<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mustafa Süs &#8211; Ankara Edebiyat</title>
	<atom:link href="https://ankaraedebiyat.com.tr/author/mustafasus/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://ankaraedebiyat.com.tr</link>
	<description>Edebiyat ve kültür sanat haberleri...</description>
	<lastBuildDate>Mon, 13 Apr 2026 18:24:36 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2025/11/ankara-edebiyat-site-logo-001-150x150.jpg</url>
	<title>Mustafa Süs &#8211; Ankara Edebiyat</title>
	<link>https://ankaraedebiyat.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Konuşma ve dinleme adâbı</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/konusma-ve-dinleme-adabi/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/konusma-ve-dinleme-adabi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Süs]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Apr 2026 18:23:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[dinleme adabı]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[konuşma adabı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=9299</guid>

					<description><![CDATA[Mustafa Süs yazdı: Sen çok ciddi bir konu üzerine çene çalarken, ötekinin yaşadığı komik bir olayı ya da birilerine “ders verdiği” bir anısını anlatmaya çalışması gibi durumlar da cabası.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Eskiler, <strong>“Söz gümüşse sükût altındır,”</strong> derlerdi. Bu sözü; olur olmaz yerde konuşmama, söz verilmeden söze girmeme ve dinlemenin konuşmaktan daha evlâ olduğu yönündeki nasihatlerle desteklerlerdi. <strong>“Konuşmak ihtiyaç olabilir ama susmak sanattır,”</strong> diyen de vardı. Hatta <strong>“Konuşursan bildiğini tekrar eder, dinlersen bilmediğini öğrenirsin,”</strong> sözü de bu hakikati özetler niteliktedir.</p>
<p>Şu her kafadan bir sesin çıktığı ortamlarda konuşulanlara <strong>“kakofoni”</strong> mi diyorlar? Ne kadar ayıp. Ayıp olmasına ayıp da bu çok konuşma işine acil bir çözüm bulmamız gerekiyor.</p>
<p>Herkes konuşmak istiyor ama dinleyen yok.</p>
<p>Pazara malını çıkarıp da alıcı bulamazsan ya malı geri çeker ya yok pahasına satar ya da kalitede artırıma gidersin.</p>
<p>Ancak sosyal ortamlarda durum farklı; hangi ortama girerseniz girin, herkes bir şeyler anlatma derdinde.</p>
<p>Beş dakikalık oturma ortamında bir saatlik konuşmaya başlayanı mı ararsınız; ortada herhangi bir konu yokken kendiliğinden konu uydurup, o an kafasında taslak halinde belirlediğini ortamdakilere aktarma ihtiyacı hissedeni mi? Ne ararsanız var.</p>
<p>Hatta konuşan kişi daha sözünü bitirmeden, sanki kendi söyleyeceği söz tarihin en özgün sözüymüş gibi karşısındakini manipüle ederek sözünü kesmeye çalışanlar bile var; el kol hareketleriyle veya araya belirsiz sesler sokuşturarak&#8230;</p>
<p>Sen çok ciddi bir konu üzerine çene çalarken, ötekinin yaşadığı komik bir olayı ya da birilerine “ders verdiği” bir anısını anlatmaya çalışması gibi durumlar da cabası.</p>
<p>Hani insanlar cömert kişiye cömertlik yapmayı severler de cimriye cömertlik yapmaktan hoşlanmazlar ya; aslında bu durum, çok konuşan insanlar için de geçerli. Bir ortamda hiç konuşmayan veya az ve öz konuşan insanların kelâmına hasret kalıyoruz; <strong>“Keşke onlar da konuşsa”</strong> diyoruz.</p>
<p>Bir keresinde camide bir vaaz dinlemiştim; üstelik normal bir Cuma vaazı da değildi. Herkes bir an önce cenazeyi kaldırıp işine gücüne dönme derdindeyken hoca; az ve öz konuşmanın öneminden ayetlerle, hadislerle, atasözleri ve deyimlerle, hatta yaşanmış hikâyelerle yaklaşık bir saat bahsetti&#8230;</p>
<p>O an şöyle bir cümle not etmek zorunda kalmıştım: <strong>“Uzun uzun anlattı, kısa konuşmanın gerekliliğini.”</strong></p>
<p>Konumuza dâhil bir başka mesele daha var; onu da ekleyip iki konuyu birbirine bağlayalım. <strong>“Konuş ki göreyim seni”</strong> cümlesiyle başlayan ve hiç konuşmayan insanların &#8220;tekin&#8221; olmadığına dair düşünceler mevcuttur.</p>
<p>Uzun süre bir ortamda bulunup da karakteri hakkında kimsenin fikir sahibi olamadığı insanlar tehlikeli görülebilir; onlar tabiri caizse sinsi kabul edilir. Bu tür durumlara da ayrıca dikkat edilmelidir.</p>
<p>Konuşmayı da konuşmamayı da insanları rahatsız etmeyecek bir seviyede tutmak için herkes üzerine düşeni yapmalı. En güzeli de şunlara dikkat etmektir:</p>
<ul>
<li>Bir ortamda konuşacak kişiye makul bir <strong>zaman sınırlaması</strong> getirilmeli.</li>
<li>Kendiliğinden gelişen sohbetlerde <strong>zaman yönetimi</strong> sağlanmalı.</li>
<li>Alıcısı olmayan yerde <strong>fikir satışına</strong> onay verilmemeli.</li>
<li>Ortama davet edilen misafiri devre dışı bırakacak şekilde <strong>konuşma hiziplerine</strong> girilmemeli.</li>
<li>Gücü yeten, gücünün yettiğini azarlamamalı.</li>
<li>İnsanlar <strong>oldu bittiye</strong> getirilmemeli. Çay satmak için topladığın kalabalığa “Güzel patateslerimiz de var” diyerek insanlar patates almaya zorlanmamalı.</li>
<li>Konuşacak kişiye azami saygı gösterilmeli; kendi arasında konuşan öğrenciler gibi konuşanın <strong>insicamını bozacak</strong> davranışlardan kaçınılmalı.</li>
<li>Söz sürekli bölünmemeli; eklenecek bir şey varsa sohbetin bitimi beklenmeli.</li>
</ul>
<p>Kısaca; Allah bizi, <strong>“Keşke sohbeti hiç bitmese,”</strong> diyebileceğimiz insanlarla karşılaştırsın; <strong>“Çok uzattı, dükkânı bir kapatsa da gitsek”</strong> dedirtenlerle değil.</p>
<p>Ben de uzun uzun yazmış oldum kısa konuşmanın gerekliliğini&#8230; Ama bir fark var: Kimse benim yazılarımı okumak zorunda değil; oysa konuşanları dinlemek zorunda kalıyoruz, garabet orada.</p>
<p>Ayrıca kısa yazmanın okunurluğu artırdığı da şuraya not olarak düşmek isterim.</p>
<p><em>(Fotoğraf: Enes Yasin Bay)</em></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/konusma-ve-dinleme-adabi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Verdiğim emekler zehir zıkkım olsun</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/verdigim-emekler-zehir-zikkim-olsun/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/verdigim-emekler-zehir-zikkim-olsun/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Süs]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Apr 2026 07:35:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[zehir]]></category>
		<category><![CDATA[zehir zıkkım]]></category>
		<category><![CDATA[zıkkım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=9111</guid>

					<description><![CDATA[Mustafa Süs yazdı: Yarının ne getireceği bilinmez. Bugün can ciğer olduğumuz insanlarla yarın kanlı bıçaklı düşman olabiliyoruz. Zaten insan, sevmediğine düşman olma gereği duymaz; yakın mesafesi olmayanlarla büyük ayrılıklar yaşamaz. Ne yaşanırsa, en yakınımızdakilerle yaşanır.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Allah, kitabında insanın ne denli nankör olduğundan bahseder. İnsanız; nankörlük de bize mahsus, yanlış yapmak da&#8230; Hata yapmak kadar vefalı olmak, kadirşinaslık göstermek de bizim doğamızda var.</p>
<p>Bir zamanlar bir arkadaşla tanışmıştım, uzun süreli bir ahbaplığımız oldu. Bir keresinde, sürekli hesap ödeme gayretinden rahatsız olarak ona şöyle dedim: &#8220;Neden sürekli sen hesap ödemeye çalışıyorsun? Bu yolla insanları uyuşukluğa alıştırdığının farkında değil misin? Sen ödüyorsun diye kimse elini cebine atmıyor; herkes ucuz-pahalı demeden, bedel ödemeden istediğini yiyor. Keşke böyle yapmasan.&#8221;</p>
<p>Bu çıkışımdan sonra bana hafızama kazınan şu cümleyi kurdu: “İnsanlara bir şeyler yedirerek onların sana itaat etmesini sağlarsın.”</p>
<p>Cömert insanların hesap ödemesini anlarsınız; onlar &#8220;veren el&#8221; olmak için fırsat kollarlar. Kimseye müdana etmemek için hesap ödeyenleri de anlarsınız; onlar artık nasıl bir hayat yaşadılarsa, kimseden iyilik gelmesini istemezler. Ancak bu yazının amacı cimrilik veya cömertlik değil.</p>
<p>Kimi cömert görünen insanların gizli ajandaları olabileceği pek çoğumuzun aklına gelmez. İnsanların itaatini sağlamak için karınlarını doyurmak da ne demek? Evet, &#8220;kalbe giden yolun mideden geçtiğini&#8221; ya da &#8220;yardım almaya alışanların buyruk almaya da alışacağını&#8221; biliyoruz; fakat bunları genelde gönül ilişkilerinde veya iş ortamlarında geçerli sanıyorduk. Meğer insanlar, etrafına topladığı sözüm ona dostlarının kendisine biat etmesini beklermiş. Bunlar nasıl bir dünyada beslenmiş mahluklardır?</p>
<p>Yazının başında nankörlükten söz ettik. Her birimizin nankörlüğe meyli olduğundan dem vurduk. İnsanoğlu, bir anaya “Sana sütüm haram olsun,” bir babaya ise “Verdiğim emekler zehir zıkkım olsun,” dedirtecek karakterdedir. Bu yüzden her fırsatta söylüyoruz: Ananın bile sütünü haram edebileceği bir dünyada yaşıyoruz.</p>
<p>Ne yapın ne edin; size değer verdiğini söyleyen, sizi şımartmak isteyen veya size &#8220;hak ettiğinizi düşündüğü&#8221; bir bedeli ödemeye çalışan insanların “sıra dışı iyiliklerini” mümkün olduğunca kabul etmeyin. Bu cümlelerimin pek kabul görmeyeceğini biliyorum. Bakın, özellikle belirttim: &#8220;Sıradan&#8221; iyiliklerden söz etmiyorum. Toplum içinde yaşıyoruz; elbette birbirimize dokunacağız, birbirimizi doyuracağız, gerekirse kelle koltukta birbirimize arka çıkacağız. Benim kastettiğim o &#8220;sıra dışı&#8221; iyilikler.</p>
<p>Yarının ne getireceği bilinmez. Bugün can ciğer olduğumuz insanlarla yarın kanlı bıçaklı düşman olabiliyoruz. Zaten insan, sevmediğine düşman olma gereği duymaz; yakın mesafesi olmayanlarla büyük ayrılıklar yaşamaz. Ne yaşanırsa, en yakınımızdakilerle yaşanır.</p>
<p>Geçenlerde bir arkadaşımla hasbihal ederken, &#8220;İnsanlar sana bir iyilik edeceği zaman lütfen onları kırma,&#8221; dedi. Artık nasıl bir savunma mekanizması geliştirmişsem&#8230; Önce güldüm, sonra ekledim: &#8220;Artık insanlar bana nasıl davranacaklarını öğrendiler, o yüzden sıkıntı yok.&#8221;</p>
<p>Öyle bir hayat yaşamalıyız ki; ya bize verilen ne varsa hepsine adamakıllı vefa göstermeli ve verene daha fazlasıyla mukabele etmeliyiz ya da nankör olma potansiyelimizi dikkate alarak kimseden bir şey beklememeliyiz. Hele ki şu özel günlerdeki &#8220;şirinlikler&#8221;&#8230; Bunlar size de gayrisamimi gelmiyor mu? Veren, verdiğinin fazlasını bekliyor; alan, beklentisinin altında kalırsa hayal kırıklığına uğruyor. &#8220;Ben hediyesinde değilim, beni düşünmesi yeter,&#8221; diyenlere pek inanmayın; o işin edebiyat kısmı. Herkes bal gibi de bir şeyler bekliyor ve bu durum öyle tuhaf bir hal aldı ki, insanlar adeta hediye dilencisine dönüştü.</p>
<p>Nankörlük mayamızda var; ancak dayanışma, vefa ve sinsilik de öyle. İnsan denen varlıkta hepsi mevcut. “Verdiğim emekler zehir zıkkım olsun,” dedirtmeden yaşamak zor; fakat bu tavsiyelere kulak verilirse, süreci ufak sıyrıklarla atlatabiliriz.</p>
<p>&#8220;Alan el&#8221; olmaktansa &#8220;veren el&#8221; olmayı seçelim, tamam; ama verirken gizli bir ajandamız olmasın. Alırken de vefasızlığımız had safhaya varmasın.</p>
<p><em>(Fotoğraf: Mehmet Poyraz)</em></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/verdigim-emekler-zehir-zikkim-olsun/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Özür dilemek gerçekten erdem midir?</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/ozur-dilemek-gercekten-erdem-midir/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/ozur-dilemek-gercekten-erdem-midir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Süs]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Mar 2026 04:08:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[erdem]]></category>
		<category><![CDATA[özür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=9044</guid>

