<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>mehmet akif ersoy &#8211; Ankara Edebiyat</title>
	<atom:link href="https://ankaraedebiyat.com.tr/tag/mehmet-akif-ersoy/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://ankaraedebiyat.com.tr</link>
	<description>Edebiyat ve kültür sanat haberleri...</description>
	<lastBuildDate>Thu, 12 Mar 2026 04:19:05 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2025/11/ankara-edebiyat-site-logo-001-150x150.jpg</url>
	<title>mehmet akif ersoy &#8211; Ankara Edebiyat</title>
	<link>https://ankaraedebiyat.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İstiklâl Marşı’nı anlamak: Bir milletin ruhunu okumak</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/istiklal-marsini-anlamak-bir-milletin-ruhunu-okumak/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/istiklal-marsini-anlamak-bir-milletin-ruhunu-okumak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Eyüp Beyhan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Mar 2026 04:19:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[İstiklal Marşı]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=8912</guid>

					<description><![CDATA[Eyüp Beyhan yazdı: İstiklâl Marşı’nın en dikkat çekici yönlerinden biri de Batı medeniyetine yönelik eleştiridir. Şair, emperyalist işgal hareketlerini sert bir dille eleştirir.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir milletin hafızasında bazı metinler vardır ki yalnızca bir edebî eser olmanın ötesine geçer, bir çağın ruhunu, bir toplumun karakterini ve bir mücadelenin anlamını içinde taşır. Mehmet Âkif Ersoy’un kaleme aldığı İstiklâl Marşı da bu tür metinlerden biridir. Bu marş, yalnızca bir şiir değil, Aziz milletimizin bağımsızlık iradesini, inancını ve tarihsel kimliğini ifade eden güçlü bir düşünce metnidir.</p>
<p>İstiklâl Marşı’nı anlamak, sadece mısraları okumak değildir. Onu anlamak için yazıldığı dönemin şartlarını, Mehmet Âkif’in fikir dünyasını ve milletin içinde bulunduğu tarihsel atmosferi birlikte değerlendirmek gerekir. İstiklâl Marşı, “Türk milletinin tarihî hafızasını, bağımsızlık iradesini ve değerler dünyasını yansıtan bir metindir.” Bu nedenle marşı anlamak, aslında bir milletin ruhunu anlamaya çalışmak demektir.</p>
<p>İstiklâl Marşı’nın yazıldığı dönem, Müslüman Türk milletinin varlık yokluk mücadelesi verdiği Millî Mücadele yıllarıdır. Anadolu’nun büyük bölümü işgal altındadır ve milletin moral gücünü canlı tutacak bir sembole ihtiyaç duyulmaktadır. Böyle bir atmosferde ortaya çıkan bu şiir, yalnızca bir sanat eseri değil, aynı zamanda bir direniş manifestosu hâline gelmiştir.</p>
<p><strong>İstiklâl Marşı’nın Yazıldığı Tarihsel Atmosfer</strong></p>
<p>İstiklâl Marşı’nın ortaya çıktığı tarihsel ortam, şiirin anlamını derinleştiren en önemli unsurlardan biridir. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Osmanlı Devleti büyük ölçüde dağılmış, Anadolu’nun birçok bölgesi yabancı güçler tarafından işgal edilmiştir. Bu şartlar altında Türk milleti bağımsızlığını korumak için büyük bir mücadeleye girişmiştir.</p>
<p>Bu mücadele yalnızca cephede verilen bir savaş değildir. Aynı zamanda bir fikir, moral ve inanç mücadelesidir. İşte İstiklâl Marşı bu atmosferde doğmuştur.</p>
<p>1920 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi, yeni kurulacak devletin millî marşını belirlemek için bir yarışma düzenlemiştir. Yarışmaya yüzlerce şiir gönderilmiş, ancak Mehmet Âkif başlangıçta yarışmaya katılmamıştır. Bunun sebebi yarışmada para ödülü bulunmasıdır. Âkif’in bu konudaki hassasiyeti, onun şiiri maddî bir karşılık için değil, milletine karşı bir sorumluluk duygusuyla yazdığını göstermektedir.</p>
<p>İstiklâl Marşı, “bir milletin ortak duygularının şiir hâline gelmiş ifadesidir.” Bu nedenle marş yalnızca Mehmet Âkif’in kaleminden çıkan bir şiir değil, milletin ruhunu dile getiren bir metin olarak görülmelidir.</p>
<p>İstiklâl Marşı’nın yazılış süreci, Mehmet Âkif’in milletine duyduğu sorumluluğun ve dönemin ağır şartlarının bir sonucudur. Marşın yazılmasına vesile olan önemli hatıralardan biri, Âkif’in yakın dostu Hasan Basri Çantay tarafından aktarılmaktadır. Çantay, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Âkif ile aralarında geçen konuşmayı şu şekilde anlatır:</p>
<p>“Meclis&#8217;te Âkif’le yan yana oturuyoruz. Çantamdan bir kâğıt parçası çıkardım.</p>
<p>Ciddi ve düşünceli bir tavır ile sıranın üstüne kapandım, güya bir şey yazmaya hazırlanmıştım. Üstat ile konuşuyoruz:</p>
<p><em>Neye düşünüyorsun, Basri?</em></p>
<p><em>Mani olma, işim var!</em></p>
<p><em>Peki. Bir şey mi yazacaksın?</em></p>
<p><em>Evet.</em></p>
<p><em>     Ben mani olacaksam kalkayım.</em></p>
<p><em>Hayır, hiç olmazsa ilhamından ruhuma bir şey sıçrar!</em></p>
<p><em>Anlamadım.</em></p>
<p><em>Şiir yazacağım da.</em></p>
<p><em>Ne şiiri?</em></p>
<p><em>Ne şiiri olacak? İstiklâl şiiri! Artık onu yazmak bize düştü!</em></p>
<p><em>Gelen şiirler ne olmuş?</em></p>
<p><em>Beğenilmemiş.</em></p>
<p><em>Ya!</em></p>
<p><em>Üstat, bu marşı biz yazacağız!</em></p>
<p><em>Yazalım, amma şartları berbat!</em></p>
<p><em>Hayır, şartlar filan yok. Siz yazarsanız müsabaka (yarışma) şekli kalkacak.</em></p>
<p><em>Olmaz, kaldırılmaz, ilân edildi.</em></p>
<p><em>Canım, vekâlet (Bakanlık) buna bir şekil bulacak. Sizin marşınız yine resmen Meclis&#8217;te kabul edilecek, güneş varken yıldızı kim arar!</em></p>
<p><em>Peki bir de ikramiye vardı?</em></p>
<p><em>Tabii alacaksınız!</em></p>
<p><em>Vallahi almam!</em></p>
<p><em>Yahu lâtife ediyorum, onu da bir hayır müessesesine (kurumuna) veririz. Siz bunları düşünmeyin.</em></p>
<p><em>Vekâlet kabul edecek mi ya?</em></p>
<p><em>Ben Hamdullah Suphi Bey&#8217;le konuştum. Mutabık kaldık. (anlaştık) Hatta sizin namınıza söz bile verdim!</em></p>
<p><em>Söz mü verdiniz, söz mü verdiniz?</em></p>
<p><em>Evet!</em></p>
<p><em>Peki ne yapacağız?</em></p>
<p><em>Yazacağız!”</em></p>
<p>Bu konuşmanın ardından Mehmet Âkif marşı yazmaya başlamış ve yoğun bir ilham hâli içinde çalışmıştır. Nitekim Konya mebusu Hafız Bekir Efendi’nin aktardığı hatıraya göre:</p>
<p>“Âkif, bir gece birden uyanır, kâğıt arar, bulamayınca kurşun kalemiyle yer yatağının sağındaki duvara marşın ‘<em>Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım’</em> mısrasıyla başlayan kıtasını yazar.”</p>
<p>Mehmet Âkif, marşın bazı bölümlerini Ankara’daki Tacettin Dergâhı’nda, bazılarını ise Meclis çalışmalarının arasında kaleme almıştır. 7 Şubat 1921’de tamamlanan İstiklâl Marşı, 12 Mart 1921’de Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilmiştir. Marşın yazıldığı günlerde Anadolu işgal altındadır ve Türk milleti bağımsızlık mücadelesinin en kritik dönemlerinden birini yaşamaktadır.<br />
<img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-7309" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2025/12/mehmet-akif-ersoy-005.jpg" alt="" width="1000" height="500" srcset="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2025/12/mehmet-akif-ersoy-005.jpg 1000w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2025/12/mehmet-akif-ersoy-005-540x270.jpg 540w" sizes="(max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /></p>
<p><strong>Marşın Temel Kavramları: Hürriyet, İman ve Vatan</strong></p>
<p>İstiklâl Marşı’nın düşünce dünyasında üç temel kavram öne çıkar: hürriyet, iman ve vatan.</p>
<p><strong><em>Hürriyet</em></strong></p>
<p>Marşın merkezinde yer alan en güçlü düşünce bağımsızlıktır. Şiirin ilk mısraları bu düşüncenin güçlü bir ifadesidir:</p>
<p><em>“Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak”</em></p>
<p>Bu mısra yalnızca bir umut cümlesi değildir; aynı zamanda milletin bağımsızlık iradesine duyulan sarsılmaz güvenin ifadesidir.</p>
<p>İstiklâl Marşı’nın en dikkat çekici dizelerinden biri ise şudur:</p>
<p><em>“Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.”</em></p>
<p>Bu ifade, Türk milletinin tarih boyunca bağımsız yaşamış bir millet olduğunu vurgular. Bu düşünce, marşın temel felsefesini oluşturan özgürlük anlayışının en açık ifadesidir.</p>
<p><strong><em>İman</em></strong></p>
<p>Mehmet Âkif’in düşünce dünyasında iman, bir milletin en büyük gücüdür. Marşta askeri gücün ötesinde bir moral kaynağı olarak iman vurgulanır.</p>
<p>Şair şu mısralarla bu düşünceyi dile getirir:</p>
<p><em>“Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.”</em></p>
<p>Bu ifade, milletin en güçlü savunmasının silahlar değil, inanç ve kararlılık olduğunu göstermektedir.</p>
<p><strong><em>Vatan ve Şehitlik</em></strong></p>
<p>İstiklâl Marşı’nda vatan kavramı sıradan bir coğrafya parçası olarak görülmez. Vatan, şehitlerin kanıyla kutsallaşmış bir emanettir.</p>
<p>Bu düşünce şu dizelerde açıkça görülür:</p>
<p><em>“Bastığın yerleri ‘toprak!’ diyerek geçme, tanı;</em></p>
<p><em>Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.”</em></p>
<p>Bu mısralar, vatanın yalnızca fiziksel bir mekân değil, tarih, fedakârlık ve hatıralarla örülmüş bir değer olduğunu anlatır.</p>
<p><strong>Medeniyet Eleştirisi</strong></p>
<p>İstiklâl Marşı’nın en dikkat çekici yönlerinden biri de Batı medeniyetine yönelik eleştiridir. Şair, emperyalist işgal hareketlerini sert bir dille eleştirir.</p>
<p><em>“Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar”</em> dizesi bu eleştirinin en güçlü ifadesidir.</p>
<p>Burada eleştirilen şey Batı’nın bilimi veya kültürü değildir; sömürgeci ve saldırgan anlayıştır.</p>
<p>Mehmet Âkif, insanlığı tehdit eden bu anlayışa karşı milletin inanç ve değerlerini savunmaktadır.</p>
<p><strong>İstiklâl Marşı Bir Değerler Manifestosu</strong></p>
<p>İstiklâl Marşı’nı sadece bir savaş şiiri olarak görmek eksik bir değerlendirme olur. Bu marş aynı zamanda bir değerler manifestosudur. Şiirde vatan sevgisi, cesaret, fedakârlık, iman ve bağımsızlık gibi birçok temel değer güçlü bir şekilde dile getirilir.</p>
<p>Marşın son mısrası ise bu değerler dünyasını özetler:</p>
<p><em>“Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklâl.”</em></p>
<p>Bu mısra, bağımsızlığın yalnızca siyasi bir hak değil, aynı zamanda ahlaki ve manevi bir hak olduğunu ifade eder.</p>
<p>Sonuç olarak şöyle özetlemek mümkündür,</p>
<p>İstiklâl Marşı, Milletimizin tarihindeki en önemli metinlerden biridir. Bu marş, yalnızca bir millî sembol değil, aynı zamanda bir milletin karakterini, inancını ve bağımsızlık iradesini yansıtan güçlü bir düşünce metnidir.</p>
<p>Mehmet Âkif Ersoy, İstiklâl Marşı ile milletin yaşadığı büyük mücadelenin ruhunu edebî bir dille ifade etmiştir. Bu eser, bir bakıma Türk milletinin bağımsızlık manifestosu niteliğindedir.</p>
<p>İstiklâl Marşı’nı anlamak, aslında bir milletin tarihini, değerlerini ve ideallerini anlamaktır. Çünkü bu marş, yalnızca geçmişin bir hatırası değil, aynı zamanda geleceğe bırakılmış bir sorumluluk çağrısıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em>Kaynakça;</em></p>
<p><em>Nurullah Çetin, İstiklâl Marşı’mızı Anlamak. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Türkoloji Dergisi.</em></p>
<p><em>Yaşar Çağbayır, Bayrak Mücadelemiz ve İstiklal Marşı, Ötüken Yayınları, İstanbul 2009, </em></p>
<p><em>Mehmet Kaplan, Türk Edebiyatı Üzerine Araştırmalar. İstanbul: Dergâh Yayınları.</em></p>
<p><em>Orhan Okay, Mehmet Âkif: Bir Karakter Heykelinin Anatomisi. İstanbul: Dergâh Yayınları.</em></p>
<p><em>Mehmet Âkif Ersoy, Safahat. </em></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/istiklal-marsini-anlamak-bir-milletin-ruhunu-okumak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İstiklal Marşı&#8217;mızın kabulünün 105. yıl dönümü kutlu olsun</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/istiklal-marsimizin-kabulunun-105-yil-donumu-kutlu-olsun/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/istiklal-marsimizin-kabulunun-105-yil-donumu-kutlu-olsun/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Site Editörü]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Mar 2026 17:31:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[ankara]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat ankara]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat ankara dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat haber]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[İstiklal Marşı]]></category>
