Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
WhatsApp
Sosyal Medya

Ahmet Rasim ve mizah

Durdu Güneş yazdı: Ahmet Rasim’in mizahi bakış açısında; yaşadığı zaman, mekan ve kişilerin önemli rolü vardır. İçinde bulunduğu mekan, Beyoğlu meyhaneleri, Ada vapurları, Çamlıca kır kahveleri ve gazetelerin matbaalarıdır.

Durdu Güneş yazdı: Ahmet Rasim’in mizahi bakış açısında; yaşadığı zaman,

Yazar, gazeteci, tarihçi, bestekâr Ahmet Rasim (D. 1864– Ö. 21 Eylül 1932) İstanbul doğumludur. Darüşşafaka’dan 1883’te birincilikle mezun olmuştur. Kısa bir süre memurluk yapmıştır. Sonra çeşitli gazete ve dergilerde yazılar yazmıştır.

Rasim, Mutlakiyet, Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemlerinde yaşanan günlük hayatı, mizahi bir şekilde kaleme almasıyla tanınır.  Bir dönem Hüseyin Rahmi Gürpınar ile birlikte “Boşboğaz ve Güllabi” isimli mizah dergisi çıkarmıştır. Dergide orijinal fıkralara, hiciv yazılarına, dönemin ünlü kişilerinin karikatürlerine ve günlük haberlere yer verilmiştir.

Ahmet Rasim’in mizahını anlatmak için önce mizahtan ne olduğunu  ve mizahı nelerin etkilediğini belirtmemiz gerekir.

Mizah hem psikolojik hem de toplumsal bir olgudur. İnsanı diğer canlılardan ayıran önemli özelliklerden düşünme ve konuşmanın yanında gülmek de vardır. Bu gerçekten hareketle Aristo “insan gülen bir hayvandır” demiştir. Diğer yandan İnsan ilişkilerinin olduğu yerde çatışma ve uyumsuzluk vardır. Bu durum mizahın doğmasına yol açar. Uyumsuzluk aynı zamanda içinde bir mizah barındır.

Faik Reşat mizahı şöyle tarif eder: “Her milletin edibi ve şairi, ciddi lisanla anlatamayacağı konuları mizah yoluyla anlatma yöntemini benimsemiştir. Nükteli sözler söyleyen kişinin yegane amacı, insanları güldürmek değildir. Unutmayalım ki her nüktenin, her zarif sözün altında bir de ders verme, ibret almaya sevk etme, mesaj gönderme gayesi vardır.”

Mizahın edebi bir tür mü yoksa bir tarz mı olduğu hep tartışılmıştır. Ben mizahın bir tarz olduğunu benimseyenlerdenim. Mizah hikâyede olursa mizahi hikâye olur, romanda olursa mizahi roman olur. Kısa hikâye şeklinde olursa fıkra olur. Şiirde olursa hiciv ve taşlama olur.

Yine mizah sanat, edebiyat, felsefe üçgeninde tartışma konusu olmuştur. Ben mizahı felsefeye yakın bulanlardan biriyim. Mizaha gülümseyen felsefe diyorum. Mizah içinde felsefi bir öz taşıyarak bizim düşünsel dünyamızı zenginleştirir, zihinsel esnekliğimizi sağlar.

Mizah yazarları yaşadıkları zamanda, mekândan ve insan ilişkilerinden etkilenirler. Mizah yaşanan çağın aynasıdır. Yaşanan döneme ait zorluklar, sıkıntılar, kaygılar mizahın perdesine komik şekilde yansır.

Ahmet Rasim’in mizahi bakış açısında; yaşadığı zaman, mekan ve kişilerin önemli rolü vardır. İçinde bulunduğu mekan, Beyoğlu meyhaneleri, Ada vapurları, Çamlıca kır kahveleri ve gazetelerin matbaalarıdır. Bu nedenle mizahında kent yaşamının, mahalle kültürünün ve kozmopolit yapının etkilerini görüyoruz. Yine zaman itibariyle yaşadığı dönem (Osmanlı’nın son dönemi ve savaşlar) toplumsal gerginliğin tavan yaptığı bir çağdır. Bu durumdan etkilenmiş ancak olumsuz etkiyi azaltmak için, siyasi çatışmalara doğrudan girmek yerine sokaktaki sıradan insanların, mahalleli kadınların ve külhanbeylerin mizahını yapmıştır.

Ahmet Rasim mizahı eleştirel olarak da kullanmıştır. Rasim, günlük yazılarında Nazır Hasan Rami’yi konu ediyormuş ve bu adı kısaltarak, “H. Rami”  şeklinde yazıyormuş. İkdam gazetesinin sahibi Ahmet Cevdet Bey bir gün Ahmet Rasim’e soruyor: “Hazret, Hasan Rami’yi neden H. Rami olarak yazıyorsun?” şöyle cevap verir: “A , Efendim, on parası yokken iki yılda Karun kadar zengin olan kimseye de harami denilmezse, başka kime denir?”

