarca’nın Şiirinde Özne Olan Çocuklar
Türkiye’de II. Meşrutiyet Dönemi’nde başlayan çocuk şiiri yazma geleneği daha çok eğitici/öğretici yaklaşımın sergilendiği bir çizgi izler. Şair, genellikle bir eğitimci ya da anne baba kimliğiyle çocuğa yaklaşır. Şiirin öznesi genellikle bir yetişkindir. Çocuğun diliyle konuşmayı deneyen şairlerin de zaman zaman çocuklaşma konusunda kendilerini zorladıkları görülür. Tevfik Fikret’in 1914’te yayımlanan Şermin adlı kitabındaki “Kuşlarla”, “Rengin”, “Yaz Nine”, “Kış Baba” gibi şiirler çocuk öznenin şiirini yazma arayışının istisna sayılabilecek ilk örnekleri arasındadır. Fazıl Hüsnü Dağlarca ise 1967’de başladığı çocuk şiiri yazma serüveniyle Türk çocuk şiirinde özgün bir tarzın temsilcisi olur. Bu, çocuğu bütünüyle şiirin öznesi kılan bir tavırdır ve doğal bir biçimde gerçekleşir. Dağlarca, hedef kitlesini okul öncesinden başlattığı küçük okurlarına seslenirken çocuklaşmaya çalışmanın değil, çocuksu olanı yakalamanın nitelikli örneklerini verir. Dağlarca’nın kitap olarak yayımlanmış çocuk şiirlerinden oluşan kitapları kronolojik sıra ile şöyledir: Kuş Ayak: Açıl Susam Açıl (1967), Kuş Ayak: Boyalı Ses (1967), Arkaüstü (1974) Yeryüzü Çocukları-Başparmak, Gösterme Parmağı, Ortaparmak, Yüzük Parmağı, Serçeparmak (1974), Balina ile Mandalina (1977), Yaramaz Sözcükler (1977), Yazıları Seven Ayı (1977), Göz Masalı (1979), Şeker Yiyen Resimler (1980), Güneşi Doğduran (1981), İlkokul 2’deki/Kanatlarda (1981), Okulumuz 1’deki (1993), Bitkiler Okulu (1995), Okulumuz 3’teki (1995), Dolar Biriktiren Çocuk (1995), Oyun Okulu (1999), Cincik (2000) Cin ile Cincik (2000)…
Melike Uluçay – Destan Dilini Kuran Söz Varlığı: Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın Bağımsızlık Savaşı Dizisi Üzerine
Cumhuriyet Dönemi Türk şiirinin en özgün ve üretken isimlerinden biri olan Fazıl Hüsnü Dağlarca, şiirlerinde tarihsel ve kültürel hafızayı temel unsur olarak değerlendiren şairlerdendir. İnsanı, tabiatı, tarihî ve metafizik arayışları farklı dönemlerde şiirine taşıyan Dağlarca’nın en dikkat çekici yönlerinden biri, Türk tarihini şiirin imkânlarıyla yeniden yorumlamasıdır. Şairin bu anlayışının en kapsamlı örneklerinden biri, beş kitaptan oluşan Bağımsızlık Savaşı dizisidir. Millî Mücadele’nin kronolojisini aktaran Samsun’dan Ankara’ya, İnönüler, Sakarya Kıyıları, Otuz Ağustos ve İzmir Yollarında adlı kitaplardan oluşan bu dizi savaşın ruhunu, milletin ortak hafızasını ve bağımsızlık düşüncesini şiirin estetik imkânlarıyla yeniden kuran destansı bir anlatıdır. Bu eserlerde Millî Mücadele’nin insanı, coğrafyası, inanç dünyası ve mücadele ruhu, şairin kendine özgü şiir dili içerisinde yeniden anlam kazanır. Destansı söyleyişin oluşmasında ise söz varlığı belirleyici bir işleve sahiptir. Bu destansı anlatının en belirgin özelliklerinden biri, şairin söz varlığını bilinçli ve işlevsel bir biçimde kullanmasıdır. Şairin tercih ettiği kişi adları, yer adları, askerî kavramlar, dinî unsurlar, doğaya ilişkin kelimeler ve şairin türettiği yeni kelimeler şiirin anlam dünyasını kuran temel yapı taşları olarak dikkat çeker. Bu söz varlığı, destanın ritmini kuran, kahramanlık söylemini besleyen, tarihsel belleği canlı tutan ve okuru ortak bir millî hafızanın parçası hâline getiren şiirsel bir düzenin temel bileşenleri olarak işlev görmektedir…
Ece Nur Akpınar – Dağlarca’nın Şiir Evreninde
Cumhuriyet Dönemi Türk şiirinin tümüyle kavranması ve tek bir kalıba sığdırılması en güç figürlerinin başında şüphesiz Fazıl Hüsnü Dağlarca gelir. Yüz on altı kitap, otuz binden fazla şiir ve ucu bucağı tahayyül edilemeyen bir imge evreniyle Dağlarca; eleştirmen Ahmet Oktay’ın da işaret ettiği gibi bütünüyle çözümlenmesi hâlâ nihayete ermemiş bir sanatkârdır. Tacettin Şimşek’in Türk Dil Kurumu Yayınları arasında “Türkçeye Emek Verenler Dizisi” kapsamında kaleme aldığı yeni eseri,1 tam da bu noktada devreye giriyor. Eser; Dağlarca’nın devasa şiir kültünü, her seviyeden okur için anlamlandırmanın kapılarını aralayan rafine bir “anahtar” sunuyor. Şimşek, eserinde kronolojik-biyografik inceleme geleneğinin betimleyici (deskriptif) hudutlarını aşarak şairin yaşam öyküsü, poetikası ve dil bilincini epistemolojik bir bütünlük içinde ele alan, dinamik bir yapı inşa eder. Eserin metodolojik özgünlüğü, şairin metinler arası düzlemdeki konumunu netleştirmek için, edebiyat kanonunun kurucu figürlerinin (Mehmet Kaplan, Yaşar Nabi, Attilâ İlhan vb.) tanıklıkları ile Dağlarca’nın otobiyografik mülakatlarını eşzamanlı (senkronik) okumayla ve tutarlı yorumlarla âdeta bir yapbozun parçalarını birleştirir gibi bir araya getirmesinden kaynaklanır…
Bu yazıların devamını ve diğer yazıları aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz:
https://tdk.gov.tr/icerik/duyurular/turk-dilinin-agustos-sayisi-yayimladi/