					<description><![CDATA[Mustafa Süs yazdı: Yanlışlıkla ayağa basmak ile bile isteye yüze tokat atmayı aynı özürle kapatabilir miyiz? Bu durumun geçiştirilmesine müsâmaha göstermeli miyiz?]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanlara ana sınıfından itibaren okullarda, dillenmeye başladıkları andan itibaren de aile içinde özür dilemeyi öğretirler. “Özür dilemek erdemdir, özür dilemek nitelikli insanın vasfıdır” gibi kalıplaşmış sözler edilir.</p>
<p><strong>Peki, insanlar neden özür diler?</strong></p>
<p>Grup içindeki uyumu bozan kişi; “Kuralları kabul ediyorum, amacım zarar vermek değildi,” diyerek dışlanmayı önlemek adına özür diler.</p>
<p>Bir de hukuki anlamda özür vardır ki bu aslında tamamen &#8220;sözsüz&#8221; bir davranıştır. Hata veya yanlış yapan, özür dilemek yerine bedel öder. Örneğin birinin arabasına çarptıysanız, kuru bir özür yerine onun zararını tazmin edersiniz.</p>
<p>Bazı özürler ise mahkeme savunması gibi bir açıklama içerir. Kişi, neden yanlış yaptığını sözle izah eder. Burada o &#8220;sihirsiz&#8221; iki kelimenin ardına sığınılmaz; aksine “Yanlış yapan yaptı da yaptıran ne etti?” sorusuna cevap aranır.</p>
<h3><strong>Tövbe ve Özür Farkı</strong></h3>
<p>Özür dilemek gerçekten erdem midir? Bu soruya cevap bulmak zorundayız.</p>
<p>Öncelikle tövbe etmekle özür dilemeyi birbirine karıştırmamak gerekir.</p>
<p>Allah; Rahman’dır, Rahim’dir; dilediğini affeder, dilediğini etmez.</p>
<p>Kul ise çoğu zaman nefsiyle hareket eder. Benliğinin incinmesi veya gururunun kırılması onu yaralar; bu yüzden kendisine zarar verenleri affetmeyebilir.</p>
<p>Elbette kulun affedici ve hoşgörülü olması istenir; nitekim &#8220;Allah affedicidir, affedenleri sever.&#8221; Ancak kulun affediciliğine ve hoşgörüsüne sığınıp bunu suistimal edenleri ne yapacağız?</p>
<p>Yanlışlıkla ayağa basmak ile bile isteye yüze tokat atmayı aynı özürle kapatabilir miyiz? Bu durumun geçiştirilmesine müsâmaha göstermeli miyiz?</p>
<h3><strong>Kibirli İnsanın Özrü</strong></h3>
<p>Toplumda hata değil de bilinçli yanlışlar yapan ve ardından hemen özür dileyen insanlara bakın; genelde arsız, kibirli ve egosu yüksek kişilerdir. &#8220;Nasıl yani? Kibirli insan özür dilemez ki!&#8221; dediğinizi duyar gibiyim. Aksine, kibirli insan özür diler; ancak diledikten sonra yine kendi bildiğini okumaya devam eder. Sizi kırdığı veya üzdüğü için gerçekten pişman değildir. Sadece günü kurtarmak, dışlanmamak ve haksız görünmemek için geçici bir hamle yapmıştır. Bu kişilerin şımarıklığı had safhadadır.</p>
<p>Aslında basit hatalar için dilenen özürler de çoğu zaman gereksizdir. Fakat toplumumuzdaki insanlar sözüm ona &#8220;hatadan münezzeh&#8221; oldukları için, karşı taraftan sürekli bir özür beklerler.</p>
<p>Elbette yanlış anlamalara meydan vermemek adına açıklama yapmanın gerekli olduğu durumlar ayrıdır. Örneğin, bir ortamda dil sürçmesi yaşayarak orada olmayan birini haksız yere suçlamışsanız, konunun açıklığa kavuşması elzemdir.</p>
<h3><strong>Esas Olan Nedir?</strong></h3>
<p>Asıl erdem, mümkün olduğunca özür dilemeyi gerektirecek davranışlardan kaçınmaktır. Bile isteye ukalâlık yapmak, üst perdeden ahkâm kesmek, üzerine vazife olmayan işlere burnunu sokmak, hiyerarşiye dikkat etmemek, fütursuzca ve patavatsızca davranmak&#8230; Bunlar bilinçsizce değil, bilerek yapılan yanlışlardır. Kimse &#8220;boş bulunup&#8221; birine durduk yere hakaret edemez ya da önünü ardını araştırmadan insanları yargılayamaz.</p>
<p>Bu tür bilinçli yanlışlar sonucunda dilenen özür, muhatabı tarafından asla kabul edilmemelidir. İnsan; <strong>“Özrünü aldım, cebime koydum; mecburî ilişkilerimiz devam edebilir ama mesafemi korumak zorundayım”</strong> diyebilmelidir.</p>
<p>Aksi takdirde insanın ruhu kevgire döner; kendisine saygısı kalmaz ve önüne gelenden yumruk yiyen bir &#8220;şamar oğlanına&#8221; dönüşür.</p>
<p>Unutulmamalıdır ki gerçek erdem olan özür, muhatabının olduğu veya olmadığı yerde yapılan yanlışı bir daha asla tekrarlamamaktır. Münevver ne demiş?</p>
<p>“Ahlâk, karanlıkta yere tükürmemektir.”</p>
<p>Yaptığı her yanlıştan sonra özür dileyenin özrünü hemen kabul edenler, o kişiyi daha da arsız ve kibirli yapmaktan başka bir işe yaramazlar.</p>
<p><em>(Fotoğraf: Enes Yasin Bay)</em></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/ozur-dilemek-gercekten-erdem-midir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hazin bayramlar</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/hazin-bayramlar/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/hazin-bayramlar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Süs]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Mar 2026 05:24:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[bayram]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan bayramı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=8930</guid>

					<description><![CDATA[Mustafa Süs yazdı: Benim kendi adıma hazin geçmeyen tek bayramım yoktur. Çocukken de büyüyünce de hazin olmuştur bayramlarım. O yüzden bayram gelecek diye bir kaygı alır beni… Olması gerekeni yapamadığım için.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<ul>
<li>Guzum benim telefon bozuk herhalde şuna bir bakıver… der yaşlı emmi telefon tamircisine.</li>
<li>Tamirci telefonu alır, kendi numarasını yazar, arama tuşuna basar ve telefonun bozuk olmadığı anlaşılır. Emmiye döner:</li>
<li>Emmi telefonun bozuk değil, ne güzel çalışıyor, der.</li>
</ul>
<p>Emminin gözünden birkaç damla yaş dökülür ve akabinde telefonu alır duvara çarpar. Çarparken de;</p>
<ul>
<li><strong><em>Bozuk değil de çocuklarım beni neden aramıyor ya?</em></strong> der.</li>
</ul>
<p>Bu küçücük hikâyeyi daha önceleri de yazmıştım ve her aklıma geldiğinde bir kırılma olur içimde. Öyle bir kırılma ki sormayın gitsin. En başta beni yaralar bu hikâye. Hikâyenin baş öznesi benimdir.</p>
<p><em>Tamam, telefon görüşmesi yapmasını sevmiyor olabilirim, uzun konuşmalardan bıkkınlık duymuş olabilirim, uzun konuşunca migrenim azıyor, başımın ağrısı uzun bir süre geçmiyor olabilir, fazlaca kardeşim olduğundan ben arada kaynıyor da olabilirim; ama bu ana babayı aramamanın acısını çok fazla yaşayacağımdan eminim. Hiçbir şey ana babadan uzak kalmaya bahane de olamaz, mazeret de olamaz.</em></p>
<p>Her bayram öncesi müthiş bir heyecanla analar babalar evlatlarının geleceği günü bekler. Hangi evladının gelip hangisinin gelmeyeceğini de hisseder analar babalar. Ona göre beklentiye girerler.</p>
<p><strong>Ama o kaygı yok mu o kaygı… Mahveder onları. Bayram gününe kadar devam eden bir kaygıdır o. Gözler devamlı kapıdadır.</strong></p>
<p>Onlar böyle heyecan içinde ve kaygıyla beklerken evlatlarını… Evlatlarının kafasında başka hayaller, başka kuruntular veya başka sıkıntılar vardır.</p>
<p><strong>Kimisi bayram tatilini tatil beldelerinde geçirme hayalleri kuruyordur. </strong></p>
<p><strong>Kimisi eşine veya çocuklarına söz geçiremiyor, onları köye gitme konusunda ikna edemiyordur. </strong></p>
<p><strong>Kimisi hiçbir yere gitmeyip rahatını bozmak istemiyordur.</strong></p>
<p>Kimin ne planı olursa olsun, ana babası vefat edenler daha iyi bilir, yarın herkes pişman olacaktır. Aramayanlar da bayramlarda gitmeyen veya gidemeyenler de… Belki gidenlerden de pişman olan olacaktır kim bilir ama bunun bizim konumuzla ilgisi yok. Geçimsiz aileler, bir araya gelince tartışma çıkaranlar falan…</p>
<p>Torun özlemiyle, evlat hasretiyle yanıp tutuşan ana babaları âhir ömründe sevindirmek, onların hayır duasını almak, onları el içinde mahcup duruma düşürmemek tüm evlatların aslî görevi olmalı esasında.</p>
<p><em>Bir devlet büyüğü çağırınca ya da işimizle ilgili herhangi bir program olunca ne yapıyoruz? Yığınlarca meşgalemiz olsa bile işi gücü bırakıyor, koşa koşa gidiyoruz hem de en titiz halimizle. Para gerekiyorsa buluyoruz, araç gerekiyorsa buluyoruz, ne eş karşı çıkıyor bu programlara ne çocuklar.</em></p>
<p>Ama iş sıla-i rahim olunca ve gitmeyene herhangi bir yaptırım olmayınca her birimiz gevşek duruyor ve imtihanı kaybediyoruz.</p>
<p>Benim kendi adıma hazin geçmeyen tek bayramım yoktur. Çocukken de büyüyünce de hazin olmuştur bayramlarım. O yüzden bayram gelecek diye bir kaygı alır beni… Olması gerekeni yapamadığım için.</p>
<p>Bu imtihanı kaybedenlerin içine küçük bir korku salmak istiyorum: Yarın evlatlarımız bizden beter olacaklar… Biz gitmiyoruz, onlar belki selâm bile vermeyecekler bize…</p>
<p><em>Görsel: Enes Yasin Bay</em></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/hazin-bayramlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Burnunun dikine gidenler aslında nereye gidiyor?</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/burnunun-dikine-gidenler-aslinda-nereye-gidiyor/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/burnunun-dikine-gidenler-aslinda-nereye-gidiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Süs]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Mar 2026 20:31:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[burun]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[insanlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=8868</guid>

					<description><![CDATA[Mustafa Süs yazdı: Kültürümüzde ve inancımızda istişare hayatî bir öneme sahiptir. İstişare edilmeden girilen yolların sonu genellikle hayırlı bitmez.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanlar kendi heva ve hevesleri doğrultusunda hareket ettiklerinde yalnızlaşırlar; halk arasında bu durum <strong>“burnunun dikine gitmek”</strong> olarak adlandırılır.</p>
<p>Bir konuda otorite olabilirsiniz, çevrenizde o işi sizden daha iyi bilen olmayabilir ve tek başınıza kararlar alabilirsiniz. Hatta çevrenizdeki insanlar size güvendiği için peşinizden de gelebilir. Ancak burada bile <strong>“el elden üstündür”</strong> düstûru devreye girer. Atalarımız boşuna, “Ne kadar bilirsen bil, bir bilene danış,” dememişlerdir.</p>
<p>Çok bilen insanlarda zamanla bir <strong>güç sarhoşluğu</strong> ve <strong>basiret bağlanması</strong> oluşabilir; bu, üzerinde dikkatle durulması gereken bir risk faktörüdür. Unutulmamalıdır ki denizde boğulanların çoğu yüzmeyi çok iyi bilenler, ölümcül kazalara sebebiyet verenler ise genellikle tecrübeli sürücülerdir.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-6751" src="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2025/12/oynayan-insanlar.jpg" alt="" width="1000" height="619" srcset="https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2025/12/oynayan-insanlar.jpg 1000w, https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2025/12/oynayan-insanlar-540x334.jpg 540w" sizes="(max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /></p>
<p><strong>İstişarenin Gücü ve Yalnızlığın Bedeli</strong></p>
<p>Kültürümüzde ve inancımızda <strong>istişare</strong> hayatî bir öneme sahiptir. İstişare edilmeden girilen yolların sonu genellikle hayırlı bitmez.</p>
<p>Özellikle toplumun genelini ilgilendiren konularda fevri davranmak ağır sonuçlar doğurabilir. Bireysel konularda kişi dilediği gibi hareket edebilir; her ne kadar sonuçları çevresini üzse de faturayı asıl ödeyen kendisidir.</p>
<p>Ancak ortak yaşam alanlarında veya birlikte hareket edilen gruplarda başkalarının görüşünü almak vazgeçilmezdir.</p>
<p>“Ben istediğim gibi hareket ederim,” derseniz, sonuçlarına da tek başınıza katlanmak zorunda kalırsınız.</p>
<p>İnsanların bir <strong>izzetinefsi</strong> vardır. Karar alma süreçlerinde görmezden geldiğiniz insanları, onlara ihtiyaç duyduğunuzda yanınızda bulamazsınız.</p>
<p>Siz onlara “yokmuş gibi” davranırsanız, onlar da hayatlarına “siz yokmuşsunuz gibi” devam ederler.</p>
<p><strong>Etken ve Edilgen Karakterler Üzerindeki Etkisi</strong></p>
<p>Karakter yapılarına göre istişarenin etkisi de değişir:</p>
<ul>
<li><strong>Edilgen insanlar:</strong> Kendilerine danışılmasından pek hoşlanmayabilirler; onlar için verilen emirleri yerine getirmek yeterlidir.</li>
<li><strong>Etken insanlar:</strong> Görüşleri alınmadan yapılan her işten olumsuz etkilenirler. Bu durum sadece motivasyonlarını değil, çalışma performanslarını da doğrudan düşürür.</li>
</ul>
<p>Sonuç ne olursa olsun, bir liderin veya bireyin asli görevi <strong>istişare kültürünü diri tutmaktır.</strong></p>
<p>Çoğumuz hem dilediğimiz gibi davranmak hem de çevremizden tam kabul görmek istiyoruz. <strong>Bu yaklaşım, özünde kibir ve enaniyettir</strong>; nihayetinde ise kişiyi derin bir yalnızlığa sürükler. Eğer “Yalnız kalsam da olur, yeter ki benim dediğim olsun,” diyorsanız, bu bir tercihtir. Zaten yalnız yaşamaya meyilli olanlar bu bedeli baştan kabullenmişlerdir.</p>
<p><strong>Burnun Dikine Gitmenin İç Yüzü</strong></p>
<p>Etrafınıza bir bakın; burnunun dikine gidenlerin o içler acısı hâllerine şahit olursunuz. Her ne kadar dışarıdan &#8220;kuyruğu dik tutmaya&#8221; çalışsalar da içten içe bir pişmanlık ve vicdan azabı duyarlar. Ya tamamen yalnız kalırlar ya da kalabalıklar içinde görmezden gelinirler.</p>
<p>Resmî kurumlardan aile hayatına, sivil toplum kuruluşlarından takım oyunlarına kadar her alanda istişare kaçınılmazdır. Elbette bunun iki istisnası vardır:</p>
<ol>
<li><strong>Hiyerarşik Emirler:</strong> Üst makamdan kesin bir emir gelmişse, bu tartışmaya açılmaz. En fazla “keşke sorulsaydı” denir ancak emrin gereği yapılır.</li>
<li><strong>Mutlak Gereklilikler:</strong> Yapılması %100 zorunlu olan bir işin yapılıp yapılmayacağı sorulmaz. Her kafadan çıkan ses sadece süreci geciktirir. Bu durumda sadece <strong>yol ve yöntem</strong> istişare edilebilir.</li>
</ol>
<p><strong>Dikkat: &#8220;Suç Ortağı&#8221; Aranıyor Olabilir!</strong></p>
<p>Şunu da unutmamak gerekir: <em>“Dahil olmadığınız bir konu hakkında aniden fikriniz soruluyorsa, bilin ki bir suç ortağı aranıyordur.”</em></p>
<p>Eğer bir işin sarpa saracağı önceden hissedilmiş ve o aşamada size danışılıyorsa, bu genellikle bir iki yüzlülük örneğidir. Kişi düşerken sizi de aşağı çekmeye çalışıyor olabilir.</p>
<p>Önemli konuları istişare etmeyen insanların diğer konularda size verdiği değer; değer değil, sizi kendisinden tamamen uzaklaştırmamak için uyguladığı iki yüzlü bir stratejidir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/burnunun-dikine-gidenler-aslinda-nereye-gidiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İyilik isteyenlerle yol yürümek</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/iyilik-isteyenlerle-yol-yurumek/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/iyilik-isteyenlerle-yol-yurumek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Süs]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Feb 2026 07:53:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[ankara]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=8679</guid>

