Şehirlerimizde, devletimizi temsil eden ve bu gücün inisiyatifini yasaların müsaadesi kadar elinde bulunduran makamları kendi arka bahçesi olarak görüp kendilerini şehrin “galipleri” statüsüne yerleştirmiş mütegallibeler vardır. Mütegallibeler için devletin makamında oturanın siyasî ve ideolojik fikri, hayat görüşü, şahsiyeti mühim değildir; yeter ki o makam, kendilerine hep ayrıcalıklı yaklaşsın, kendilerinin menfaatlerinin, kârının, itibarının hamisi ve takipçisi olsun. Bunlara oligark da denir.
Onlar için esas olan, kişisel iktidarlarını sürdürmektir. Şehirde bürokrasiyi, ticareti, STK’leri, siyaseti hep avuçlarında tutmak isterler. Böyleleri bir bürokrata, devlet adamına veya bir siyasetçiye hakaret ediyorsa o bürokrattan ve siyasetçiden dilediği düzeyde istifade edememiştir; iltifat ediyorsa menfaatlenmiştir. Bu kadar basittir, bunların fikir dedikleri.
Şehirlerde mütegallibe rolü kesen çapsızlar da eksik olmaz. Bu çapsızlar; makam sahiplerince ihmal edilmiş, fark edilmemiş veya rencide edilmiş olsalar da makam sahiplerinin veya güç atfettikleri kişilerin yüzlerine cömertçe iltifat ederken arkadan yaptıkları hakaretin haddi hududu yoktur. Münafıklık bunların genel karakteridir. Bunlar da her dönemin adamıdır, sistemin ve gücün muhbiridir. Vestiyerlerinde her renk ceket bulunur, siyasetin ve devlet adamının kıyafetine göre renk değiştirirler. Kurtla bir olup kuzuyu yer, çobanla da yas tutar bunlar.
Bir de kendisini “şehrin sahibi” sanan siyasî figürler vardır. Kendilerini şehrin “patronu ve baronu” pozisyonuna konumlandırırlar, şehrin siyasî polisi!.. Onlardan habersiz şehirde kuş uçmasın, yaprak kıpırdamasın isterler. Bu siyasî figürler aktif görevde de olabilir, perde arkasında da… Şehrin tüm imkânlarını, kamu bütçesini ele geçirmek ve yönetmek, kârı kimseyle paylaşmamak, kamuya değil ancak kendine hizmetkâr olacağından emin olduğu kişilerin önünü açmak, kendilerine sürekli “adam yaratmak” gibi huyları ve alışkanlıkları vardır bunların… Kendilerine itaat ve hizmet etmeyen her niteliğin, şahsiyet sahibinin, hakkın ve haklının düşmanıdır bunlar… 26 Aralık 2009’da “Erzurum” gazetesinde bir yazı kaleme almıştım. Yazının başlığı şöyleydi: “Şehre Sahip Çıkmak mı Sahip Olmak mı?” 17 yıl olmuş, değişen bir şey yok. Sanırım şehrin ve insanın kadim hikâyesidir bu.
Şehirde yaşayan herkes gücü nispetince şehrine sahip çıkmalı evet; lâkin şehre sahip olmayı istemek bir derebeylik hevesidir, bir zorbalıktır. Sahip çıkmakla sahip olmaya çalışmak yer ile gök kadar birbirinden uzak iki kavram, siyahla beyaz gibi zıt…

Şehirlerdeki göçün bir nedeni de şehri tahakküm altında tutmaya çalışan zorbalardır.
İşte Erzurum Valiliği yaptığı süre boyunca Sayın Mustafa Çiftçi mütegallibelere, münafıklara ve kendisini şehrin sahibi olarak görenlere değil devlete, yasalara ve kamu yararına iltifat ve itibar etti. Devletin âlî menfaatlerini kişilerin çıkarlarının önüne koyan Vali Mustafa Çiftçi fincancı katırlarını ürküttü elbette…
Kimse o tarafa bu tarafa çekmesin. Halkı Müslüman olan bir ülkenin “Oruç Tutan Şehir” olarak bilinen milletçi muhafazakâr şehrinde, Erzurum’da Sayın Vali’nin Kuran Kurslarına ziyaretleri, hafızlığını saklamaması, farklı meclislerde ve sabah namazından evvel camide Binbir Hatim için Kuran okuması, hatimle teravih kılması Vali Beyi diledikleri gibi yönlendiremeyen şehir şımarıklarının diline düştü. Eleştiri kılıfındaki hücumların istihzaya kadar vardığına şahit olduk.
Aynı şekilde; Vali Bey’in yasalardan ve kamu yararından taviz vermemesinden, kurumlar üzerindeki otoritesinden ve denetiminden oligarklar rahatsız oldu. Ancak Valimiz Sayın Mustafa Çiftçi görev ve yetkilerini başta Milli Eğitim Bakanımız Sayın Yusuf Tekin olmak üzere Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Mehmet Sekmen ile, Atatürk Üniversitesi Rektörü Sayın Prof.Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu ile, kamu kurumlarının yöneticileriyle ve STK’lerle istişare ve uyum içerisinde kullanıyordu. Sayın Çiftçi ile gelişen kamu disiplini ve istişare kültürü kendisini hissettirmişti halka.