Ahmet Rasim’in hayatındaki komik anlardan kesitler sunarak onun mizah anlayışına ışık tutmak mümkündür.

Öncelikle Ahmet Rasim’in başından geçen olaylara verdiği tepkilere bakalım:

ERCÜMEND EKREM TALU VE “KALEM İZİ”

Gazeteci ve yazar Ercümend Ekrem Talu, Ahmet Rasim’in yanında çıraklık yaptığı yıllarda bir gün hevesle yazdığı uzun bir hikâyeyi üstadına okutur. Metni dikkatle inceleyen Ahmet Rasim, kâğıdı masaya bırakıp şöyle der:

“Ekrem evladım, maşallah kalemin su gibi akmış… Fakat ne yazık ki arkasında sadece ıslaklık bırakmış, hiçbir iz bırakmamış! Biraz da fikir kat ki kuruyunca zihinlerde kalsın.

NEYZEN TEVFİK VE “KAÇAN AKIL”

Neyzen Tevfik ile Ahmet Rasim hem içki masalarının hem de edebiyat aleminin iki ayrılmaz dostudur. Bir gün Neyzen, kafası hayli dumanlı bir halde Ahmet Rasim’e dert yanar:

“Üstad, bazen aklım başımdan öyle bir gidiyor ki nereye gittiğini ben bile bulamıyorum.”

Ahmet Rasim dostunun omzuna vurarak cevabı patlatır:

“Aman Tevfik, varsın gitsin! Seninki gibi bir akıl dışarıda çok fazla dolaşamaz, bakacağı yeri bulamayıp tıpış tıpış yine sana döner!”

BESTEKÂR TATYOS EFENDİ VE “MEYHANE HESABI”

Yakın dostu Bestekar Tatyos Efendi ile bir akşam meyhanede uzun uzun demlenirler. Gece sonunda garson hesabı Tatyos Efendi’ye getirir. Tatyos Efendi cebini arar ama parası çıkmaz ve mahcup bir şekilde Ahmet Rasim’e döner. Ahmet Rasim derhal garsonu çağırıp hesabı kapatır, ardından Tatyos Efendi’ye dönüp şöyle der:

“Tatyos, peşinen söyleyeyim; bu akşamki şarkıları sen besteledin ama en acıklı makamı ben ödedim!”

Ahmet Rasim’in kendi çevresinde nasıl göründüğü ile ilgili anekdotla da bize onun mizah anlayışı hakkında bilgi verir.

Halit Ziya Uşaklıgil’in Gözünden:

“MATBAA ÇALIŞANI GİBİ BİR YAZAR”

Edebiyat-ı Cedide’nin usta ismi Halit Ziya Uşaklıgil, Saray ve Ötesi ile hatıratlarında Ahmet Rasim’in çalışma temposuna hayranlığını dile getirir. Halit Ziya’nın aktardığına göre; Servet-i Fünuncular bir yazıyı günlerce süsleyip ince ince işlerken, Ahmet Rasim matbaa seslerinin, mürekkep kokusunun ve gürültünün tam ortasında bir sandalyeye oturur, sigarasından bir nefes çekip saatler içinde koca bir sütunu doldururdu. Halit Ziya onun bu hali için şöyle demiştir: “Bizler fildişi kulelerimizde yazı yazmaya çalışırken Rasim, matbaanın dökümhanesinde bile makale üretebilen bir yazı makinesi gibiydi.”

YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU VE MEYHANE DERSLERİ

Yakup Kadri, gençlik yıllarında Ahmet Rasim ile Beyoğlu ve Galata meyhanelerinde geçirdiği vakitleri anlatırken onun edebiyatçı kişiliğinin masada nasıl devleştiğine değinir. Bir akşam masadakiler genç yazarların fazla süslü ve Fransızca özentisi dilini eleştirirken Ahmet Rasim, Yakup Kadri’ye dönerek: “Bak evlat, edebiyatı Fransızca sözlükte değil, şu karşıda duran garsonun jargonunda, adanın balıkçısında arayacaksın. Halkın anlamadığı laf, meyhanede ödenmeyen veresiye defterine benzer; hiçbir değeri yoktur,” diyerek genç kuşak edebiyatçılara dil dersi vermiştir.

CENAP ŞAHABETTİN İLE DİL ATIŞMASI

Ağdalı ve sembolist diliyle bilinen Cenap Şahabettin ile halk dilini savunan Ahmet Rasim sık sık latife yaparlardı. Cenap Şahabettin bir gün Ahmet Rasim’in son derece sade ve günlük dille yazdığı bir makalesini okuduktan sonra, “Rasim Bey, maşallah yazılarınızı mahalle bakkalı bile rahatça anlayabilir!” diyerek iğneleyici bir iltifatta bulunur.