					<description><![CDATA[Mustafa Süs yazdı: Kimileri de seni bir söğüt ağacı gibi görür, dağın güvenli koyağı gibi görür; gelir dinlenir sende, sıkılmıştır dünyadan ve dünyaya tamah edenlerden. Asıl onlarla yol yürümek lâzımdır.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“İnsanlar birtakım heveslerine ulaşmak için sizi bir basamak olarak görebilir ve sizde olmayan hasletlerle sizi över, bunlara aldanmayın.” demiştin ustam yıllar önce.</p>
<p>O zaman anlamış gibi yapıp şaşırmıştım ama etrafımızda öyle insanlar var ki “övülmeyi kendi duruşlarına methiye olarak algılıyor” anlaşılıyor ki pek de anlaşılan bir tespit değilmiş sizin yaptığınız.</p>
<p>Bu konuyu yeniden şerh eder misiniz yani açıklığa kavuşturur musunuz? deyince ustam sinirlendi sürekli kullandığı o meşhur deyimi kullandı:</p>
<p><strong>&#8221;Lafın tamamı aptala anlatılır!&#8221;</strong></p>
<p>Tabii uzun süre kendime gelemezdim önceleri bu tür suçlamaları karşısında…</p>
<p>Artık alıştım “birilerinin yüzümüze bir şeyleri keskin bir şekilde demesi gerekiyor nihayetinde” diyerek, sustum can kulağıyla dinlemeye başladım.</p>
<p>Guzum&#8230;</p>
<p>Mevkiine göre…</p>
<p>Kimi insan zengindir ama malına mal katmak veya yukarıdaki yöneticilere ulaşmak için seni basamak olarak kullanabilir.</p>
<p>Kimisi bir kazanç elde etme derdiyle sende bir ışık görür o ışığın etrafında dönerek orada işine gelenleri avlamaya, onlara ulaşmaya çalışır.</p>
<p>Kimisi yapıp ettikleri, kalitesiz sivrilikleri ile itibar erozyonuna uğramıştır seni ağaç olarak görüp kaygan toprağına dikmeye çalışır.</p>
<p>Kimisi, herhangi bir vasfı olmadığından kendisini topluma kabul ettirememiştir senin yanında itibar devşirmeye çalışır.</p>
<p>Kimisi &#8221;görülmek&#8221; ister, seninle aynı karede bulunmak için uğrar sana.</p>
<p>Bunların karakteristik özelliği şudur:</p>
<p>Senden bir iş çıkmayacağını anlayan seni hemen terk eder.</p>
<p>İşini bir sürece yayanlar yanında durmaya devam eder.</p>
<p>Senin daha ağzından laf çıkmadan bu lafı kutsal bir dogma bile kabul eden olur.</p>
<p>İyi de, bu kaliteli insanların yanına hiç iyi insan uğramaz mı? Deyince ustam sakince&#8230;</p>
<p>Uğramaz olur mu, asıl o konuya gelecektim ama hemen atladın şu sabırsız hallerin beni öldürecek, dedi.</p>
<p>Kimileri de seni bir söğüt ağacı gibi görür, dağın güvenli koyağı gibi görür; gelir dinlenir sende, sıkılmıştır dünyadan ve dünyaya tamah edenlerden. Asıl onlarla yol yürümek lâzımdır.</p>
<p>Seni kullanarak sesini sağa sola duyurmak isteyenlerle değil.</p>
<p>Ustam bir yanlış anlaşılmanın önüne geçmek zorundayım, bilirsin insanların yanlış anlama potansiyeli yüksek&#8230;</p>
<p>Burada hep “sen” diye konuştun o sen dediğin kişiye açıklık getirirsen iyi olur.</p>
<p>Ustam güldü.</p>
<p>Sen deyince inceden inceye sahiden kendini algıladıysan vay hâline!</p>
<p>Seni kim ne etsin Allah&#8217;ını seversen, deyip ekledi&#8230;</p>
<p>İnsanlardaki yanlış anlaşılma hiç bitmeyecek guzum.</p>
<p>Bin dereden su getirsen de bu böyle devam edecek.</p>
<p>Kaldı ki insanların bir kısmı;</p>
<p>“Bu adam bana mı bir şey demeye çalıştı, ben mesajı alarak yanlışlarıma çekidüzen vereyim, diyerek kendisini sorgulamaya başlar ve kötü hasletlerini gidermeye çalışır. Böyle insanlara can kurban.</p>
<p>Kimisi de; senden uzaklaşmaya başlar o zaman durum çok fena!</p>
<p>Çünkü o kendini mükemmel zanneden bir zavallıdır ve senin ondaki kötü hasletleri bildiğini anlayıp uzak durur senden.</p>
<p>Bir de; kendisine hiç bakmayıp “acaba kime laf etti bu adam?” diye kendisini l<em>âyüs’el</em> yani eleştiriden muaf zannedenler vardır. Bunlar elleri cebinde havaya bakarak ıslık çalan türlerdir.</p>
<p>Kısaca guzum&#8230;</p>
<p>Sen sen ol kimseyi küçük görme.</p>
<p>Yaz, çiz, oku, gözlem yap, analiz yap ne yaparsan yap ama önce kendine sonra başkalarına çekidüzen vermeye çalış.</p>
<p>Bizler, iyiliği emretmekle kötülüğü nehyetmekle vazifeliyiz.</p>
<p>Kendi yaptıklarımızı, hata ve yanlışlarımızı görmezden gelip başkalarına nasîhatte bulunmak yasaktır bizim inancımızda.</p>
<p>&#8221;Kötülüğü azaltmak mümkün değilse bile iyiliği çoğaltmak mümkündür.&#8221;</p>
<p>İyi insanlarla yolda yürüyüp iyilik isteyenleri de yanımıza almak zorundayız, kendisi için çıkar peşinde koşanları değil…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/iyilik-isteyenlerle-yol-yurumek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsan olarak kalabilmek ve tenha yalnızlık</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/insan-olarak-kalabilmek-ve-tenha-yalnizlik/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/insan-olarak-kalabilmek-ve-tenha-yalnizlik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Süs]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Feb 2026 17:46:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[yalnız insan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=8557</guid>

					<description><![CDATA[Mustafa Süslü yazdı: Bu insanlar, bir noktaya kadar büyük bir saygıyı hak ederler. "Ağaca yaslanma kurur, insana yaslanma ölür" mantığıyla yaşayanlar genelde takdir edilir; arkalarından "Kendi ayakları üzerinde duran, kimseye minneti olmayan insan" denilir.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kimi insanlar doğuştan yalnızdır.</p>
<p>Bu yalnızlığın arkasında ise pek çok farklı sebep yatar.</p>
<p>Kimisi kalabalık bir evde yalnızdır; ne anlayanı vardır ne de dinleyeni.</p>
<p>Kimisi okulda, sınıfta yalnızdır; etrafındakilere karşı mahcup, maddi imkansızlıklar veya geldiği sosyal çevre yüzünden bir türlü hayata tutunamaz.</p>
<p>Bazısı ise gereğinden fazla şımarıktır, kendini yetiştirmek için özen göstermemiştir; sürekli sızlanan, isteyen asalak yapısıyla istenmeyen bir karaktere dönüşmüştür.</p>
<p>Bir de etrafındakilerin çiğliklerini onlara konduramayan, feraset sahibi insanlar vardır. Başkalarının kötücül davranışlarından etkilenmemek için kendilerini bilerek kenara çekerler.</p>
<p>Bu insanların bir kısmı, yalnızlıklarının şuuraltına biriktirdiği hissiyatla pek ortalıkta görünmezler; belirli bir disiplin çerçevesinde, farkında olmadan kendilerini yetiştirirler.</p>
<p>Kendi yollarını çizerken kimseden yardım talep etmezler. Zaten yardım edecek kimseleri de yoktur; &#8220;İmdat!&#8221; diye bağırmayanın yangınına su taşınmayan bir çevrede büyümüşlerdir.</p>
<p>Hem &#8220;nasılsa kimse yardım etmeyecek&#8221; düşüncesiyle hem de başkalarına yapılan yardımların bedelinin ne kadar ağır olduğunu gördüklerinden, düştükleri yalnızlık deltasında tek başlarına ayağa kalkmaya çalışırlar.</p>
<h3><strong>MİNNETSİZ BİR HAYATIN YOKUŞU</strong></h3>
<p>Gel zaman git zaman, hayatın o dik yokuşunu tek başına tırmanan, dişiyle tırnağıyla bir yerlere gelen bu insanların minnet duygusu —tamamen olmasa da— zamanla aşınır.</p>
<p>Sınavlarını ders çalışarak geçerler; sınavsız bir yerlere atananlardan olmazlar.</p>
<p>Hiçbir işlerinde aracı kullanmazlar; olacaksa hakkıyla olur, olmayacaksa olmaz.</p>
<p>Evlenirken, ev alırken veya diğer ihtiyaçlarını giderirken kimseden destek almazlar. Şayet bir destek gördülerse, karşılığını kuruşu kuruşuna öderler.</p>
<p>Hasta yatağından kalkıp, mümkünse kendi suyunu kendisi alan insanlardır bunlar.</p>
<p>Kaşıkla verip sapıyla geri isteyecek birini hissettikleri an oradan uzaklaşırlar.</p>
<p>Bu insanlar, bir noktaya kadar büyük bir saygıyı hak ederler. <em>&#8220;Ağaca yaslanma kurur, insana yaslanma ölür&#8221;</em> mantığıyla yaşayanlar genelde takdir edilir; arkalarından <em>&#8220;Kendi ayakları üzerinde duran, kimseye minneti olmayan insan&#8221;</em> denilir.</p>
<p>Ancak gürültülü bir kaosun içinden sağ çıkan bu insanların, bu tür övgülere ihtiyaç duyacaklarını pek sanmıyorum.</p>
<h3><strong>TENHA YALNIZLIĞIN BEDELİ</strong></h3>
<p>Şimdi bu yazıyı yazmamıza sebep olan asıl meseleye gelelim: Bu insanlar zamanla öyle bir ruh hali içerisine girerler ki&#8230;</p>
<p>O yardım etmesi gerekirken etmeyenlere, ihtiyaç anında oralı olmayanlara karşı aralarına görünmez bir boşluk koyarlar.</p>
<p>Onlara düşman olmasalar da yani araba yolda kalmasa da o can sıkıcı arıza ışığı yanar hep.</p>
<p>Bazen bu durum kesif bir düşmanlığa da dönüşebilir.</p>
<p>Şöyle ki; zamanında yardım eli uzatmayanlar, gün gelip bu güçlü insandan beklenti içine girebilirler.</p>
<p>Beklentileri karşılanmayınca da onun hakkında tezviratlarda bulunabilirler.</p>
<p>İşte bu haksızlık, kopuşu düşmanlığa çevirebilir.</p>
<p>Diğer yandan; o yardım esirgeyenler yardıma muhtaç duruma düştüğünde —ki düşmez kalkmaz bir Allah&#8217;tır— beriki istese de elini uzatamayabilir. İçinden gelmez veya karşı tarafın bunu hak etmediğini düşünür.</p>
<p>Bu &#8220;tenha yalnızlık&#8221; bazı insanların peşini ömür boyu bırakmaz.</p>
<p>Şimdi soru şu:</p>
<p>Tek başına hayata tutunmanın mı getirisi fazla yoksa minnet ederek, uzatılan eller tutularak ayağa kalkmanın getirisi mi daha fazla?</p>
<p>Getiriden kasıt maddi getiri değil elbette.</p>
<p>Veya;</p>
<p>İnsan, insanlara ihtiyaç duymadan hayatını idame ettirirken insan olarak kalabilir mi?</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/insan-olarak-kalabilmek-ve-tenha-yalnizlik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anlaşıldıkça uzak duran insanlar</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/anlasildikca-uzak-duran-insanlar/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/anlasildikca-uzak-duran-insanlar/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Süs]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 15 Feb 2026 14:20:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[insanlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=8468</guid>

