<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ramazan &#8211; Ankara Edebiyat</title>
	<atom:link href="https://ankaraedebiyat.com.tr/tag/ramazan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://ankaraedebiyat.com.tr</link>
	<description>Edebiyat ve kültür sanat haberleri...</description>
	<lastBuildDate>Fri, 13 Mar 2026 07:50:11 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2025/11/ankara-edebiyat-site-logo-001-150x150.jpg</url>
	<title>ramazan &#8211; Ankara Edebiyat</title>
	<link>https://ankaraedebiyat.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Ramazan davulculuğu kaldırılmalı mı?</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/ramazan-davulculugu-kaldirilmali-mi/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/ramazan-davulculugu-kaldirilmali-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Müslüm Işıklar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Mar 2026 07:27:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[ankara]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat ankara]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat ankara dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat müslüm ışıklar]]></category>
		<category><![CDATA[müslüm ışıklar]]></category>
		<category><![CDATA[müslüm ışıklar kim]]></category>
		<category><![CDATA[müslüm ışıklar makale]]></category>
		<category><![CDATA[müslüm ışıklar yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan davulculuğu]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan davulcusu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=8937</guid>

					<description><![CDATA[Ramazan davulculuğu asırlardır kültürümüze işlemiştir. Yine de davulculuk mesleği ile Ramazan davulculuğu ayrı değerlendirilmeli.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan ayı geldiğinde sahur vakitleri ortaya çıkan bir meslektir Ramazan davulculuğu. Amacı herkesin bildiği üzere oruç tutmak isteyenleri sahur vaktindeki yemeğe kaldırmak. Bunun karşılığında davulcu, Ramazan’ın ortasında ve sonunda kapı kapı gezerek para toplar.</p>
<p>Evet geleneksel mesleklerin yavaş yavaş çekilmesi birçoğumuzu üzüyor. Eskilere ait olanı özlemeye meyilli olan insan, geçmişinin kaybolduğu hissiyle hüzne gark olabiliyor. Bunun nedeni, geçen zamanın kıymetli oluşu, içinde bulunan anın ise kıymetinin genel olarak bilinmeyişidir. Mutluluk ya geçmişte veya gelecekte algısı hakimdir. Bundan dolayı eskiyen mesleklerin sırayla yok olmaya yüz tutması ya da yok olması bizleri hüzünlendirir. Sanılır ki o mesleğin olduğu günler mutlu günlerdir.</p>
<h3><strong>Ramazan Davulculuğu ile Davulculuk</strong></h3>
<p>Ramazan davulculuğu asırlardır kültürümüze işlemiştir. Yine de davulculuk mesleği ile Ramazan davulculuğu ayrı değerlendirilmeli. Davulculuk, düğünlerde, eğlencelerde, asker uğurlamalarında, şarkı türkü icralarında, kısacası gündelik hayatımızda sık sık rastladığımız bir meslek. Kültüre bugün de renk katan bir unsur. Ramazan davulculuğu ise kültürün bir parçasıdır ama bugün için kültüre bir renk, değer katıyor mu üzerine düşünülebilir.</p>
<p>Kültürün birçok unsuru zorunluluktan doğar. Örneğin yemek alanında kışlık hazırlanan yiyeceklerin kurutulması, turşusunun ve salçasının yapılması bunlardan bazılarıdır. Kışın bulanamayan sebze ve meyvelerden kışın da istifade etmek için ortaya çıkmış bir durumdur. Ancak günümüzde kâh biz kışı yaşarken yazı yaşayan yerlerden ithal edilerek kâh sera ürünleri tercih edilerek bu ürünlere kışın da ulaşılabiliyor. Fakat artık kültüre dönüşen bu ürünlerden yine de vazgeçilmiyor. Zira turşu da salça da kurutulmuş ürünler de fermente olmanın etkisiyle ayrı bir tat değerine ulaşmıştır. Ayrıca bunları yapmak, almak gibi fiiller de kişinin tercihindedir. Yani insanlar turşu yemek isterlerse alır veya yaparlar. Bunun tercihi kendilerinin inisiyatifindedir.</p>
<h3><strong>Ramazan Davulculuğu Kişisel Bir Tercih Değildir</strong></h3>
