Kelimelerin birbirinden ilginç, hatta tuhaf denilebilecek hikayeleri vardır. Yola çıkarken ki anlamıyla şimdiki anlamı arasında bir bağlantı kurulamayacak tuhaflıkları barındırabilirler. Bahsedilen tuhaflıklardan birine de tuhaf kelimesinin kendisi sahiptir. Öyle ki sözcüğün Türkçe’ye giren anlamıyla bugünkü anlamı arasında büyük mana farkı söz konusu. Kelime, Arapça’da tuḥfa/tuhfe (تحفة) köküne dayanıyor. Bunun çoğul hali de dilimizde de kullanılan tuhaf kelimesidir. Tuhfa, ‘hediye’ anlamına gelirken, Türkçe’de kullandığımız hali olan tuhaf da ‘hediyeler’ manasını veriyor.
TÜRK DİL KURUMU’NA GÖRE TUHAF
Türk Dil Kurumu (TDK), sözcüğü dört başlık altında tanımlıyor ve bu dördünün hiçbirinde de hediye manasını çağrıştıracak bir tanım bulunmuyor. Bunlardan ilki ‘acayip’, diğerleri de ‘şaşılacak garip şey, gülünç ve şaşılan bir şey karşısında söylenen söz’ manalarında izah edilmiş.[1]
Dördünde de hediye tanımı bulunmuyor. Peki sözcük, nasıl oldu da künhünde bulunan anlamını yitirip yakınından dahi geçilmeyecek başka anlama evrildi? Burada ilk ve şu an ki anlamı arasındaki bağlantıyı kuracak kelime, günümüzde bir meslek olan tuhafiye işi, tuhafiyecilik olacaktır.

Sözcük, dilimize ‘hediyeler’ anlamıyla girdikten sonra farklı türden, çeşit çeşit, daha doğrusu genellikle hediyelik ürünler satan işletme anlamını alıyor. Günümüzde dahi incik boncuk türü hediyelik eşyalar satılan yerlere tuhafiye adı verilir. TDK, tuhafiyeyi de ‘çorap, mendil, eldiven gibi giyim ile kurdele, dantel gibi giysi süsüne yarar şeyler.” olarak tanımlıyor.[2]

TUHAF İLE TUHAFİYENİN ALAKASIZLIĞI
Yani tuhaf ile tuhafiye arasında TDK Sözlüğü’nde en ufak anlam paralelliği bulunmuyor. Garip, acayip, değişik, gülünç, şaşılacak türden eşyalar satan dükkân anlamındaki tuhafiye, daha sonra tekil olan tuhaf sözcüğünün anlamının değişmesine neden olmuş ve hediye manasından ayrılarak günümüzdeki tuhaf anlamını kazanmıştır.
CEM SULTAN’IN TUHAFLIĞI
Bu sözcükle aynı kökten olan ithaf da dilimizde temel anlamında kullanılırken tuhaf sözcüğü ayrı bir yola girmiştir. Birine güzel bir göndermede bulunduğumuzda o kişiye ithaf, yani hediye etmiş oluyoruz.
Tuhaf, bir anlamda Türk tarihinin Cem Sultan’ı gibi ayrı bir yöne savrulmuştur. Cem Sultan; kardeşlerinden, yola çıktığı yurdundan ayrılmış, yurduna daha sonra cansız bedeniyle dönmüştür. Nesli de soyunu Avrupa’da farklı inanışlarla sürdürmüş ve halen sürdürmektedir. Tuhaf da kardeşleri tuhafiye ve ithaftan ayrılmış, şeklen var olsa da kelimeler yurduna ayrı bir bedenle dönmüştür. Nesli ise soyunu dilimizde ithaf ve tuhafiye ile sürdürmektedir.

