Yaşadığı dönemde ve günümüzde daha çok “Baba Tahir” olarak bilinen Malumatçı Mehmet Tahir Efendi 1864 yılında İstanbul’da doğdu. Baba Tahir, çaycı çıraklığından dönemin en tanınmış gazeteci ve yayıncılarından biri olma yolunda sıra dışı bir yükseliş sergiledi. Baba Tahir çok yönlüdür. O yalnızca bir yayıncı değil dönemin basın rekabetini yönlendiren güçlü bir şahsiyetti. Mehmet Tahir, Malumatçı Tahir, Tahir Efendi ve Babanzade gibi farklı isimlerle de bilinir. “II. Abdülhamid Dönemi Matbuat Şahsiyeti Baba Tahir ve Malûmat” başlıklı kitabımda hakkında şimdiye kadar bilinmeyenlere yer verdiğim Baba Tahir’in annesi, Recâizade Mahmud Ekrem’in (1847-1914) oğlu Emced’e sütannelik yapmıştır.
Baba Tahir’in sahibi olduğu Malûmât 23 Mayıs 1895 ile 18 Şubat 1904 tarihleri arasında 423 sayı yayımlandı. Malûmât’ı farklı kılan unsur görselliğe verdiği önemdi. Fotoğraflar, çizimler, kaliteli kâğıt ve özenli mizanpaj anlayışı sayesinde “Musavver Malûmât” olarak da anılmıştır. Ticaret, tıp, ziraat, tarih, edebiyat, musiki ve aile hayatına kadar uzanan geniş içeriği hayli dikkat çeker.

BABA TAHİR’DEN AHMET RASİM’E DAVET
Baba Tahir sayesinde gazeteciliğe nasıl başladığından söz eden ve “Gazetecilik denilen ve bizde genel olarak matbuat manasını içine alan âleme ilk defa dahil olduğum yer, Ceride-i Havadis’in yazı heyeti idi,” diyen gazeteci Ahmet Rasim (1864– 21 Eylül 1932) devamında buraya Baba Tahir’in delaletiyle girdiğini yazar. Baba Tahir’in kişiliğini ve görünümünü tarif eder. Girişken ve ikna yönünü kuvvetlidir:
“Baba, o esnada pek genç, uzunca, zayıftan hallice, beyaz siması üzerinde iki kalın siyah kaş ile iki kara göz çekilmiş, ilk karşılaşmada kendini sevdirecek tesirli konuşmaya sahipti. O sırada Bahar isminde bir mecmua çıkarmak teşebbüsünde bulunuyor hatta eski maarif nazırı merhum Kemal Paşa ile Recizade Ekrem, Tarik’in başmuharriri Said Beylerden birer eser koparmış, sevinip duruyordu.”
Baba Tahir ile nasıl ve nerede tanıştığını pek hatırlamayan Ahmet Rasim, büyük olasılıkla ve onun girişken bir yapısı olması nedeniyle, Çaycı Hacı Reşid’in mekânında yahut başka bir kıraathanede tanışmış olabileceklerine ihtimal vermektedir. Tanışmalarında kendisinin büyük ihtimal Baba Tahir’e gazeteciliğe olan hevesini anlatmış olabileceğini söyleyen Ahmet Rasim’e günün birinde Baba Tahir şöyle sorar:
“Ceride-î Havâdis’de çalışır mısın?”
Soruya olumlu yanıt veren Ahmet Rasim ve Baba Tahir beraber Ceride-î Havadis’in yolunu tutarlar:
“Verdiğim muvafakat cevabı üzerine kalktık. Doğruca Tomruk Dairesi kapısından girerek sağda merdivenle çıkılır bir tepeye, ondan sonra da diğer bir kapıdan kırık dökük bir merdivene geçerek çıkmağa başladık. Merdiven bir oda kapısının biraz önünde bitiverdi.”
Her ikisi Ceride-i Havadis’e vardıklarında fessiz kalan saçları birbirine girmiş, ihtiyar, bıyığı ve sakalı belirsiz, gözleri az kanlıca, bakışları adeta donuk, ceketsiz, hatta pantolonsuz ve çorapsız karşılar. Baba Tahir, karşılaştıkları bu adama doğru hızlıca yönelir ve saygısını gösterip elini öper. Sonra Ahmet Rasim’e bakarak, “Hepimizin hocası Şâir İsmet Beyefendi,” der ve onun da elini öpmesi için işaret eder.
El öpme sırası Ahmet Rasim’e gelir:
“Öptüm. Oldukça pis bir koku duyuyordum.”