<p>Ramazan davulculuğu her ne kadar geçmişte tıpkı salça, turşu, vd. gibi ihtiyaçtan doğmuş olsa da şahsi bir tercih meselesi değildir. Bir mesleğin senede sadece bir aylık dilimini kapsayan bir dal denmesi daha makul bir tanım gibi duruyor. Çalar saatin, telefonların olmadığı devirlerde sahura kalkanlar için geçmişte iş gören bir alt daldır.</p>
<p>Ancak bugün bu dalı kırmak, sürdürmekten daha mantıklı görünüyor. Sadece mantıkla iş yürümez ama kaldırılması daha adil de görünüyor. Zira insanlar artık çalar saatini, telefonunu kurabiliyor; TV ve sosyal medya izleyerek sahura kadar uyumayabiliyor. Bir kısmı da sahurunu gece yatmadan önce yapıp uyuyor. Herkes kendine göre bir plan kuruyor. Kaldı ki toplumun azımsanmayacak bir kısmı da oruç tutmuyor. Ramazan davulculuğu, tutmayanlar bir yana, tutanların dahi çoğunlukla uykusunu bölen bir uygulama. Haliyle sürekli değişen imsak vakti, ülkemizde bu mevsimlerde aşağı yukarı 04.30 ile 06.30 arasında oluyor. Şehrine göre kimi 05.30’a ayarlayıp sahurunu yapıyor, ardından namaz, dua, ibadet veyahut diğer özel işlerine bakıyor. Hatta özellikle büyükşehirlerde bazısı sahurunu yapıp işe gitmek için yola çıkıyor.</p>
<h3><strong>İnsanlar Vaktinden Önce Uyandırılıyor</strong></h3>
<p>Uyanmasını sabah 05.00 ve sonrasına göre ayarlayan milyonlarca insan, saat 03.30 veya 04.00’te, sokaklarından büyük bir gürültüyle geçen davul sesiyle uyanıyor. Milyonlarca insan planladığı uyku süresini tamamlamadan uyanmak zorunda kalıyor. Ondan sonra da yeniden uykuya dalamıyor. Günümüzde toplumun çoğunluğunun ihtiyacını karşılamayan Ramazan davulculuğunun kaldırılması bir ihtiyaçtır. Nasıl ki alarm sistemlerinin olmadığı dönemlerde varlığı bir ihtiyaç idiyse günümüzde de kaldırılması ihtiyaçtır. Umulur ki sonraki yıllarda birçok insanın mustarip olduğu için dillendirdiği bu talep dikkate alınır. Çünkü bu durum kul hakkına giriyor.</p>
<p><strong>İntaç:</strong> Benzer bir durumu ezana uyarlamak doğru değildir. Belki camii dibindeki evler için sesinde ayarlama yapılabilir. Ancak ezan sesi ile Ramazan davulculuğu aynı kefeye dahi konarak tartılamaz, tartışılamaz. Zira biz istiklal harbimizin bizzat ismini marşımıza istiklal marşı adıyla vermiş, orada ülkemizin bekasına ezanımızı dua olarak işlemiş bir milletiz:</p>
<p><em>“Bu ezanlar ki şehâdetleri dînin temeli,</em></p>
<p><em>Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli”</em></p>
<p><a href="mailto:muslumisikalr@gmail.com">muslumisiklar@gmail.com</a></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/ramazan-davulculugu-kaldirilmali-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ramazan’ın kaybolan sadeliği</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/ramazanin-kaybolan-sadeligi/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/ramazanin-kaybolan-sadeligi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayşenur Dürlü]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Feb 2026 17:36:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=8554</guid>

					<description><![CDATA[Ayşenur Dürlü yazdı]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan ayı, sadece bir takvim yaprağının değişimi değil, kalplerin, nefsin dizginlendiği ve ruhun asıl vatanına özlem duyduğu kutsal bir zaman dilimidir. İslam’ın beş temel şartından biri olan oruç ibadetiyle taçlanan bu ay, dışarıdan bakıldığında bir açlık sınavı gibi görünse de aslında manevi bir ziyafettir.</p>
<p>Oruç, ibadetler içerisinde riyanın en az karışabileceği tek eylemdir. Bir insan namaz kılarken görülebilir, zekat verirken bilinebilir; ancak bir insanın gerçekten oruçlu olup olmadığını Allah’tan başka kimse tam manasıyla bilemez. Bu yönüyle oruç, kul ile Rabbi arasındaki en mahrem ve en sadık gizliliktir. İslam geleneğinde ibadetin gizli olanı makbuldür. Kişi oruçlu olduğunu ilan etmekten ziyade, bunu bir &#8220;sır&#8221; gibi saklamayı tercih edebilir. Bu yüzden &#8220;Oruç musun?&#8221; sorusuna verilen cevaplar genelde mütevazıdır. Eğer kişi oruçluysa, bunu bir gurur meselesi yapmadan, sadece durumu beyan eder. Bazı insanlar sağlık sorunları veya özel durumlar nedeniyle oruç tutamayabilirler. Toplum içinde bu sorunun sorulması, bazen kişiyi açıklama yapmak zorunda hissettirebilir. Bu noktada nezaket devreye girer. Bu nedenle bu soruyu sormak haddimize değildir.</p>