		<category><![CDATA[istiklal marşı kabul tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy kim]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy nereli]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy şiirleri]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy yaşamı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=8907</guid>

					<description><![CDATA[12 Mart 2026, İstiklal Marşı'mızın Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabulünün 105. yıl dönümü. ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstiklal Marşımız, 12 Mart 1921 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından milli marşımız olarak kabul edildi.</p>
<p>Bugün, her Türk&#8217;ün gururla okuduğu Marşımızın sene-i devriyesi olarak kutlanıyor.</p>
<p>Büyük şair Mehmet Akif Ersoy tarafından yazılan İstiklal Marşı, şanlı Türk ordusuna ithaf edildi ve Büyük Millet Meclisinde ayakta dinlenerek kabul edildi.</p>
<h3>BAĞIMSIZLIK MÜCADELEMİZİN VURGUSU</h3>
<p>12 Mart 1921 Cumartesi  günü, Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nce kabul edilen bu şaheser, Milli Mücadele sırasında Türk milletinin bağımsızlık azmini vurgulamak için büyük Türk ordusuna ithafen yazılmıştır.</p>
<p>Ülkemizde İstiklal Marşı&#8217;mızın yıl dönümü, yani 12 Mart, her sene &#8220;İstiklal Marşı&#8217;nın Kabulü ve Mehmet Akif Ersoy&#8217;u Anma Günü&#8221; olarak anılır ve kutlanır.</p>
<h3>AKİF, PARA ÖDÜLÜNÜ KABUL ETMEDİ</h3>
<p>Mehmet Akif Ersoy, 1921 senesindeki milli marş yarışmasına, para ödülü almamak, şartıyla iştirak etmeyi kabul etti.</p>
<p>Bu emsalsiz eser, 10 gün içinde  tamamlandı ve Mehmet Akif Ersoy&#8217;un başyazarı olduğu Sebilürreşad dergisinin 18 Şubat 1921 (9 Cemaziyelahir 1339) tarihli sayısında yayımlandı.</p>
<p>Bu benzersiz, kutlu mirası bize emanet eden Milli şairimiz Mehmet Âkif Ersoy’u ve tüm Aziz şehitlerimizi minnet ve rahmetle yad ediyoruz. Mekanları cennet olsun.</p>
<p><span class="metin"><b>İSTİKLAL MARŞI (</b></span><b>Kahraman Ordumuza) </b></p>
<p>Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak,<br />
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.<br />
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;<br />
O benimdir, o benim milletimindir ancak.</p>
<p>Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!<br />
Kahraman ırkıma bir gül; ne bu şiddet, bu celal?<br />
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal…<br />
Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklal.</p>
<p>Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım,<br />
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım.<br />
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım,<br />
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.</p>
<p>Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,<br />
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.<br />
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,<br />
“Medeniyet” dediğin tek dişi kalmış canavar?</p>
<p>Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın,<br />
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.<br />
Doğacaktır sana vadettiği günler Hakk’ın,<br />
Kim bilir, belki yarın belki yarından da yakın.</p>
<p>Bastığın yerleri “toprak” diyerek geçme, tanı,<br />
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.<br />
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır atanı,<br />
Verme, dünyaları alsan da bu cennet vatanı.</p>
<p>Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?<br />
Şüheda fışkıracak, toprağı sıksan şüheda.<br />
Canı, cananı, bütün varımı alsın da Hüda,<br />
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.</p>
<p>Ruhumun senden İlahî, şudur ancak emeli:<br />
Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.<br />
Bu ezanlar, ki şehadetleri dinin temeli,<br />
Ebedî, yurdumun üstünde benim inlemeli.</p>
<p>O zaman vecdile bin secde eder, varsa taşım,<br />
Her cerihamdan, İlahî, boşanıp kanlı yaşım,<br />
Fışkırır ruhumücerret gibi yerden naaşım,<br />
O zaman yükselerek arşa değer belki başım.</p>
<p>Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal!<br />
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal.<br />
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal.<br />
Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın hürriyet;<br />
Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklal.</p>
<p><strong>İşte İstiklal Marşı&#8217;nın özgün hali:</strong></p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-8908" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/orijinal-Istiklal-Marsi.jpg" alt="" width="1599" height="2048" srcset="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/orijinal-Istiklal-Marsi.jpg 1599w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/orijinal-Istiklal-Marsi-375x480.jpg 375w" sizes="(max-width: 1599px) 100vw, 1599px" /></p>
<p><strong>ankaraedebiyat.com.tr</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/istiklal-marsimizin-kabulunun-105-yil-donumu-kutlu-olsun/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şairlerin güldüren yüzü</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/sairlerin-gulduren-yuzu/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/sairlerin-gulduren-yuzu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Taştan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 15 Feb 2026 13:31:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Fuzuli]]></category>
		<category><![CDATA[Kapalıçarşı]]></category>
		<category><![CDATA[Koca Ragıp Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[Ruhi]]></category>
		<category><![CDATA[Şair Fitnat Hanım]]></category>
		<category><![CDATA[Ziya Paşa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=8459</guid>

					<description><![CDATA[Mehmet Taştan yazdı...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Mutluluğun büyük şiiri olmaz. Çünkü yaşanan mutluluğun havuzunda su kalmaz. O yüzden şaire hep acı ve özlemin resmini çizmek kalır. Kendileri de bu durumun farkında olmalı ki, şiirde bıraktıkları bu boşluğu nükteyle doldururlar. Öyle ki en ciddi şairler bile nükteleri ile yüzümüzü güldürürler.</p>
<p>Yazdıkları ile yaşadıkları arasında su sızmayan Mehmet Akif de öyledir. Hayatı kusursuz bir disiplin içinde yaşayan şair, çocuksu muzipliğini düşündüren nüktelerinde ortaya çıkarır.</p>
<p>Akif’in Burdur milletvekili olarak bulunduğu meclisin bir oturumunda, kürsüdeki hatip, memur maaşlarının düşük olduğuna dair bir konuşma yapmaktadır. Ancak eski alfabemize göre yazılışları aynı, okunuşları farklı olan iki kelimeden, memurinin memurlar, memureynin iki memur anlamına geldiğini bilmediği için telaffuzda hata yapar:</p>
<p>-Memureynin maaşı düşük. Bir an önce artırılması gerekir.</p>
<p>Bir dil ustası olan Akif, oturduğu yerden konuşmacıya cevap verir:</p>
<p>-Memurin, memureyn olsaydı, onları kuş etiyle kuş sütüyle beslerdik.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-7373" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2025/12/mehmet-akif-ersoy-renkli-gulumseyen-fotograf.jpg" alt="" width="850" height="505" srcset="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2025/12/mehmet-akif-ersoy-renkli-gulumseyen-fotograf.jpg 850w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2025/12/mehmet-akif-ersoy-renkli-gulumseyen-fotograf-540x321.jpg 540w" sizes="(max-width: 850px) 100vw, 850px" /></p>
<p>***</p>
<p>Dil hakimiyetinin bilgiyle buluştuğu yerde şair hünerleri daha bir katmerli hale gelir. <strong>Malum, hava sıcaklığına göre yılın belli günlerinin özel adları vardır. Bunlardan, kocakarı soğukları (berd-el acûz) martta, öküz soğukları (sitte-i sevr) nisanda, boğucu sıcaklar (</strong>eyyam-ı bahur<strong>) ağustosta yaşanır.</strong></p>
<p><strong>Şair Fitnat Hanım, </strong>kocakarı soğuklarının yaşandığı <strong>(berd-el acûz) günlerde </strong>Kapalıçarşı’da alışveriş yapmaktadır. Ama ne alışveriş, nedimeler ve bütün esnaf etrafında pervane… Fitnat Hanımın bu halini kıskanan Koca Ragıp Paşa, <strong>berd-el acûz</strong>dan söz eder gibi Haşmet’e seslenir:</p>
<p><strong>“Bu kocakarı ortalığı kasıp kavuruyor.” </strong></p>
<p>Fitnat Hanım hiç bozuntuya vermeden geriye döner ve <strong>sitte-i sevr</strong>i (öküz soğukları) kasteder gibi şu cevabı verir:</p>
<p><strong>“Arkadan da öküz geliyor.”</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-8460" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/02/sair-fitnat-hanim.jpg" alt="" width="378" height="400" /></p>
<p>***</p>
<p>Bazı şairlerimiz ise, şiirleriyle olduğu kadar fıkralarıyla da meşhurdur. Kendilerine mal edilen fıkra sayısının çokluğu karşısında hangilerinin gerçek, hangilerinin uydurma olduğunu bilmek bile çoğu zaman mümkün değildir. Namık Kemal böyledir mesela. Hakkında en çok fıkra anlatılan şairlerden biri olmuştur. Ancak, eski dostu Ziya Paşa’yı iğnelemek için yazdığı bir beytin O’na ait olduğunda tereddüt yoktur.</p>
<p>Hadise şudur: Erzurumlu bir babanın oğlu olarak İstanbul’da doğan Ziya Paşa, “Harabat” adlı eserinde, Erzurumlu Nef’î’nin, yanlışlıkla Vanlı olduğunu yazar. Namık Kemal, onu dillere düşürecek şu beyitle karşılık verir</p>
<p>Ey vâkıf-ı her mekân-ı Rum’un</p>
<p>Bir adı da Van mı Erzurum’un”</p>
<p>***</p>
<p>Şairler arasındaki rekabet eski zamanlarda da aynıdır. 16.yüzyıl Bağdat şairlerinden Ruhi ile Fuzuli, bir asma altında şiir üzerine hararetli bir tartışmaya tutuşurlar. Fuzulî’nin derin bilgisi karşısında kendini kötü hisseden Ruhi, bir ara konuyu değiştirip parmağıyla yakındaki bir evi işaret ederek şöyle der:</p>
<p><strong>“Üstat,</strong><br />
<strong>Şu ev güzel ev,</strong><br />
<strong>Bahçe güzel bahçe,</strong><br />
<strong>Ama içindeki köpek var ya</strong><br />
<strong>İşte o fuzulî&#8221; </strong></p>
<p>İşaret edilen yöne bakan Fuzulî, muhatabına dönerek şu cevabı verir:</p>
<p><strong>“Madem ev güzel ev,</strong><br />
<strong>Bahçe güzel bahçe,</strong><br />
<strong>Ama köpek fuzuli,</strong><br />
<strong>Al köpeği vur duvara,</strong><br />
<strong>Kıçından çıksın ruhî”</strong></p>
<p>***</p>
<p>Bazen de şairlerde, ölüme baş eğmeyen bir cesaret görürüz. İbni Rumi de bunlardan biridir. Emevîler döneminde vezir olan Ebu&#8217;l Hüseyin, kendini hicveden şair İbni Rumi&#8217;yi ziyafete çağırır ve yemeğine zehir koydurarak şairi zehirletir. Zehirlendiğini anlayan şair ayağa kalkar ve kapıya doğru yürümeye başlar. Vezir arkasından seslenir:</p>
<p>– Nereye gidiyorsun?<br />
– Gönderdiğin yere gidiyorum.<br />
– Babama selâm söyle.<br />
Şair ölüme giderken bile hicvetmeyi ihmal etmez:<br />
<strong>– </strong><strong>Söyleyemem, çünkü ben cehenneme gitmiyorum.</strong></p>
<p><strong>Ne dersiniz, şair nükteleri de şiirleri kadar güzel değil mi?</strong></p>
<p><strong> ***</strong></p>
<h3><em>MEHMET TAŞTAN KİMDİR?</em></h3>
<p><em>1967’de Erzurum’da doğdu. Erzurum Lisesini bitirdi (1984). Marmara Üniversi-tesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu (1988). Ankara Cumhuriyet Savcısıdır. Evli ve üç çocuk babasıdır.</em></p>
<p><em>Türkiye Adalet Akademisi ve Polis Akademisi’nde hukuk dersleri verdi. İnsan hakları konulu onlarca seminer sundu.</em></p>
<p><em>Milletin Sesi Gazetesi, Karçiçeği, Şardağı, Dil ve Edebiyat, Türkiye Adalet Aka-demisi Kültür, Sebilürreşad başta olmak üzere çeşitli dergilerde şiir ve yazıları yayınlandı.</em></p>
<p><em>Edebiyat Ortamı Dergisinde de yazmaya devam etmektedir.</em></p>
<p><em>İnsan Boşluğu (İstanbul-1987), Yağmur Islıyor Beni (Ankara-2009) ve Bu Kapı-dan (Ankara-2016) adlı yayınlamış üç şiir kitabı bulunmaktadır.</em></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/sairlerin-gulduren-yuzu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İki medeniyet tasavvuru arasında ideal gençlik: Akif&#8217;in Asım&#8217;ı ve Haluk</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/iki-medeniyet-tasavvuru-arasinda-ideal-genclik-akifin-asimi-ve-haluk/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/iki-medeniyet-tasavvuru-arasinda-ideal-genclik-akifin-asimi-ve-haluk/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Talip Işık]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Feb 2026 07:36:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Akif]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[asım]]></category>