Şair İsmet Bey “Pekala, pekala!”, diyerek çekilir odanın kapısını kapatır. Ahmet Rasim ve Baba Tahir, karşılıklı iki oda ile merdiven üzerindeki genişçe bir sahanlığın ortasındaki bomboş, kirli pencere camlarının birkaçı kırık bir sofadan sola doğru yürümeye başlarlar. Orta boylarda, yuvarlak yüzlü, esmer, top sakallı, bir eli ile sakalını tutmuş halde bir şahıs karşılarına çıkar. Baba Tahir birden temenna ettikten sonra “Dün söylediğim Rasim Efendi,” der ve Ahmet Rasim’i gösterir. Güler yüzlü ve peltek dilli bu kişi kısacık tanışmadan sonra Baba Tahir’e “Abdurrahman Efendi’ye götür,” diye talimat verir. İkisi karşılarındaki odaya geçer:
“Oda oldukça geniş, ortasında büyük bir tahta masa, onun geniş tarafında önünde bir yığın kâğıt, yazı yazmakla meşgul, kalıpsız fesi başında, krem rengi bir dal pardösü sırtında, bacak bacak üzerinde biri oturuyordu. Biz girince başını kaldırdı. Az şehlâ gözlü, miyop, çökük yanaklı, kara sakallı, sağ omuzuna doğru çarpıkça biriydi.”
Baba Tahir öncekinde olduğu gibi bu şahsı da yerden selamladıktan sonra:
“Efendiyi Mehmet Efendi yolladı.”
Ahmet Rasim’i dikkatlice süzdükten sonra Abdurrahman Efendi sorar:
“Hangi mekteptensiniz?”
“Darüşşafaka’dan.”
Abdurrahman Efendi biraz durakladıktan sonra sormaya devam eder:
“Nereye devam ediyorsunuz?”
“Telgrafhâne fenni kalemine.”
“Peki,” diyen Abdurrahman Efendi oturmasını söyler ve Rasim Efendi’ye yeni bir soru yöneltir:
“Fransızca biliyor musunuz?”
“Biraz.”
Abdurrahman Efendi köşede oturmakta olan şahsa bakarak “Salih Efendi! Efendiye bir fıkra verin de tercüme etsin görelim,” diye seslenir. Ahmet Rasim odaya girdiğinde Salih Efendi’yi fark etmemiştir:
“Köşede bir koltuğa oturmuş, yüzünü bir gazete ile örtmüştü. Abdurrahman Efendi’nin hitabı üzerine gazeteyi indirdi. Tıknazca, koca baş, çıkık alın, basık burun, sarı bıyık, sakallı bir zât gözlüğünü çıkararak vaktiyle Fhare de Bosphore’dan çizmiş olduğu bir iki fıkrayı gösterdi.”
O ana kadar Fransızca kitap ve mecmualardan başka hiçbir gazete almayan Ahmet Rasim’e bu iş fena gelir. Tercümesi beğenilmez. Abdurrahman Efendi sorun çıkartır ve gazetenin yetkilisine giderek Ahmet Rasim’in daha çocuk ve acemi olduğunu, daha tecrübeli birinin işe alınmasını hiddetle söyler. Konuştuğu kişi alttan almakta, alışacağını ve işi öğreneceğini söyler. Bu esnada Ahmet Rasim ortalık gergin bir hal alınca Baba Tahir’e bakar.
Kısık bir ses tonuyla Tahir Bey şaşkın halde duran Ahmet Rasim’e şöyle der:
“Müdürün biraderi Ömer Efendi.”
Neticede görüşme sonrası Ahmet Rasim işe kabul edilir.

Mâlumat
MÂLUMAT’TA ŞEHİR MEKTUPLARI
Malûmat ile beraber diğer çıkarmış olduğu yayınlarla hızlıca güçlenerek büyüyen Baba Tahir’in başarısını muhalifleri ısrarla devlet içerisindeki güçlü bağlarına dayandırır. Baba Tahir’in saray tarafından özel olarak yetiştirildiği dahi öne sürülür. Halit Ziya Uşaklıgil (1868-1945) hatıratında, Malûmât’ın Servet-i Fünûn karşısında saray tarafından çıkarıldığından bahseder.
Ahmet Rasim ile olan dostluğunu her fırsatta dile getiren Uşaklıgil onun bir edebiyat zemininde Malûmât’a geçmesini yüzeyden daha derinleri bulandırmayacak geçici gölgeler olarak değerlendirir.
Edebiyat-ı Cedide’nin karşısında duranları hatıratında zikreden Uşaklıgil kendilerine muhalif olarak anılan Hüseyin Rahmi Gürpınar (1864-1944) ile Ahmet Rasim’i sorgular. Her ikisini sever ve onların mizacından latifelerinden bahseder. Edebiyat-ı Cedide’ye bu iki ismin muhalefet etmiş olsalardı bütün yaşanılanlar eğlenceden ibarettir. Ahmet Rasim’e yine Malûmât üzerinden dokunur. Onun için şöyle der:
“O her vakit bizim aramızda idi ama asıl Malûmât sahibinin yanında idi.”
Servet-i Fünûn’dan ayrılmaya karar vermesinden sonra Malûmât’ta “Şehir Mektupları” başlığıyla yazılar kaleme alan Ahmet Rasim’e Ali Ekrem Bolayır’a (1867-1937) mektup yazar ve meseleyi anlatır. Malûmât’ta yazmak istediğini ifadelerle ileten Ali Ekrem: “Bundan sonra âsâr-ı sâire-i âcizânemi de Malûmât’ınızın sahifelerinde görmekle memnun olacağım.”