<p>Bakara Suresi’nde ifade edildiği üzere, oruç bizden öncekilere farz kılındığı gibi bize de &#8220;takvaya ulaşmamız&#8221; için farz kılınmıştır. Kul, gün boyu helal olan rızıklara bile &#8220;Senin rızan için&#8221; diyerek el sürmediğinde, iradesini Allah’ın iradesine teslim eder. Bu teslimiyet, kulu Allah’a yaklaştırırken, ona sadece muhtaç olduğu gerçeğini hatırlatır. Ramazan, kulun kendi acziyetini fark edip Allah’ın sonsuz kudretine sığındığı bir tevazu mektebidir.</p>
<p>Pek çok insan Ramazan’ı sadece mideyi yemekten uzak tutmak sanır. Oysa gerçek bir oruç, sadece ağza değil; dile, ele, ayağa ve hatta zihne tutturulur. Peygamber Efendimiz’in (sav) buyurduğu gibi, &#8220;Yalanı ve yalanla amel etmeyi bırakmayanın yemesini içmesini terk etmesine Allah&#8217;ın ihtiyacı yoktur.&#8221;</p>
<p>Ramazan’da en çok dikkat edilmesi gereken hususlardan biri kul hakkıdır. Açlığın verdiği yorgunlukla trafikte birine bağırmak, iş yerinde çalışana kötü davranmak veya birinin gıybetini yapmak, o günkü orucun manevi sevabını bir çırpıda tüketebilir. Gerçek oruçlu, çevresine güven ve esenlik, huzur veren kişidir. Bu ay, kırdığımız kalpleri onarmak, üzerimizde hakkı olanlarla helalleşmek ve toplumun en zayıf halkalarına el uzatmak için eşsiz bir fırsattır.  Allah kendi hukukunu yani, namazı, orucu, zekat vermeyi veya haramlardan kaçınmayı affedebilir ancak kul hakkını doğrudan muhatabına bırakmıştır. Bu nedenle çok önemlidir.</p>
<p>Ramazan denilince akla gelen en sıcak görüntülerden biri de iftar sofralarıdır. Ancak bu sofraların kıymeti üzerindeki çeşit çeşit yemeklerden değil, etrafındaki gönül birliğinden gelir. Modern dünya bizi bireyselliğe iterken, Ramazan bizi aynı sofrada buluşturur.</p>
<h3>SADELİK VE BEREKET</h3>
<p>Güzel bir sofra hazırlamak sadece görsel bir şölen değil, nimete duyulan saygının ve misafire verilen değerin bir göstergesidir. Fakat bu güzellik, israfla gölgelenmemelidir. En güzel sofra, helal kazançla hazırlanan ve içinde yoksulun, yetimin, komşunun payı olan sofradır. sosyal medyanın &#8220;görsel şov&#8221; dünyasına kurban edilebiliyor. Maalesef, iftar sofraları birer şükür mekanı olmaktan çıkıp, lüksün ve israfın yarıştırıldığı birer dekor haline geldi.</p>
<h3>İNFAK VE SADAKA</h3>
<p>&#8220;Komşusu açken tok yatan bizden değildir&#8221; düsturu, Ramazan sofralarında ete kemiğe bürünür. Zenginle fakirin aynı safta durduğu, aynı lokmaya el uzattığı bu, toplumsal barışın en güçlü teminatıdır. Bu yıl soframızdaki bereketi paylaşırken kalbimiz ve dualarımız, büyük bir imtihan veren Gazze&#8217;deki kardeşlerimizle olmalı. Gerçek infak; sadece yakınımızdakini değil, dünyanın öbür ucunda zulüm ve açlıkla mücadele eden mazlumları da soframıza manevi bir ortak yapmaktır. Onların acısını yüreğinde hissetmeyen bir kalp, Ramazan&#8217;ın tam manasına erişmiş sayılmaz.</p>
<p>Oruçlu bir insanın yaşadığı huzur, kelimelerle tarif edilmesi güç bir haldir. Gün boyu süren açlık, bedeni yorsa da ruhu hafifletir. Maddi dünyadan bir nebze olsun uzaklaşan insan, kendi iç sesini daha gür duymaya başlar.</p>
<p>Akşam ezanına dakikalar kala, sofranın başında beklerken hissedilen o &#8220;sabırlı bekleyiş&#8221;, insana hayattaki pek çok zorluğa karşı metanet kazandırır. İftarın ilk yudum suyunda duyulan şükür, hayatın akışında unuttuğumuz en basit nimetlerin ne kadar büyük birer mucize olduğunu hatırlatır. Teravih namazlarıyla, okunan mukabelelerle ve seher vaktindeki sahur sessizliğiyle bu huzuru sosyal medyanın gürültülü vitrinlerinde değil, sofranın sadeliğinde ve kalbin sessizliğinde aramalıyız.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/ramazanin-kaybolan-sadeligi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