		<category><![CDATA[haluk]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=8385</guid>

					<description><![CDATA[Talip Işık yazdı: Mehmet Kaplan kaleme aldığı yazılarında Mehmet Akif, Ziya Gökalp ve Yahya Kemâl gibi aydınların düşünce ve edebiyatta İslam ile çağdaşlığı, Doğu ile Batıyı sentezleyerek bir köprü kurmaya çalıştıklarını belirtir.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><strong><em>DOĞU-BATI EKSENİNDE EDEBİYAT VE DÜŞÜNCE ÜZERİNDEN ÂSIM VE HÂLUK KARŞILAŞTIRMASI</em></strong></h3>
<p>Edebiyat; kültür, sanat, tarih, düşünce ve medeniyet tasavvuru ile varoluş gayesini ikame eden seçkin ve hassas bir alandır. İnsan ve toplum inşası için bir pusuladır. Tarih sürecinde duygu ve düşüncenin anlatı ve kelimelerle kodlandığı bir yol haritasıdır.</p>
<p>Mehmet Âkif Ersoy da söylemleri, yazı ve şiirleriyle hiçbir zaman pusulasını kaybetmez, edebiyat felsefesini mihenk taşını &#8220;Doğrudan doğruya Kur’an’dan alıp ilhamı/Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam’ı. &#8221; beytiyle ilan eder.</p>
<p>Akif’i anlamak için 1900’lü yılların başından itibaren; vatan topraklarının nasıl kaybedildiği, Anadolu’nun pervasızca nasıl işgal edildiğini, yaşanan tarihsel dramı, bu dram karşısında koruduğu metaneti, milli duruşu, gösterdiği azmi ve kararlılığı, edebiyatı ve şiirleri üzerinden verdiği mücadeleyi çok iyi okumamız gerekir.</p>
<p>Bu yüzden M. Âkif Ersoy’un Âsım’ı ile Tevfik Fikret’in Hâluk’unu yalnızca iki edebî karakterden ibaret göremeyiz. Bu aynı zamanda II. Meşrutiyet sonrası Türk İslam aydınının Doğu–Batı, gelenek–modernlik, din–bilim, idealizm–realizm tartışmalarının iki kutbunu temsil eden simgelerdir.</p>
<p>Ernest Renan gibi İslam’ın, bilime ve gelişmeye mani olduğunu savunan Batılı düşünürlerin tezlerini, Paris&#8217;te düzenlenen &#8220;L&#8217;İslamisme et La Science” (İslâm ve İlim) adlı konferansta çürütmek için Namık Kemal, “Renan Müdafâanâmesi”ni (1883) kaleme alır. Bu kutuplaşma düşünce ve edebiyat üzerinden şekillenmeye devam eder.</p>
<p>Mehmet Akif ile Tevfik Fikret’i edebiyat, inanç, kültür, felsefe ve Doğu–Batı ilişkisi ekseninde ele aldığımızda çatışmanın şiddetini belirgin bir şekilde görürüz. Bu çatışma Fikret’in din karşıtı bir manzume olan Tarh-i Kadim’i yazmasıyla başlar.</p>
<p>Bu şiirde geçen <em>“Yırtılır ey kitab-ı köhne, yarın, / Maktel-i fikr olan sahifelerin&#8221;</em>  bölümüne tepki duyan Akif bu şiire “Süleymaniye Kürsüsünde” şiiri ile cevap verir.</p>
<p><em>“</em><em>Feylosof hepsi; fakat pek çoğunun mektebi yok! </em></p>
<p><em>Şimdi Allah’a söver… sonra biraz bol para ver: </em></p>
<p><em>Hiç utanmaz; protestanlara zangoçluk eder!”</em></p>
<p>Din karşıtlığı üzerinden inşa edilmeye çalışılan seküler yaklaşımlar ve çağdaşlık, modernlik gibi kulağa hoş gelen kavramlar dönemin aydınları arasında da yoğun tartışmalara yol açar. <em>Mehmet Kaplan kaleme aldığı yazılarında Mehmet Akif, Ziya Gökalp ve Yahya Kemâl gibi aydınların düşünce ve edebiyatta İslam ile çağdaşlığı, Doğu ile Batıyı sentezleyerek bir köprü kurmaya çalıştıklarını belirtir.</em> Âkif’in, Safahat isimli eserinde İslam’ın bilime ve fenne, terakkiye karşı olmadığını, toplumun üzerine serpilmiş ölü toprağını atarak ataletten kurtulması gerektiğini salık verir, bilime, fenne, çalışıp üretmeye özellikle vurgu yapar.</p>
<p>‎Bu mülahazalar, edebiyat ve düşünce dünyamızda, günümüze uzanan derin tesirler bırakır.  19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başlarında Türk ve İslam düşünce hayatında benzer tartışmalara, değişim ve dönüşüm hareketlerine sahne olur. Bu sancılı dönemler, edebiyatta yalnızca estetik düzeyde değil, aynı zamanda ideolojik ve ahlâkî bir arayış olarak da tezahür eder. Mehmet Âkif Ersoy ve Tevfik Fikret, bu arayışın iki uç noktasında yer alır. Her iki şair de çözümü “yeni bir insan” tipinde arar; bu tipleri Asım ve Haluk figürleriyle “ideal gençlik” olarak somutlaştırır.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-8386" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/02/mehmet-akif-ersoy.png" alt="" width="1280" height="720" srcset="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/02/mehmet-akif-ersoy.png 1280w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/02/mehmet-akif-ersoy-400x225.png 400w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/02/mehmet-akif-ersoy-540x304.png 540w" sizes="auto, (max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></p>
<p><strong><em>Mehmet Âkif’in Âsım Figürü: Ahlâk ve İman Temelli Modernleşmeyi temsil eder.</em></strong></p>
<p>M.Âkif Ersoy’un Safahat’ın yedinci kitabı olan Âsım’da çizdiği gençlik tipi, Haluk’un aksine geleneği dışlamayan bir modernleşme anlayışına sahiptir. Âsım; çalışkan, fedakâr, vatansever ve iman sahibi bir gençtir. Âkif için Batı, körü körüne taklit edilecek bir medeniyet değil, ilmi ve tekniği alınması gereken bir kaynaktır sadece.</p>
<p>Âsım’ın Avrupa’ya gönderilmesi, Batı’ya teslimiyet değil, İslâm ahlâkıyla donanmış bir gencin bilgiyle güçlenmesi anlamına gelir. Bu bağlamda Âsım, Doğu’nun yani İslam’ın değerleri ile Batı’nın yararlanılacak ilmi, fenni varsa eğer onu sentezleyerek kendi medeniyet anlayışına katan sentezci bir figürdür. Bu çerçeveden baktığımızda Fikret’in aksine Âkif İslam’ı, geri kalmışlığın, yozlaşmanın bir sebebi olarak görmez. Onun için asıl sebep; değerlerden uzaklaşan, sonsuzluğun kadim bestesine yüz çeviren, inancı, dini reddeden, materyalizmi savunan, ülkesi aleyhine taraf olan aydın ihanetidir. <em>İşte Âsım, 610 yılında İslam ile şereflenmiş insanlığın Müslüman kimliği ile inşa ettiği, aklın, bilimin ve imanın büyük bir medeniyet tasavvuru ile taçlandığı ihtişamlı günlerin yeniden ihyası için Akif’in sunduğu ideal bir genç figürüdür.</em></p>
<p><strong><em>Tevfik Fikret’in Haluk Figürü: Batı Merkezli İlerleme Tasavvurunu temsil eder.</em></strong></p>
<p>Tevfik Fikret’in Haluk’un Defteri adlı eserinde karşımıza çıkan Haluk, Batı’ya yönelmiş, bilimci, pozitivist ve seküler bir gençlik idealidir. Fikret’e göre Osmanlı toplumunun geri kalmışlığının temel sebebi geleneksel değerlerdir. Bu nedenle kurtuluş, Batı medeniyetinin akıl, bilim ve ilerleme anlayışını benimsemekten geçmektedir.</p>
<p>Haluk’un kişiliğinde dinî referanslar belirgin şekilde geri plana itilmiş; bireyci, evrenselci ve rasyonalist bir dünya görüşü öne çıkarılmıştır. Fikret, Haluk’u yalnızca bir evlat değil, aynı zamanda “geleceğin insanı” olarak kurgular. Bu yönüyle Haluk, köklü bir kültürel kopuşu temsil eder. Nitekim Haluk’un, Tevfik Fikret’in öğretmenlik yaptığı Robert Koleji’nde eğitim alması ve liseyi İskoçya’da tamamlayarak, kendi ifadesiyle misyoner bir Hıristiyan olarak ülkeye dönmesi her şeyi açıklıyor aslında.</p>
<p>O yüzden Haluk bir kopuşu, Asım ise bir devamlılık içinde yenilenmeyi temsil eder. Tevfik Fikret ise evet, tek Tanrıya inandığını söyler, ona göre bu Tanrı Hıristiyan veya Yahudi’nin tek Tanrısı gibidir. Başkaca bir hükmü, değeri kabul etmez. Bu yaklaşım bize doğrudan Deizmi hatırlatıyor. Tanrı yarattı ve artık hiçbir şekilde insanın hayatına karışmaz, yön vermez, ne kitap vardır ne de peygamber. Bu tamda bütün bir Batı’nın herkese dikte ettiği pozitivist, maddeci bir yaklaşımdır. Esasında Fikret, Haluk’un Hıristiyan olmasından rahatsızlık duyar, kendisiyle aynı görüşte olmasını öğütler, “Haluk’un Âmentüsü” şiirinde bu konuyu işler.</p>
<p>Cemil Meriç ise Doğu-Batı meselesini bir taklitçilik sorunu olarak ele alır, “ithal ideolojilere” karşı sert eleştiriler yöneltir. Meriç’e göre Batı, anlaşılması gereken bir medeniyettir; fakat mutlak bir kurtarıcı değildir.</p>
<p>Bu bağlamda Haluk, Cemil Meriç’in eleştirdiği “Batı’nın mistik hayranı” tipine daha yakındır. Asım ise Meriç’in savunduğu düşünce çizgisine daha yakın durur. Çünkü Asım, kendi medeniyet köklerinden kopmadan dünyayı tanımaya yönelir. Cemil Meriç’in “Kendimizi inkâr ederek var olamayız” düşüncesi, Asım figüründe somutlaşır.</p>
<p>Bu değerlendirmeler ışığında Asım ve Haluk figürleri, yalnızca iki edebî karakter değil, aynı zamanda iki medeniyet tasavvurunun sembolleridir. Haluk, Batı’ya yönelmiş seküler bir kurtuluş projesini temsil eder; Asım, yerli ve manevî değerlerle modernleşmeyi savunur. Cemil Meriç’in Doğu düşüncesi perspektifinden baktığımızda, Asım’ın temsil ettiği sentezci yaklaşımın daha sahici ve sürdürülebilir bir medeniyet bilinci sunduğu görürüz.</p>
<p>‎‎<strong><em>Edebi açıdan iki şairin dünya görüşünün tezahürünü şu şekilde özetleyebiliriz.</em></strong></p>
<p>‎‎Asım, Mehmet Âkif&#8217;in ideal Müslüman Türk gencinin poetik temsilidir. ‎‎“Asım’ın Nesli” İstiklâl Marşı şairinin millî-manevî duyarlıkla yetişmesi gereken kuşak vizyonudur. ‎‎Âkif, şiiri toplum için araç gören, didaktik ve realist bir şairdir; Asım da bu poetikanın karakter düzeyindeki yansımasıdır. ‎‎Asım, toplumdan kopuk değil; aksine toplum için çalışan, ahlakı ve bilimi bir arada taşıyan bir gençlik modelidir.</p>
<p>‎‎Halûk ise Tevfik Fikret’in Batıcı, Bireyci ve Laik Aydın Modelidir.‎‎ ‎‎Fikret’in poetikası bireyci, liriktir; toplum için değil birey için sanat anlayışı hâkimdir. ‎‎Halûk, geleneksel yapılarla bağını kesme eğilimindedir; evrenselci, hümanist ve Batı’ya açık bir karakter olarak sunulur.</p>
<p>Âkif’in Âsım şiiri Safahat isimli eserinde altıncı kitapta yer alır. Hocazâde ve oğlu Emin, Köse İmam ve oğlu Âsım üzerinden karşılıklı iki kişinin konuşması, muhaveresi üzerinden anlatılır. Bu şiir edebiyatımızda nazım nesir türünün en seçkin örneklerinden olup bir kimlik arayışının sorgulandığı, öz eleştiriyle birlikte bizlere yol haritası sunan, ufkumuzu aydınlatan bir meşaledir.</p>
<p>Âsım şiiri:</p>
<p>Sarılır, indirilir mevkî-i müstahkemler,</p>
<p>Beşerin azmini tevkîf edemez sun’-ı beşer;</p>
<p>Bu göğüslerse, Huda’nın ebedî serhaddî;</p>
<p>“O benim sun’-ı bedî’im, onu çiğnetme” dedi.</p>
<p><strong><em>Âsım’ın nesli… diyordum ya… nesilmiş gerçek:</em></strong></p>
<p><strong><em>İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.</em></strong></p>
<p><strong><em>Şühedâ gövdesi, bir baksana dağlar, taşlar…</em></strong></p>
<p><strong><em>O, rükû olmasa, dünyada eğilmez başlar,</em></strong></p>
<p>‎Yaralanmış temiz alnından, uzanmış yatıyor,</p>
<p>Bir hilâl uğruna, yârab, ne güneşler batıyor!</p>
<p>Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!</p>
<p>Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer,</p>
<p>Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd’i…</p>
<p>Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı isi.</p>
<p>‎Bu dizeler yalnızca bir karakteri değil, düşünce ve edebiyat hayatımızda ahlak, ‎iman, ‎vatan sevgisi ve ‎mücadele ruhunu temsil eder.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/iki-medeniyet-tasavvuru-arasinda-ideal-genclik-akifin-asimi-ve-haluk/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mehmet Âkif Ersoy TYB ev sahiplendiğinde Ankara’da rahmetle anıldı</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/mehmet-akif-ersoy-tyb-ev-sahiplendiginde-ankarada-rahmetle-anildi/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/mehmet-akif-ersoy-tyb-ev-sahiplendiginde-ankarada-rahmetle-anildi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Site Editörü]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Dec 2025 18:45:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[ankara]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[İstiklal Marşı]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Âkif anma programı]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[Millî Mücadele ve edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Milli Şair]]></category>
		<category><![CDATA[Musa Kazım Arıcan]]></category>
		<category><![CDATA[taceddin dergahı]]></category>
		<category><![CDATA[türk edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye yazarlar birliği]]></category>
		<category><![CDATA[tyb]]></category>
		<category><![CDATA[tyb ankara]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=7377</guid>