Ahmet Rasim hiç istifini bozmadan cevabı yapıştırır:

“Teşekkür ederim Cenap Beyefendi. Ne mutlu bana ki okuyucularım bakkallardır; zira sizin yazılarınızı anlamak için sadece eczacılar ve lügatçiler gerek!”

Ahmet Rasim’in sanatçı dışındaki kişilerle olan ilişkisi de mizah anlayışını ortaya koyan önemi ölçütlerdendir.

KÜLHANBEYİ VE “RACON” DERSİ

Ahmet Rasim bir akşam Galata taraflarında bir meyhanede otururken dönemin namlı külhanbeylerinden biri içeri girer. Adam masaları süzüp kabadayı tavırlarla Ahmet Rasim’in masasına yanaşır ve sert bir sesle sorar:

“Yazar efendi! Bizim hayatımızı yazıyorsun eyvallah da, bizi yazarken raconu tam tutturabiliyor musun bakayım?”

Ahmet Rasim hiç istifini bozmadan bardağından bir yudum alır ve şöyle der:

“Valla kabadayı efendi, raconu tutturup tutturamadığımı bilmem ama seni şu an öyle bir yazıyorum ki, okuyanlar kabadayılığı bırakıp mahalle imamı olmaya karar veriyor!”

Külhanbeyi bu hazırcevaplık karşısında gülmeyi engelleyemez ve “Aman üstad, bizi dinden imandan etme!” diyerek masaya ortak olur.

SEYYAR SATICININ FİYAT TARİFESİ

Ada vapurundan inip Heybeliada sokaklarında yürürken bir seyyar kavun satıcısına rastlar. Satıcı, yoldan geçenlere “Ateş pahası ama bal bunlar!” diye bağırarak kavun satmaktadır. Ahmet Rasim adama yaklaşıp kavunlardan birini eline alır:

“Ateş pahası diyorsun da hemşerim, bunun tadı gerçekten bal mı, yoksa cehennem ateşi gibi yakıyor mu?”

Satıcı yazarımızı tanıyıp cevabı yapıştırır:

“Rasim Beyciğim, senin yazıların gibi; baştan biraz yakar ama sonunu getirince tadından yenmez!” Ahmet Rasim bu lafın üzerine kavunu pazarlıksız satın alır.”

MEYHANE GARSONU VE “HİLELİ” KADEH

Gece geç saatlerde Beyoğlu’ndaki müdavimi olduğu meyhanelerden birinde demlenirken, garsonun sürekli rakı kadehlerine fazlaca su kattığını fark eder. Garsonu yanına çağırarak sitemini nükteyle dile getirir:

“Oğlum, maşallah sizin meyhanenin muslukları pek cömert ama bağları biraz fakir düşmüş galiba.”

Garson mahcup bir şekilde “Üstad, sağlığınızı düşündüğümden biraz sulandırıyorum,” deyince Ahmet Rasim cevabı patlatır:

“Evladım, benim sağlığımı düşüneceksen kadehe su katma; git dükkânın kirasına katkıda bulun, zira bu gidişle beni değil, meyhaneyi batıracaksın!”

KIR KAHVESİNDE BEKLEYEN MÜŞTERİ

Bir yaz günü Çamlıca’daki bir kır kahvesinde otururken, yan masadaki adam kahveciye sürekli bağırıp çağırmaktadır: “Kahve nerede kaldı? Garson öldün mü?”

Ortamın huzurunun kaçtığını gören Ahmet Rasim adama döner ve sakince şöyle der:

“Beyefendi, hiddetlenmeyin. Kahveci ölmedi, sadece kahve çekirdeklerini Brezilya’dan getirtmek için yola çıktı. Birazdan limana yanaşır, kahveniz pişer!”

Kahvedekiler kahkahayı basınca, adam mahcubiyetinden sesini kesmek zorunda kalır.

Doğu insanı genelde hayata mizah gözüyle bakar. Ahmet Rasim nüktedan biridir. Zekâ eseri olan nükteye ve zarif söze büyük önem vermiştir. Toplumsal konuları sorunları mizah yoluyla gündeme taşımıştır. Yönetimler ince bir dille eleştirilmiştir. Diğer yandan Rasim’in sokaktaki sıradan anları birer hikâyeye ve mizahi tespite dönüştürme yeteneği oldukça güçlüdür. Yazılarını yıkıcı olmayan, hoşgörülü, sohbet havasında ve halk diliyle kaleme almıştır. Günümüzün gözleme dayalı modern mizah anlayışının ilk sağlam temellerini atmıştır. Kitapları mizahla ilgilenenler için zengin bir kaynaktır.