<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>rüyalar &#8211; Ankara Edebiyat</title>
	<atom:link href="https://ankaraedebiyat.com.tr/tag/ruyalar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://ankaraedebiyat.com.tr</link>
	<description>Edebiyat ve kültür sanat haberleri...</description>
	<lastBuildDate>Wed, 22 Apr 2026 02:04:28 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2025/11/ankara-edebiyat-site-logo-001-150x150.jpg</url>
	<title>rüyalar &#8211; Ankara Edebiyat</title>
	<link>https://ankaraedebiyat.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Rüyalar ve anneler</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/ruyalar-ve-anneler/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/ruyalar-ve-anneler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yağmur Erdem]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Apr 2026 02:04:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[anneler]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[rüyalar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=9433</guid>

					<description><![CDATA[Yağmur Erdem yazdı: Üstümü giyindim, saçımı başımı düzelttim. Minibüs durağına doğru yürüdüm. Çantamdan hiç ayırmadığım romanım da yanımdaydı. Kitap okumayı seviyordum. Vakit buldukça başka dünyalarda gezinmek, başka hayatlara dokunmak…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yatağımdan kalktım. Kalbim patlayacak gibi çarpıyordu. Dudaklarım titriyor, soğuk soğuk terlemiştim. Vücudumun her yeri sanki uyuşmuştu.</p>
<p>“Yemiş İskelesi…” dedim.</p>
<p>Uyanır uyanmaz dudaklarımdan dökülen bu kelime beni şaşırtmıştı. Hayatımda ilk defa duyuyordum. Hiç bilmiyordum. Böyle bir cami var mıydı, neredeydi?</p>
<p>Mutfağa geçtim. Çayı demliğe koydum. Biraz peynir, biraz zeytin, biraz da reçel hazırladım. Saat 06:40’tı. Annemi uyandırdım. Dışarıda yağmur bardaktan boşalırcasına yağıyordu. Hava kapkaranlıktı; sis, her yeri örtmüştü.</p>
<p>Camdan baktım. Dar sokaklar… sıkışan kalbim… ve annemin gözleri…</p>
<p>“Günaydın Asya kızım,” dedi.</p>
<p>Gülümsedim ama içimde hâlâ bir korku vardı.</p>
<p>“Anne,” dedim, “Yemiş İskelesi Camii…”</p>
<p>Ağzımdan çıkan o kelime bana bile yabancıydı.</p>
<p>“Hayatımda hiç görmedim, hiç duymadım ama rüyamda seninle karanlık, geniş bir sokakta o camiyi arıyorduk. Deniz kokusu geliyordu burnuma. Lambalar yarım yamalak yanıyordu. Hafif yağmurla ıslanmış sokaklarda yürüyorduk. Çok korktum anne…”</p>
<p>Annem sarıldı bana. Elimi tuttu.</p>
<p>“Hayırdır inşallah,” dedi.</p>
<p>Hemen telefondan baktık. Böyle bir cami var mı diye…</p>
<p>Vardı.</p>
<p>Sirkeci taraflarında…</p>
<p>Üstümü giyindim, saçımı başımı düzelttim. Minibüs durağına doğru yürüdüm. Çantamdan hiç ayırmadığım romanım da yanımdaydı. Kitap okumayı seviyordum. Vakit buldukça başka dünyalarda gezinmek, başka hayatlara dokunmak…</p>
<p>Televizyon dizilerinin o yapay dünyasından daha gerçek geliyordu bana. Çünkü gerçek dünya öyle değildi. Lüks arabalar, villalar, birbirini aldatan ama sevmiş gibi görünen insanlar…</p>
<p>Gerçek hayat bizim yaşadığımızdı.</p>