					<description><![CDATA[Milli Şairimiz Mehmet Âkif Ersoy, vefatının 89. yılında İstiklâl Marşı’nı kaleme aldığı Taceddin Dergâhı’nda düzenlenen anlamlı programla yad edildi. Ankara'da Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) ev sahipliğinde gerçekleştirilen anma, edebiyat ve millî hafıza vurgusuyla dikkat çekti.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3>ÂKİF’İN MİRASI TACEDDİN DERGÂHI’NDA YAŞATILIYOR</h3>
<p>Milli Şair Mehmet Âkif Ersoy, ebediyete irtihalinin 89. yılında Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) öncülüğünde Ankara Altındağ’da bulunan Taceddin Dergâhı’nda dualarla anıldı. İstiklâl Marşı’nın yazıldığı tarihî mekânda düzenlenen programa Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Rektörü ve TYB Genel Başkanı Prof. Dr. Musa Kazım Arıcan başta olmak üzere şairler, yazarlar, öğrenciler ve sivil toplum temsilcileri katıldı.</p>
<p>Program Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başladı. Ardından öğrenciler tarafından İstiklâl Marşı’nın on kıtası hep birlikte okundu. Taceddin Dergâhı’nda yankılanan dizeler, Âkif’in millet vicdanındaki yerini bir kez daha hatırlattı.</p>
<h3>“TACEDDİN DERGÂHI BİR VİCDAN VE AHLÂK MEKTEBİDİR”</h3>
<p>Anma programında konuşan TYB Genel Başkanı Prof. Dr. Musa Kazım Arıcan, Mehmet Âkif Ersoy’un yalnızca bir şair değil, bir ahlâk ve sorumluluk bilinci olduğunu vurguladı. Fanilik ve insanın acziyeti üzerine değerlendirmelerde bulunan Arıcan, hakiki ebediyetin şöhretle değil rahmetle anılmak olduğunu ifade etti.</p>
<p>Âkif’in sesinin bugün de milletin vicdanında yankılandığını belirten Arıcan, Taceddin Dergâhı’nın yalnızca tarihî bir mekân değil, Millî Mücadele’nin manevî cephesi olduğunu söyledi. Bu mekânın bir müze anlayışıyla değil, yaşayan bir değer olarak görülmesi gerektiğini dile getiren Arıcan, “Taceddin Dergâhı bizim için bir ahlâk mektebi, bir vicdan evi ve istiklâl ruhunun kaynağıdır” ifadelerini kullandı.</p>
<h3>BİR ANMADAN ÖTE EMANETİ SÜRDÜRME VURGUSU</h3>
<p>Programda yapılan değerlendirmelerde bugünün bir yas günü değil, Mehmet Âkif Ersoy’un bıraktığı emaneti sürdürme iradesinin ifadesi olduğu vurgulandı. Âkif’in şiirleriyle inşa ettiği ahlâk, inanç ve vatan sevgisinin günümüz edebiyatı ve düşünce dünyası için hâlâ yol gösterici olduğu dile getirildi.</p>
<p>Taceddin Dergâhı’nda gerçekleştirilen anma, Mehmet Âkif Ersoy’un fikir dünyasının ve edebî mirasının kuşaklar boyunca yaşatılması gerektiği mesajıyla sona erdi.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/mehmet-akif-ersoy-tyb-ev-sahiplendiginde-ankarada-rahmetle-anildi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mehmet Akif Ersoy’da iş ve çalışma ahlakı: Safahat merkezli bir okuma</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/mehmet-akif-ersoyda-is-ve-calisma-ahlaki-safahat-merkezli-bir-okuma/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/mehmet-akif-ersoyda-is-ve-calisma-ahlaki-safahat-merkezli-bir-okuma/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Eyüp Beyhan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Dec 2025 17:55:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Akif]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma ahlakı]]></category>
		<category><![CDATA[iş ahlakı]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[Safahat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=7372</guid>

					<description><![CDATA[Mehmet Akif Ersoy, yalnızca İstiklâl Marşımızın şairi değil, aynı zamanda ahlak, emek, çalışma, sorumluluk ve toplumsal diriliş üzerine derinlikli bir düşünce dünyası kurmuş mütefekkirdir.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Onun eserlerinde çalışma, geçim teminiyle sınırlı bir faaliyet değil; insanın onuru, inancı ve toplum içindeki yeriyle doğrudan ilişkili ahlaki bir zorunluluktur. Mehmet Akif, yaşadığı dönemin çözülme ve yoksullaşma şartları içinde tembelliği, ataleti ve kaderciliği sert biçimde eleştirirken; çalışmayı, gayreti ve alın terini bir diriliş imkânı olarak sunar.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-7373" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2025/12/mehmet-akif-ersoy-renkli-gulumseyen-fotograf.jpg" alt="" width="850" height="505" srcset="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2025/12/mehmet-akif-ersoy-renkli-gulumseyen-fotograf.jpg 850w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2025/12/mehmet-akif-ersoy-renkli-gulumseyen-fotograf-540x321.jpg 540w" sizes="auto, (max-width: 850px) 100vw, 850px" /></p>
<p>Mehmet Akif Ersoy’un iş ahlakı ve çalışma ahlakına dair düşünceleri, özellikle Safahat’ta yer alan şiirler üzerinden ele almamız konun anlaşılmasını pekiştirir kanaatindeyim. Şiir mısraları, Mehmet Akif’in düşüncesini süsleyen estetik bir unsur yada retorik değil; doğrudan doğruya onun ahlaki ve toplumsal teklifinin taşıyıcısı konumundadır.</p>
<h3>ÇALIŞMA AHLAKI</h3>
<p>Mehmet Akif Ersoy’da çalışma ahlakı, insanın hem kendisine hem de topluma karşı taşıdığı ahlaki sorumluluğun temelidir. Akif, tembelliği sadece bireysel bir kusur olarak değil, toplumsal çöküşün de ana sebeplerinden biri olarak görür. Ona göre çalışmayan insan, zamanla iradesini, onurunu ve istikametini kaybeder.</p>
<p>Bu anlayış, Safahat’ta son derece sarsıcı bir dille dile getirilir:</p>
<p>“İş bitti… Sebâtın sonu yoktur! deme, yılma.</p>
<p>Ey millet-i merhûme, sakın ye’se kapılma.”</p>
<p>Akif burada yalnız bireye değil, topyekûn millete seslenmektedir. Çalışma ahlakı, onun düşüncesinde umutla doğrudan ilişkilidir. Umudu kaybetmek, çalışmayı terk etmekle eşdeğerdir. Bu nedenle azmin bırakılması, Akif için ahlaki bir çöküştür.</p>
<p>Bu çöküşü en açık biçimde ortaya koyan mısralardan biri şudur:</p>
<p>“Kim kazanmazsa bu dünyâda bir ekmek parası;</p>
<p>Dostunun yüz karası; düşmanının maskarası!”</p>
<p>Bu dizelerde yoksulluk değil, emeğe dayanmayan bir hayat yerilmektedir. Çalışmak, insanın vakarını korumasının yegâne yoludur.</p>
<p>Akif, azimsizliği ve teslimiyeti sert bir dille haykırır:</p>
<p>“Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak…</p>
<p>Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak.”</p>
<p>Bu ifadeler, çalışma ahlakının Akif için bir tercih değil, varoluşsal bir zorunluluk olduğunu gösterir.</p>
<h3> EMEK VE GAYRET ELEŞTİRİSİ</h3>
<p>Safahat, Mehmet Akif’in toplumun emekle olan ilişkisini en çıplak hâliyle gözler önüne serdiği büyük bir ahlak muhasebesidir. Akif, geri kalmışlığı yalnızca dış etkenlerle açıklamaz; asıl sorunun tembellik ve yanlış kader anlayışı olduğunu vurgular:</p>
<p>““Çalış!” dedikçe şerîat, çalışmadın, durdun,</p>
<p>Onun hesâbına birçok hurâfe uydurdun!”</p>
<p>Bu mısralar, dinin tembelliğe kılıf yapılmasına karşı açık bir itirazdır. Akif’e göre İslam, çalışmayı emreden bir inançtır; ataleti meşrulaştıran anlayışlar ise din değil, hurafedir.</p>
<p>Akif, yalnız bireysel değil, kozmik bir çalışma düzenine de dikkat çeker. Kâinattaki her varlığın hareket hâlinde olduğunu vurgulayarak insanın tembelliğini anlamsızlaştırır:</p>
<p>“Kamer çalışmadadır, gökle yer çalışmadadır;</p>
<p>Güneş çalışmada, seyyâreler çalışmadadır.”</p>
<p>Bu bakış açısına göre çalışma, sadece insana özgü bir fiil değil; varoluşun ortak yasasıdır. Zaman ve mekân bile bu büyük emeğin içindedir:</p>
<p>“Zaman da sa’ye çıkar: Çünkü hep onunla yürür;</p>
<p>Mekân da sa’ye varır…”</p>
<p>Böyle bir evrende insanın miskinliği, Akif’e göre aklî ve ahlakî bir çelişkidir:</p>
<p>“Dolaş da yırtıcı arslan kesil, behey miskin!</p>
<p>Niçin yatıp, kötürüm tilki olmak istersin?”</p>
<p>İş Ahlakı: Meslek, Dürüstlük ve Helal Kazanç</p>
<p>Mehmet Akif’te iş ahlakı, yalnızca çalışmakla sınırlı değildir; nasıl çalışıldığı en az çalışmanın kendisi kadar önemlidir. Akif, helal kazancı insanın iç dünyasını ayakta tutan temel unsur olarak görür.</p>
<p>Çalışmanın ahlaki yönü, nesiller arası sorumlulukla da ilişkilendirilir:</p>
<p>“Hüsrâna rızâ verme… Çalış… Azmi bırakma;</p>
<p>Kendin yanacaksan bile, evlâdını yakma!”</p>
<p>Bu mısralar, tembelliğin sadece bugünü değil, geleceği de yaktığını gösterir. Akif’e göre iş ahlakı, çocuklara bırakılan en büyük mirastır.</p>
<p>Akif’in iş ahlakı anlayışı, alın terini kutsayan bir çizgide şekillenir. İnsan, çalışarak hem kendisi için hem de başkaları için üretmelidir:</p>
<p>“Elin, kolun tutuyorken çalış, kazanmaya bak!</p>
<p>Ki artığınla geçinsin senin de bir yatalak.”</p>
<p>Bu yaklaşım, iş ahlakını toplumsal dayanışmanın temeline yerleştirir.</p>
<h3>ÇALIŞMA HAYATININ TOPLUMSAL BOYUTU</h3>
<p>Akif’e göre çalışma hayatı yalnız bireyin değil, toplumun kaderini belirler. Toplumsal diriliş, ancak kolektif emekle mümkündür. Bu nedenle çalışmak, bir vicdan meselesidir:</p>
<p>“Bekâyı hak tanıyan, sa’yi bir vazîfe bilir;</p>
<p>Çalış çalış ki, bekâ sa’y olursa hak edilir.”</p>
<p>Akif, duayı çalışmanın yerine koyan anlayışı da eleştirir. Kulun görevi önce çalışmak, sonra sonucu Allah’tan beklemektir:</p>
<p>“Ama kul neyle mükellefti ki tevfîk ile mi?</p>
<p>Hiç değil, sa’y ile; tevfîk, o: Hudâ’nın keremi.”</p>
<p>Toplumsal kurtuluşun yolunu açıkça gösterir:</p>
<p>“Çalışmak!.. Başka yol yok, hem nasıl? Canlarla, başlarla.”</p>
<p>Bu ifadeler, Akif’in çalışma ahlakını bir medeniyet meselesi olarak gördüğünü ortaya koyar.</p>
<p>Sonuç olarak şöyle özetlemek mümkün:</p>
<p>Mehmet Akif Ersoy’un iş ahlakı ve çalışma ahlakına dair düşünceleri, bugün de güncelliğini koruyan güçlü bir ahlaki çerçeve sunmaktadır. Akif’e göre çalışma:</p>
<p>İnsanın onurunu koruyan bir zorunluluktur,</p>
<p>İmanın hayata yansıyan bir tezahürüdür,</p>
<p>Toplumsal dirilişin ve bağımsızlığın temel şartıdır.</p>
<p>Safahat’ta yer alan mısralar, Akif’in bu düşüncelerini soyut bir teori olmaktan çıkarıp, canlı ve sarsıcı bir ahlak çağrısına dönüştürür. Onun çalışma ahlakı anlayışı, modern çalışma hayatının krizlerine karşı hâlâ güçlü bir referans noktası olma niteliğini taşımaktadır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/mehmet-akif-ersoyda-is-ve-calisma-ahlaki-safahat-merkezli-bir-okuma/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ahmed Cevad ve Mehmet Âkif Ersoy’un ortak mirası Ankara’da ele alındı</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/ahmed-cevad-ve-mehmet-akif-ersoyun-ortak-mirasi-ankarada-ele-alindi/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/ahmed-cevad-ve-mehmet-akif-ersoyun-ortak-mirasi-ankarada-ele-alindi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Site Editörü]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Dec 2025 08:14:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Cevad]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Cevad Mehmet Akif Ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[ankara]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[ASBÜ]]></category>
		<category><![CDATA[Azerbaycan]]></category>
		<category><![CDATA[İstiklal]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[Musa Kazım Arıcan]]></category>
		<category><![CDATA[Vasip Şahin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=7330</guid>

					<description><![CDATA[Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi (ASBÜ) ev sahipliğinde düzenlenen programda Azerbaycan ve Türkiye’nin istiklâl şairleri Ahmed Cevad ile Mehmet Âkif Ersoy, akademik sunumlar ve kültürel değerlendirmeler eşliğinde anıldı. Etkinlikte “İki Devlet, Tek Millet” anlayışının edebî ve tarihsel temelleri ele alındı.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“İki Devlet, Tek Millet” anlayışının tarihsel ve edebî arka planı, Azerbaycan ve Türkiye’nin istiklâl mücadelelerine kalemleriyle yön veren iki büyük şair Ahmed Cevad ile Mehmet Âkif Ersoy’un anıldığı kapsamlı bir programla Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi’nde (ASBÜ) değerlendirildi.</p>