					<description><![CDATA[Mustafa Süs yazdı: İletişim çağında yaşadığımız söyleniyor. İletişim çağının en büyük sorunu nedir diye sorsalar, "İnsanlarla doğru düzgün iletişim kuramamak" derim. Siyasetçiler, haberciler, köşe yazarları ve devlet kurumları neredeyse her gün bir "düzeltme" metniyle karşımıza çıkıyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kimi insanlar kendilerini anlayan kişilerden uzak durur. &#8220;Nasıl yani?&#8221; dediğinizi duyar gibiyim. Hani &#8220;Anlaşılmamak cehennem gibidir,&#8221; denir ya; ilk cümle bu sözün karşıtı değil midir?</p>
<p>Ralph Waldo Emerson, &#8220;Anlaşılmak bir lükstür,&#8221; der.</p>
<p>Carl Gustav Jung ise &#8220;Yalnızlık, yanınızda kimse olmadığı için değil; sizin için önemli olan şeyleri başkalarına duyuramadığınızda ortaya çıkar,&#8221; diye ekler.</p>
<p>Evet, bu sözlere kimsenin itirazı olmaz. Sözü duyuramamak, anlaşılamamak, derdini anlatamamak; yalnızlıktır, kimsesizliktir, tenhalıktır. Yazıyorsun, konuşuyorsun ama anlaşılamıyorsun veya yanlış anlaşılıyorsun&#8230;</p>
<p>Kimisi seni işine geldiği gibi, kimisi de işine gelmediği gibi anlıyor. Peki, &#8220;işine gelmediği gibi anlamak&#8221; nedir? Şudur: Seni sevmeyen bir insan, senin ağzından veya kaleminden çıkan sözü, seni sevmediğine dair bir kanıt gibi sunar. Bunu da bilerek yanlış anlayarak yapar. Oysa sen, onun sunduğu kanıta uygun bir cümle sarf etmemişsindir. Sen &#8220;Hepimiz aciz varlıklarız,&#8221; dersin; o ise <strong>&#8220;Bak, o çok aciz bir insan, zavallının teki.&#8221;</strong> diyerek çarpıtır.</p>
<p>&#8220;İşine geldiği gibi anlamak&#8221; ise şöyledir: Sen, hitap ettiğin bir kitledeki insanların kötü bir özelliğinden söz edersin. Seni okuyanlardan biri, elleri cebinde havaya bakıp ıslık çalarak önüne gelene &#8220;Bak, sana söylüyor,&#8221; der ve söylenen sözü asla üstüne alınmaz. Ya da yazılanı, söyleneni tevil yoluyla kendi davranışına uygun hâle getirmeye çalışır.</p>
<p>Örneğin İsmet Özel, &#8220;El diye kahrolası bir put vardır.&#8221; der. Bunu okuyan kişi, yaptığı hatalara bu sözü kılıf yaparak &#8220;Elden bana ne, el için mi yaşıyorum ben?&#8221; der. Oysa Özel; sen doğruyu yap, doğrudan ayrılma, &#8220;Eller her şeyi derler&#8221; demek istemiştir.</p>
<p>Bir de sözlerin bağlamından koparılması vardır ki bu, geçmişten günümüze süregelen bir hastalıktır. Allah’ın ayetini bile zamanında bağlamından çıkarmışlardır. Allah’ın &#8220;Namaza yaklaşmayın&#8221; dediğini iddia edenleri bilmeyen yoktur. Oysa bu ayetin esası nedir? &#8220;Sarhoşken namaza yaklaşmayın!&#8221;</p>
<p>İletişim çağında yaşadığımız söyleniyor. İletişim çağının en büyük sorunu nedir diye sorsalar, &#8220;İnsanlarla doğru düzgün iletişim kuramamak&#8221; derim. Siyasetçiler, haberciler, köşe yazarları ve devlet kurumları neredeyse her gün bir &#8220;düzeltme&#8221; metniyle karşımıza çıkıyor. Ya sözleri bağlamından koparılmıştır ya da çarpıtılmıştır. Kimi insanlar koca bir ağacın gövdesini yonta yonta küçük bir kazık yapma sanatını icra ederler ve o kazığı en çok muhataplarına batırmak isterler.</p>
<p>Bir de &#8220;anlaşıldıkça uzaklaşılanlar&#8221; vardır. Yazının başındaki o cümleyi hatırlayalım: <strong>&#8220;Kimi insanlar kendilerini anlayan insanlardan uzak dururlar.&#8221;</strong></p>
<p>İddialı gibi görünen bu cümle aslında hiç de öyle değildir. Kimi insanlara uzaktan baktığınızda onların gayet sevimli olduğuna kanaat getirirsiniz. Onları epey bilgili bulabilir; yardımsever, cömert veya mütevazı zannedersiniz. İyi bir aile bireyi olduklarını veya olacaklarını varsayarsınız. Konferanslarını, vaazlarını veya derslerini dinlerken, ağızlarından çıkan her şeyi hayatlarına tatbik ettiklerini düşünürsünüz.</p>
<p>Bir zaman sonra bu kişilerle oturup kalkar ya da yola gidersiniz. Herhangi bir sebeple onları daha iyi &#8220;okumaya&#8221; ve anlamaya başlarsınız. O an görürsünüz ki: &#8220;Yardımsever olun,&#8221; diyenin yardımseverliği yoktur; mütevazılığın kitabını yazan kibrin abidesi olmuştur. Size sevimli gelen kişi, emri altındakilere karşı aşırı iticidir. Sizinle çok iyi anlaşan o kişi, meğer evde eşine ve çocuklarına karşı bir zorba imiş.</p>
<p>Ve tüm bunlar birer &#8220;anlaşılma&#8221; biçimidir. Doğru anlaşılmak tam da budur! &#8220;Söze değil, davranışa bakılır,&#8221; sözü, tüm bu durumların özetidir.</p>
<p>Ama bir dakika&#8230; <em>Ne vaaz veren kişi &#8220;Ben bunların yüzde yüzünü uyguluyorum,&#8221; der ne de diğerleri. Ancak içlerinde &#8220;Ben tam da göründüğüm gibiyim,&#8221; iddiasında bulunanlar varsa, onları ayıklamak zorundayız. Gerçi kimse bize &#8220;Ben göründüğüm gibiyim,&#8221; demez. Ama biz ne yapıyoruz? Göründüğü gibi olmayanları anlayınca onlardan uzaklaşıyoruz. Aynı şekilde, göründüğümüz gibi olmadığımız anlaşıldığında da insanlar bizden uzaklaşıyor.</em></p>
<p>Görüldüğü üzere, sadece anlamayan değil, anlayan da uzaklaşırmış. Yalnızca anlaşılmayan değil, anlaşılan da yalnızlığa mahkûm olurmuş.</p>
<p>Evet, iyi görünen birinin gerçek yüzünü görenlerin ondan uzaklaşmasını anladık.</p>
<p>Peki, &#8220;iyi görünen&#8221; biri, kendisinin aslında öyle olmadığını anlayan kişiden neden uzaklaşır?</p>
<p>Stratejik düşünen kötülerin başvurduğu bir yaşam şeklidir bu.</p>
<p><strong>Diplomasız düzenbaz bir doktorun ifşa olduktan sonra bulunduğu yeri terk etmesi neyse bu da odur. </strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/anlasildikca-uzak-duran-insanlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Takdir etmelisiniz ki</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/takdir-etmelisiniz-ki/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/takdir-etmelisiniz-ki/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Süs]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Feb 2026 06:41:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=8360</guid>

					<description><![CDATA[Mustafa Süs yazdı:  Kimisi "ne oldum delisi" olur, kimisi ise oraya tırnaklarıyla kazıyarak gelmiş gibi bir tavır takınır.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanın yaşı kaç, konumu ne olursa olsun; isterse dünyevi hiçbir beklentisi kalmasın, yine de övülmek, onaylanmak ve kabul edilmek ister.</p>
<p>Hani o meşhur, &#8220;Kendine ve yaptığı işe güvenen insan övülmek istemez,&#8221; sözü vardır ya&#8230;</p>
<p>Tamam, teoride ideal bir sözdür bu ama ne yazık ki pratikte pek karşılığı yoktur.</p>
<p>Doksan yaşında dişini yaptıran bir insan, yeni dişlerinin fark edilmesini bekler. İki yaşındaki çocuk, sevilmek için şirinlik yapar.</p>
<p>Mevki sahibi koca bir yönetici, denetim ekibi olumsuz rapor verse dahi, kendisine söylenen birkaç olumlu cümleyi muhataplarına anlatmaya doyamaz.</p>
<p>Sesiyle herkesi hayran bırakan bir kişi, bu sesin &#8220;Allah vergisi&#8221; olduğunu bildiği halde, sesinin güzelliğini başkalarından duyunca mest olur. Övüldükçe gözlerimizdeki ışıltı artar. Ayıplayan ayıplasın, gerçek budur!</p>
<p>Kimse gerine gerine &#8220;Övülmekten hoşlanmam,&#8221; demesin.</p>
<p>&#8220;Hoşlanmam&#8221; diyeni birkaç yerde kötüleyin de bakın bakalım nasıl tepki veriyor? İdeal olanla gerçek olanı birbirine karıştırmamak gerekir.</p>
<p>Ayakları yere basan yorumlar yapmak, yükseklerden uçmaktan her zaman daha evladır. Biz de bilirdik &#8220;Övülmek toy insanlara has bir özelliktir,&#8221; ya da &#8220;Acemi, tıfıl, yaptığı işten emin olmayanlar övülmek ister,&#8221; demeyi.</p>
<p>Yeter ki insan, göze girmek için &#8220;zıplamasın&#8221;; göze gireyim derken göze batmasın. Öven olmayınca darılmasın, gücenmesin; işini yapsın ve kenara çekilsin.</p>
<p>Ancak övülmeyi <em>bekleme</em> konusunda hoşgörülü olamayacağım; çünkü o bekleyiş azapla eş değerdir.</p>
<p>Herkesin marifetli insanı takdir edecek bir karakteri veya potansiyeli yoktur.</p>
<p>Genellikle nitelikli insanı takdir etmemek, karakter yoksunluğuna işarettir. Olağanüstü bir başarı sergileyen kişinin sırtı sıvazlanmalıdır; neticede kimse derviş veya velî değildir.</p>
<p>Dünya, iltifat makamında oturup başarıyı ödüllendirmeyen ama kendi başarısının görülmesini bekleyen &#8220;ucube&#8221; insanlarla dolu.</p>
<p>&#8220;Yaptığı işin karşılığını zaten alıyor,&#8221; demek bir tercihtir; ancak &#8220;Karşılığını alıyor ama bu başarıyı gördüğümüzü hissettirelim ki hem çalışma azmi artsın hem de diğerlerine örnek olsun,&#8221; demek bir inceliktir.</p>
<p>Özellikle hak etmediği yerlere hasbelkader gelmiş insanların tuhaf bir özelliği vardır:</p>
<p>Kimisi &#8220;ne oldum delisi&#8221; olur, kimisi ise oraya tırnaklarıyla kazıyarak gelmiş gibi bir tavır takınır.</p>
<p>Bunlar için alt kademede çalışanları korumak veya onlara değer vermek bir yüktür, zuldür.</p>
<p>Tabii şu da bir gerçek: Askerde hoşgörülü komutanın suistimal edildiğini herkes bilir. Bu yüzden dengeyi kurmak şarttır.</p>
<p>Alt kademede olup yöneticisinden merhamet ve adalet bekleyen ama kendisine bir görev verildiğinde ortalığı karıştıran, çevresine emirler yağdıran insanlar da vardır.</p>
<p>Bunu doğadaki denge gibi düşünelim; kendinden zayıfı parçalarken de, kendinden güçlüsü tarafından parçalanırken de bize &#8220;sinir krizleri&#8221; geçirtir hayvanlar. Büyük balığın küçük balığı yutması doğanın kanunudur ve buna müdahale haddimize değildir.</p>
<p>Ancak insanî anlamda kendimizi değiştirme imkânımız var:</p>
<p>Adil olma, merhamet etme ve takdir etme konularında&#8230;</p>
<p>Allah korkusu ve kuldan utanma duygusuyla; bir çalışana bağırmadan önce, onun gözünün önüne gelen çocuklarını düşünmek gerekir. Tıpkı size bağırıldığında kendi çocuklarınızın gözünüzün önüne gelmesi gibi&#8230;</p>
<p>İnsan kalmanın çok zor olduğu, suistimalin ayyuka çıktığı bir dönemdeyiz.</p>
<p>Övülmeyi beklediğimiz kadar, takdir etmeyi de bilmeliyiz.</p>
<p>&#8220;Eşyanın da ruhu var&#8221; diyelim ki bu bize insanın bir ruhu olduğunu unutturmasın.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/takdir-etmelisiniz-ki/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fâsık medya diline karşı sağlam duruş!-2</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/fasik-medya-diline-karsi-saglam-durus-2/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/fasik-medya-diline-karsi-saglam-durus-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Süs]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Feb 2026 08:23:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Joseph Goebbels]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Naziler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=8206</guid>