<p>Bir de bizim fabrikayı görsünlerdi…</p>
<p>İş yerine vardım. Makine sesleri beynimin içinde yankılanıyordu.</p>
<p>Tak… tak… tak…</p>
<p>Sanki o dikiş sesleri kalbimde ve kafamın içinde yeni dünyalar kuruyordu. Bir yandan çalışıyor, bir yandan düşünüyordum.</p>
<p>Sorular… sorular… sorular…</p>
<p>Hiç bitmiyordu.</p>
<p>Bir yere koyuyorum olmuyor, başka yere koyuyorum yine olmuyor. Bu olunmazlıkların içinde sürüklenip gidiyordum.</p>
<p>Ama aklımda hep o vardı:</p>
<p>Yemiş İskelesi Camii.</p>
<p>Molaya çıktık. Kitaplardan konuştuk. Masumiyet Müzesi açıldı konu.</p>
<p>“Sevmedim,” dedim.</p>
<p>Hatta açıkça söyledim: “Nefret ettim.”</p>
<p>Kızlar şaşırdı.</p>
<p>“Sen hiç romantik değilsin,” dediler.</p>
<p>“Aşkı da mı sevmiyorsun?”</p>
<p>“Hayır,” dedim. “Ama hiçbir kadın kendini bu kadar harcatmamalı. Bu kadar fedakârlık… bana ağır geldi.”</p>
<p>Sessizlik oldu.</p>
<p>Ben sustum.</p>
<p>Çünkü bazı şeyler anlatılmaz, sadece hissedilir.</p>
<p>Akşam eve döndüm. Eksikleri aldım: un, tuz, ekmek, maydanoz…</p>
<p>Yemek yaptım. Salçalı makarna… içine ince ince doğranmış maydanoz…</p>
<p>Kasaptan aldığım etle köfte yaptım.</p>
<p>Radyoda Fransızca şarkılar çalıyordu. Anlamıyordum ama hissediyordum. Bazen anlamamak daha iyi geliyordu.</p>
<p>Annem geldi. Çok yorgundu.</p>
<p>Ellerine baktım. Çamaşır suyundan çatlamıştı.</p>
<p>“Sağ ol kızım,” dedi.</p>
<p>İçim sızladı.</p>
<p>Gece yatağa yattım.</p>
<p>Ve rüyalar yeniden başladı.</p>
<p>Bir ormanın içindeydim.</p>
<p>Bir kadın vardı. Bembeyaz giyinmişti.</p>
<p>Adı Eir’di.</p>
<p>Şifacıydı.</p>
<p>Elinde süt gibi bir şey vardı. İçtim. İçtikçe içtim. Sanki içimdeki bütün yaralar yıkanıyordu.</p>
<p>Sabah ezanıyla uyandım.</p>
<p>Kalbim yine hızlıydı.</p>
<p>Ama bu sefer korkudan değildi.</p>
<p>Sonraki gece…</p>
<p>Denizin kenarında bir cami…</p>
<p>Sisler içinde…</p>
<p>İnsanlar vardı. Şifa dileyenler… ağlayanlar… tutunanlar…</p>
<p>Ve orada bir adam:</p>
<p>İbn-i Sina</p>
<p>Elinde kıpkırmızı bir tas vardı. Yakut gibi…</p>
<p>“İç,” dedi.</p>
<p>“Şifa bulacaksın.”</p>
<p>İçtim.</p>
<p>Tarçın kokusu yayıldı. Bal… süt… bahar…</p>
<p>Bir anda her şey değişti.</p>
<p>Ağaçlar yeşerdi. Deniz sakinleşti. Korkular dağıldı.</p>
<p>Sonra kadınlar geldi.</p>
<p>Sessiz… derin… tanıdık…</p>
<p>Beni çeşmelere götürdüler. Saçlarımı yıkadılar. Dualar ettiler.</p>
<p>Onları tanıdım.</p>
<p>Onlar gidenlerdi.</p>
<p>Anneannem… babaannem… yarım kalmış kadınlar…</p>
<p>İçimde bir şey çözüldü o an.</p>
<p>Sabah uyandığımda biliyordum.</p>
<p>Gitmeliydim.</p>
<p>Annemle çıktık.</p>
<p>Mısır Çarşısı…</p>
<p>Kapalıçarşı…</p>
<p>Eminönü…</p>
<p>Sirkeci…</p>
<p>Kalabalığın içinden geçtik.</p>
<p>Ve o an…</p>
<p>Tarçın kokusu sardı içimi.</p>
<p>Adım attım…</p>
<p>Bir adım daha…</p>
<p>Ve sonra…</p>
<p>Karşımda o cami belirdi:</p>
<p>Yemiş İskelesi Camii</p>
<p>Kırmızı lalelerin arasında…</p>
<p>Sessiz… ama canlı…</p>
<p>Sanki beni bekliyordu.</p>
<p>Ve ben…</p>
<p>İlk kez…</p>
<p>Gerçekten huzur buldum.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/ruyalar-ve-anneler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