<p>Başkent Ankara’da ASBÜ ev sahipliğinde düzenlenen “Azerbaycan ve Türkiye İstiklâl Şairleri: Ahmed Cevad ve Mehmet Âkif Ersoy’u Anma ve Anlama Etkinliği”, akademik içeriği ve kültürel boyutuyla dikkat çekti.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-7335" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2025/12/musa-kazim-arican-vasip-sahin-asbu-ankara.jpeg" alt="" width="1599" height="899" srcset="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2025/12/musa-kazim-arican-vasip-sahin-asbu-ankara.jpeg 1599w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2025/12/musa-kazim-arican-vasip-sahin-asbu-ankara-400x225.jpeg 400w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2025/12/musa-kazim-arican-vasip-sahin-asbu-ankara-540x304.jpeg 540w" sizes="auto, (max-width: 1599px) 100vw, 1599px" /></p>
<h3>PROGRAM SERGİYLE BAŞLADI</h3>
<p>Program öncesinde açılan resim sergisi ziyaret edildi. Sergiye Ankara Valisi Vasip Şahin, ASBÜ Rektörü Prof. Dr. Musa Kazım Arıcan ve protokol üyeleri katıldı. Sergide, Ahmed Cevad ve Mehmet Âkif Ersoy’un fikir dünyasını, verdikleri istiklâl mücadelesini ve ortak ideallerini yansıtan eserler yer aldı. Görsel anlatım aracılığıyla iki şairin bağımsızlık düşüncesine sunduğu katkılar izleyicilere sunuldu.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-7338" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2025/12/ankara-valisi-vasip-sahin.jpeg" alt="" width="1600" height="901" srcset="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2025/12/ankara-valisi-vasip-sahin.jpeg 1600w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2025/12/ankara-valisi-vasip-sahin-400x225.jpeg 400w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2025/12/ankara-valisi-vasip-sahin-540x304.jpeg 540w" sizes="auto, (max-width: 1600px) 100vw, 1600px" /></p>
<h3>“KÜLTÜR VE EDEBİYAT GÖNÜL BİRLİĞİNİN TEMELİDİR”</h3>
<p>Programın açılış konuşmalarında söz alan Ankara Valisi Vasip Şahin, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşlik bağlarının tarihsel derinliğine vurgu yaptı. Ahmed Cevad ve Mehmet Âkif Ersoy’un milletlerinin bağımsızlık mücadelesinde üstlendikleri fikrî sorumluluğun günümüzde de yol gösterici nitelik taşıdığı ifade edildi. Kültür, edebiyat ve sanatın iki ülke arasındaki gönül birliğini güçlendiren en temel unsurlar arasında yer aldığı belirtildi.</p>
<p>ASBÜ Rektörü Prof. Dr. Musa Kazım Arıcan ise konuşmasında Mehmet Âkif Ersoy’un düşünce dünyası ve İstiklâl Marşı’nın tarihsel arka planı üzerinde durdu. Âkif’in inanç, ahlâk ve vatan sevgisini merkeze alan yaklaşımının Türk milletinin istiklâl mücadelesine yön verdiğini belirten Arıcan, üniversitelerin tarihsel hafızayı canlı tutma sorumluluğuna dikkat çekti.</p>
<h3>ORTAK AKADEMİK VE KÜLTÜREL MİRAS</h3>
<p>Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Ünüvar, her iki şairin Türk dünyasının ortak akademik ve kültürel birikimine sunduğu katkıları değerlendirdi. Üniversiteler arası bilimsel ve kültürel iş birliğinin, bu tür manevi şahsiyetlerin bıraktığı miras rehberliğinde güçlendiğini ifade etti. Ortak değerlerin genç kuşaklara doğru aktarılmasının, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki sarsılmaz bağın en önemli teminatı olduğu vurgulandı.</p>
<p>Ahmed Cevad Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Ruhi Ersoy ise Ahmed Cevad’ın Azerbaycan millî kimliğinin inşasındaki belirleyici rolünü ele aldı. Cevad’ın şiirlerinin yalnızca edebî metinler değil, aynı zamanda toplumsal direnişin ve bağımsızlık idealinin güçlü taşıyıcıları olduğuna dikkat çekildi. Ortak edebî mirasın iki ülke arasındaki gönül bağını pekiştirdiği ifade edildi.</p>
<p>Azerbaycan Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliği Müsteşarı Dr. Fuzuli Mecidli de konuşmasında Ahmed Cevad ve Mehmet Âkif Ersoy’un iki kardeş ülkenin ortak hafızasında müstesna bir yere sahip olduğunu belirtti. Her iki şairin de özgürlük ve bağımsızlık ideali etrafında milletlerini birleştiren güçlü semboller olduğu dile getirildi.</p>
<h3>AKADEMİK OTURUMLARDA KARŞILAŞTIRMALI DEĞERLENDİRME</h3>
<p>Program kapsamında gerçekleştirilen akademik oturumda ASBÜ Sosyal ve Beşerî Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Bilal Çakıcı, istiklâl şairlerinin eserlerinin toplumsal bilinç üzerindeki dönüştürücü etkisini ele aldı. Şiirin yalnızca estetik bir alan değil, aynı zamanda siyasal ve toplumsal bir duruşun ifadesi olduğu vurgulandı. Ahmed Cevad ve Mehmet Âkif Ersoy’un eserlerinin bu yönüyle karşılaştırmalı biçimde incelenmesinin önemi üzerinde duruldu.</p>
<p>ASBÜ Bölge Çalışmaları Enstitüsü öğretim üyesi Dr. Öğr. Üyesi Giyas Şükürov ise Ahmed Cevad’ın Azerbaycan bağımsızlık hareketindeki yerini tarihsel belgeler ışığında değerlendirdi. Şairin eserlerinin Sovyet öncesi ve sonrası dönemde Azerbaycan toplumundaki etkileri akademik bir perspektifle ele alındı.</p>
<h3>“İKİ DEVLET, TEK MİLLET” VURGUSU</h3>
<p>Programın değerlendirme bölümünde konuşan ASBÜ Rektörü Prof. Dr. Musa Kazım Arıcan, etkinliğin Türkiye ile Azerbaycan arasındaki tarihsel, kültürel ve edebî bağları daha da güçlendirdiğini belirtti. Ahmed Cevad ve Mehmet Âkif Ersoy’un ortak idealler etrafında şekillendirdiği istiklâl düşüncesinin, “İki Devlet, Tek Millet” anlayışının en güçlü tezahürlerinden biri olduğu ifade edildi.</p>
<p>Etkinlikte ayrıca Mehmet Âkif Ersoy’un edebî kişiliği ve entelektüel duruşu üzerinde duruldu. Âkif’in şiirlerinde ortaya koyduğu ahlâkî ve fikrî derinliğin Türk edebiyatında kalıcı bir iz bıraktığı vurgulandı. Edebiyatın milletlerin kader anlarında üstlendiği birleştirici rolün, Ahmed Cevad ve Mehmet Âkif Ersoy örneği üzerinden açık biçimde görüldüğü ifade edilerek program tamamlandı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/ahmed-cevad-ve-mehmet-akif-ersoyun-ortak-mirasi-ankarada-ele-alindi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mehmet Âkif Ersoy Meclis’te Sebilürreşad’a yapılan yardımdan böyle rahatsız olmuştu</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/mehmet-akif-ersoy-mecliste-sebilurresada-yapilan-yardimdan-boyle-rahatsiz-olmustu/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/mehmet-akif-ersoy-mecliste-sebilurresada-yapilan-yardimdan-boyle-rahatsiz-olmustu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Poyraz]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Dec 2025 17:30:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[ankara]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Hamdullah Suphi Bey]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan Basri Çantay]]></category>
		<category><![CDATA[İlk Meclis]]></category>
		<category><![CDATA[İstiklal Marşı]]></category>
		<category><![CDATA[Matbuat tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Meclis]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Sebilürreşad]]></category>
		<category><![CDATA[taceddin dergahı]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Basın Tarihi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=7306</guid>

					<description><![CDATA[Öncesinde Sıratımüstakim adıyla yayımlanan Sebilürreşad dergisi, Milli Mücadele yıllarında yalnızca bir fikir ve edebiyat mecmuası değil, aynı zamanda Anadolu’da yürütülen manevî direnişin en etkili yayın organlarından biri olmuştur. Milli Şairimiz Mehmet Âkif Ersoy’un vaazları ve yazıları, özellikle işgal karşıtı bilinçlenmenin yayılmasında belirleyici bir rol oynamıştır.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3>MİLLİ MÜCADELE YILLARINDA SEBİLÜRREŞAD’IN ANADOLU’DAKİ ROLÜ</h3>
<p>Sebilürreşad dergisinin 25 Kasım 1920’de Kastamonu’da yayımlanan 464. sayısında, Mehmet Âkif’in Nasrullah Camii’nde verdiği meşhur vaaz yer almış, Kastamonu ve çevresindeki konuşmaları ise takip eden sayılarda neşredilmiştir. Aynı dönemde Safahat’ın önemli bölümlerinden Asım’ın 11–13. kısımları da Kastamonu’da yayımlanmıştır. Nasrullah Camii vaazının Diyarbakır Vilayet Matbaası’nda basılarak Doğu vilayetlerine ve cephelere dağıtılması, Sebilürreşad’ın cephe gerisindeki manevî seferberlikteki etkisini açıkça ortaya koymuştur.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-7309" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2025/12/mehmet-akif-ersoy-005.jpg" alt="" width="1000" height="500" srcset="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2025/12/mehmet-akif-ersoy-005.jpg 1000w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2025/12/mehmet-akif-ersoy-005-540x270.jpg 540w" sizes="auto, (max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /></p>
<h3>ANKARA’YA YOLCULUK VE MUSTAFA KEMAL PAŞA İLE GÖRÜŞME</h3>
<p>Mehmet Âkif Ersoy ve Sebilürreşad’ın imtiyaz sahibi Eşref Edip Fergan, derginin Ankara’da basılması amacıyla 25 Aralık 1920’de zorlu kış şartları altında yola çıktı. Ilgaz Dağları’nı aşarak Ankara’ya ulaşan ikili, kısa süre sonra Mustafa Kemal Paşa tarafından istasyonda yapılan bir görüşmeye davet edildi.</p>
<p>Mustafa Kemal Paşa bu görüşmede, Sebilürreşad’ın Sevr Antlaşması’nın mahiyetini halka anlatmadaki başarısına dikkat çekerek derginin Milli Mücadele’ye yaptığı katkıyı özellikle vurguladı. Söz konusu bu görüşme Sebilürreşad’ın Ankara nezdinde yalnızca bir dergi değil, “manevî cephe”nin güçlü bir unsuru olarak görüldüğünü açıkça ortaya koymaktadır.</p>
<p>Ankara’da Mehmet Âkif’in Taceddin Dergâhı’nda ikamet etmesi de onun hem fikrî hem de sembolik olarak mücadelenin merkezinde yer aldığının bir başka göstergesi olmuştur.</p>
<h3>MECLİS’TE SEBİLÜRREŞAD’A YARDIM TARTIŞMALARI</h3>
<p>Sebilürreşad derggisi, TBMM gündemine ilk olarak Matbuat ve İstihbarat Müdüriyeti Umumiyesi bütçe görüşmeleri sırasında girdi. Tartışmaların odağında, bu kurumun gereksiz kadrolaşması, propaganda faaliyetlerinin niteliği ve bazı gazetelere yapılan yardımlar bulunuyordu. Görüşmeler sırasında “Yenigün” ve “Hakimiyet-i Milliye” gazeteleriyle birlikte Sebilürreşad’ın da yardım alan yayınlar arasında zikredilmesi, tansiyonu yükseltti.</p>
<p>Karesi Mebusu Abdulgafur Efendi, Sebilürreşad’ın bir dönem baskı ve engellemelere maruz kaldığını ifade ederken, Ertuğrul Mebusu Hamdi Bey’in kinayeli sözleri üzerine Mehmet Âkif Ersoy sert bir tepki verdi. Meclis kürsüsünde yaşanan bu tartışma, Milli Mücadele Meclisi’nin en hararetli anlarından biri olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Bu tartışmalar esnasında Mehmet Âkif’in, Sebilürreşad’ın devlet desteğiyle anılmasından rahatsızlık duyduğu ve meselenin kişisel bir ayrıcalık gibi sunulmasına karşı çıktığı açıkça görülmektedir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-7310" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2025/12/ilk-meclis-toren-halk.jpg" alt="" width="1000" height="651" srcset="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2025/12/ilk-meclis-toren-halk.jpg 1000w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2025/12/ilk-meclis-toren-halk-540x352.jpg 540w" sizes="auto, (max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /></p>
<h3>SEBİLÜRREŞAD’IN KÖYLERE DAĞITILMASI TEKLİFLERİ</h3>
<p>25 Nisan 1921 tarihli Meclis birleşiminde Sebilürreşad yeniden gündeme gelmiş, bu kez Köy Hocası dergisiyle birlikte köylere ücretsiz dağıtılması yönünde bir yasa teklifi sunulmuştur. Tartışmalar, dergilerin köylere hangi kurumlar aracılığıyla ulaştırılacağı ve bütçe yükü üzerinde yoğunlaşmıştır.</p>
<p>İrşat Encümeni, Maarif Vekâleti ve Matbuat ve İstihbarat Müdüriyeti’nin sürece dâhil edilmesi yönündeki önerilerin kabul edilmesi, Sebilürreşad’ın eğitici ve irşad edici bir yayın olarak konumlandırıldığını ortaya koymaktadır.</p>
<h3>1922 TARTIŞMALARI VE YARDIM İDDİALARI</h3>
<p>1922 yılında Sebilürreşad, Meclis’te son kez sert tartışmalara konu oldu. Karesi Mebusu Hasan Basri Bey, Sebilürreşad’ın Matbuat ve İstihbarat tarafından yapılan hizmetler arasında ilk sırada yer aldığını belirtirken; Hamdullah Suphi Bey, derginin köylerde zorla satıldığı ve yüksek miktarda para aldığı iddiasında bulundu.</p>
<p>Söz konusu bu iddialara hem Mehmet Âkif Ersoy hem de Hasan Basri Bey sert şekilde karşı çıktı. Yapılan açıklamada, Sebilürreşad’a üç yıl içinde verilen toplam desteğin 1.659 lira olduğu ve bunun büyük ölçüde kâğıt ve baskı masraflarına ait olduğu Meclis tutanaklarına geçti.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-7311" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2025/12/ilk-meclis-tbmm-ankara.jpg" alt="" width="900" height="441" srcset="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2025/12/ilk-meclis-tbmm-ankara.jpg 900w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2025/12/ilk-meclis-tbmm-ankara-540x265.jpg 540w" sizes="auto, (max-width: 900px) 100vw, 900px" /></p>