					<description><![CDATA[İtibar Suikastı ve Linç Kültürü “Vay efendim onlar daha beterini yapıyor, bu yazdığım yalan olabilir ama!” deme lüksümüz yok. Daha beterini yapıyorsa onu yazalım. Bir de duyduğumuz bir haberin peşine düşüp, haberle ilgili kişiyi bulup, kişi veya kişiler hakkında tezviratlar yapıp ardından “Ben yüzüne de söyledim,” cümlesiyle neden benim kulağımı da zehirliyorsun ki? Arkadaşın seni [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><strong>İtibar Suikastı ve Linç Kültürü</strong></h3>
<p>“Vay efendim onlar daha beterini yapıyor, bu yazdığım yalan olabilir ama!” deme lüksümüz yok. Daha beterini yapıyorsa onu yazalım. Bir de duyduğumuz bir haberin peşine düşüp, haberle ilgili kişiyi bulup, kişi veya kişiler hakkında tezviratlar yapıp ardından “Ben yüzüne de söyledim,” cümlesiyle neden benim kulağımı da zehirliyorsun ki?</p>
<p>Arkadaşın seni samimi bulmuş, yüzüne söylemene aldırmamış, hatta belki —umulur ki— uyarılmak hoşuna gitmiş. Onu gelip bana neden anlatıyorsun? Tamam, yüzüne söylemişsin işte! Sana Allah o kişinin itibarını sarsma görevi mi verdi?</p>
<p>Başka bir konu: Bir kişinin kanıtlanmış, ispatlanmış bir suçu ortaya çıktı. Herkes üzerinde tepiniyor. Her taraftan teyit ettirdin olayı, üzerine vazife olmadığı halde&#8230; Sen bunu neden her ortamda anlatma ihtiyacı hissediyorsun? Anlatmakla kalmayıp konuyla alakası olmayan ve doğruluğu teyit edilmemiş diğer tali bilgilerle neden yerden yere vuruyorsun o kişiyi? Linç kültüründen hoşlanmayıp linç ederken, o davranıştan hoşlanmadığını neden unutuyorsun?</p>
<h3><strong>Sonuç ve Sorumluluk</strong></h3>
<p>Hoşuna gitmeyen kişi veya toplulukla ilgili duyduğun, okuduğun teyit edilmemiş her kötü haberin üzerine abanıp onu her ortamda ballandıra ballandıra anlatıp neyi murat ediyorsun? Yanlış olduğu ortaya çıkınca ne yapacaksın? Nereye sığınacaksın? Yalan haber yapanlarla ilgili sarf ettiğin sözler gelip seni bulmayacak mı?</p>
<p>Yapılmayan bir icraatı yapılmış gibi göstermek, yapılan bir işi on kat daha büyük olarak göstermeye çalışmak; tarafı olduğun kişi veya kurumlara daha fazla zarar vermez mi? Bu durumda fâsık olmuyor musun sen de?</p>
<p>Doğru da söyleseniz, o doğruluğu her ortamda her fırsatta anlatırsanız bunun da geri dönüşü olumsuz neticeleniyor. Çocuğun ne kadar güzel olursa olsun, onu her ortamda paylaştığını düşün…</p>
<p>“Aşinalık hürmetsizlik doğurur,” sözünü sırf bu yüzden söylemiştir büyükler.</p>
<p>Asgari ücrete yapılan asgari zammı çok matah bir şeymiş gibi haberleştirmek faydadan çok zarar getirmez mi?</p>
<p>Gazetecinin biri, 1897–1945 yıllarında yaşamış Nazi Almanyası&#8217;nın <strong>Halkı Aydınlatma ve Propaganda Bakanı</strong> ve Adolf Hitler’in en yakın yol arkadaşlarından biri olan <strong>Joseph Goebbels</strong>’in taktiğini anlatıyor:</p>
<p>&#8220;Kitleleri etkilemek istiyorsanız, ortaya kocaman bir yalan atın. Ama çok büyük bir yalan olsun. İkinci kriter, bu yalanı sürekli tekrar edin. Sonra bakacaksınız ki kitleler o yalanı gerçekmiş gibi kucaklamışlar.&#8221; diyordu. Güya bunu anlatırken yalan söyleyenleri eleştiriyor ona vurgu yapıyordu oysa olan tam tersiydi. Tüm yalanlar o gazetecinin mensup olduğu cenahta üretiliyordu. Üretilen yalanı görenler de ya o yalana hemen inanıyor ya da araştırmadan o yalanı paylaşıyordu.</p>
<p>Alıcısı var ki yalan söyleniyor. Yalan haber milyonlarca kişiye ulaşırken o haberin tekzibi birkaç bin kişiye ulaşıyor.</p>
<p>Bizim; “O diyorsa doğrudur,” dedirtecek haber kanallarına, haber sitelerine ve en önemlisi dostlara ihtiyacımız var.</p>

	<div class="esen-eii">
	<a href="https://ankaraedebiyat.com.tr/fasik-medya-diline-karsi-saglam-durus-1/" target="_blank" class="eii-theme1" title="8125">

<div class="eii-theme1-postImageUrl" style="overflow:hidden; z-index: 8; max-width: 100%;">
<div class="eii-theme1-imgUrl" style='background-image:url(https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/01/medya-tv-basin-01-400x225.jpg);'></div>
</div>

<div class="eii-theme1-centered-text-area">
<div class="eii-theme1-centered-text">
<div class="eii-theme1-content">
<div class="ctaText" style="float:left;"></div>
<div class="clear:both;"></div>

<div class="eii-theme1-postTitle" style="float:left;">Fâsık medya diline karşı sağlam duruş!-1</div>

</div>
	</div>
		</div>	
	
	</a>
	</div>
	
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/fasik-medya-diline-karsi-saglam-durus-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fâsık medya diline karşı sağlam duruş!-1</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/fasik-medya-diline-karsi-saglam-durus-1/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/fasik-medya-diline-karsi-saglam-durus-1/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Süs]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 Jan 2026 05:29:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[ankara]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Basın]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Fasık]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=8125</guid>

					<description><![CDATA[İnsanlar size bir şey anlatıyorsa, anlatan insanın sözlerine güveniyorsanız ve sadece onun anlattıklarıyla hüküm veriyorsanız müthiş bir şekilde yanılıyorsunuz demektir. Zira güvendiğiniz insanlar size bir şey anlatırken evet, doğruyu söylerler ama yarım söylerler. Nasıl olur bu? Güvendiğimiz insan bizi nasıl yanıltır? İki kişi arasında sorun vardır ya da bir kişi diğerini sevmiyordur; sizi de hakem [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanlar size bir şey anlatıyorsa, anlatan insanın sözlerine güveniyorsanız ve sadece onun anlattıklarıyla hüküm veriyorsanız müthiş bir şekilde yanılıyorsunuz demektir. Zira güvendiğiniz insanlar size bir şey anlatırken evet, doğruyu söylerler ama yarım söylerler.</p>
<h3>Nasıl olur bu? Güvendiğimiz insan bizi nasıl yanıltır?</h3>
<p>İki kişi arasında sorun vardır ya da bir kişi diğerini sevmiyordur; sizi de hakem gördüğü için derdini size anlatıyordur. O sorun yaşadığı kişinin yapması gerekirken yapmadığı şeyleri, yapmaması gerekirken de yaptığı şeyleri kuyumcu titizliğiyle size aktarıyordur. Siz de dinleyip “Hakikaten doğru söylüyor,” diyorsunuz. Söyledikleri doğru mu? Evet, doğru! Peki, sadece bu haliyle inanıp hüküm verelim mi? Elbette hayır!</p>
<p>Bizim güvendiğimiz arkadaş bize evet, doğruları anlatır ama eksik anlatır. İşine geldiği gibi anlatır; kendisini temize çıkaracağı doğruları anlatır. Kendi yaptığı yanlışı anlatmaz mesela, kendisine yapılan doğruları da anlatmaz. Kısaca, karşıdakini haklı çıkaracak gerçekleri örter.</p>
<p><strong>Örneklerle Hakikati Aramak</strong></p>
<p>Bir belediyenin kreşinde üç yaşındaki çocuğa taciz iddiaları gündeme geliyor. Taze bir örnek olduğu için bu konuyu ele alalım: Kreş yetkilileri oraya saçılan skandalı örtbas etmek için tacizin, şiddetin, istismarın olmadığı normal görüntüleri medyaya servis ediyor.</p>
<p>Doğru mu? Doğru! Tamam mı? Değil.</p>
<p>Mağdur olan çocukların ailelerinin feryadını da çocuğun vücudundaki morlukların ve diğer izlerin görüntülerini de hiçbir yetkili medyaya servis etmez.</p>
<p>O iş bize düşüyor ve bizler herhangi bir haberle karşılaştığımızda Allah’ın ayetine kulak vermemiz gerekiyor:</p>
<p>&#8220;Ey iman edenler! Eğer bir fâsık (harama ve yalana meyilli şahıslar, oluşumlar ve yayın organları) size (kızdırıp kışkırtıcı veya oyalayıp aldatıcı) bir haber getirirse, onu &#8216;etraflıca araştırın&#8217;. Yoksa bilmeden (ve yanlış yönlendirme sonucu) bir kavme kötülükle sataşıp de ardından bu işlediklerinize pişman oluverirsiniz.&#8221;</p>
<p><strong>Kişisel Bir Tecrübe ve Özeleştiri</strong></p>
<p>Bu konuyla ilgili bizzat yaşadığım bir olayı nakletmek istiyorum: Sosyal medyayı etkin kullanan, kimi gazetelerde ve platformlarda yazılar yazan, yığınla makalesi ve eseri olan profesör bir hocamız tarihi olaylarla ilgili bir paylaşım yapmıştı. Paylaşımı gördüm ve okullarda bize dayatılanların bilgi olmadığı gerçeğiyle, iyice içselleştirilmiş bir önyargıyla hareket ederek paylaşılan &#8220;teyit edilmemiş bilgiyi&#8221; ben de paylaştım; önünü ardını araştırmadan ve bahsi geçen hocaya güvendiğim için&#8230;</p>
<p>Muhalif bir arkadaş, o paylaşılan bilginin doğru olmadığını belgeleriyle ortaya koyarak benim paylaşımımı yalanladı ve kaldırmak zorunda kaldım. Üstelik o hoca ne fâsıktı ne de yalancıydı. O da ayeti, hadisi bilen ve ona göre yaşamaya çalışan makul bir arkadaşımızdı. Ama hoşumuza giden bir haberin doğru olmama ihtimali üzerinde hassasiyetle durmamız gerekiyordu.</p>
<p>Bu basit bir olay diyelim; bu olayla tarihin seyri de değişmedi, kimseye bir şey de olmadı.</p>
<p>Ya önünü ardını araştırmadan önümüze çıkan haberi paylaştığımızda birçok kişinin hakkına giriyorsak? Ya da gereksiz yere insanların itibarını sarsıyorsak? İster bizim gibi düşünsün, isterse karşıt ideolojiden olsun; zaten ayette herhangi bir adres de yok. Kim olursa olsun, birisi hakkında bize herhangi bir bilgi geldiğinde hiç olmadığımız kadar hassas olmamız gerekiyor.</p>
<p><em>(Devam edecek)</em></p>

	<div class="esen-eii">
	<a href="https://ankaraedebiyat.com.tr/fasik-medya-diline-karsi-saglam-durus-2/" target="_blank" class="eii-theme1" title="8206">

<div class="eii-theme1-postImageUrl" style="overflow:hidden; z-index: 8; max-width: 100%;">
<div class="eii-theme1-imgUrl" style='background-image:url(https://ankaraedebiyat.com.tr/wp-content/uploads/2026/02/klavye-medya-bilgisayar-400x225.jpg);'></div>
</div>

<div class="eii-theme1-centered-text-area">
<div class="eii-theme1-centered-text">
<div class="eii-theme1-content">
<div class="ctaText" style="float:left;"></div>
<div class="clear:both;"></div>

<div class="eii-theme1-postTitle" style="float:left;">Fâsık medya diline karşı sağlam duruş!-2</div>

</div>
	</div>
		</div>	
	
	</a>
	</div>
	
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/fasik-medya-diline-karsi-saglam-durus-1/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Modern zamanlarda görünmeyen kul hakkı</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/modern-zamanlarda-gorunmeyen-kul-hakki/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/modern-zamanlarda-gorunmeyen-kul-hakki/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Süs]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 22 Jan 2026 10:13:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[kul hakkı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=8002</guid>

