Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
WhatsApp
Sosyal Medya

Kadim toprakların kızı Ayperi

Yağmur Erdem yazdı: Ayperi kız, annesiyle beraber elleriyle dokumuş çadırı. “Kim bilir,” demiş, “Belki de birileri görür de bizi, bizi de hatırlar. Beni de görenler olur.”

Yağmur Erdem yazdı: Ayperi kız, annesiyle beraber elleriyle dokumuş çadırı.

Dağlar sıralandı, bir ses geldi, bir kız doğdu. Dualar okundu kutlu alkışlar verildi ardıçlar yakıldı atıldı kımızlar ateşe, yazıldı taşlara. Issık Gölü çağladı. Her masal “Bir varmış, bir  yokmuş” ile başlar, demiş Bakıt Dede ve başlamış masalı anlatmaya.

Günlerden bir gün Ayperi diye bir kız doğmuş. Güzel mi güzel, akıllı mı akıllıymış. Babasıyla ata biner, annesiyle kımız sütü sağarmış. Bu küçük kız Ayperi, koşar dururmuş Kırgız dağlarında. Yabani kırmızı gelincikler toplar, annesiyle beraber çay yaparmış. Böyle geçermiş akşamları Ayperi kızın.

“Çolpan Ata geldi.” diye haber salmışlar bu dağlara. Herkes büyük bir sevinç yaşamış. Ayperi kız kımızlara adaklar adamış, annesiyle ve babasıyla beraber dualar etmişler. Hep birlikte dileklerini sunmuşlar Çolpan Ata’ya.

Bilge Kağan, atıyla çıkagelmiş bu topraklara. Yine sevinmiş herkes. “Bilge Kağan’ın gelişine dualar kabul oldu.” denmiş. Böyle yazılırmış destanlar.

Ayperi kız, annesiyle beraber elleriyle dokumuş çadırı. “Kim bilir,” demiş, “Belki de birileri görür de bizi, bizi de hatırlar. Beni de görenler olur.”

Zaman tıngır mıngır akmış gitmiş. Ayperi kız seyreder dururmuş gelen geçeni. Bu topraklarda rüzgârlara karışmış Ayperi’nin güzelliği. Bazen güzel rüzgârlar, bazen acı rüzgârlar esmiş. Yazıtlar yazmış insanlar; “Bizi anlasınlar, bizi de görsünler.” diye. Herkes kendince tarihe karışmak istiyormuş.

İnsanlar ölüyor, insanlar doğuyor. Üzerinden binlerce yıl geçiyor ama taşlar ve o göl, bütün sessizliğiyle ve gizemiyle yerinde duruyor.

Bir tatlı sonbahar rüzgârı esmiş. Ayperinin, ruhu uçuşuvermiş kuru gelinciklerle; adeta orada süzülüyormuş sanki Issık Gölü’nün üzerinde dans ediyormuş. Temir kopuzun sesleri onun için yankılanmış bu defa. O ulu çınarın dalları esmeye devam ediyormuş.

O gölde ciğerlerimi delip geçen acıları, türküleri söyle. Ben hangi çiçeğe bırakayım? Uçayım onların üstünde, bir narin gelincik gibi.