Alışılmadık bir vali profiliyle karşılaştı Erzurumlu… Sosyal medyada kişisel sayfalarını şovdan uzak ve sade vatandaş gibi aktif kullanan, sabah namazlarında bir başına camide görünen, şehrin gün görmüşlerini (“yaşlı” kelimesini kullanmazdı) ve garibanlarını evlerinde ziyaret edip dualarını alan, dağlarda yürüyen, buz tırmanışı yapan, bisiklet süren, gençlerin sohbet davetlerini geri çevirmeyen bir devlet adamı… Takdir ettiği kişileri, o kişilerin beklemediği bir anda onore ederdi. Sayın Mustafa Çiftçi’nin şahsında halk hem kendisini hem devletini gördü. Sayın Çiftçi Erzurum’da hem vatandaş oldu hem devlet adamı…
Vali Mustafa Çiftçi’nin beni en çok etkileyen hallerinden biri de millî tarihimize ve millî kültürümüze olan vukufiyeti ve ilgisiydi. Önemli günlerin yıl dönümlerinde Sayın Valimizin, Erzurum Valiliği sayfasında yayımladığı yazılı-görsel mesajlar, aziz milletimizin ruh derinliklerinde asırlardır pişmiş hakikatleri hatırlatıyordu. Birer manifesto gibi metinlerdi bunlar.
Sayın Valimiz mütevazı, inançlı ve imanlı biriydi ve bu konuda tavizsizdi. Bulunduğumuz veya şahit olduğumuz ortamlarda kahkaha attığını görmedim, tebessüm ederdi. Şehitlik ziyaretinde kimseyle konuşmaz, Kuran okur, dua eder ve sessizce tefekkür ederdi, dalardı. Birbirinden farklı spor dallarını yapardı ve sosyal yanı güçlüydü. Konuşurken kelimelerini özenle seçer, kimseyi kırmamaya özen gösterirdi. Tanıdığım Vali Mustafa Çiftçi iyi bir kitap okuyucusuydu, muhatabını da kitap okur gibi dinlerdi ve muhakkak not alırdı. Fikri takibe önem verir, sonuç odaklı çalışır, hamasete pirim vermez; planlamaya, sayılara ve istatistiğe değer verirdi. Hoşgörüsü engindi, kendisine hücum edenler için “Herkes kendi işini yapıyor.” derdi. Toplumsal olaylarda ve afetlerde olay yerine uğrayıp giden devlet adamlarından olmadı, olayı sonuna kadar olay mahfilinde takip eder, yönetirdi.
Sayın Valimiz bir de Erzurum’un limonlu çayını çok severdi.
Vali Mustafa Çiftçi ağırbaşlılığıyla, soğukkanlılığıyla, vicdanı ve merhametiyle, kamuyla ve sivil toplumla ilişkileriyle devletin ta kendisiydi… Arka planını çok iyi bildiği kişiler ve olaylar karşısında itidali tercih etti hep. Sayın Çiftçi büyük bir sorumlulukla itidali tercih ederken birileri Sayın Vali’mizin neyin nereden kaynaklandığını bilmediğini sandı. Çocukları üzerinden kendisine kurulan kumpasın arka planında kimler vardı, Sayın Çiftçi çok iyi biliyordu; ancak “devlet adamlığı” tepkisellikle ve duygusallıkla değil sabırla, ağırbaşlılıkla ve sağ duyuyla var olmaktır.
Sayın Vali’nin çocukları üzerinden yıpratılması olayının arka planında Fetö parmağı olduğunu düşünenlerdenim. Unutmayalım halâ emniyette ve devletin farklı kurumlarında Fetöcülerin, bunların taşeronluğunu yapan sermaye sahiplerinin ve siyasilerin olduğunu medyadan takip ediyor, öğreniyoruz. Şüphe iyidir, uyanık olmayı sağlar.
Şehrin siyasetini, sermayesini ve diğer tüm erklerini etkilemeye çalışan bu oligarkların bu kadar rahat hareket etmesini, bu kadar şımarmasını, pervasızlıklarını nasıl izah edeceğiz peki? Şöyle bir değerlendirme yapabilirim: Bu muhterisler, her dönem olduğu gibi kendilerini garantiye almak için “Erdoğan sonrası ne olur ne olmaz!?” diye küresel güçlerin aparatlarıyla el altından anlaşmış olabilirler. Bu hal tarih boyunca darbecilerin genelinde ve en son Fetöde görülmüştür. Umarım Sayın Cumhurbaşkanımız Erdoğan (AK Parti içinde ve dışında) küresel güç uzantılarıyla el altından iş birliği yaparak “Erdoğan sonrası” hesabı yapanları görür! Adalet Bakanı olarak Sayın Akın Gürlek’in ve İçişleri Bakanı olarak Sayın Mustafa Çiftçi’nin atanması, bu atamaların milliyetçi-muhafazakâr kesimde ve geniş tabanda coşkuyla karşılanması vaziyetin Cumhurbaşkanımız tarafından pek âlâ görüldüğü hissini veriyor bana.
Sayın Valimiz Cumhurbaşkanımızın takdirleriyle devletin en hassas biriminin başına geçti ve İçişleri Bakanı oldu. Millî bir isim… Halktan biri ve halkın çok sevdiği isim…
Mümin ve münevver bir şahsiyet olan İçişleri Bakanımız Sayın Mustafa Çiftçi’ye hücum eden oligarklar, muhteris siyasiler ve kripto Fetöcüler olacaktır; ancak halkın, gün görmüşlerin, müminlerin duası Sayın Bakanımızı yalnız bırakmayacaktır.
Allah çok zor bir makam olan İçişleri Bakanlığı vazifesini kendisine, ailesine, ülkesine ve milletine hayırlı eylesin. Rabbim Sayın Bakanımızın yâr ve yardımcısı olsun. (Amin)

YORUMLAR