Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
WhatsApp
Sosyal Medya

Kaynak

Sema Kaloğlu yazdı: Kulağımın dibinde sürüp giden hararetli konuşmaların şahidesi, ancak varlığı siyasi olmaması hasebiyle  umursanmayan, görünmeyen kolu olmaktan mutluyum. Mutlu muyum?!

Sema Kaloğlu yazdı: Kulağımın dibinde sürüp giden hararetli konuşmaların şahidesi,

Bildiğin ortadan ikiye ayrılmış durumdalar.

Ben pencerenin pervazına ilişmiş, bir yandan hemen yanıbaşımızda ışık hızıyla yapımı süren dev inşaata bakıyorum, mülk sahibi eski  belediye başkan yardımcısı. Siyasete bir  partinin kazandığı belediyede başkan yardımcısı olarak başladı, sonraki dönem belediyeyi başka bir parti kazandı, o yine başkan yardımcısı. Bir dönem kendisine hiç benzemeyen, bambaşka bir partinin adayı olması konusunda adı sürekli ortalıkta dolandı durdu. Şimdi sanırım parlak bahtının başka bir kadir gecesi versiyonu için hazırlanıyor. Ne diyelim, Allah vermiş işte.

İnşaatın beni ilgilen kısmı bizim binanın oraya bakıyor oluşundan başka ne olabilir ki?  O cephede  bizim kullanılmayan klima üniteleri var. Klima ünitesi demek benim için biraz yanlış çünkü bunlar aslında benim burada yenmediği için bayatlayan ekmeklerin simitlerin poğaçaların ıslatılıp kuşlara döküldüğü, gelen martı güvercin ve kargaların kısmet yarışını izleyip kameraya çektiğim, ara ara şahit olduğum kavga üzerinden hayatı anlama çabası ve tefekkür sunağım.

Kulağımın dibinde sürüp giden hararetli konuşmaların şahidesi, ancak varlığı siyasi olmaması hasebiyle  umursanmayan, görünmeyen kolu olmaktan mutluyum. Mutlu muyum?!

Karşıdakilerin edinimlerinde sığ, adalet anlayışı kör, topal yahut yetim, menfaatperest bir koyun var anladım. Her mahallenin makarna ve kömürcüsü.

O ben miyim yoksa?

Oooo!!! Yoooo!!!

Mevzu siyaset ne için var.

Bir kısmı vatandaşın alamadığı hastane randevusunu almak zorunda olduklarını, vatandaşın yahut teşkilatın içindekilerin makul isteklerini verdiği emeğe karşılık yahut tarafgirlik kaidesi gereğince yerine getirmek zorunda olduklarını savunurken diğer gurup o randevunun kul hakkına girdiğini, doksan milyona verilecek hesabın ağırlığını, üst düzey yönetici olan biri babasına randevuyu mhrs üzerinden aldığını ve randevuyu öne çekmek için araya girmek istediğinde babasının ona kul hakkı üzerinden çektiği ayarı anlatıyor.

Bir kesim ısrarla vatandaşın alamadığı randevudan nahak yere atanan kurum müdürleri, onların üzerinden üst düzey siyasi erkleri sorumlu tutarken diğer kesim bir yanlıştan dönmenin elzemi ve gayreti içinde elinde kılıcı, paslı zırhıyla yeldeğirmenlerine hücuma kalkışmış durumda.

Suyla birlikte mi akacağız yoksa akışın tersine, başlangıca, belki de bir nevi öze mi ulaşma gayreti sarfedeceğiz.

Siyaset bir yönüyle vatandaşa hizmet mi yoksa partiliye hizmet mi adlı kör döğüş. Daha şimdiye kadar içinden çıkanı görmedim. Herkesin haklılığı kendi hukukunda mündemiç.

Ömründe hiç banka sırası beklememiş, içeriye girdiğinde hoşgeldinizler arasında ağırlanma yarışına girişilen biri, devlet hastanesinden başka tedavi şansı olmayanları nasıl ve ne kadar anlayabilir?

Doksanyedi puanla adliye katipliği sınavını kazanarak atanan eleman ilk sırada alındığı işe kendisinden sonraki alımlar için sıranın iki, üç ve dördüncü olarak değil, üçüncü beşinci ve sekizinci olarak işlemiş olmasının altındaki gerçeği rakipleri ile arasındaki farkın kapatılamayacak kadar açık olmasına bağlayacak hale gelmişse ve şükrediyorsa konuşulacak ne var ki ortada?

Siyaset için hep bir nevi terbiye yöntemi tanımlaması yapılır. İyi de bir yöntemin kendi iç disiplini olması gerekmez mi, kendi kuralı, kuramı…

Var mı?

Yok mu?

Mutsuzluğun kaynağı ne?

(Fotoğraf: Enes Yasin Bay)