					<description><![CDATA[İnsanlara &#8220;Kul hakkı nedir?&#8221; diye sorsalar genellikle; bir başkasının hakkını gasp etmeyi, borcunu ödememeyi, dedikodu yapmayı veya iftira atmayı sayarlar. Evet, bunlar kul hakkına girer. Birebir yapılan bu haksızlıklar için helallik alınmadan ölünmüşse, bedeli öteki âlemde mutlaka tahsil edilir. Hatta dedikodusu yapılan kişi hakkını helal etse bile bunun bir karşılığı vardır. Zerre kadar hayrın da [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanlara &#8220;Kul hakkı nedir?&#8221; diye sorsalar genellikle; bir başkasının hakkını gasp etmeyi, borcunu ödememeyi, dedikodu yapmayı veya iftira atmayı sayarlar. Evet, bunlar kul hakkına girer. Birebir yapılan bu haksızlıklar için helallik alınmadan ölünmüşse, bedeli öteki âlemde mutlaka tahsil edilir. Hatta dedikodusu yapılan kişi hakkını helal etse bile bunun bir karşılığı vardır. Zerre kadar hayrın da şerrin de hesabı sorulacaksa —ki sorulacaktır— insana elbet: “Sen neden iyi bir insan olmadın?” denir. Allah en doğrusunu bilir.</p>
<p>Tıpkı dünyada bir kazaya karıştığınızda, karşı taraf şikâyetçi olmasa bile zarar büyükse devletin &#8220;kamu davası&#8221; açması gibi&#8230;</p>
<p>Bu yüzden Allah’ın ve insanların merhametine sığınmak güzeldir; ancak &#8220;iyi olmanın&#8221; yollarını aramak çok daha değerlidir. Bunların dışında, bir de adeta bir &#8220;gizli özne&#8221; gibi olan, görünmeyen kul hakları vardır. Herkes bunun farkındadır ama somut olmadığı için kimse oralı olmaz ve bu günaha kolaylıkla düşebilir.</p>
<p><strong>Nedir Bu Görünmeyen Kul Hakları?</strong></p>
<ul>
<li><strong>Vefasızlık:</strong> Görülmesi gereken iyiliği görmezden gelmek, ancak aranmaması gereken hatayı sürekli kollamak.</li>
<li><strong>Gizli Menfaat:</strong> “Karşılık beklenerek yapılan iyilik tefeciliktir” tamam ama karşılıksız yapılan iyiliğe vefasızlık daha beter tefeciliktir düşüncesine riayet etmemek.</li>
<li><strong>Rencide Etmek:</strong> İnsanları toplum içinde utandırmak; kalabalık içinde insanlara akıl vermeye kalkışmak.</li>
<li><strong>İlgi İstismarı:</strong> İhtiyacı olanı ilgiden mahrum bırakırken, ilgi istemeyene şımarıkça ilgi göstermeye çalışmak.</li>
<li><strong>Empati Yoksunluğu:</strong> Kendine yapılmasını istemediği bir şeyi başkasına reva görmek.</li>
<li><strong>Heves Kırmak:</strong> Bir insanın yaşama sevincini baltalamak; övünerek yaptığı işleri görmezden gelip onun başarısını küçümsemek.</li>
<li><strong>Emek Hırsızlığı:</strong> Ekiple yapılan güzel işleri kendine mal edip, hataları başkalarına yüklemek.</li>
<li><strong>Kibir ve Haset:</strong> Tavsiyesine uymayanın başına kötü bir şey geldiğinde bunu sürekli başına kakmak; tavsiyeye uymadığı halde başarılı olanı ise takdir etmemek.</li>
<li><strong>Bozgunculuk:</strong> İki kişinin dostluğunu kıskanıp aralarını bozmak için &#8220;subliminal&#8221; (bilinçaltı) çabalar göstermek.</li>
<li><strong>Barıştırmamak:</strong> Küsleri barıştırma imkânı varken geri durmak.</li>
<li><strong>Tutarsızlık:</strong> Okuyarak, dinleyerek öğrendiği güzel hasletleri başkalarına dikte ederken kendisini bu hasletlerden mahrum bırakarak başkalarının bu erdemlere olan güvenini sarsmak.</li>
<li><strong>Gittikçe Büyüyen Yaralar:</strong> Basit gibi görünen bir azarlamanın ruhta açacağı uçurumun fark edilmemesi. Öz güvenin yok edilmesi.</li>
<li><strong>İtibar Suikastı:</strong> Kişisel çıkarları uğruna sevmediği birinin toplumdaki saygınlığını zedelemek.</li>
</ul>
<ul>
<li><strong>Kötü Örnek Olmak:</strong> “Bana değil inandığım dine bakın, kötü zengine bakarak nasıl ki paradan soğumuyorsanız bana bakarak da dinden soğumayın” kolaycılığına sığınarak; “İslam’ı öyle yaşa ki, seni öldürmeye gelen sende dirilsin.” düsturuna muhalif olup insanları dinden soğutmak.</li>
</ul>
<ul>
<li><strong>Cimrilik:</strong> Kazancına fakirleri ortak etmemek, hayır ve hasenat işlerinden uzak durmak.</li>
<li><strong>Bilgi Cimriliği:</strong> Sahip olduğu bilgiyi insanlarla paylaşmaktan kaçınmak.</li>
<li><strong>İş Ahlakı:</strong> Çalıştığı iş yerinde görevini savsaklamak veya başkasının işini yaparak onun tembelliğine çanak tutmak.</li>
<li><strong>Liyakatsizlik:</strong> Vasıflı insanları hak ettiği makamlara getirmeyerek, vasıfsızlara alan açmak ve kamuda çalışma barışını bozmak.</li>
<li><strong>Görev vermemek</strong>: Terbiyesinden “görev istenmez verilir” şiarıyla hareket edip kimsenin kapısını çalmayan nitelikli insanları görmezden gelmek.</li>
<li><strong>Çok Konuşmak:</strong> İnsanları bıktıracak derecede çok ve gereksiz konuşmak; diğer konuşmak isteyenlere fırsat vermemek.</li>
<li><strong>Hatalara Kılıf:</strong> Kendisini haklı çıkarma adına; davranış haline getirdiği kötülüklere bahaneler bulup onları normalleştirmeye çalışmak.</li>
<li><strong>İsraf:</strong> Bir kurumu yönetirken kaynakları verimsiz projelere harcamak.</li>
<li><strong>Seçme Hakkı:</strong> Vizyonu olmayan, kaynakları israf eden, kamu malını kendi çıkarı için kullanan veya çalan yöneticilerin ilk defa veya yeniden seçilmesine vesile olmak.</li>
<li><strong>Ailevi Sorumluluk:</strong> Eşler arasında birbirine zulmetmek, birbirini görmezden gelmek veya gereksiz kısıtlamalarla eşine hayatı zorlaştırmak.</li>
<li><strong>Eğitim Borcu:</strong> Çocuğuna iyi bir örnek, öğrencisine ise vasıflı bir öğretmen olamamak.</li>
</ul>
<p>Bu liste uzatılabilir ve her biri örneklendirilebilir; ancak uzun yazıların okunmama riski &#8220;Demokles’in Kılıcı&#8221; gibi tepemizde duruyor. Unutulmamalıdır ki kul hakkı, bugünlerde tıpkı şirk gibi, karıncanın ayak seslerinden daha sessiz bir şekilde hayatımızdadır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/modern-zamanlarda-gorunmeyen-kul-hakki/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Umut bir stratejidir, afyon değil</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/umut-bir-stratejidir-afyon-degil/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/umut-bir-stratejidir-afyon-degil/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Süs]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Jan 2026 06:33:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[afyon]]></category>
		<category><![CDATA[dua]]></category>
		<category><![CDATA[umut]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=7681</guid>

					<description><![CDATA[Mustafa Süs yazdı: Sosyal medyaya bir göz atın. Ne kadar merdiven altı psikolog, aile danışmanı, kişisel gelişim uzmanı varsa hepsi insanlara umut pompalamakla meşgul.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Öteden beri umut aşılayan kitapların çok okunduğuna şahit olmuşuzdur. “Umutlu olmak güzeldir&#8221;, &#8220;Umutsuz yaşanmaz&#8221;, &#8220;İnsan ümit ettiği sürece yaşar” gibi süslü laflar herkesin dikkatini çeker. İnsanların hem dikkatini çeker bu sözler hem de –söylenene göre– buna ihtiyaçları vardır.</p>
<p>Kimisi yaşadığı sıkıntılardan, iç acılarından ve karamsarlığından kurtulmak için geleceğin güzel olmasını umut eder; kimisi de hali vakti yerinde olduğu halde, kendisinden maddi anlamda ileri seviyede olanlara özenerek onlar gibi olmayı diler.</p>
<p>Şarkılara, şiirlere kulak verdiğiniz zaman daima bir beklentiye maruz kalırsınız. Dünya, ileride her şeyin güzel olacağını söyleyen insanlarla doludur. Bu yüzden umutsuz olanlara, karamsarlığı şiar edinenlere, asık suratlı yaşayanlara ve sürekli “düzelmez” diyenlere karşı oldukça tahammülsüzüzdür.</p>
<p>Kimisi de umudunu ölüme saklar. Bu dünyanın çile çekme yeri olduğuna inanmıştır bir kere. &#8220;Yaşadığımız sıkıntılar bitecek elbet&#8221; derler, &#8220;ama ancak ölünce&#8230;&#8221; Ahiret inancı olanlar azığına güvenerek, olmayanlar ise güya yok oluşun getireceği hissizliğe güvenerek ölümle gelen o &#8220;bitişi&#8221; umut ederler.</p>
<p>Dedik ya; tam bir umut dünyası&#8230;</p>
<p>Sosyal medyaya bir göz atın. Ne kadar merdiven altı psikolog, aile danışmanı, kişisel gelişim uzmanı varsa hepsi insanlara umut pompalamakla meşgul. Tıpkı kimi din adamlarının, &#8220;sabır&#8221; adı altında bilinçsizce uyuşukluk ve tembellik aşılaması gibi. Oysa sabrın karşılığı ne tembelliktir ne uyuşukluk ne de sadece beklemektir. Varacağımız köy dağın ardındaysa, oturduğumuz yerden sadece sabrederek ve umut ederek o köye ulaşamayız. Bu tartışılmaz bir gerçektir.</p>
<p>Peki, bize aşılanan, pompalanan nedir? Umut tacirlerinin pazarladığı o &#8220;boş&#8221; beklenti&#8230;</p>
<p>Bir karikatürde genç, ninesinden sınavda başarılı olması için dua istiyor. Ninesi, “Allah emeklerinin karşılığını versin evladım” deyince genç hemen çıkışıyor: “Emeklerimizin karşılığını neden karıştırıyorsun, sen direkt dua etsene!” O genç aslında kendisine sunulan &#8220;kolaycı&#8221; sistemin farkında. Emek olmadan yemek olmayacağını, yerinden kalkmazsa dağın öte yakasındaki köyüne varamayacağını biliyor ama işine gelmiyor. Çünkü ona öğretilen umut, emeksiz bir mucize beklentisi.</p>
<p>Duanın gücüne elbette inanıyoruz ama yapılması gerekeni de yapmak zorundayız.</p>
<p>İşte tam burada bilimin tanımı devreye girmeli. C.R. Snyder, umudu duygusal bir histen ziyade bilişsel bir beceri olarak tanımlar ve şöyle der: <em>&#8220;Umut; hedeflere ulaşma yollarını bulma ve bu yolları kullanma motivasyonunun, yani irade gücünün toplamıdır.&#8221;</em> Kısaca Snyder&#8217;a göre; <strong>&#8220;Umut bir stratejidir, sadece bir duygu değildir.&#8221;</strong></p>
<p>Eğer bir stratejiniz ve geleceğe dair size yol gösterecek öngörüleriniz yoksa, boş yere umut etmenin anlamsız bir yük olduğunu zamanla görürsünüz.</p>
<p>Martin Seligman, depresyonun kökeninde &#8220;öğrenilmiş çaresizlik&#8221; olduğunu savunurken, tedavisinin de umut olduğunu söyler. Ama hangi umut? <em>&#8220;Sorunların kalıcı değil geçici, kişisel değil evrensel ve aşılamaz değil kontrol edilebilir olduğuna inanmayı&#8221;</em> sağlayan, eyleme dönük bir umut.</p>
<p>Yaşadığınız sorunlardan kurtulmak için, o sorunları kontrol edecek bilgiye, birikime ve enerjiye ihtiyacınız var demektir. Yoksa süslü sözlere, bezenmiş diyaloglara, sanatsal görünen şiirlere kulak vererek sadece acı çekersiniz. Friedrich Nietzsche&#8217;nin o meşhur sözü tam da bu pasif bekleyiş için geçerlidir: <strong>&#8220;Umut en büyük kötülüktür, çünkü işkenceyi uzatır.&#8221;</strong></p>
<p>Bisiklete sahip olmak ve onu sürmesini bilmek, onunla bir yere gideceğin anlamına gelmez. <strong>Pedalı çevirmektir umut.</strong></p>
<p>Yerinden kalkmayan, liseyi bitirdiği halde üniversiteye hazırlık çalışması yapmayan, &#8220;nasılsa kazanamayacağım&#8221; deyip herhangi bir işe de girmeyen bir arkadaşım vardı. Anadan öksüz, babadan korunaksız, kardeşlerden umutsuz bir arkadaş&#8230; Ajandasına şöyle yazmıştı: <em>&#8220;Neden hep yarınların güzel olacağı söylenir, bugün de dünlerin yarını değil mi?&#8221;</em></p>
<p>O gün ona dedim ki: Umutla yaşayacaksan ve geçmişten muzdaripsen, kalkıp işe koyulacaksın.</p>
<p>İnsanlara boş bir umut değil, çalışma azmi aşılamalı bilenler. Yazın gölgenin hoş olduğunu değil, gölgede hoşça vakit geçirenin kışın çuvalının boş kalacağını öğretmeliler. Mesela üniversite okuyan gençlere; &#8220;Okurken bir işin ucundan tutmaz, kendini geliştirmez de eğlenceye kaptırırsan kendini, salt diplomayla kimse seni işe almaz&#8221; diyebilmeliler.</p>
<p>Dağın zirvesine bakmak güzeldir; ama sadece seni yerinden kımıldatıyorsa&#8230;</p>
<p><em>(Fotoğraf: Yusuf Seki)</em></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/umut-bir-stratejidir-afyon-degil/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İlişkilerde dört insan tipi</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/iliskilerde-dort-insan-tipi/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/iliskilerde-dort-insan-tipi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Süs]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 31 Dec 2025 08:29:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[ikili ilişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[ilişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[insan ilişkileri]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa süs]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=7459</guid>