Baba Tahir’in Ahmet Rasim üzerinden Fehim Paşa’nın (1873-1908) haraç aldığı iddia edilen birtakım kumarbazları saraya jurnallediği söylentiler arasındadır. Söz konusu jurnal Ahmet Rasim’in II. Wilhelm’in Filistin ve Suriye ziyaretini takip ettiği sırada gerçekleşmiştir:
“Baba Tahir, Fehim Paşa ve emsalinin kumarhanelerden almakta oldukları gündelik veya aylık gibi bir irat daha ele geçirmek için Rasim Bey’in ağzından bir jurnal tertip ederek kumarbazlardan beş, onunu hapse tıktırır.”
İstanbul’a döndüğünde, Rasim’i Sabah matbaasının karşısında suculuk yapan Kostî Efendi bir köşeye çeker ve aralarında şöyle diyalog geçer:
“Seni kumarbazlar vuracaklardı!”
“Neden?”
“Sen onları jurnal etmişsin, onar, yirmişer gün yattılar.”
“Ben mi?”
“Sen!”
“Ayol! Sen beni bilmez misin?”
“Bilirim. Bunları Fehim Paşa kurtarmış! O söylemiş.”
“Şimdi?”
“Merak etme… Şimdiye hacet kalmadı, iş anlaşıldı. On gün evvel gelseydin müşkül mevkide kalacaktın!”
Bu sohbetten sonra Ahmet Rasim ile Kostî Efendi dönemin meşhur kumarbazlarından Tırnakçı Rifat’ı, Çerkes Hurşid’i, Kumaş Faiğ’ı ziyarete giderler. Üçü de teessüf edip haksız yere suizanda bulunduklarını belirtirler.

Mâlumatçı Baba Tahir.
MÂLUMAT’TAN TARTIŞMA SONRASI AYRILIR
Fehim Paşa sayesinde beladan kurtulmuş gibi duran Ahmet Rasim, akabinde Baba Tahir ile şiddetli bir tartışma yaşar ve Malûmât’ı bırakıp İkdam gazetesine geçer. Süleyman Kani İrtem’in (1875-1945) iddiasına göre bundan sonra Baba Tahir Ahmet Rasim’i jurnallemeye başlarken, Baba Tahir’in yardakçıları hafiyeler için de Ahmet Rasim sermaye olur. Nereye gitse takip edilir.
SAHTE NİŞAN VE AHMET RASİM
Baba Tahir padişah iradesiyle verilen nişan verme işine usulsüz şekilde dâhil olur. Nişan kaleminden iki memurla bir olup padişah adına nişan satmaya başlar. Bu işi öyle bir noktaya getirir ki, kimi zaman hiç para almadan uzunca bir liste hazırlar rastgele isimler yazar. İşi daha da ileri götüren Tahir Bey İtalyan bir hakkâk (oymacı) bulur ve sahte nişan üretimine başlar.
Nişan alacak kişiler gazeteler aracılığıyla ilan edilmektedir. Baba Tahir nişan satma işinde gazetesini kullanır ve teknik hileye başvurur:
Baba Tahir’in bu işi çok ileri götürdüğünü, bazen uzun bir liste hazırlayıp, o an aklına gelen isimleri yazdığını, iradesini çıkarttığını keyfi olarak para da istemeden hazırladığı listeye göre nişan dağıttığını söyleyen Münir Süleyman Çapanoğlu (1894-1973), yine böyle bir günde elinde nişan alacaklarının olduğu uzun bir listeyle Ahmet Rasim’in yanına geldiğini aktarır. Baba Tahir nişan aldırmak istediği kişilerin olup olmadığı Ahmet Rasim’e sorar:
“Tanıdıklarından, ahbaplarından taltife layık kimseler var mı?”
Ahmet Rasim şaşkın halde yanıtlar:
“Ne olacak?”
“Nişan alacağım da!”
Ahmet Rasim matbaa arkadaşlarına nişan alınmasını ister, Baba Tahir’de onları listeye yazdığını söyler ve başka var mı diye sorar. Ahmet Rasim bunun üzerine “Sen daha iyi bilirsin benimkiler nişan meraklısı değildir,” der.
Gücüne güç katan Baba Tahir, Heybeliada’da otel sahibi dahi olurken iyice azıtır. Çeşitli gayri meşru işlere bulaşır, sahte nişan satma ve hapis yatar. Nihayetinde 1909 yılında Trablusgarb’a sürgün edilir. Aynı yılın sonlarına doğru Milano’ya kaçar. Burada bir şirket kurar ancak dikiş tutturamaz. Paris’e geçen Baba Tahir burada da tutunamaz. Baba Tahir’in 1912’nin şubat ayında Paris’te yoksulluk içinde vefat ettiği günlerde, gazeteci, yazar ve bestekar Ahmet Rasim Efendi mesleğinin zirvesindedir ve kalem oynatarak ekmeğini kazanmaktadır.
Kaynak: II. Abdülhamid Dönemi Matbuat Şahsiyeti Baba Tahir ve Malûmat, Mehmet Poyraz, KDY Yayınları, 2022.