<h3>ANADOLU MATBUATINA YARDIMIN KALDIRILMASI</h3>
<p>7 Ekim 1922’de Mehmet Âkif Ersoy’un da imzasını taşıyan bir teklif ile Anadolu matbuatına yapılan yardımların tamamen kaldırılması kabul edildi. Bu karar, Sebilürreşad’a yönelik tartışmaları da sona erdirdi.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-7307" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2025/12/mehmet-poyraz-talip-isik.jpg" alt="" width="850" height="484" srcset="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2025/12/mehmet-poyraz-talip-isik.jpg 850w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2025/12/mehmet-poyraz-talip-isik-540x307.jpg 540w" sizes="auto, (max-width: 850px) 100vw, 850px" /></p>
<h3>SEBİLÜRREŞAD 50 YIL ARADAN SONRA YENİDEN YAYINDA</h3>
<p>2016 yılında, kapanışının ardından 50 yıl sonra Ankara merkezli yayın hayatına yeniden başlayan Sebilürreşad dergisinde 2021 yılına kadar Yayın Koordinatörü olarak görev aldım. Sebilürreşad’ın yeniden yayımlanması fikri 2014 yılında ortaya çıkmış, 2015 yılında olgunlaşmış, nihayetinde 2016’nın Mart ayında bu işe niyetlenerek Anafartalar Caddesi’nde bir yazıhane kiralamıştık. Hatta bununla ilgili ilk duyuruyu bizi ziyarete gelen gazeteci ve araştırmacı yazar Abdurrahman Dilipak üstadımız yapmıştı. Dilipak, sosyal medyadan Sebilürreşad’ın yeniden yayın hayatına başlayacağını paylaşmıştı.</p>
<p>Derken, şu an Gerçek Tarih Derneği&#8217;nde beraber yine yol yürüdüğümüz şair ve eğitimci yazar Talip Işık’ında yer aldığı arkadaşlarla Sebilürreşad Derneği’ni kurmuştuk. Talip Işık Kurucu Genel Başkan Yardımcısı idi, bendeniz de Kurucu Genel Sekreter. Benim Genel Sekreterliğim, 2021 yılında oradan ayrılmama rağmen sanırım 2024 yılına kadar sürmüş. Aynı şekilde Talip Işık’ın da görevi öylece sürmüştür sanırım, ona sormadım bunu. Neyse, Sebilürreşad Derneği olarak asıl amacımız Sebilürreşad Dergisini yayımlamak ve kültürel faaliyetlerde bulunmak idi. Ancak öyle olmadı, başka türlü yayın ve kültür işleri devam etti.</p>
<h3>HAMDULLAH SUPHİ BEY’İN HAKARETLERİ</h3>
<p>2021 yılında İstiklal Marşı’nın 100.Yılı vesilesiyle Sebilürreşad’da çok özel bir sayı hazırlamış, TBMM’de baskı işini üstlenmişti. Özel sayı pırıl pırıl kuşe kağıdında ve renkli olarak çıkmıştı. Derginin editörlüğü, yayın koordinatörlüğü bir yana dizgi ve mizanpaj işleri de bendeydi. Hiç uyumadan 30 saate yakın bir sürede derginin mizanpajını bitirip TBMM matbaasına yollamıştım. İşte o günlerden kalan bir hatıra da, özel sayı için detaylı bir araştırma yapmamdır.</p>
<p>Akif mebustu ve Meclis’te ne gibi çalışmalar yapmıştır diye araştırıyordum. Derken, bu yazımızın da ana konusu olan Meclis’teki Sebilürreşad gerginliğini buldum. Şaşırdım… Daha bir yıl önce Mehmet Akif’e methiyeler düzen, İstiklal Marşı’nı yazması için teşvik eden Hamdullah Suphi Bey, Sebilürreşad üzerinden hakaretler yağdırıyordu. Bunu yazmalıyım demiştim kendi kendime, hatta birkaç kişiye bahsettim epey şaşırmışlardı. Bunlar 2021’in Mart ayında olmuştu, zaten aynı yılın Temmuz ayında Sebilürreşad ile yollarımız ayrılmıştı. Nihayetinde şu an, 2025’in Aralık ayında Meclis’teki Sebilürreşad gerginliğine dikkat çekmeye giriştik.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-7313" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2025/12/mehmet-akif-ersoy-002.png" alt="" width="1280" height="720" srcset="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2025/12/mehmet-akif-ersoy-002.png 1280w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2025/12/mehmet-akif-ersoy-002-400x225.png 400w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2025/12/mehmet-akif-ersoy-002-540x304.png 540w" sizes="auto, (max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></p>
<h3>AKİF’İN MECLİS ÇALIŞMALARINA DAİR BİLGİLER KISITLI</h3>
<p>Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy’u konu alan birçok çalışma yapılmıştır. Akif ile ilgili yapılmış olan çalışmalarda birçok farklı konunun ele alınmasıyla beraber tekrara düşen çalışmalar da vardır. Akif’in, Meclis çalışmaları yeterince araştırılmamıştır. Sinan Şeftali 2024 yılında kıymetli çalışmasında bu konu üzerinde durarak eksikliği gidermeye çalışmıştır.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a>  Söz konusu çalışmada Meclis’teki Sebilürreşad üzerinden gerçekleşen hararetli tartışmayı şu ifadelerle anlatılıyor:</p>
<h3>MECLİS’TE SEBİLÜRREŞAD TARTIŞMALARA BÖYLE DAHİL OLDU</h3>
<p>“Meclis’te, Matbuat ve İstihbarat Müdüriyeti Umumiyesi bütçe görüşmelerinde sert tartışmalar oldu. Bu görüşmelerin esas konusunu Matbuat ve İstihbarat Müdüriyeti’nin gereksiz kadrolaşması teşkil etmiş, bu dairenin görevini yerine getirme hususunda tereddütlerin yaşandığıdır. Ankara gibi bir yerde bir propagandanın gerekli olmadığından ve Ankara yerine köylerin tenvir edilmesinin gerekliliğinden bahsedilmiştir. Hatta bu müdüriyetin gerekli olmadığı ifade edilmiştir. Bu dairenin kendisine has memurları ve matbaası olmasına rağmen neden günlük gazete çıkarmadığı ve neden diğer gazetelere yardım ettiği sorusu dile getirilmiştir. Tartışma konusu “Yenigün” ve “Hakimiyeti Milliye” gazeteleri iken bir mebusun “Sebilürreşad’a da muavenet ediyorlar” cümlesiyle Sebilürreşad da tartışmaya dahil olmuştur. Karesi mebusu Abdulgafur Efendi, kendisini şahit göstererek Matbuat ve İstihbarat Müdüriyeti’nin Sebilürreşad dergisine baskı ve eziyet ettiğini ifade etmiştir. Daha sonra ise aynı müdüriyet Sebilürreşad’a yardım etti. İfadelerinden sonra Ertuğrul mebusu Hamdi Bey’in “Etti, etti pekâlâ etti.” kinayeli ifadesinden sonra Burdur mebusu Mehmet Akif Bey “Bilmeyerek söyleme” ifadesinden sonra tartışma alevlenmiş, hakarete dönüşmüştür. Hamdi Bey’in “pekâlâ biliyorum.” yanıtına Mehmet Akif Bey “Dalkavukluğun lüzumu yok” şeklinde karşılık vermesi ardından tartışma, Hamdi Bey’in “Sensin Dalkavuk” Mehmet Akif Bey’in “Rezil herif sus.” Hamdi Bey’in “Rezil herif sensin.” Mehmet Akif Bey’in “Dalkavuksun hergele, sus.” cümleleriyle devam etmiş ve Meclis Başkanının tarafları “Rica ederim susunuz.” Diyerek uyarmasından sonra Matbuat ve İstihbarat Müdüriyeti konusu kaldığı yerden devam etmiştir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-7314" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2025/12/mehmet-akif-ersoy-03.jpg" alt="" width="900" height="1160" srcset="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2025/12/mehmet-akif-ersoy-03.jpg 900w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2025/12/mehmet-akif-ersoy-03-372x480.jpg 372w" sizes="auto, (max-width: 900px) 100vw, 900px" /></p>
<h3>KASTAMONU’DAKİ MATBAA EMSALSİZDİR</h3>
<p>Matbuat Müdürü Umumisi Muhittin Bey’in “Anadolu memleketinde matbaa denebilecek bir matbaa yoktur efendim.” İfadesi üzerine Mehmet Akif Bey “Kastamonu’da bir matbaa var ki emsali İstanbul’da yoktur.” Matbuat Müdürü Umumisi Muhittin Bey “Evet efendim. Fakat motörü yoktur Akif Beyefendi!” Mehmet Faik[Akif] Bey “Zarar yok el ile çevirirler. Yevmiye (20-30) bin gazete basılabilir.” cevabını vermiştir. Muhittin Bey ise “İmkanı yok, efendim, saatte nihayet bin tane basılabilir.” cevabını vermiştir (TBMMZC., 159. İçtima, 28. II. 1336 Pazartesi, Devre: 1 Cilt 8, İçtima Senesi: 1, s.517,519). Bu karşılıklı konuşmadan sonra Sebilürreşad’a yardım konusunu sadece Sebilürreşad için yapılması gibi anlayan Malatya mebusu Feyzi Efendi, sadece Sebilürreşad için değil, diğer dergiler için de yardım yapılmasını ifade etmiştir. Sonra Bursa Mebusu Muhittin Baha Bey söz alarak “ Şair Mehmed Akif Beyefendi’yi içinizde benim kadar seven pek çok adam olmadığına kaniim” cümlesinden sonra Meclisten “Akif Bey’i sevmeyen yoktur. Hepimiz severiz sesleri” yükselmiştir. “ Akif Bey’in namı muhteremi, Sebilürreşat hakkında Milli Hükümetimizin muavenetini temin edecek kadar yüksektir. Binaenaleyh Meclisin böyle şeylerle meşgul olmamasını istiyorum” ifadeleriyle Sebilürreşad dergisinin hükümetin yardımını alacak kadar yüksekte olduğu belirtilmiştir. Muhittin Bey takriri hatırlatınca bunun üzerine Mehmet Akif Bey’in “ Meclis bu husus için zaten evvelce karar vermiştir. Bu mesele bitmiştir. O takriri ben vermedim. Kim vermiştir. Rica ederim söyleyiniz? Bu zaten mukarrerdir. Tekrar takrir vermeye hacet yoktur.” açıklamasından sonra Meclis başkanı tarafından başka bir konu açılmıştır ( TBMMZC., 159. İçtima, 28. II. 1336 Pazartesi, Devre: 1 Cilt 8, İçtima Senesi: 1, s.533).</p>
<h3>SEBİLÜRREŞAD’IN JANDARMA BASKISIYLA SATILDIĞI İDDİASI</h3>
<p>25 Nisan 1921 tarihli birleşimde Sebilürreşad, Meclis’in gündemine tekrar gelerek bu sefer Köy Hocası dergisi de ilave edilerek Kütahya Mebusu Besim Atalay tarafından Meclis’e yasa teklifi verilmiştir. Bu yasa teklifinde Besim Atalay, Sebilürreşad ve Köy Hocası dergilerinin köylere bedava dağıtılması teklifinde bulunmuştur (TBMMZC., 25. İçtima, 25. 4. 1337 Pazartesi, Devre: 1 Cilt 10, İçtima Senesi: 2, s.85). 9 Mayıs 1921 tarihli birleşimde Meclis’te bu iki derginin köylere nasıl ulaşacağı ve bütçe açısından tartışmaları devam etmiş, Muş mebusu Abdulgani Efendi’nin teklifi olan İrşat Encümeni, Maarif Vekaleti ve İstihbarat Müdüriyeti Umumiyesi’nin bu ulaştırma görevini yapmaları gerektiğine yönelik önerisi ve bu kanun teklifinin ilgili yerlere gönderilmesi önergesi kabul edilmiştir.(TBMMZC., 31. İçtima, 9. 5. 1337 Pazartesi, Devre: 1 Cilt 10, İçtima Senesi: 2, s.262-267).</p>
<p>1922 (9. 9. 1338) tarihindeki oturumda Sebilürreşad tartışması bir daha gündeme gelmiştir. Karesi Mebusu Hasan Basri Bey, kendisinin Tetkik Heyetinde bulunduğunu ve Matbuat ve İstihbaratın memlekette yaptığı hizmetler arasında birinci sırada Sebilürreşad’ın olduğunu ifade etmiştir. Bunun üzerine Antalya Mebusu Hamdullah Suphi Bey, Sebilürreşad’ın köylerde Jandarma tarafından zorla satıldığını belirtmiş ve Mehmet Akif’e hitaben imzası altında “Türk Milletini kahır altında eşeğe benzeten şeyler neşrediyorsunuz” ifadesini kullanmıştır. Bunun üzerine Mehmet Akif Bey “Çıkar, göster, müfterisin.” şeklinde cevap vermiştir. Hamdullah Suphi Bey, Sebilürreşad adına 6.000 lira aldıklarını ifade etmiş ve Hasan Basri Bey ise bunun yalan olduğunu beyan ederek Sebilürreşad’a verilen paranın hesabını şöyle vermiştir. “1336 senesinde Matbuatın Sebilürreşad’a verdiği yardım 190 lira, 1337 senesinde 910 lira, 1338 senesinde 559 lira ve toplamda kağıt ve masraf olmak üzere 1.659 lira alınmıştır” Mehmet Akif Bey, teyit için bu toplam paranın kaç yılda verildiğini sorunca Hasan Basri Bey “Üç senede” cevabını vermiştir (TBMMZC., 99. İçtima, 9. 9. 1338 Cumartesi, Devre: 1 Cilt 22, İçtima Senesi: 3, s.596-597).</p>
<p>7 Ekim 1922 tarihli oturumda Mehmet Akif Bey, Abdulgafur Bey ve Hasan Basri Beylerin vermiş olduğu Anadolu matbuatına muavenet maddesinin kaldırılması teklifi verilmiş Meclis tarafından bu teklif kabul edilerek Matbuata verilecek olan destek kaldırılmıştır. Böylece Sebilürreşad meselesi gündemden tamamen kalkmıştır. (TBMMZC., 114. İçtima, 7. 10. 1338 Cumartesi, Devre: 1 Cilt 23, İçtima Senesi: 3, s.298).”</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1"><em><strong>[1]</strong></em></a><em> Şeftali, S. (2024). Burdur Milletvekili Mehmet Akif’in (Ersoy) Meclis Çalışmaları, MAKÜ-Mehmet Akif Ersoy Dergisi, 2(2), 21-32.</em></p>
<p><em> </em></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/mehmet-akif-ersoy-mecliste-sebilurresada-yapilan-yardimdan-boyle-rahatsiz-olmustu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İlham veren şairler-Mehmet Akif Ersoy</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/ilham-veren-sairler-mehmet-akif-ersoy/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/ilham-veren-sairler-mehmet-akif-ersoy/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Site Editörü]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Dec 2025 12:31:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat ankara]]></category>
		<category><![CDATA[ilham veren şairler]]></category>
		<category><![CDATA[ilham veren şairler akif]]></category>
		<category><![CDATA[ilham veren şairler mehmet akif]]></category>