					<description><![CDATA[Hiçbir şeyden memnun olmadıkları için toplumda doğru dürüst kimse tarafından sevilmezler. Her şeyden şikayetçi olurlar, baskın karakterleriyle herkesi etkisi altına aldıklarını düşünüp lider zannederler kendilerini.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>(Fotoğraf: Yusuf Seki)</p>
<p>İnsanlar ikili ilişkilerinde mutluyken sorun yoktur ama araya kötü şeyler girince işler hemen değişir. Bugüne dek kötü giden ilişkilerde kendisini suçlayan çok az insan gördüm.</p>
<p>Herkes genelde karşı tarafı suçlar, bu değişmez. Aslında kimi dinlerseniz dinleyin, o kişi haklıdır. Haklıdır; çünkü insanlar size, psikoloğa veya hâkime haksız olduğu konulardan söz etmezler. Size anlattıklarının üzerine yemin de etseler yeminlerine zarar gelmez. Çünkü anlattıkları kayıtlı ve ispatlıdır; (kendi zihinlerinde) yüzde yüz haklıdırlar.</p>
<p>Karşı tarafın haklı olduğunu anlatanlar da vardır, yok değil. Bu &#8220;haklı&#8221; dediğimiz kişiler, onların haklılık payının sadece bir kısmını anlatırlar. Bu da kendi haklılıklarını teyit etme amaçlıdır. Yani, “Bakın ben ona da hak veriyorum,” diyerek kendilerinin inandırıcı olduğunu ispatlamaya çalışmaktır gayeleri; bir nevi sinsilik…</p>
<p>Oysa buna delil karartma mı dersiniz, bilinmesi gerekeni kamufle etme mi dersiniz ne derseniz deyin; bu türden insanlar esas anlatılması gereken konuları gizlerler. Bunlar çok kötü şartlarda yetişmemiş olsa da şımartılan insan türüdürler.</p>
<p>Şımarık, terk edilmekten korkmayan ama &#8220;terk edilince aklı başına gelen&#8221;, genelde her istediği yapılan, belki el bebek gül bebek yetişmiş, rahatlıkla “hayır” diyebilen, dertsiz ama dert veren özellikleri vardır.</p>
<p>Bunlar “iki köyü bir eşeğe bindirip terkisine de kendisi binen” tuhaf tiplerdir. Ortalığı yakarlar ama kendilerinin bunda bir parmağının olmadığını iddia ederler. Kendilerini suçlayana “iftiracı” bile derler. “Yüzüne de söylerim ben bunu,” diyerek herkes hakkında olumsuz konuşmayı şiar edinmişlerdir. Sütten çıkmış ak kaşık gibi sütü simsiyah ederler ama kendilerinin ak olduğunu iddia ederler.</p>
<p>Nasreddin Hoca’nın “Sen de haklısın,” dediği iki insan türü işte. Herkes kendisinin haklı olduğu tarafı anlatınca…</p>
<p>Bir de sürekli karşı tarafa hak veren insan türü vardır. Aslında bunlar haklıdırlar da kendilerini savunamayacak kadar eziktirler aynı zamanda. İşin kötüsü, terk edilme endişesi yaşar bunlar. İlişkisi bozulan her kimse ondan sürekli özür dilerler ve bu durumda da ezildikçe ezilirler.</p>
<p>Karakter olarak demeyelim de zayıf insanlardır bunlar. Çocukluktan itibaren azarlanmış, itilmiş, belki ötekileştirilmiş insan türüne girerler. Çocukluklarına da inseniz değişen bir şey olmayacaktır. Sürekli verirler, edilgendirler, “hayır” demeyi bilmezler. Yüzleri yumuşaktır. Dertleri bitmez genelde.</p>
<p>Bir de testere gibi, “bir sana bir bana” diyerek hakkı da haksızlığı da eşit şekilde bölüşen adil insan türü vardır. Bu insanların soyu tükenmek bilmez. Eskiden de vardı şimdi de var. Soyu tükenmesin diye dua edilir bunlarla ilgili.</p>
<p>Bu insanlarla kolay kolay sorun da yaşamazsınız aslında. Ama illaki sorun yaşıyorsanız bilin ki kendisini sizin tahmin bile edemeyeceğiniz şekilde suçlar. Tabii suçu varsa… Suçu yoksa karşı tarafı suçlamamak için elinden geleni yapar. İllaki anlatılması gerekiyorsa da olanı biteni olduğu gibi anlatır. Ayrıntıda gizlenen şeytanı bile gösterir görünmez parmağıyla…</p>
<p>Derviş meşrepli insanlardır bunlar. Sayıları o kadar azdır ki… Bu insanlarla karşılaşınca herkes şaşırır. Hatta size bir ipucu vereyim: Bu insanların rol yaptığını düşünen bile vardır. Hem rol yaptığını düşünürler hem de gerçekten bu tür insanların olmasına tahammül edemezler. Tahammül edemezler; çünkü bunların çıtası o kadar yüksektedir ki yetişemez kimse bunlara. Kim ister boyu uzun insanla fotoğraf çektirmek?</p>
<p>Bir de bu türden olan insanların etrafına akbaba gibi çöreklenmek isteyenler olur. Kimisi hata yaptırmak için saf tutar etrafında, kimisi gölgesinde paye kapmak için, kimisi de feyz almak için. Feyz almak isteyen sayısı da epeyce azdır tahmin edersiniz.</p>
<p>Bu üç insan türüne ek olarak bir de mutedil insan türü vardır. Onlar da kahir ekseriyeti oluşturuyor. Kimseye zararı olmayan ama topluma da faydalı olmaya çalışan türden.</p>
<p>Yazımızda belirttiğimiz ilk insan türü el bombası gibidir. Boyutları küçük olsa da vereceği zararın alanı oldukça geniştir. Aslında hiçbir şeyi dert etmiyor gibi görünseler de en çok zararı kendilerine verirler.</p>
<p>Hiçbir şeyden memnun olmadıkları için toplumda doğru dürüst kimse tarafından sevilmezler. Her şeyden şikayetçi olurlar, baskın karakterleriyle herkesi etkisi altına aldıklarını düşünüp lider zannederler kendilerini. Oysa arkalarında “minnet duyanlar” (veya mecbur kalanlar) hariç kimseyi bulamazlar.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/iliskilerde-dort-insan-tipi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dost elinden &#8220;gel&#8221; olmadan gitme</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/dost-elinden-gel-olmadan-gitme/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/dost-elinden-gel-olmadan-gitme/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Süs]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Dec 2025 08:10:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[ankara]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[Nasreddin Hoca]]></category>
		<category><![CDATA[öykü]]></category>
		<category><![CDATA[türkü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=7295</guid>

					<description><![CDATA[Biz bu türküyü dinler geçeriz genelde. Ama durup düşünmek aklımıza gelmez. Nasıl gelsin ki? Hangi birini durup düşüneceğiz? Mesela ezberimizde birçok atasözü, fıkra veya şiir vardır. ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>(Fotoğraf: Yusuf Seki)</em></p>
<p><strong>Ustam;</strong> Hani Nasreddin Hoca’nın hanımı biraz çirkinmiş de evlendikten sonra tedbiren sormuş hocaya: “Herif, malum sülalede yeniyim; yakın akraban kim, uzak akraban kim bilemiyorum. O yüzden köyde kimlere yakın durayım, kimlere uzak durayım; kime görüneyim, kime görünmeyeyim?”</p>
<p>Hoca da içini çekerek demiş ki: “Valla hatun, bana görünme de kime görünürsen görün!”</p>
<p>Hikâyeyi biliyorsundur. Biliyor olman lazım; babam bu hikâyeyi bana yaklaşık seksen dört kez anlatmıştır. Sen de illaki duymuşsundur…</p>
<p>Ustam, &#8220;sadede gel&#8221; der gibi baktı; bir yandan da hikâyenin etkisiyle güldüğünü belli etmemeye çalışarak… Sadede gelmeye çalışırken ben de gülmeye başladım. Hocayı düşündüm, hatunun o lafı duyunca düşeceği durumu düşündüm, çirkinlerdeki o yersiz özgüveni düşündüm… Hocanın neden öyle biriyle evlendiğini, “göklerden gelen” kaderi düşündüm…</p>
<p>Ustam da düşünmüştür büyük ihtimalle… Ya da ustam daha derinlemesine düşünmüştür. &#8220;Allah bu tür olayları zamanında Hoca gibi birilerine yaşatıyor, ola ki ardından gelenler ibret alır mı?&#8221; diye… Usta kadar derin düşünmemiz mümkün değil tabii.</p>
<p>Yekten sordum soruyu, yoksa işler sarpa saracak: — Ustam, bir insan kimlerle haşır neşir olmalı, kimlerden uzak durmalı; kimlere vefalı davranmalı, kimlerden kaçınmalı?</p>
<p>— Guzum, sen de durup durup soru sorma bahanesiyle geliyorsun… Konuşacak kimin kimsen yok galiba, dedi ve ardından bir kapı araladı:</p>
<p>— Bak, soru sormasan da söz, çay veririm; illa bir bahane bulmana gerek yok.</p>
<p>Belli ki dedim, benim sorulardan sıkıldı… — Kusura bakmayın hocam, deyip hemen işi resmiyete döktüm, sizli bizli olmaya çalışarak. Bilirsiniz, senli benli konuştuğunuz kişilerle araya bir soğukluk girerse hemen sizli bizli olursunuz. Sizli bizli olmasanız da sesinizin renginden o soğukluk belli olur…</p>
<p>— Gel ulan gel, parası batsın, seni mi kıracağım, diyerek başladı konuşmaya…</p>
<p>— Guzum, bizim kadim kültürümüzde &#8220;gel&#8221; diyene gidilir. Hatta bununla ilgili bir Neşet Baba türküsü bile vardır. Neşet Baba o yanık sesiyle bir bağırır, yer gök inler: <em>&#8220;Dost elinden gel olmazsa varılmaz.&#8221;</em> Ardından ekler: <em>&#8220;Rızasız bahçenin gülü derilmez.&#8221;</em></p>
<p>Biz bu türküyü dinler geçeriz genelde. Ama durup düşünmek aklımıza gelmez. Nasıl gelsin ki? Hangi birini durup düşüneceğiz? Mesela ezberimizde birçok atasözü, fıkra veya şiir vardır. &#8220;Haydi oku&#8221; deseler, &#8220;anlat&#8221; deseler hiçbiri aklımıza gelmez. İllaki bir olay olacak, onunla özdeşleştireceğiz, öyle aklımıza gelecek.</p>
<p>Hal böyle olunca guzum, <em>&#8220;Çağırılan yere erinme, çağırılmayan yerde görünme&#8221;</em> diye kadim bir sözümüz var bizim. Bir şehirden bir başka şehre giderken de durum böyledir, kendi öz çocuğunu ziyaret ederken de durum böyledir. Çağırılmadığınız halde gitmediğiniz zaman insanların bir kısmı size sitem ederler. Etsinler, sıkıntı değil. &#8220;Onca işin gücün arasından bu da nereden çıktı?&#8221; dedirtmekten daha evladır uğramamak.</p>
<p>— Ama ustam, geleceğini bilmeyen nasıl davet etsin ki, deyince ustam sinirlendi…</p>
<p>— Hâl diliyle daveti ayırt edemeyecek kadar saf isen zaten gitsen de olur, gitmesen de, dedi.</p>
<p>— Peki ustam, şehirden şehre giderken çat kapı misafirlik yapılır mı, deyince ustam gemi azıya aldı:</p>
<p>— Yapılır tabii, yapılmaz mı? Oteller ne güne duruyor, dedi.</p>
<p>— İyi de ustam, hani biz misafirperver bir toplumduk? Bizde &#8220;Tanrı misafiri&#8221; diye bir kavram vardı, ne oldu onlara, deyince; yenilgiyi kabullenmiş bir komutan ezikliğiyle cevap verdi ustam:</p>
<p>— Guzum; insanların maddi gücü arttıkça, insanlar sözüm ona medenileştikçe, şehirleştikçe, insanlar <strong>gubuzlaştıkça</strong> misafir sevmez oldular.</p>
<p>— Ustam kaç kez duydum sormayı akıl edemedim, bu &#8220;gubuz&#8221; ne demek, deyince:</p>
<p>— Konyalı bir arkadaş bul sor, onu da benden bekleme, dedi ve devam etti:</p>
<p>— Guzum, eşler arasında sorunlar vardır; dışarıdan gelen misafiri kadın ya da erkek kabul etmeyebilir. Hem durup dururken kimsenin arasını bozmamalı, hem de itibarımıza halel getirmemeliyiz.</p>
<p>— Yani kısaca ustam? — Çat kapı misafirlik yok, &#8220;gel&#8221; demeden gitmek yok, çok önceden istişare etmek var ve mümkünse yatıya kalmamak… Ve hatta mümkünse misafirliğe giderken ev sahibini yormamak için ne gerekirse yapmak… En önemlisi de; parmaklarının ucuyla tokalaşan, dil ucuyla davet ediyormuş gibi yapan insanların sitemine kulak asmamak gerek.</p>
<p>Ne demiş şair? (Ustam bir sözün kime ait olduğunu hatırlayamazsa hep böyle söyler): <em>&#8220;Düğününe okursan gelmem, okumazsan küserim.&#8221;</em></p>
<p>— Ustam, o çağırma veya davet değil mi? &#8220;Okuma&#8221; da ne demek oluyor, deyince ustam bu sefer kızdı.</p>
<p>— Eskiden davetin adı &#8220;okuma&#8221; idi guzum. Git biraz geçmişini irdele de geçmişinle bağlarını koparma. Zaten ilk dilimizi kopardılar, sonra da dinimizi koparmaya çalışıyorlar. Geçmiş bizim dilimizdir, dedi.</p>
<p>Misafirliği de öldürdük, dilimizi de öldürdük. Biz yine de sahip çıkmaya çalışalım guzum, dedi ustam.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/dost-elinden-gel-olmadan-gitme/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sefalet ve şatafatın izdüşümü: Düğünlerimiz</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/sefalet-ve-satafatin-izdusumu-dugunlerimiz/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/sefalet-ve-satafatin-izdusumu-dugunlerimiz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Süs]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Dec 2025 03:55:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[ankara]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[düğün]]></category>
		<category><![CDATA[düğün salonu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=7034</guid>