		<category><![CDATA[ilham veren şiirler]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy kim]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy nereli]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy şiirleri]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy yaşamı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=6979</guid>

					<description><![CDATA[Mehmet Akif Ersoy, bu topraklarda yazdığı İstiklal Marşı ile gönüllerde ayrı yere konulmuştur. Ankaraedebiyat.com olarak milli şarimizin hayat hikayesini hazırladık. ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Mehmet Akif Ersoy, Türk şiirine ilham veren şairlerin en tepe noktasında bulunan isimlerin başındadır. O, bu topraklarda yazdığı İstiklal Marşı ile gönüllerde ayrı yere konulmuştur. Ama bunun dışında, gönlümüze tercüman olan Çanakkale Şehitlerine, Zulmü Alkışlayamam, Bülbül, Şark gibi toplumsal sorunları dile getiren onlarca şiire de imza atmıştır.</p>
<p>Onun tek bir derdi varı: O da bu milletin tarihten bu yana çeperlerine yapışmış bağımsızlığını yitirmemesi. İstiklal Marşımızın üçüncü kıt ’asında da bunu bizlere emsalsiz dizelerle anlatır:</p>
<p><strong><em>Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım. </em></strong></p>
<p><strong><em>Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım! </em></strong></p>
<p><strong><em>Kükremiş sel gibiyim; bendimi çiğner, aşarım; </em></strong></p>
<p><strong><em>Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.</em></strong></p>
<p>Divan edebiyatının 20. asırdaki belki de en önemli ismi olan Akif, aynı zamanda ülkenin ve toplumun sorunlarını hem Sebilü’r-reşad’daki yazılarında hem de şiirlerinde hiciv diliyle aktarıyordu. Döneminde İstiklal Marşı’nı etkili ve başarılı yazacağına inanan arkadaşlarının olması bile onun çevresinde ne kadar etkili şair olarak görüldüğüne delildir.</p>
<p>Milliyet olarak Hakkın Sesleri&#8217;nden şiirinde Arnavut olduğunu belirtir ama her zaman birlikten yanadır:</p>
<p><strong><em>Görmüyor gittiği yanlış yolu zannım çoğunuz,</em></strong></p>
<p><strong><em>Size rehberlik eden haydudu artık kovunuz!</em></strong></p>
<p><strong><em>Bunu benden duyunuz, ben ki Arnavut&#8217;um,</em></strong></p>
<p><strong><em>Başka bir şey diyemem. İşte perişan yurdum!&#8221;</em></strong></p>
<p>Aralık onun ayıdır. 20 Aralık 1873’te doğduğu İstanbul’da 27 Aralık 1936’da vefat etmiştir. 1898’de <em>İsmet Hanım</em>’la evlendi; bu evlilikten <em>Cemile</em>, <em>Feride</em>, <em>Suadi</em>, <em>Emin</em>, <em>Tahir</em> adlı çocukları oldu. Millî mücadelede 1920-1922 arasında Burdur mebusluğu yaptı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-6998" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2025/12/mehmet-akif-ersoy-safahat.png" alt="" width="269" height="300" srcset="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2025/12/mehmet-akif-ersoy-safahat.png 546w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2025/12/mehmet-akif-ersoy-safahat-430x480.png 430w" sizes="auto, (max-width: 269px) 100vw, 269px" /></p>
<p>Onun Çanakkale Şehitlerine şiiri de en az İstiklal Marşı kadar sevilir.</p>
<p><strong><em>“Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi? </em></strong></p>
<p><strong><em>En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.”</em></strong> mısralarıyla başlaması, adeta o dönem için bize tarihi belge niteliğindedir. Oradaki mücadelemizin cansiperane oluşunun dünyada eşi benzeri olmadığı şeklinde aktarması önemlidir. Keza buradaki müdafaayı İslam’ın ilk dönemindeki Müslümanlara müşriklerin saldırdığı Bedir Savaşı ile denk tutması da kıymetlidir.</p>
<p><strong><em>“Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi&#8230; </em></strong></p>
<p><strong><em>Bedr&#8217;in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.”</em></strong></p>
<p>Yine Bülbül şiiri de şaheserlerinden biridir. Bu şiirini “Basri Bey oğlumuza” notuyla ilk Meclis’te Karesi (Balıkesir) mebusu olarak görev yapan Hasan Basri Çantay’a ithaf etmiştir. Bir nevi Müslüman coğrafyanın kaybettiği topraklara, Bursa temsiliyle yazılmış bir ağıttır. Bu şiiri yazdığında Yunan işgali söz konusudur. Bir zamanlar Eyyubi’nin, Fatih’in, Osman Bey’in, Orhan Bey’in Yıldırım’ın mirası olan bu topraklar artık perişan haldedir:</p>
<p><strong>…</strong></p>
<p><strong><em>Hayâlimden geçerken şimdi, fikrim herc ü merc oldu,</em></strong></p>
<p><strong><em>SALÂHADDÎN-İ EYYÛBÎ&#8217;lerin, FATİH&#8217;lerin yurdu.</em></strong></p>
<p><strong><em>Ne zillettir ki: nâkûs inlesin beyninde OSMAN&#8217;ın;</em></strong></p>
<p><strong><em>Ezan sussun, fezâlardan silinsin yâdı Mevlâ&#8217;nın!</em></strong></p>
<p><strong><em>Ne hicrandır ki: en şevketli bir mâzi serâp olsun;</em></strong></p>
<p><strong><em>O kudretler, o satvetler harâb olsun, türâb olsun!</em></strong></p>
<p><strong><em>Çökük bir kubbe kalsın ma&#8217;bedinden YILDIRIM Hân&#8217;ın;</em></strong></p>
<p><strong><em>Şenâatlerle çiğnensin muazzam Kabri ORHAN&#8217;ın!</em></strong></p>
<p><strong><em>…</em></strong></p>
<p>Şiire adını veren bülbülü ise son dizede görürüz. Bülbül, Doğu edebiyatında aşığı temsil eder, gül ise maşukun sembolüdür. Şimdi bülbül bu toprakların derdiyle ağlamaktadır. Ama Akif, burada devreye girerek eleştirisini yine esirgemez:</p>
<p><strong><em>Dolaşsın, sonra, İslâm&#8217;ın harem-gâhında nâ-mahrem&#8230;</em></strong></p>
<p><strong><em>Benim hakkım, sus ey bülbül, senin hakkın değil mâtem!</em></strong></p>
<p>Bütün şiirlerinin cem edildiği Safahat, 1924’te Türkiye&#8217;de basıldı.  Safahat, sekiz kitaptan oluşuyor: Safahat (1911), Süleymaniye Kürsüsünde (1912), Hakkın Sesleri (1913), Fatih Kürsüsünde (1914), Hatıralar, Asım (1924), Gölgeler (1933),Safahat (Toplu Basım) (ilki 1943)&#8230;</p>
<p>Kendisi o tarihlerde Mısır’da meskûn idi. 1934’te Ersoy soyadını aldı, 1936’da 17 Haziran 1936&#8217;da tedavi amacıyla İstanbul&#8217;a döndü. Ancak 27 Aralık 1936 tarihinde İstanbul&#8217;un Beyoğlu ilçesinde vefat etti. İlk önce Edirnekapı Mezarlığı&#8217;na gömüldü. Daha sonra yol yapım çalışması nedeniyle Kabri Edirnekapı Şehitliği’ne taşındı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-6999" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2025/12/mehmet-akif-ersoy-mezari.jpg" alt="" width="366" height="448" /></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/ilham-veren-sairler-mehmet-akif-ersoy/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mehmet Akif Ersoy’un Mevlana algısı ve Mesnevi okumaları</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/mehmet-akif-ersoyun-mevlana-algisi-ve-mesnevi-okumalari/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/mehmet-akif-ersoyun-mevlana-algisi-ve-mesnevi-okumalari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Site Editörü]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 14 Dec 2025 07:41:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Akif Mevlana]]></category>
		<category><![CDATA[ankara]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Galata Mevlevihanesi]]></category>
		<category><![CDATA[İsmail Rüsuhi Ankaravi]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Akif Mesnevi]]></category>
		<category><![CDATA[Mesnevî]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlânâ]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana Celaleddin Rumi]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvuf edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[türk edebiyatı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=6916</guid>

					<description><![CDATA[Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un edebi ve manevi dünyasını şekillendiren en güçlü kaynaklardan biri Mevlana Celaleddin Rumi ve Mesnevi oldu. Çocukluk yıllarında başlayan bu ilgi, Mısır döneminde derin bir okuma disiplinine dönüşürken, Akif’in İstanbul’a dönüşünde Galata Mevlevihanesi’ne uzanan anlamlı bir ziyaretle taçlandı.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türk edebiyatının en güçlü ahlak ve fikir temsilcilerinden Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy, yalnızca şiirleriyle değil, beslendiği manevi kaynaklarla da dikkat çeker. Bu kaynakların başında ise Mevlana Celaleddin Rumi ve onun asırlardır irfan dünyasını besleyen eseri Mesnevi gelir.</p>
<p>Akif’in Mevlana ile tanışıklığı çocukluk yıllarına dayanır. Fatih Camii’nde Esed Dede’nin ders halkalarında Mesnevi, Gülistan ve Hafız Divanı okumalarıyla şekillenen bu ilgi, Mısır yıllarında sistemli ve derinlikli bir okuma sürecine dönüşür. Kur’an tercümesiyle meşgul olduğu bu dönemde Akif, Mesnevi’yi Türkçe ve Farsça şerhler üzerinden karşılaştırmalı biçimde inceler.</p>
<p>Bu okumalar sırasında Akif’in en çok benimsediği yorum, İsmail Rüsuhi Ankaravi’nin Mesnevi şerhi olur. Akif, Ankaravi ile aynı yoruma vardığını fark ettiğinde bunu “çocuk gibi sevinmek” şeklinde ifade eder. Bu sevinç, onun Mesnevi’ye olan bağlılığını daha da pekiştirir.</p>
<p>Vefatından kısa süre önce İstanbul’a dönen Akif’in Galata Mevlevihanesi’ne giderek Ankaravi’nin kabrini ziyaret etmesi, bu manevi yolculuğun en anlamlı duraklarından biri olarak kayda geçer.</p>
<h3>MISIR DÖNÜŞÜ FİKİR DÜNYASI ŞEKİLLENDİ</h3>
<p>Milli şair Mehmet Akif Ersoy’un düşünce dünyasında Mevlana Celaleddin Rumi’nin özel bir yeri olduğu, Mesnevi ile kurduğu derin bağ üzerinden bir kez daha gündeme geliyor. Akif’in çocukluk yıllarında başlayan Mesnevi yolculuğu, Mısır döneminde disiplinli bir okumaya dönüşerek edebi ve ruhî dünyasını derinden etkiledi.</p>
<p>Mehmet Akif Ersoy’un Mevlana sevgisi, küçük yaşlarda Mesnevi ile tanışmasına dayanıyor. Akif, çocukluk yıllarında Fatih Camii’nde Hafız Divanı, Gülistan ve Mesnevi okutan Esed Dede’nin derslerine devam ettiğini bir röportajında bizzat dile getirmişti. Bu erken dönem tanışıklık, ilerleyen yıllarda daha derin bir manevi bağa dönüşecekti.</p>
<h3>MISIR YILLARINDA MESNEVİ İLE GÜÇLÜ BAĞ</h3>
<p>Mehmet Akif’in Mesnevi okumaları özellikle Mısır yıllarında yoğunlaşır. Bu dönemde Mesnevi’yi yalnızca okumakla kalmayan Akif, farklı şerhleri karşılaştırmalı olarak inceleme imkânı da bulur. İncelemeleri sonucunda, Mevlana’nın düşüncesini en iyi yansıtan şerhin İsmail Rüsuhi Ankaravi’ye ait olduğu kanaatine varır.</p>
<p>Akif, Mesnevi’yi önce kendi başına anlamaya çalışır, ardından şerhlere başvurarak yorumları karşılaştırır. Ankaravi’nin yorumlarıyla aynı noktada buluştuğunu fark ettiğinde duyduğu sevinci, “çocuk gibi sevinirdim” sözleriyle ifade eder.</p>
<h3>RÜYA İLE GELEN MESNEVİ ŞERHİ</h3>
<p>Mısır’da bulunduğu sırada Mesnevi’yi baştan sona yeniden okumaya karar veren Akif’in elinde eserin tam bir takımı yoktur. Bu sırada gördüğü bir rüya dikkat çekici bir dönüm noktası olur. Ertesi gün Abbas Halim Paşa’nın eşi Prenses Hatice tarafından kendisine bir sandık kitap hediye edilir. Sandığın en üstünde ise İsmail Rüsuhi Ankaravi’nin Mesnevi şerhi yer almaktadır. Akif, bu vesileyle Mesnevi’yi yaklaşık bir buçuk yıl içinde baştan sona okur.</p>
<h3>İSTANBUL’A DÖNÜŞTE İLK ZİYARET GALATA MEVLEVİHANESİ</h3>
<p>Vefatından kısa bir süre önce İstanbul’a dönen Mehmet Akif, otomobille yaptığı kısa bir şehir gezisi sırasında Galata Mevlevihanesi’ne uğrar. Burada, Mesnevi şerhinden feyz aldığı İsmail Rüsuhi Ankaravi’nin kabrini ziyaret eder. Bu ziyaret, Akif’in Mevlana geleneğine duyduğu vefanın sembolik bir göstergesi olarak değerlendirilir.</p>
<h3>MEVLANA ETKİSİ EDEBİ VE RUHÎ DÜNYASINDA BELİRGİN</h3>
<p>Yunus Emre’nin şiirleri gibi Mevlana’nın Mesnevi’si de Türk edebiyatına yön veren eserler arasında yer alır. Mehmet Akif Ersoy da bu etkiden nasibini alan önemli isimlerden biridir. Mevlana, Akif’in yalnızca edebi kimliğinde değil, aynı zamanda ruh dünyasında da derin izler bırakmıştır.</p>
<p>Akif, Mevlana’nın Divan-ı Kebir’de daha çok şair kimliğiyle, Mesnevi’de ise mürşid yönüyle öne çıktığını ifade eder. Bu yaklaşım, Akif’in Mevlana’yı yalnızca bir edebiyatçı değil, aynı zamanda yol gösterici bir düşünce adamı olarak gördüğünü ortaya koyar.</p>
<h3>AKİF’TEN ANKARAVİ’YE ÖZEL İLGİ</h3>
<p>Büyüyenay Yayınları arasında yayımlanan “Tutuşmuş Bir Yürek Adanmış Bir Hayat: Mehmet Akif Ersoy” adlı çalışmasında yazar Alim Kahraman, Mehmet Akif’in Mevlana sevgisine özel bir yer ayırıyor. Kahraman, Akif’in Mesnevi’yi iki defa baştan sona okuduğunu ve özellikle İsmail Rüsuhi Ankaravi’nin şerhini merkeze aldığını vurguluyor.</p>
<h3>İSMAİL RÜSUHİ ANKARAVİ KİMDİR?</h3>
<p>XVI. yüzyılın ikinci yarısında Ankara’da doğan İsmail Rüsuhi Ankaravi, tasavvuf ve ilim alanında önemli bir isimdir. Bayramiyye ve Halvetiyye tarikatlarında icazet aldıktan sonra Mevleviyye yoluna intisap etmiş, 1610 yılında Galata Mevlevihanesi şeyhi olmuştur. Özellikle Mesnevi şerhleriyle tanınan Ankaravi, Mevlevî geleneğinin en önemli şarihlerinden biri kabul edilir. Mezarı Galata Mevlevihanesi haziresindedir.</p>
<p><em>Kaynakça:</em></p>
<p><em>-Ayşe Olgun, Mehmet Akif’in Mevlana Sevgisi, Yeni Şafak.</em></p>
<p><em>-İslam Ansiklopedisi.</em></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/mehmet-akif-ersoyun-mevlana-algisi-ve-mesnevi-okumalari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cumhuriyet öncesi Ankara edebiyatı: Başkentin edebî mirası ve gizli mahfilleri</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/cumhuriyet-oncesi-ankara-edebiyati-baskentin-edebi-mirasi-ve-gizli-mahfilleri/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/cumhuriyet-oncesi-ankara-edebiyati-baskentin-edebi-mirasi-ve-gizli-mahfilleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Site Editörü]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Nov 2025 20:11:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat mahfilleri]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[ankara haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[ankara son dakika]]></category>
		<category><![CDATA[başkent]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hacı Bayram-ı Velî]]></category>
		<category><![CDATA[İstiklal Marşı]]></category>
		<category><![CDATA[kuyulu kahve ulus]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[Milli Mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[taceddin dergahı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=6013</guid>

					<description><![CDATA[Ankara'nın edebiyat tarihindeki rolü, genellikle Cumhuriyet'in ilanı ve başkent oluşuyla başlatılır. Oysa, Ankara sadece siyasetin değil, aynı zamanda zengin bir edebi birikimin de asırlardır merkezi olmuştur. Şehrin tarihi, onu yoktan var edilmiş bir "model şehir" ya da "gri kasaba" olarak gören indirgemeci bakış açılarının ötesinde, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine uzanan köklü bir kültürel geçmişe sahiptir.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ankaraedebiyat.com.tr söz konusu bu metinde, Ankara&#8217;nın Cumhuriyet&#8217;e devrettiği edebi mirasa odaklanarak, şehrin başkent olmadan önceki kültürel canlılığını ve edebi mahfillerini incelemeye girişmiştir.</p>
<h3>ANKARA&#8217;NIN KÖKENLERİ: SELÇUKLU VE OSMANLI&#8217;DA EDEBÎ ORTAM</h3>
<p>Ankara&#8217;nın edebiyatla tanışması, Türkleşme ve İslâmlaşma süreçleriyle birlikte başlar. Bu dönemde şehir, güçlü bir tasavvuf ve divan edebiyatı geleneğine ev sahipliği yapmıştır.</p>
<h3>ERKEN DÖNEM EDEBİYATI VE ŞAİR SULTANLAR</h3>
<p>12. yüzyılda Selçuklu Sultanı Muhyiddin Mesud, gaza faaliyetlerinin yanı sıra şair ve yazarları Ankara&#8217;ya davet ederek şehirdeki edebiyat hayatını canlandırmıştır. Bediî-i Engüriyevî ve Muhyevî-i Engüriyevî bu dönemde öne çıkan şairlerdir.</p>
<p>14. yüzyılda Hacı Bayram-ı Velî&#8217;nin etrafında oluşan güçlü edebi hareketlilik, tasavvufi hayatın ve Türkçenin ilk ses bayrağının Anadolu&#8217;da yayılmasında büyük rol oynamıştır.</p>
<h3>ANKARA&#8217;DA YETİŞEN DİVAN VE TASAVVUF ŞAİRLERİ</h3>
<p>Yapılan araştırmalar, 10. yüzyıldan 19. yüzyılın ortalarına kadar Ankara&#8217;nın toplam kırk altı divan şairi yetiştirdiğini göstermektedir. Bu sayı, Ankara&#8217;nın Osmanlı kültür coğrafyasında önemli bir kültürel merkez olduğunu kanıtlamaktadır.</p>
<p>Evliya Çelebi, 1648&#8217;de Ankara&#8217;ya geldiğinde, Seyahatnâme&#8217;sinde şehrin &#8220;ulemâ, sulehâ ve erbâb-ı ma‘ârif şâ’irân-ı yârân-ı bâ-safâlarının&#8221; (ilim erbabı, şair ve sohbet ehli dostlarının) sayısız olduğunu belirterek kültürel zenginliğe dikkat çekmiştir.</p>
<h3>ANKARA&#8217;NIN GELENEKSEL EDEBİYAT MAHFİLLERİ</h3>
<p>Eski Ankara&#8217;da şiirin ve edebiyatın beslendiği alanlar yalnızca resmi veya dini yapılarla sınırlı değildi.</p>
<h3>DİNİ VE SOSYAL MERKEZLER</h3>
<p>Türk-İslâm hakimiyetinde açılan cami, dergâh ve medreseler, hem divan hem de tasavvuf edebiyatını besleyen önemli mahfiller olmuştur:</p>
<p>Önemli Mahfiller: Saraç Sinan Medresesi, Melike Hatun Medresesi, Bayrâmî Dergâhı ve Taceddin Dergâhı gibi yapılar asırlarca kültürel faaliyetlerin merkezi olmuştur.</p>
<h3>GÜNDELİK HAYATIN EDEBÎ DURAKLARI</h3>
<p>Dini mahfillere ek olarak, günlük sosyal yaşamın içindeki mekânlar da edebiyat mahfili özelliği göstermiştir:</p>
<p>Bazı meyhaneler (Müneccim Tepesi&#8217;ndekiler), hanlar (Pilâvoğlu Hanı), kahvehaneler, konaklar, hatta bağ ve bahçeler bile zamanla şairlerin ve söz ustalarının buluşma noktası olmuştur.</p>
<h3>ŞAİR HAMİSİ ALİŞAN BEY KONAĞI</h3>
<p>19.yüzyıl Ankara&#8217;sının en önemli edebi merkezlerinden biri, geniş topraklara sahip Alişan Bey&#8217;in konağıdır.</p>
<p>Zengin ve kültürlü bir toprak ağası olan Alişan Bey, konağını halk şairlerinin sığınağı haline getirmiştir. Türk halk edebiyatının büyük temsilcilerinden Dertli ve Erzurumlu Emrah, son yıllarını bu himaye altında geçirmiştir.</p>
<p>Ankara Valisi Faik Memduh Paşa gibi yöneticiler de âşıkları hanlarda ve konaklarında ağırlayarak geleneğin devam etmesine destek olmuştur.</p>
<h3>MİLLÎ MÜCADELE YILLARINDA EDEBİYATIN CANLANIŞI</h3>
<p>1919-1922 yılları arasında Gazi Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün şehri Millî Mücadele&#8217;nin merkezi yapmasıyla Ankara&#8217;daki edebiyat hayatı olağanüstü bir canlılık kazanmıştır.</p>
<h3>AYDINLARIN ANKARA&#8217;YA AKINI</h3>
<p>Halide Edip Adıvar, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Mehmet Âkif Ersoy, Yahya Kemal Beyatlı, Hamdullah Suphi Tanrıöver ve Falih Rıfkı Atay gibi pek çok önemli edip, Millî Mücadele&#8217;ye destek vermek amacıyla Ankara&#8217;ya gelmiş ve matbuat cephesinde görev almıştır.</p>
<p>Bu dönemde Mehmet Âkif Ersoy İstiklâl Marşı&#8217;nı burada yazmış; Halide Edip Ateşten Gömlek ve Yakup Kadri Yaban romanlarını Kalaba&#8217;daki bağ evinde kaleme almışlardır.</p>
<h3>MİLLÎ MÜCADELE DÖNEMİ MAHFİLLERİ</h3>
<p>Edebî sohbetler ve toplanmalar bu zorlu dönemde de devam etmiştir:</p>
<p>Tâceddin Dergâhı (Mehmet Âkif&#8217;in ikamet ettiği yer), Kuyulu Kahve, Merkez Kıraathanesi, Hakimiyet-i Milliye ve Yenigün gazetelerinin idarehaneleri bu dönemin en önemli edebiyat mahfilleri olmuştur.</p>
<p>Bekârlar Tekkesi: Sadri Ertem ve Faruk Nafiz Çamlıbel gibi genç ediplerin oluşturduğu, Kuva-yı Milliye taraftarlığını şart koşan &#8220;Bekârlar Tekkesi&#8221; adlı kısa süreli gençlik toplaşması da dönemin ruhunu yansıtan önemli bir örnektir.</p>
<h3>MİLLÎ MÜCADELE YILLARI: ANKARA EDEBİYATININ ZİRVEYE ÇIKIŞI</h3>
<p>1919-1922 yılları arasında Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün şehri Millî Mücadele&#8217;nin merkezi yapmasıyla Ankara&#8217;daki edebiyat hayatı olağanüstü bir canlılık kazanmıştır. İstanbul&#8217;un işgalinden kaçan aydınlar, gazetelerini ve fikirlerini Anadolu&#8217;nun bu umut merkezine taşımıştır.</p>
<h3>TÂCEDDİN DERGÂHI: İSTİKLÂL MARŞI&#8217;NIN YAZILDIĞI EDEBİYAT MAHFİLİ</h3>
<p>Millî Mücadele döneminin en kutsal ve en özel edebiyat mahfili, şüphesiz Tâceddin Dergâhı&#8217;dır. Dergâhın bir edebi merkeze dönüşmesi, Şeyh Tâceddin Mustafa’nın davetiyle şair Mehmet Âkif Ersoy’un burada ikamet etmeye başlamasıyla gerçekleşmiştir.</p>
<p>İstanbul&#8217;da Sebilürreşad mecmuası ile Kuva-yı Milliye hareketine manevi destek veren Âkif, 1920&#8217;de Ankara&#8217;ya gelerek Milli Mücadele&#8217;nin propaganda cephesine güçlü bir destek vermiştir.</p>
<p>Tâceddin Dergâhı&#8217;nın selamlık binası, Millî Mücadele&#8217;nin en hararetli günlerinde, istiklâl arzusunu ve imana yaslanmış ruhu en güzel şekilde aksettiren İstiklâl Marşı&#8217;nın kaleme alındığı yerdir.</p>
<p>Dergâh, Mehmet Âkif&#8217;in etrafında toplanan Hikmet Bayur, Hasan Basri Çantay, Eşref Edib ve Samih Rifat gibi mebus, edip ve münevverlerin şiirlerin okunduğu, ilmi ve edebi sohbetlerin yapıldığı bir merkez haline gelmiştir. Sohbetlere neyzenler ve musiki de eşlik ederek burayı edebiyat ve musiki mahfili yapmıştır.</p>
<h3>GAZETELER VE KAHVEHANELER: SİYASİ EDEBİYATIN BULUŞMA NOKTALARI</h3>
<p>Tâceddin Dergâhı&#8217;nın manevi merkezliğine karşın, şehrin merkezindeki ticari ve sosyal alanlar da aydınların buluşma noktası olmuştur.</p>
<p><strong>Kuyulu Kahve ve Merkez Kıraathanesi:</strong></p>
<p>Ulus’ta yer alan bu iki kahvehane, ilk TBMM mebuslarının, şair, yazar ve gazetecilerin akın ettiği yerlerdir. Yahya Kemal Beyatlı, Nâzım Hikmet, Vâlâ Nureddin ve Aka Gündüz gibi isimler burada bir araya gelmiş, edebi sohbetler yapmışlardır. Vâlâ Nureddin, burada Âkif&#8217;ten &#8220;Mevzusuz modern şiirler yerine gaye şiirleri yazınız&#8221; ihtarıyla karşılaştığını kaydeder.</p>
<p><strong>Gazete İdarehaneleri: </strong></p>
<p>Hâkimiyet-i Milliye ve Anadolu’da Yeni Gün gazetelerinin idarehaneleri, İstanbul&#8217;dan kaçan aydınların toplandığı ve Milli Mücadele ruhu etrafında kenetlendiği önemli mahfillerden olmuştur.</p>
<p><strong>Lokantalar ve Kulüpler: </strong></p>
<p>Anadolu Lokantası (Ankara&#8217;nın ilk asri lokantası), Teceddüd Lokantası ve Abdullah Efendi Lokantası, &#8220;yalnız mideleri değil, ruhları da besleyen&#8221; toplanma yerleri olarak anılır. Muallimler Birliği ve mebusların hasbihal ettiği Millet Bahçesi (Şehir Bahçesi) de bu dönemde edebiyatın sosyal yaşamla iç içe geçtiği alanlardır.</p>
<h3>GİZLİ BULUŞMA YERLERİ: MEN-İ MÜSKİRAT KANUNU SONRASI</h3>
<p>Millî Mücadele döneminde uygulanan Men-i Müskirat Kanunu (İçki Yasağı) nedeniyle içkinin gizlice satıldığı Dayko’nun Tütüncü Dükkânı ve Efe Haydar’ın Meyhanesi gibi yerler de edip ve muharrirlerin devam ettiği gayri resmi mahfiller olmuştur. Yazar Aka Gündüz, bu mekanları romanlarında olay örgüsünün bir parçası olarak kullanmıştır.</p>
<h3>ANKARA EDEBİYATI BİR SÜREKLİLİKTİR</h3>
<p>Başkent Ankara&#8217;nın edebi hayatı, yoktan var edilmiş değil, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine uzanan, tasavvufi ve divan geleneğinden beslenen, halk şairlerini himaye eden köklü bir mirasın devamıdır.</p>
<p>Nitekim Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde şehirde kuvvetli bir tasavvuf ve divan edebiyatı geleneğinin oluştuğu görülür. Bu edebiyat geleneği, çoğu zaman medrese, tekke ve cami gibi mahfillerden beslenmiştir. Bu doğrultuda Ankara, Cumhuriyet döneminden önce pek çok şair yetiştiren kültürel bir muhit olarak karşımıza çıkar. 19. yüzyılın ortalarından itibaren medrese, tekke, cami gibi mahfillere ilave olarak bazı meyhane, han, kahvehane, konak, bağ ve bahçelerin de edebiyat mahfili özelliği kazandığı görülür. Halk şairlerine hami olan Alîşan Bey’in konağı, Müneccim Tepesi mevkiindeki meyhaneler ile Pilâvoğlu Hanı; kaynaklarda zikredilen bu edebiyat mahfillerinden bazılarıdır.</p>
<p>Şehrin Mustafa Kemal Paşa tarafından Millî Mücadele merkezi yapılmasına bağlı olarak Ankara’daki edebiyat hayatı da zenginleşmiştir. Bu dönemde pek çok edibin, Atatürk’ün davetiyle Ankara’ya geldiği görülür. Kafileler halinde Ankara’ya gelen şair ve yazarlar, şehirdeki edebiyat hayatının canlanmasını sağlamışlardır.</p>
<p>Şüphesiz ki Millî Mücadele döneminde Ankara’nın en önemli edebiyat mahfili, Tâceddin Dergâhı’dır. Mehmet Âkif’e uzunca bir süre ikametgâh olan Tâceddin Dergâhı, aynı zamanda İstiklâl Marşı’mızın yazıldığı mekân olması bakımından da mühimdir. Tâceddin Dergâhı, Millî şairimizin Ankara’da bulunduğu süre zarfında Âkif’in merkezi kişiliği etrafında toplaşan pek çok edibin edebî muhitine dönüşmüştür.</p>
<p><em>Kaynakça: Necati Tonga, “Cumhuriyet Ankarası’nın Devraldığı Edebî Miras: Cumhuriyet Dönemi’ne Kadar Ankara’daki Edebiyat Hayatı ve Edebiyat Mahfilleri”, Ankara Araştırmaları Dergisi, Aralık 2014.</em></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/cumhuriyet-oncesi-ankara-edebiyati-baskentin-edebi-mirasi-ve-gizli-mahfilleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