					<description><![CDATA[Bizler geleneklerimize, göreneklerimize ve adetlerimize öyle yürekten bağlı insanlarız ki anlatamam.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hiç unutmam; öğretmenliğimin ilk yılında, dağ başında bir köyde göreve başlamıştım. Köydeki öğrencilerin durumu içler acısıydı. Buz gibi havalarda çocukların ayağında doğru dürüst ayakkabı yoktu. Hani o zamanlar öğretmen, cebinden çocuklara ayakkabı almayı bırakın, sınıfa tebeşir bile alamazdı. Şimdi olsa öyle mi?</p>
<p>Bir gün velimin biri beni çay içmek için kahvehaneye davet etti. Köyün erkekleri senede birkaç gün uzak şehirlere gider çalışır; paranın bir kısmını eğlencelerde tüketir, bir kısmını da eve getirirdi. Getirdiği parayla da sigara alınırdı.</p>
<p>Bizim köylü bir rahmetlinin feryadı geldi aklıma: <em>&#8220;Ben senede beş altı gün çalışıp evi geçindiremiyorum da boş gezenler ne yapıyor acaba?&#8221;</em></p>
<p>Oturduk çay içmeye. Tabii o zamanlar benim &#8220;cahiliye&#8221; dönemim, deli gibi sigara içiyorum. Adamın gömleğinin cebinde Maltepe sigarası var, onu çıkarıp kendisi yaktı bir tane. Bana da çorabından çıkardığı &#8220;gavur&#8221; sigarasından (yabancı sigara) veriyor. Para yok ama cömertlik var! &#8220;Öğretmene ayıp olmasın&#8221; mı dersiniz, &#8220;Öğretmen rezilliğimizin farkında olmasın&#8221; mı dersiniz, &#8220;Cömertlik&#8221; mi dersiniz; ne derseniz deyin&#8230;</p>
<p>Eğilip kulağına dedim ki: — Çocuğunun ayağında ayakkabı yok, sen iki sigara taşıyorsun. Biri cebinde, diğeri çorabında. Yakışık alıyor mu bu? — Hocam bizde adettir, misafire kaliteli sigara ikram edilir&#8230; — İyi de konumuz bu değil. Ben sana ne diyorum, sen bana ne diyorsun? Deyince: — Onlar soğuğa alışkın hocam, dedi.</p>
<p>Adetlerimiz, evet&#8230; Hani şair olmaya heveslenen arkadaşın <em>&#8220;Halimiz itten beter, keyfimiz beyde yok&#8221;</em> dediği gibi&#8230;</p>
<p>**</p>
<p>Düğünlerimizi görüyorsunuz değil mi? Ne güzel adetlerimiz var! Gelinlerin elindeki o sağa sola sıktıkları püskürtmeli şişeler bize atalarımızdan kalma; hani vardı ya &#8220;lingo lingo şişeler&#8221;&#8230; Köylerde havaya sıktığımız kurşunlar mesela? Onlar da Göktürklerden kalma büyük ihtimalle, kurşunlar göğe sıkıldığına göre&#8230; Gelinin etrafında kıvırtıp dans eden dansözler de cahiliye döneminin Araplarından kalmadır zahir&#8230;</p>
<p>Fahiş fiyata salon olmazsa, biz o salonu asla tutmayız. İliklerimize kadar sömürülmek kanımızda var. En pahalısından mobilyalar, beyaz eşyalar, siyah veya kırmızı takımlar&#8230; Bilen bilir, onlar da Ebem Korkut’tan kalmadır&#8230;</p>
<p>Adetlerimizde yorgun kurşunların öldürdüğü insanlar vardır bizim. Düğüne harcanan paranın geri ödemesinin gençlerin boynuna takılması vardır. <strong>Evlenen gençleri ömür boyu para yüzünden birbirine düşürmek, geçmişten geleceğe uzanan bir köprüdür bizde</strong>. Kaynana ve kayınbaba elaleme rezil olmasın diye; gelin, görümce, baldız, yeğenler ve kayınlar &#8220;simli&#8221; görünsün diye kuaförlere ödenen paralar farz değilse de şarttır bizim geleneklerimizde.</p>
<p>Bizim geleneklerimizde, adetlerimizde, örflerimizde balayına gitme gibi bir zorunluluk vardır. Gitmeyeni hor görüyorlar, gideni de geldikten sonra zor görüyorlar.</p>
<p>Biz mutlu ve huzurlu olmaya değil, öyle görünmeye odaklanan bir milletiz. Birkaç gün mutlu oluruz ya da mutlu görünürüz; bu bize bir ömür rezil olmak için yeter de artar bile. Düğün sürecinde hısımların arasında yaşanan ve dışa yansımayan çekişmeler, restleşmeler, tartışmalar düğüne yansısa var ya&#8230; El içinde gülüyor gibi görünmek de âdettendir bizde. Şatafatlı salonlarda &#8220;vur patlasın, çal oynasın&#8221; eğlenceler bize Hunlardan kalma. Baksanıza &#8220;hunharca&#8221; oynuyor gençler işte&#8230;</p>
<p>Hatta önceden prova bile yapıyorlar. Gelin daha fazla nasıl rezil olur, damat rezilliğin dibine nasıl düşer, kankaları bu rezilliğe nasıl payanda olur? Hepsinin provası yapılıyor. Koca bir hayatı &#8220;sırf konu komşu görüp bize not versin&#8221; diye nasıl rezil ederiz; onun izdüşümüdür düğünlerimiz.</p>
<p>Bu adet de bizlere atadan kalmadır. Kazılan mezarlara bakın; milattan önce her ölen gelinin elinde sağa sola sıkılan sprey kutusu, damatların boynunda ecnebi papyonu vardı(!) Tut ki adetlerimizde havaya kurşun sıkmak vardı; yere batsın o adetlerimiz, yerin dibine de batsa olur.</p>
<p><em>&#8220;Nemize yetmiyor el kadar hasır&#8221;</em> diye türkü çığıran ozanlarımızın yavuklusu zengine gittiği için öyle türkü çığırmıştır. Kendisi zengin olsa da yavuklusu fakire gitseydi ne derlerdi?</p>
<p><em>&#8220;Soyka gönlünü gittin bir çulsuza kaptırdın,</em><br />
<em>Oysa ben senin için ne saraylar yaptırdım…&#8221;</em></p>
<p>Düğünlere, şatafata, israfa, soytarılığa ve sonradan görmeliğe karşı olmak adetlerimizde olmadığından; ben müsaade ederseniz kısa bir süre &#8220;gelenek düşmanı&#8221; olacağım…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/sefalet-ve-satafatin-izdusumu-dugunlerimiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yanlıştan dönme erdemliliği</title>
		<link>https://ankaraedebiyat.com.tr/yanlistan-donme-erdemliligi/</link>
					<comments>https://ankaraedebiyat.com.tr/yanlistan-donme-erdemliligi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Süs]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Dec 2025 07:15:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[ankara edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[deneme]]></category>
		<category><![CDATA[deneme yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankaraedebiyat.com.tr/?p=6745</guid>

					<description><![CDATA[Kimi insan ağzından çıkan sözün esiri olurken, kimi insan da tükürdüğünü yalar.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Normalde, ağzından çıkan sözün esiri olanlara <strong>muteber insan</strong> gözüyle bakılır; onlara &#8220;<strong>sözünün eri</strong>&#8221; derler. Tükürdüğünü yalayanlar ise genellikle <strong>kötü insan muamelesi</strong> görür.</p>
<p>Peki, <strong>ağızdan çıkan sözün esiri olmak</strong> gerçekten her zaman makbul bir davranış mıdır? Bunu irdeleyelim:</p>
<p><strong>-&#8220;Ben bu yoldan yürümem.&#8221;</strong> diyen bir insanın önündeki yol <strong>&#8220;yürünmesi gereken yol&#8221;</strong> ise, böyle bir <strong>dik başlılık yanlıştır</strong>.</p>
<p><strong>-&#8220;Ben o insanın hiçbir fikrine değer vermem.&#8221;</strong> sözü de aynı şekilde hatalı olabilir. Beğenmediğimiz insanların dahi <strong>değer verilecek, örnek alınacak, yol gösterici fikirleri</strong> bulunabilir.</p>
<p>Burada, <strong>kişiliği sağlam, yapıp ettikleriyle göz dolduran, insanlar içinde belli bir yeri olan</strong> ancak <strong>arada sırada yanlış görüş beyan eden</strong> insanlara karşı takınılan <strong>toptancı bir bakış açısının yanlışlığından</strong> söz ediyorum. &#8220;Sözünden ayrı gidenlerden&#8221; bahsetmiyorum.</p>
<p>Örneğin, <strong>&#8220;Ben o işte çalışmam ya da o makam verilirse orada görev almam.&#8221;</strong> cümlesini ele alalım.</p>
<p>Zamanında gerçekten sıkıntı çekmiş olabilirsin, o makam sana zulüm gibi gelmiş de olabilir. Fakat <strong>sana o makamda ihtiyaç varsa&#8230;</strong> &#8220;Ben sözümden dönmem&#8221; demek belki sana kısa süreli bir itibar kazandırabilir, ancak <strong>orada duyulan ihtiyaca cevap vermemen, millete olan borcunu ödememen anlamına gelebilir.</strong> Bunu nereye koyacağız?</p>
<p>*</p>
<h3><strong>SÖZÜN ERİ OLMAK: SADECE SÖZDE KALMAMAK</strong></h3>
<p><strong>Sözünün esiri olmak</strong>, aslında <strong>sözünün arkasından gitmek</strong> demektir; bu da <strong>sözünün eri olmak</strong> anlamına gelir.</p>
<p><strong>Nedir sözünün eri olmak?</strong></p>
<p>İyi sözler söyleyip, <strong>söylediğini hayatına yansıtmaktır.</strong></p>
<p>-Sağlam karakterli olmanın inceliklerinden bahseden bir insan, sağlam karakterli değilse bile artık <strong>o yolda ilerlemelidir</strong>.</p>
<p>-Kötü davranışları eleştiren insanlar, zamanla <strong>iyi davranışların öncüsü olmalıdır.</strong></p>
<p>Sözünün eri demek, öncelikle <strong>verdiği sözü tutan</strong> demektir. Ama aynı zamanda, ağzından çıkan <strong>iyi sözlerin de arkasından giden</strong> kişidir.</p>
<p>*</p>
<h3><strong>&#8220;TÜKÜRDÜĞÜNÜ YALAMA&#8221;NIN İKİ YÜZÜ</strong></h3>
<p>Bir de <strong>&#8220;tükürdüğünü yalama&#8221;</strong> konusu var.</p>
<p>Bu deyimle anılan insanlar genelde <strong>kötü insanlar</strong> olarak nitelendirilir.</p>
<p>Öyledir de&#8230; Düşünsenize, heybetli bir tavırla bir karar alıyor, ardından <strong>dış etkenlerin etkisiyle ya da denge gözeterek</strong> bu kararından hemen dönüveriyorsun. Bu tür insanların kötü anılması <strong>normaldir</strong>.</p>
<p>Bu tür insanların bir başka olumsuz özelliği şudur: <strong>Önünü arkasını düşünmeden ciddi kararlar almak ve istişareye kapalı olmak.</strong> Bu bakış açısıyla, bıraktıkları intiba <strong>doğal olarak kötüdür.</strong></p>
<p>*</p>
<p>Ancak bir de şu açıdan bakalım:</p>
<p>Hani o meşhur söz vardır: <strong>&#8220;Değişimin olmadığı tek yer mezarlıktır.&#8221;</strong></p>
<p><strong>Değişmek</strong>, her zaman &#8220;tükürdüğünü yalamak&#8221; anlamına gelmez. Bazen aldığı kararların, verdiği sözlerin tam tersini yapmak; çıktığı yoldan sapıp başka yola girmek, <strong>yolunu değiştirmek</strong> gerekebilir.</p>
<p>-Aldığın karar ilk başta mantıklı görünse de <strong>sonu kötüye gidecekse</strong>&#8230;</p>
<p>-Çıktığın yol başlangıçta gayet yeşil ve düzdür, sonu iyi gibi görünür; ancak zamanla <strong>felakete doğru yol aldığını hissedersin.</strong></p>
<p><strong>İşte burada geri dönmek, &#8220;tükürdüğünü yalamak&#8221; değildir.</strong></p>
<p>Kendinle ilgili kararlar alırsın. Başta güzel görünür ama sürekli <strong>zararda</strong> olduğunu fark edersin. Baktın olmuyor, <strong>vazgeçersin</strong>.</p>
<p>Bu durum, <strong>idare-i maslahatçılık, günü kurtarmak veya denge gözetmek</strong> değildir.</p>
<p><strong>Sağlam karakterli insanlar</strong> doğru karar verirken denge gözetmez, günü kurtarmaya çalışmaz, idare-i maslahatçılık yapmaz. Bu, işin bambaşka bir boyutudur.</p>
<p><strong>Sağlam karakterli insanlar</strong>, &#8220;<strong>etrafımdaki insanlar ne der?</strong>&#8221; vehmine kapılmadan, <strong>gittiği yol yanlışsa o yoldan dönmesini bilir.</strong> Zira yolun sonu uçurumsa, sen o uçuruma düşerken seni korkutan el, elinden tutmayacaktır. Tuttuğu takdirde belki kendisi de düşecektir.</p>
<p>*</p>
<h3><strong>DOĞRU KARAR VE ERDEM</strong></h3>
<p><strong>Doğru kararlar alırken ne sözün esiri olacağız ne de sırf kötü addediliriz diye tükürdüğümüzü yalayacağız.</strong></p>
<p><strong>Doğru kararlar alırken, sözümüzden ayrı gitmeyeceğiz; ancak aldığımız yanlış kararlardan da dönmesini bileceğiz.</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ankaraedebiyat.com.tr/yanlistan-donme-erdemliligi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
